T.C. YÜZÜNCÜ YIL ÜNİVERSİTESİ

İLAHİYAT FAKÜLTESİ

16. TEMEL İSLÁM BİLİMLERİ TASAVVUF BİLİM DALI

   

ŞEYH GALİP KUŞÇUOĞLU’NUN

HAYATI VE TASAVVUFİ GÖRÜŞLERİ

 

Lisans Tezi Danışmanı

Yrd. Doç. Dr. Abdülhakim YÜCE

 

 Hazırlayan

İsa YALÇİ

  VAN - 1997

 

 İÇİNDEKİLER

 

 

Teşekkür

Önsöz

Giriş


I.  BÖLÜM

 

1. Hayatı

1.1. İsmi Mahlası 

1.2. Doğum Yeri ve Tarihi 

1.3.  Ailesi 

1.4. Tarikatı ve Silsilesi 

1.5. Silsilesi 

1.6.  Külliyesinde Bulunan Eserler 

1.7. Yapıtları  

 

II.  BÖLÜM

 

2. Galip Hasan Kuşçuoğlu’nun Sohbetlerinde İşaret Ettiği Noktalardan Alıntılar

2.1.      Lailahe İllallah ve Sırrı

2.1.1.   Hikmet ve Marifet

2.1.2.   Emr-i Bi’l-maruf Nehy-i ani’l- Münker

2.1.3.   Felsefe ve Tasavvuf İlişkisi

2.2.      İslamiyet Doktrindir

2.2.1.   İslamda İlim, İrfan ve Yargı Sistemi

2.2.2.   İslamda Zorluk, Mücadele ve İleriye Yönelik Yargı Sistemi 

2.2.2.1. Dinde Yaşam Standardı

2.2.3.    Evliya, Dost Manası ve Zi-Şuur Kişiden Teşbihatlar

2.2.3.1. Tasavvufun Mana ve Teşhibi

2.3.       Din ve Dinde Terakkiyet

2.3.1.    Din Terakkiyettir

2.3.1.1. Hikmet ve Marifetullah’ın Anlaşılması

2.3.2.     Mehdi, Resul İnanışı ve Çeşitli Taltif ve Tevibler

2.3.3.     İslamda Hurafılar

2.3.4.     Cihad

2.3.5.     Evliya, Dost ve Sultanın Lugatçası

2.3.6.     İnsanı Tanıtan Yaradılışla İlgili Ayetler ve Mana

2.3.7.     Allah’a İtaat

2.3.7.1.  Şeriat-ı Garra

2.3.7.2.  Nikahlananlar ve Nikahlanmayan Kadınlar

2.3.7.3.  Kadının İslamda Fazileti ve Dereceleri

2.3.7.3.1. İrade Hürriyeti

2.3.7.3.1.1. Sosyal Düzen

2.4.       Mezkur Ayetlerin İzahı ve İfade Şekli

2.4.1.    Evliyayı İnkar

2.4.2.    Rasul’e Teba

2.4.3.     Allah’ı Bilmek

2.4.4.    Ölüm

2.5.       İlim

2.5.1.    Dıraset İlmi ve Veraset İlmi

2.5.1.1. İlimde Ruhsatın Ölçüsü

2.5.2.    Allah Dostlarına Verilen Değer

2.5.2.1. İlahi Aşk ve Beklenenler

2.5.3.    İmanın Gaybiyeti Derecesi

2.5.4.    Lutuf ve Hikmeti İhsaniye

2.5.5.    Bir İnsan Anatomisi ve İnsanın Yaratanla İlişkisi

2.5.6.    Dine Davet ve Metodolojisi

2.5.6.1.  Çizmenin Boyutu Mana Alemi

2.5.6.2.  Dinde Zorlama

2.5.6.3.  Adalet

2.5.6.4.  Ölçü

2.5.6.5.  İtikad

2.6.       İslamiyet Doktrin midir?

2.6.1.     La ilahe İllallah’ın Sırr-ı Kademi

2.6.2.     Her şey Rıza-yı İlahiye’nin Emrindedir

2.6.3.     İslamın İnsana Bakış Açısı

2.6.4.     Şirk

2.6.5.     Evliya ve Veli’nin Farkı

2.6.6.     Tarikat  ve Mana

2.6.7.     Evliyalık Makamı (Mü’minin Aynasıdır)

2.6.8.     Allah İçin Biat Edilenler

2.6.8.1.  İstihare

2.7.        Tarikat ve Buhran

2.7.1.     Burhan ve Trans

2.8.        Cuma Namazı ve Zuhr-ı Ahir

2.8.1.     Tarihçesi ve Mezheblerin Bakış Açısı

2.9.        Nur-i Muhammedi Rahmet-i İlahi’nin İsmidir

2.9.1.     Fırka-yı Naciye

2.9.2.     Şeyhi Olmayanın Şeyhi?

2.10.      Bir Olan Allah’ın İradesine Bağlanmak İslamiyet’tir

2.10.1.   Toplu Bakış

2.11.      Günlük Virdleri

2.11.1.   Mezkur Duaları

2.11.2.   Mezkur Tesbihatları

 

III. BÖLÜM

 

Medya Mensuplarının Tarikata bakışı, Gözlemleri ve Hacı Galip Efendi’nin
Medyayı Bilinçlendirici Demeçleri ve Görüntüleri (Basından Alıntılar)

Sonuç

Bibliyografya

  

 

KISALTMALAR

 

 

( a.g.e. )         Adı geçen eser

( h.k.)              Hakkında

( B.k. z.)          Bakınız

( H )                Hicri

( M )                Miladi

( Hz. )              Hazreti

( c.c. )             Celle Celaluhu

( a.s. )             Aleyhisselam

( r.a. )              Radiyallahu Anh

( c )                 Cilt

( b )                 bin (ibn)

( s.a.v. )          Sallallahu Aleyhi Vesselem

( s / sf )           Sayfa

( vb. )              Ve benzeri

( M.Ö.)            Milattan önce

( M.S. )           Milattan sonra

( a. g. )            Aşağıdaki gibi

 

 

 

TEŞEKKÜR

 

En genel manada “ Kur’an ahlakıyla ahlaklanmak” diyebileceğimiz tasavvuf, insanın özüyle sözünün bir, kalbi ve kalıbıyla Allah’a tam kul olma uğraşının yoludur.

Bir de yolun uluları vardır ki, onlar Allah’ın dostlarıdır. Onlar madde ile mana, duygu ile davranış arasında ahenk kurmuş, bütünlüğe erişmiş ve gerçek manada tevhidi gerçekleştirmiş olan kişilerdir:Evliyalardır.
 

Onlar, yüzlerine bakıldığında –insanlar Allah’ı görmedikleri için hatırlamazlar- gönüllerde bir kıpırtı uyandıran Allah dostlarıdır. Biz de bu tez çalışmamızda böyle bir Allah dostu olan Galip Kuşçuoğlu Hoca Efendi’nin hayatı ve görüşlerini  incelemeye çalıştık. Çalışmamızı bizzat Galip Efendi’nin meskun bulunduğu ile defalarca giderek, kendileriyle, hizmetinde bulunanlarla görüşerek ve kitaplarından yararlanmak suretiyle yapmaya çalıştık.
 

Bu çalışmayı yapmama beni teşvik eden kıymetli hocam Doç. Dr. Abdülhakim YÜCE’ye şükranlarımı sunarım. Ayrıca bu çalışmamızdaki katkılarından dolayı, üstadımız Şeyh Galip Hasan Kuşçuoğlu’na da hassaten şükranlarımı sunarım.
 

Çalışmamızın hayırlara vesile olmasını Allah’tan niyaz eder ve bu şekilde çalışma yapan, Allah dostlarını konu alıp aydınlatan bütün kardeşlerime, Allah’tan büyük yardım ve muvaffak olmalarını temenni ederken, bu işin bilinçli bir şekilde yapılıp sevabının bütün mü’min kardeşlerimize infakını Yüce Allah’tan niyaz ederim.

   

ÖNSÖZ

 

Genel olarak, “Kur’an ahlakıyla ahlaklanmak”, görünende gizli olan gerçek bilgiye erişmek şeklinde tanımlanabilen tasavvuf, İslam olan insanların özü ve sözüyle bir, kalbi ve kalıbıyla Allah’a tam kul olabilme uğraşını temel alan öğretimin adıdır.
 

Tasavvuf  bilgisini ve yaşayışını kendinde toplamış olan ulular vardır ki –evliyalar- , onlar halk arasında Allah dostları olarak bilinirler. Onlar, madde, mana, duygu-davranış arasında orta yolu bularak dengeyi kurmuş insanlardır. Yüzlerine bakıldığında, gönüllerde uyandırdığı ve halk arasında “doğruyu bulmak” şeklinde tanımlanan kıpırtı sebebi ile itibar edilen kişilerdir. Onlar, evliyalardır.
 

Biri de İslam bilgisi ve yaşam hızına bu denli önem katkıları olabilecek bu  insanların savunduğu fikirleri ve önerdiği yaşam biçimlerini gerçek kaynağından incelemek istedik. Bu amaçla ulaşım, görüşme ve kabul açısından en rahat olabilen Sayın Galip Hasan Kuşçuoğlu ile bu çalışmayı gerçekleştirdik.
 

Çalışmamız, Galip Efendi’nin ikametgahında dinlediğimiz görüşleri, kendisine tabi’ olan insanların görüş ve yaşam biçimleri üzerindeki gözlemlerin ve o gruba ait kitaplardan edindiğimiz bilgilere dayanılarak hazırlanmıştır.
 

Amacımız, bir şahsın fikirlerini veya yaşantısını vermek veya  yücveltmek değil, tasavvuf öğretisi içerisindeki yeri ile, ilgili şahsın temsil ettiği ekolün yüzyılımızda aldığı anlamı bulmaktır.

  

GİRİŞ

 

Kardeşlik, hoşgörü, sevecenlik istiyorsak-ki mecburuz, şu özetlediğimiz nizam-ı İlahî’ye dikkat edelim:

1.Tefsir ve meallerde umumiyetle evliya karşılığı olarak dost denilmiştir. Evliyanın anlamını hiçbir zaman dost kelamı, bazı ayetlerin anlamını tamamı ile değiştirerek şeriat-ı Muhammediye’ye ve bütün semavi dinleri düşman etmişlerdir.[1]
 

2. İslamiyet Doktrin’dir. Her semavi din İslamiyet’tir. Lugat manası: Bir olan, eşi, şeriki, naziri olmayan Allah’ın iradesine bağlanmaktır.  Kelime olarak ifadesi “La ilahe illallah’tır; Allah’tan başka ilah yoktur, illa Allah vardır.” diyen kişi, beşer ölçüsüne göre müslümandır. Anlamın yaşıyorsa, ölçü Allah’a mahsus olup, mü’mindir. “Size din olarak ;İslam’ı seçtim, size dininizi tamamladım.”tebliği umumidir. Bütün semavi dinleri kapsar.
 

3. Sonra gelen semavi din, evvel gelen dini iptal etmez. Gerçek budur. Hazret-i Allah’ın Kur’an-ı Azimü’ş-Şan’da beyanı budur. Bunun dışındaki düşünceler imanla bağdaşmadığı gibi, düşmanlıktan başka bir şey getirmez ve bütün semavi dinlerde düşmanlık buradan gelmiştir. Hristiyan alemini de engizisyona sürükleyen ve Haçlı Seferleri’nin de çıkmasına sebep olan, sonraki gelen dinleri kabul etmemekten doğmuştur. Şer’î hükümler insanların kemalatına göre tanzim edilmiştir. Allah’ın elçileri vasıtasıyla tebliğ edilmiştir. Elçilerinde ayrılık yoktur. Hazret-i Allah’ın Kur’an-ı Azimü’ş-Şan’da buyurduğu: “Evvelki gelenleri tasdik, sonraki gelecekleri de müjdeleyici olarak gönderdik.” Buyurdu. Hazret-i Allah, öyle ise bu düşmanlık ve ayrılık niye?
 

4. Nur-ı Muhammedi rahmet-i İlahi’nin ismi olup, dünyanın kuruluşundan, kıyamete kadar geçerli olan, Allah’ın elçilerine bahşedilen rahmet-i İlahi’nin ismidir. Levlake levlak Lema halektü’l eflak hitabının anlamı budur. “Sen olmasaydın habibim eflakı yaratmazdım.”  Yaradılışın sırrı nur-ı Muhammedi olup, peygamber efendilerimizde zuhur ettiği gibi varislerinde, evliyaullahta ve velilerde, mü’minlerde zuhur eden rahmet-i İlahi’nin ismidir. Kıyanete kadar devam edecektir. Aksini düşünmek Allah’ın adaletine ters düşer. Semavi dinler arasında dostluğa helal getirir.
 

5. “La ilahe illallah” diyen, “Allah’tan başka ilah yoktur, illa Allah vardır” diyen kişi, hangi dinden olursa olsun, aynı manayı lisanen söylüyorsa müslümandır, kardeşimizdir, “Kanı, katli haramdır.” buyurdu. Hazret-i Resulullah (s.a.v.) Efendimiz  Veda Hutbesi’nde şöyle buyurdu: “İnsanlar La ilahe illallah deyinceye kadar onlarla cihad etmek üzere emrolundum. Onlar bunu söyledikleri zaman kanları ve mallarını korumuş olurlar. Hesapları ise Allah’a aittir.”hükmü, semavi dinlerin ihtiva ettiği hükümdür. Bunları düzeltmedikçe ve imanımız bu türlü naeşv ü nema bulmadıkça, esaslarını tahrif ederek bir yere varamayız. İmanın altı şartı olan Amentü’nün de anlamı budur. Allahu Teala Vetekaddes Hazretleri kullarını affetmek için bahaneler halketmiştir.
 

De ki; Ey kendi nefisleri aleyhinde haddi aşan kullarım. Allah’ın rahmetinde ümit kesmeyin. Çünkü Allah (c.c.) bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayan ve çok esirgeyendir.[2]
 

Allah’ın rahmetine en büyük vesile dünyadır. “ Biz arza nice nice ayetler indirdik.”hükm-ü İlahi’yi iyi anla, okumaya çalış. Yoksa kardeşlik, hoşgörü, kelime oyunlarından öte gitmeyip gülünçtür. Hazret-i Kur’an, bunu ihtiva ediyor. Gerek arzdaki, gerekse yaşantımızdaki ayetleri görüp okuyabiliyorsak, Allah’ın rahmet sıfatını az da olsa zuhurunu müşahede eder, merhamet-i İlahi dışında bir şey düşünemeyiz. Kardeşlik ve hoşgörüden başka bir şey zuhur etmez. Bu zuhuratın zevkini alan kişi, kimseye kafir gavur diyemez.
 

Allah’ın kanunları hiçbir zaman medeniyete, teknolojiye karşı değildir. En güzel şeyler Allah’ın tertibidir. her şeyi halkeden Allahu Zü’l-Celal Vetekaddes Hazretleri’dir. Yegane hâlık Allah’tır(c.c.).

 

 

 

I. BÖLÜM
 

  1. Hayatı:

1.1.   İsmi, Mahlası:

Araştırmamıza hayatı, eserleri ve görüşlerini konu edindiğimiz kişi, Galip Hasan Kuşçuoğlu Hz.’dir. Galip Hasan Kuşçuoğlu Hz. “Sadi Şirazi II” ismin kullanmaktadır. İkinci Şeyh Sadi Şirazi ismi Peygamberimiz (s.a.v. ) tarafından ma’nen  verilmiştir.

 

1.2.   Doğum Yeri ve Tarihi:

27 Mart 1921 ( H. 1337 ) de Çorum’da Üçdutlar mahallesi Osmancık Cad. 70 nu.’lı evde dünyaya geldi.

 

1.3.   Ailesi:

Babası H. Hasan Kuşçuoğlu olup 2 tane de kardeşi bulunmaktadır. Bunlardan biri vefat edip diğeri hayattadır. Çocukluğu, yetişmesi ve tahsili Çorum ve samsun’da geçti. Ortaokul 2. sınıftan ayrılıp sanatla meşgul oldu. 1939 yılında askere gitmeden evvel evlendi. Şeyh Galip Efendi, 6 kız, 1 erkek evlat babasıdır. Dört kızı ve bir oğlu hayattadır. Daha sonra Ankara’ya 1948’de Çankırı’dan geldi. Çankırı’da istasyon binası ve lojmanlarının vb. yerlerin müteahhitliğinde bulundu.
 

1969 yılında Ankara Hüseyin Gazi’de Ekin mahallesinde caminin arsaları alınmıştır. (Hüseyin Gazi mekanının isimlenmesi: Hüseyin Gazi Dağı’nın eteğinde yaşayan Hüseyin Bey Hazretleri, Resulullah’ın soyundan olup Hz. Ali’nin soyundan ve Horasan erlerinden.  Abbasiler döneminde Ankara’ya gelmiş, bu tepede medfun olup, Seyyid Battal Gazi’nin babasıdır. ) Buraya kendi gözetiminde dervişleri tarafından evler yapıldı. Bugünkü mahalle oluşturuldu. Evvela mescid olarak kullanılan, Ankara’da Kocatepe Camii’nden sonra en büyük cami olan, külliye olarak yapılan 1974’te başlayıp 1979’da bitirilen, planın ve yapı kullanımını bizzat kendi tasarladığı “Tevhid Camii” yaptırıldı. Daha sonraları ise iki defa genişletilmiştir.

 

1.4.   Tarikatı ve Silsilesi:

 Çocukluğunda tasavvufa meyillenme dönemi başlamıştır. Babası ve dedesi Nakşi dervişidir. Amcası Şeyh Bekir Kuşçuoğlu da Nakşi ve Mevlevi meşayıhındandır. 1950’de Maraşlı Mustafa Yardımedici’ye intisab etti.

Şeyhi: Hacı Mustafa Yardımedici.

Şeyhinin Şeyhi: Maraş Fatihi Ali Sezai Kurtaran Efendi’dir. Ayrıca Diyanet’in çevirdiği “Sahibini Arayan Madalya” filmi de Ali Sezai Efendi’yi konu edinmiştir.

 

1.5.   Silsilesi:

Kadiri ve Rufai kökünden olup kayın pederi Çorumlu Hacı Mustafa Efendi’dir. Kendisi de Fatih devrinin ünlü alimi Ali Kuşçu da Hz. Ömer (r.a.) ve anne tarafından da Hz. Ali (r.a.)’nin soyundandır.

 

1.6.   Külliyesinde Bulunan Eserler:

Devrinin büyük alimlerinden olan Hasan Basri Çantay’ın, Ömer Nasuhi Bilmen’in eserleri mevcut olup tasavvufi alanda da Abdulkadir Geylani ve Ahmede’l-Kebir Rufai’nin tüm eserleri bulunmaktadır. Biz külliyesinden kısa olarak bahsetmiş bulunmaktayız. Aslen kendisi teknoloji ve hikmet hayranı olup, “Hikmet  mü’minin yitik malıdır, nerede bulursa alsın. Kainattaki bütün nesneler ve icat olunanlar Allah’ın birer hikmetidir. Allah Resulü de sanatı sever ve sanatta söz sahibi idi.”der. Galip Efendi halen 78 yaşında olup çalışmaktadır. Çalışmayı sever ve kimseye yük olmayı kabul etmez. Kendisi Kadiri ve Rufai tarikatından icazetli olup, sultan Reşat’tan Ali Sezai Efendi’nin işareti ile kendisine Galibi’den kol verilmiştir. Şu anda Galibi kolu olmak üzere  üç tane icazet sahibidir.

 

1.7.   Yapıtları:

Galip Efendi’nin Türkiye’nin hemen hemen çoğu ilinde ihvanı bulunmakta ve 48 ilde ise zikir halakaları kurulmaktadır. Bunların en büyükleri Ankara merkez olmakla birlikte, İstanbul, Çorum, Kahramanmaraş, Adana, Antalya, Kütahya, Gaziantep, vd. iller bulunmaktadır.
 

Hacı Galip Efendi yardımı çok seven ve Alevi-Sünni ayırd etmeden muhtaç olanlara yardım amacıyla vakıflar inşa etmiştir. Zaten insanlar arasında fark görmemesini şuradan anlayabilmemiz çok doğaldır. Kendi bulunduğu mekan itibarıyla Alevi bir semt olan Ankara’nın Hüseyin Gazi semtine yerleşmiştir.
 

Vakıf olarak öğrencilere yurtlar  kanalıyla yardım eder. İlim yapana ve öğrenmek isteyene sahip çıkan birisidir. Ankara’nın en büyük Tevhid Vakfı’nı inşa etmiş ve çoğu illerde de bunu yaygın hale getirmiştir. İslam’ın mütevazi ve insanların ona ihtiyacının fazla olduğunu ve nefret ettirilmemesini şiar edinip  Antalya sahillerinde bir cami yaptırdığından anlıyoruz.

 

II. BÖLÜM
 

  1. Galip Hasan Kuşçuoğlu’nun Sohbetlerinde İşaret ettiği Noktalarda Alıntılar

2.1. La İlahe İlallah ve Sırrı
 

2.1.1. Hikmet ve Marifet

 

Yazar değilim; kelime hataları, harf hataları, yazı usulü diye eleştiri yapmaya kalkışma; manaya dikkat et. Maksadım tarikat eleştirmesi, propagandası değil; “Hakk’ın rızkından yeyin” ayet-i kerimesini “ ekmek” anladık. Gördüm ki, hikmet ve marifetmiş bu rızk. Tertib-i ve tanzim-i İlahi’yi arzu ederek yaşamakla, takdir-i İlahi kadar nasibini alırsın. Bu hususta akılla fazla alışverişe girme; yani aklı tatmin etmek onun davası değildir. Senelerdir sohbetlerim devam eder. Teyp bantlarında, video kasetlerinde, gazete ve dergilerde mülakatım, hakkımda yazılmış yazılar ve pek çok televizyon kanalında sohbetlerim, mülakatlarım var. “İslamiyet; demokrasi ve Cumhuriyet’le, teknoloji, laiklik ve zamanın medeniyeti ile bağdaşmaz.”diyenlere yanıldıklarını göstermeye çalışıyorum. Yanıldıklarını, İslami kuralları örnek göstererek Peygamber Efendimiz’e lutfedilip bizlere yol gösterecek olan tertib-i tanzim-i İlahi. ( Kur’an’daki verilen ismi telaffuz etmeye çekiniyorum.) Zira istismar edildi, aydın kesimi dışladık. Bizim gibi düşünmeyenleri, “Muhammedu’r-Resulullah” demeyenleri istediği kadar Allah’a inanmış olsun, ehl-i kitap olsun, bizim ölçümüz kafir gavur dedik. Dini kuralları daima bu ölçü ile ölçtük. Türkiye’de bu ölçü biraz azalmış gibi görünse de hala geçerli olan bu zihniyetten dünya nasıl kurtulacak? Bütün semavi dinler aynı hastalığın tarih boyu sancısını çekmişler ve hala çekiyorlar. İşin aslı elbette bu değil. “Allah’tan başka ilah yoktur, illa Allah vardır.” Diyen ehl-i iman, ehl-i İslam kardeşimizdir.

Çok çok özür dilerim, Allah’a inanan kardeşlerimizden. Hazret-i Allah bizleri affetsin. Bu asil, necip milletin Hazret-i Resululllah (Sallallahu Aleyhi Vessellem) Efendimiz’in  ümmetinin yeri uşaklık değil, efendiliktir. “Her ne kılmışsa adalattir Cenab-ı Kibriya. Her kazaya her belaya kıl rıza, Allah Kerim.” Yaşantılarımızı, insanlara karşı tutumlarımızı, Allah’ın merhamet sıfatının nefsimizde zuhur etmesini tazarru ve niyaz edelim ki, rabbimiz ihsan etsin. Bu isteğe lisanla başlanır; ama hâle dönüşmedikçe isteğin muallakta kalır. Yer ehline merhamet et ki, gök ehli de sana merhamet etsin. 21 Ağustos 1995 pazartesi günü Şanlıurfa’da dergahın camisinde arzu üzerine zikir halakası tanzim ederek toplu halde Allah’ı zikrettik, sohbet istedileri mahalli televizyonda çekim yaptılar, başka bir kanal da mülakat yaptılar. O gece erken saatlerde iki kanalda da yayınlandı. Aydın kesim, ileriyi görenler iyi karşıladılar. Güneydoğu gazetesi sitayişle bahsetti gelişimizden. Maalesef konuşmamızdan gerçekleri kabul edemeyen ilim sahibi hoca efendiler, bu abd-i acizin kardeşlik, hoşgörü ve kimseyi hakir görmemek “La ilahe illallah”diyen  müslümandır, kanı, katli haramdır. Peygamber Efendimiz böyle tebliğ ettiler. Hazret-i Kur’an bunu ihtiva ediyor. Tertib-i tanzim-i İlahi olan şu alem, birlik, beraberlik, tesanüt ve kardeşliği her gün bariz sergilerken hâlâ insanlardaki cehalet, nefs-i emareden zevk alışları, kelime oyunları ile başardığını zannedenler görmezler mi ki şeriat-ı Muhammedi’nin kardeşlik ve hoşgörünün çok çok toleranslı olduğunu niçin kabul edemiyorlar. Hüküm Allah’ındır.

  

2.1.2. Emr-i Bi’l-Maruf Nehy-i Ani’l Münker
 

Anlamı, insanlara iyilikle emredip, kötülüklerden uzaklaştırmaya çalışmaktır. Bilgin müsaitse, hoşgörülü olabiliyorsan rahmet ve merhamet sıfatın iç aleminde duyacak kadar duygulu isen, insanlığa ve insanlara karşı hıncın yok ise kişiyi ruhen Allah’tan uzaklaştıran, daima korkutucu değilsen, lütfen Allah rızası için vazifeni yap. İlmin, kevni hakikat –ki madde aleminden ileriye gitmiyorsa korkutmaktan başka sermaye bulamadığın gibi aklı öne alır, nakle yan bakarsan, şunu iyi bilesin ki dünya görüşü müsait olup manasını arayan insanları korkutucu tutumunla kişinin maddesini yaklaştırmış gibi olursan da; ruhen korktuğu şeyden kaçar; insan yapısı budur. Hazret-i Peygamber  (s.a.v.) Efendimiz buyurdular ki: “ Siz Allah’tan nasıl korkmak lazımsa öyle korkunuz.” Men aref sırrını öğreniniz. Öğrenmen için bir Varisü’n Nebi, Nedim-i İlahi –ki Hazret-i Allah evliya diye Kur’an-ı Azimü’ş Şan’ın çok yerinde beyan ederken, her ne sebepten dışlanmış, yerine mana ile ilgisi olmayan kelamlar kullanılarak tasavvufu anlamsız hale getirmişler. Lüzum ettiği zaman felsefeye kaçmışlar.
 

2.1.3. Felsefe ve Tasavvuf Çelişkisi
 

Felsefe, tasavvuf değildir. Felsefe akıldan öteye gitmeyip, son durağı akıldır ve maddedir. Buraya kadar “kevn” diye ifade olunur. Tasavvuf ise naklin yaşanmasıdır, manadır, ihlas, verâ, takvadır. Bütün semavi dinler için geçerlidir. En mütekamil olan Şeriat-ı Muhammedi’yi niçin yaşanmayacak hale getirmişler? Allahu Teala Vetekaddes Hazretleri’nin af u mağfiretine, sonsuz rahmetine güveniyoruz. Bizlerin aczini iyi bilen Rabbim, ona göre lutf u ihsanını beşeri ölçüleriyle değil, rahmeti ile ihsan etmiş elhamdülillah. Peygamber Efendimiz olsun, varisleri olsun, sakın ilahlaştırma, Gayretullah’a dokunursun, hepsi acizdir. Allah’ın kullarıdır, vazifeleri itibarıyla örnektirler. Yaşıyoruz inşallah. Peygamber Efendilerimiz masumdurlar, yaratılışları günah işlemeye müsait değildir. Peygamber Efendilerimiz’in varisleri olan evliyalar masum değillerdir. Onlar da günah işlemeye müsaitdirler. İmanları nisbetinde nefislerini haramdan korurlar. “Bî-kılavuz kim varır Allah’ına reh-nümâsı olmayınca evliya” Bilen bir kılavuz olmadan tertib-i tanzim-i İlahi ;ki evliyadır. İnsan hayatını bu tertibin dışında mütealâ etmek, arısı olmayan boş kovandan bal beklemeye benzer. Katılaşmıyorum, bu abd-i aciz, vazifem olduğu için anlatmaya çalışıyorum. 

Şanlıurfa’da bulunduğumuz günün gecesi bağ evinde davetliydik. Akşam yemeğini orada yiyecektik. Yemeği yedik, beş hoca efendi ve taraf-ı mücahit efendiler bizden hesap sormaya gelmişler. “La ilahe illallah “deyip de “Muhammeden Resulullah” demeyene nasıl kardeşim dersin? Nasıl cennete girer bunlar? Ayet-i kerime hükmüne göre: “Siz Yahudileri ve Hristiyanları dost edinmeyin.”
[3] buyuruyor Hazret-i Allah. Sen nasıl ferahlık veriyorsun? “Bunların hepsi kafir ve gavurdur.” dediler.  Bu Hakk’a dair hadis-i şeriflerden naklettik. Kur’an’da serahaten bahsedilirken, hadis-i şerifleri dinlemeyeceklerini söylediler. Diyanet’ten bahsetmek istedim, onları da aynı gördüklerini beyan edince anladım ki, din mücahitlerinin ne maksatla geldiklerini. Bizim de yiğit, cengaver arkadaşlarımız vardır. Garipdik, eyvallah dedik, alttan aldık, Köroğlu’nun prensibini uyguladık. “Yiğitlik ondur, dokuzu kaçmaktır.” Biz bu dokuzu uyguladık. İnanan, akl-ı selim insanlara ibret olsun diye anlatıyorum.  Allah korusun, cehaletten öteye gitmeyen bu hallere düşmüş alim geçinen kardeşlerimiz bu kadar değil, binlerle ifade edilir. Suçlayamıyorum. Bu türlü ilm-i kelam ve ilm-i fıkıhtan ileri gitmeyen ilim sahipleri bazı ehl-i tasavvuf geçinen kalıplaşmış ve katılaşmış kurallardan kurtulamayıp daha katı davranmakla daha çok derece alacağını zannedenler, Allah’ın sonsuz rahmetinden samimiyetleri kadar şahsen istifade ederler. Fakat, taraf-ı etraflarını çağ dışı tutumları ile ileriye götürmeleri mümkün değildir. Çağı idrak ederek daima ileriye bakan ve gören ehl-i tasavvufu tenzih eder. Allah cümlesinden razı olsun, derim. Evvela yapılacak, dışta, içte düşmanlıkları önlemek için Hazret-i Kur’an’ın manasını anlayarak her sahada yetişmiş elemanların ilim ve meziyetlerinden istifade ederek kimsenin tesirine kapılamayarak çağın anlayacağı gibi meal ve tefsir yapılsın inşallah.

 

2.2.   İslamiyet Doktrindir, Bütün Semavi Dinler İslamiyet’tir
 

2.2.1. İslam’da İlim, İrfan ve Yargı Sistemi
 

Şu esası ihmal etmeyelim. Şöyle ki: “Semavi bir din gelince evvelki  iptal olur” zihniyetini değiştirelim. Zira, hakikate uygun olmayan, din düşmanlığının başlıca nedeni, bu gerçeği idrak edemediğimizdendir.  Bütün semavi dinler İslamiyet’tir. Peygamber Efendilerimiz, İslam’ı tebliğ için vazifelendirildiler. “ Bir olan Allah’ın iradesine bağlanmak İslamiyet’tir.” olduğuna göre,  İslamiyet doktrin olup, Hazret-i Kur’an’da da İslamiyet’in anlamı bufur.  Bütün Peygamber Efendilerimiz’de tecelli eden nur, Nur-ı Muhammedi’dir. “Sen olmasaydın habibim, eflakı yaratmazdım.” hitabı bütün Peygamber Efendilerimiz’e şamildir. Maide 51’den başlayarak “Benim mantığım kabul etmiyor.”diye evliyayı, tasavvufu, mezhebi, meşrebi dışlama. Ehl-i kitaba karşı tavrını değiştir. Ehl-i iman nedir? Ehl-i İslam nedir? Anlat, bir şeye mahluk gözü ile bakarsan o, mahluk olur.  Hak gözü ile bak ki, bî-şek nur-ı Yezdan olur. Hayırların zuhuruna Yezdan denir.
 

Bir şair de bu mevzuda şöyle diyor:

Maide Suresi, ayet elli bir,

Ah bir anlaşılsa kardeşlik gelir.

Düşmanlıklar kalkar, tüm buzlar erir,

Bombayı patlatan şeyhimi buldum.
 

                  Ayette “Dost”  yok...”Evliya” vardır.

                  Bunu anlamazsak mana çok dardır.

                  Yüzeyde kalırsak dine zarardır.

                  Bu ayeti çözen şeyhimi buldum.

 

Ayet “Dost” demiyor, bilelim gayrı,

Evliya deyince mana apayrı.

Her bir millet için evliya ayrı,

Evliyayı bulan şeyhimi buldum.

 

                  Dinde tekamül var, geri dönüş yok,

                  Evliya her zaman, her millette çok.

                  Altınla gümüşü pek fark eden yok,

                  Bu farkı fark eden şeyhimi buldum.

 

“Bizi ta’n eyleyen erbab-ı zahir”

Cihad-ı ekberle olunur tahir.

Varisü’l Enbiya bu yolda mahir,

Vahdeti bulduran şeyhimi buldum.

 

Tasavvufun ne olduğu soruldu Cüneyd-i Bağdadî Hazretleri’ne. Buyurdular ki: “Amelini bozmak istemezsen emir ve nehyin, hakikatin derinliklerini araştırmaya kalkışma. Her davayı çözmeye âdem muktedir yaratılmamış. Zahir ile amel et, bu sana yeter.” Kendine göre mana ve tevillere sapmayasın ve günaha girmeyesin. Halık-ı Zü’l Celal, “O müttaki kullarım gabya iman ederler.” buyurdu.  “Ey kaba sofi, yoluna git, bana hakikatı anlatmaya kalkma. Bu kainatın esrarı bizim gönlümüzde kapalıdır. Hep öyle kalacaktır.” diyen Hafız Şirazî,  Allah’ın sonsuz rahmetinden habersiz kaba sofuyu ve rindan olan şahsını dile getiriyor.  Peygamber Efendilerimiz’in ve varisleri olan evliyaullahda zuhuru görülen manevi hallerin kendisinde de zuhur ettiğini iddia eden, şeytanın oyuncağı olan gafil, Allah yoluna hizmet ediyorum zannı ile tahribat yapar. Urfa’da örneğini verdiğim hadiseyi küçümseme. Kimseyi suçlamıyoruz. Herkes kendi inancında o kadar enaniyete düşmüş ki, başkalarının inancına hak tanımadığı  gibi, tecavüzkar olmayı cihat zannediyor. Allah’a inanan, kültürü müsait olup da inanmıyorum demeyi medeniyet zanneden Allah’ın kulları, bir daha bu fırsat ele geçmez. Uyanın, kurtuluş, ililm, irfaniyet, medeniyettir. Cehalet, her zaman patlak verebilir, yasaklarla önleyemezsin. Ferden kimseyi suçlayamazsın. Bugün cemiyet olarak buyuz Rabb’im, bu felaketlerden muhafaza buyursun. Amin. Veselamün ale’l mürselin.

 

2.2.2. İslam’da Zorluk, Mücadele ve İleriye Yönelik İrade

 

Lanetlenmiş, huzurdan kovulmuş şeytanın şerrinden Rabb’ime sığınırım. Sözlerime Rahmen ve Rahim olan Allah’ın adıyla başlarım. Hû ya Tabibe’l Gulûb, meded ya Erhame’r Rahimin, meded ya Ekreme’l Erkemin, meded ya İlahe’l Alemin. Destur ya Resulullah, destur ya Habiballah, destur ya Ehl-i Beyt-i Resulullah.  Destur ya Ashab-ı Resulullah, destur ya Evlad-ı Resulullah, Destur ya Evliyaullah. Destur Gavsu’l Azam Seyyid Abdülkadir Geylanî, destur Ebe’l Alemeyn Seyyid Ahmede’l Kebir Rufaî, Seyyid Ahmede’l Bedevî, Seyyid İbrahim Dussukî, Şeyh Ebu’l Hasan Ali Şazelî, Şah-ı Nakşibend Muhammed Bahaddin Hazretleri. Destur ya Sahibe’l Meydan, rızaen li’llahi’l Fatiha maa’s Salavat.
 

Adem Safiyullah’tan  Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa (s.a.v. ) Efendimiz’e kadar gelmiş geçmiş- adetleri ancak Allah’a malum olan- cümle Peygamberan-ı İzan ve Resul-i Kiram Hazeratı’na salat u selam olsun. Cümlesi Allah’ın elçileri, rahmet-i İlahi’nin zamana göre rahmet kaynakları, yaratılışın sırrı olan nur-ı Muhammedi kıyamete kadar devam edecektir. Aksini düşünmek yaratılışın sırrını idrak edememektir. “Levlake levlak lema halektü’l eflak” buyuruldu. Hadis-i Kudsi’de “Sen olmasaydın habibim, eflakı yaratmazdım.” Elhamdülillahi Rabbi’l Alemin buyurdu.  Hazret-i Allah (c.c.) rahmet-i İlahi ki, nur-ı Muhammedi, muayyen bir zamana mahsusmuş gibi düşünmek, Allahu Teala Hazretleri’ne zulüm isnad etmek değil mi? “Siz asrı tan etmeyin.” buyuruyor Hazret-i Allah (c.c.). Zamanı seçmek, dünyayı geliş zamanını tanzim etmek, gidişi ayarlamak, kulun elinde olmadığına göre Hazret-i Allah, bazı kullarını rahmeti ile ihya eyleyip, bazılarını da gazabı ile perişan mı edecek? Hazret-i Resulullah (s.a.v.) Efendimiz bildirdiler: “Dünyaya gelen her çocuk İslamiyet fıtratı üzerine doğar.  Terbiyecisi nasıl terbiye olmuş ise çocuğun terbiyesi aynı olur.”

İnsan terbiyeye muhtaçtır, verilecek terbiye, İslami kurallar içinde olduğu gibi, zamanın kurallarına uygun, tertib-i İlahi’ye ters olmayan terbiye de mana itibarı ile İslami’dir. “Biz arza nice ayetler indirdik. O ayetleri insan-ı kamil ve akl-ı selim okur.”hitab-ı İlahi, her zaman geçerli olup, yapılması elzem olan ictihad, her dalda gereklidir. İctihadsız kalan toplumlar, medeni iken, zamanla bedeviliğe dönüşürler. 

Maalesef, bin iki yüz senedir fitne oluyor diye, dinî ictihad kapısını kapatmışlar. Tedrisat ve muamelat o günün seyrine bırakılmış, bütün hesaplar, geçmiş günün hesaplarına uygun düşsün diye titizlikle üzerinde duruluyor. Bilmiyorlar mı ki, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Muaz Bin Cebel (r.a.) Efendimiz’i Yemen’e vali tayin ettiğinde, Resul-i Ekrem Efendimiz sordular: “Ya Muaz, ne ile hükmedeceksin?” “Allah’ın kitabı ile.” “Kitapta bulamazsan?” “Resulü’nün sünneti ile.” “Onda da bulamazsan ya Muaz?” “İctihadımla ya Resulullah.” Hazret-i Peygamber( s.a.v.) çok memnun kalıp, Cenab-ı Hakk’a hamd ü sena ettiler. Her mevzuda böyledir. Bir sanatkar diyemez ki, “Ben bu öğrendiğimle yetinir, ömr ü  hayatımın sonuna kadar götürürüm. “ Tıp doktoru, “Benim gördüğüm tedrisat yeniliklere muhtaç değil. “diyemez. Mühendis de öyle değil mi? Her mevzuda böyledir. Dinî kurallar da böyledir. Hangi kurallar ictihada tabi’dir? Ehli bilir. Maalesef yapmadılar. Mesuldürler. Yeniliklere gözünü  kapatır, kulağını tıkarsa, zaman zaman sanat değerini kaybeder. Alıcısı kalmaz. Tahammülü güç hadiseler hayatı çekilmez hale getirir. Çünkü, müşteri, dünü düşünen değil, yaşadığı günü idrak eden insandır. Allah’ın tertib-i tanzimi böyledir. İnsanın fiziki durumu da, hücreleri de daima değişir. Bir kararda kalan, Hazret-i Allah’tır. Muasır milletlerin seviyesine çıkmak imkanı her an mevcuttur. Şeriat-ı Muhammedi daha müsaittir. Hem İslam’ı yaşadığını iddia etsin, hem de yeniliklere ve medeniyete karşı çıksın; gülünçtür. Her zamana göre ictihad kapısı açık bırakılmıştır. Geçmişi geri getiremezsin, istikbal; yani gelecek, Allah’a malum olup; hal bugündür, günü yaşa. Yaşamak için Allah’tan güç ve imkan iste. Evvela iradeni kullan. Havf u reca üzere ol. Allah’tan nasıl korkmak lazımsa öyle kork, kulluk vazifeni yap. Ondan sonra, tazarru ve niyazı bırakma. İslamiyet doktrindir, bütün semavi dinler İslamiyet’tir.

 

 

2.2.2.1.  Dinde Yaşam Standardı
 

“İsa, onlardaki inkarcılığı sezince: ‘Allah yolunda bana yardımcı olacaklar kimlerdir?’ dedi. Havariler: ‘Biz, Allah yolunun yardımcılarıyız; Allah’a inandık, şahit ol ki, bizler Müslümanlarız.’ cevabını verdiler.”[4]
 

“İbrahim, ne Yahudi ne de Hristiyan idi. Fakat O, Allah’ı tanıyan dosdoğru bir müslüman idi, müşriklerden değildi.”[5]
 

“Allah’tan başka ilah yoktur, illa Allah vardır” diyen insan müslümandır. Manasını yaşıyorsa mü’mindir. İslam’ın lugat manası, bir olan Allah’ın iradesine bağlanmaktır. İslam’ın Kur’an’daki anlamı da budur. “Size din olarak İslam’ı seçtim, size dininizi tamamladım.” Ahir zaman peygamberi Muhammed Mustafa (s.a.v. ) Efendimiz’den sonra peygamber gelmeyeceğini bildiriyor. Hazret-i Allah (c.c. )’ın bütün alemde rahmet-i İlahi’si sonsuzdur, kıyamete kadar devam edecektir. “ Şu zaman çok, bu zaman azdır”demek, beşerin zaafından, nefsanî kuruntusundan başka izah edilemez. Nur-ı Muhammedi’yi herhangi bir zamanda kısıtlı gibi görmek veya öyle göstermek, ilim ve gerçeklerle bağdaşmaz. Şüpheye düşmek, ilme’l yakinden başka ilme garip olanların zayıf ölçüleridir. Kur’an- Azimü’ş Şan, Allah kelamıdır, bakiredir, hiçbir tahribe uğramamıştır. Çünkü, Hazret- i Allah “Koruyucusu Ben’im” diye tekeffül ediyor. 

Hamdolsun, tefsir ve mealleri yazan ilim sahiplerinin ( Allah cümlesinden razı olsun.) ilimlerini âlî kılsın. “Biz arza nice ayetler indirdik.” Hitab-ı İlahi’si ilim sahiplerini her zaman ictihad yapmaya ve Kur’an-ı Kerim’in meal ve tefsirini yaşadıkları zamana göre ehil zevatın bir araya gelerek zamanın zuhuratına göre yazmaya ve izah etmeye herkesin anlayacağı duruma getirilmesi, bugün ihtiyaç olduğu gibi yarın için daha ihtiyaçtır. Çünkü, “Yarını yarın yaşayacağız, ümmetim geçmiş zamana göre değil; yaşayacağı zamana göre hazırlansınlar.” buyurdu ahir zaman peygamberi (s.a.v.). Kur’an-ı Kerim’in bir harfini dahi değiştirmek kimsenin haddi değildir. Zamana göre tecelliyat daha bariz kendisini gösterirken, abd-i aciz olarak yaşamımda gördüğüm, yaşadığım ve manevi vazifem itibarı ile sıkletini çektiğim -şikayet değil- bazı halleri anlatmaya çalışacağım inşallah. Özet olarak şöyle derim ki, tasavvuf ve tarikatı dışlayarak Allahu Teala’nın Kur’an-ı Kerim’de bildirdiği evliya, veli buyruklarını Arapça’da bulunmayan, Türkçe’de basit mevzularda da kullanılan dost kelamını evliya yerine eşit görmen nasıl izah edilir?

 

2.2.3. Evliya, Dost Manasıve Şuurdan Teşbihatlar
 

Evliya nedir? Ne anlatacaksın? Maşde 51. sure-yi celiledeki ebvliya yerine dost diye, Allah’a inanan ehl-i kitabı şeriat-ı Muhammediye’ye ve Hazret-i Kur’an’a bu tutumumuzla düşman ettiğimizi ne zaman anlayacağız? La ilahe illallah diyen insanlara Müslüman olduklarını ne zaman duyuracağız? Herhangi bir peygamber efendimize mülaki olup Allah’a aleni şirk koşmayan ehl-i imanı kafir ve gavur diye dışlamaktan, emr-i İlahi’ye ters düşen bugünkü dinî tedrisatın, her türlü ilim sahiplerinin tatmin olmadıklarını görmek kehanet değil. Kimseyi itham etmeye kalkmayalım.

Cennet mekan Sultan Abdülhamid Han dahi zamanındaki dinî tedrisatı yeterli bulmadığını, Fethi Okyar Paşa’nın yazdığı “Üç Devirde Bir Adam” adlı eserinde Sultan Hamid Han Hazretleri ile mülakatından hatıralarını şöyle anlatıyor. “Hicran olmuş bir hatıramdan bahsetmemin sırasıdır. Tarihini sarih olarak söylemeyeceğim. Ruslar’a karşı kazandıkları zaferin arefesinde idi. Japon imparatorluk ailesine mensup bir prens beni ziyarete geldi. İmparatorundan hususi bir mektup getirdi. Benden İslam dininin muhtevasını, iman esaslarını, gayesini, felsefesini, ibadet kaidelerini izah edecek kudrette bir dinî ilim heyeti istiyordu. Çünkü, AbdülReşid İbrahim Efendi’yi tanımışlardı. O muhterem; Türkçe, Arapça, Farsça, Rusça, Japonca, Fransızca, Latince’yi de biliyordu. Avrupa’yı baştan aşağı dolaşmıştı. Çin’i bile görmüştü. Japonya’da Şinto dini milleti tatmin etmiyordu. İslamiyet’i, şeriat-ı peygamberiyeyi yaşamak için her sahada yetişmiş din alim istiyorlardı. Onların istedikleri din alimlerini bulabilseydim, evvela kendi milletim için düşünürdüm. Zamanında şöhret yapmış ilmiye mensuplarını tanıyordum. İçlerinde şahsen hürmete şayan çok şahsiyet vardı. Şahsen çok faziletli idiler. Fakat ilm ü kudretleri olduğu kadar, cihanı telakki tarzları bu kadar büyük İslamiyet’in mukadderatı üzerinde tesir yapacak mevzuyu ele almaya, neticelendirmeye müsait değillerdi. Bugünkü neslin anlayacağı dünya görüşleri, yaşadıkları çağın görüşleri ile bağdaşmıyordu.

Müslüman din alimlerini yetiştirecek feyyaz menbalar da artık mevcut değildi. Medreselerimiz birer ilim, irfan kaynağı olmaktan mahrumdu. Bu ahval gösteriyordu ki, İslamiyet’te yeni çığır açacak mürşitlere kolaylıkla hayat hakkı tanımayacaklarını gösteriyordu.”  Bu, elbette mürşitlerin varolmalarına mani değildi. Bugünkü ulema, evliyayı lafzen kaldırdığı gibi, manasını da kaldırmaya çalışıyor. Zahmet edip gülünç duruma düşüyorlar. Kur’an’ı mana itibarı ile kimsenin değiştirmeye gücü yetmez. Örneğin, medyada mucizeyi, kerameti, burhanı anlatan din adamı geçinenleri görmüyor muyuz? Aydın kesim dediğimiz bu türlü zevata lüzumlu manevi ilmi veremedik, verdiğimiz tasavvufi bilgiler felsefeden, akıl ve mantık ölçüsünden ileri gidemedi. Bu ölçülere isim vermek gerekirse ismi, “ilme’l yakin”dir. Ayne’l yakin, Hakke’l yakin’i de yaşamadıkça, yalnız ilme’l yakin yeterli olmayıp, İslam’ı ve gerçekleri yaşamak ki, ihlas, takva, vera; cem’i ismi tasavvuftur. Tasavvufsuz din yaşanmazç Anlamı budur.

  

2.2.3.1. Tasavvufun Manası ve Teşbini
 

Tasavvuf, din-i İslam’ın dışında değil, bizatihi kendisidir. İnsanın fıtratı bu ilme müsaittir. Dünyadaki imanlı insanlara baktığımızda görürüz ki, mistik yaşantıya karşı aşırı temayül gösterirler. Çıkarcılar da  fırsatı kaçırmaz; istismarı kolaydır. İlim sahipleri de bu ilmi dışladığına göre, saha boş kalmış. Bu hadiselerin mesulü kimdir?İnsan bildiğinin alimi, bilmediğinin cahilidir. Bu abd-i aciz, derim ki, her daldan ehil zatlar bir araya gelerek Allah rızası için günümüze uygun meal ve tefsir yazın. Muhtacız buna. Mühkem ayetler, müteşabih ayetler üzerinde ileri geri tartışmak haddimiz değil. İctihada müsait olan ayet ve hadisleri zamana göre Allah’ın rahmetini kısıtlamadan. Özet olarak, semavi dinlerin hepsi İslamiyet’tir. Tabi’ olup, Allah’tan başka ilah yoktur, illa Allah vardır diyen müslümandır. Nur-ı Muhammedi Adem Safiyullah’tan bütün peygamber efendilerimizde tecelli edip, peygamberler zincirinin son halkasını teşkil eden ve ahir zamanda başka peygamber gelmeyeceği için, rahmet-i İlahi kıyamete  kadar bakidir. Varislerinde zuhur edecektir. Aksini düşünmek ilim noksanlığıdır. Peygamber Efendilerimiz, daha evvel gelenleri tasdik, sonra gelecekleri müjdeleyici olarak Allah, kulların tekamülüne göre lutfetmiştir. İmanın şartı olan Amentü’nün manası budur. Gölge düşürmeyelim. İnsanlar arasında, “Sen benim gibi inanmıyorsun, kafirsin, gavursun” diye düşmanlık yapmayalım. Hele bugünlerde yaşayan insanların dostluğuna çok muhtacız. “Allah’ın dostluğu bize yeter.”diye kendini avutma. Bariz görülen Allah düşmanlarından dost edinme. Ama merhametsiz de olma. Onlar için dua et ama Allah kabul eder veya etmez.

 

 

2.3. Din ve Dinde Terakkiyet
 

2.3.1. Din Terakkiyettir
 

Sen, Allah’ın rahmet ve merhamet sıfatından uzak durma. Bu türlü meziyetlerde az da olsa rahmet-i İlahi’nin dünyadaki tecellisi de rahmettir. Dünya memduhtur, güzeldir. Dünyadaki kazanç hiçbir yerde yoktur; ne kabirde ne mahşerde. Gafil olma. Bazı dergilerde, gazetelerde, video kasetlerinde, teyp bantlarında -sayısını bilmiyorum- sohbetlerim ve mülakatlarım vardır. Medyada, birçok kanallarında “Tasavvufu bugüne göre nasıl yaşayacağız? Şeriat-ı Muhammedi’yi bugünkü ahvalde yaşamak mümkün mü?” konularında sohbetlerim vardır. Evet bugün de yarın da  kıyamete kadar yaşamak elbette mümkün.  Fakat “Biz arza nice ayetler indirdik.”  Hitabını bilenlerle istişare etmeden hüküm verirsen içinden çıkamaz, hayır iken şerre dönüştürürsün.

Medeniyete, teknolojiye, cumhuriyete, demokrasiye, ,insan hakları, laikliğe, tasavvufa, aklın ötesinde her şeye karşı çıkarsın. Bu halini de Şeriat-ı Muhammedi’dir diye pazara dökersin. Elbette alıcı bulamazsın. İslam’ı yaşamak isteyen kültürlü insanları da Şeriat-ı Muhammedi’den öyle kaçırdın ki, kelime olarak dahi duymak istemiyorlar. “Onlar imansız kafirler.” diye laf ebeliği yapma.Peygamber Efendilerimiz dahi, Allah’ın rahmetinin sonsuzluğundan bahsettiler. Müstesna yaratıldıkları halde,  “Biz de Allah’ın rahmetine muhtacız” dediler. Bu türlü iman ve tutumları ile emr-i İlahi’leri tebliğ ettiler. Uzun lafın kısası, hep rahmet-i İlahi’den, aşk-ı İlahi’den, kulluğun zevkini anlattılar, verdiler. Rabb’im cümlesinden razı olsun, şefaatına nail kılsın. Amin... Allahu Teala Hazretlerinin Kur’an’ın birçok yerlerinde bahsettiği evliyayı dışladığın müddetçe yaya kalırsın. Bu abd-i acize itimad et. Allah’ın kanunlarını hiçbir beşeri kanun iptal edemez. Ediyormuş gibi görünse de netice hüsrandır. Elbette bahşedilen cüz’i iradeni kullanacaksın. Külli iradeyi dışlamadan, harama helal, helale de haram demeden hasbe’l beşer gerek bilerek gerekse bilmeyerek hataya düştüğünde sonsuz rahmet-i İlahi’nin tövbe istiğfar kapısını kıyamete kadar açık tutuyor.

Hazret-i Allah’ın af u mağfiretinin sonu yoktur. Yeise kapılma, samimi ol. Samimiyet imandır. Allah’a inan, şirk koşma. Cüz’i iradeni kullanman, her şeyin güzelini, iyisini, zamana göre uygun olanı alman tertib-i tanzim-i İlahi’dir. Bu güzelliği bulman için seni selahiyetli kılmış. “Bu alemi Ben yarattım. Ey insan, sen tanzim edeceksin. Yeryüzünde halifemi yaratacağım.”hitabı, “Yaratılışın sırrı, “Adem’e secde edin.” hitabının  anlamı, iblis ve  o türlü  yaratıkların idrakinin dışın da olup yeteri kadar Alah’ı bilmeden, kendilerini biliyorum zannetmelerinden “Men arefe nefsehu fekad arefe Rabbehu; Nefsini bilen Allah’ı bilir” buyurdular. Bilmek; nefsi bilmekten başlıyor. Terazi, iman ağacındaki görülen meyvelerde müşahede edeceksin. Nefsini bilmiyorsan Allah’ı da yeteri kadar bilmiyorsun demektir. İman ağacında gurur, kibir, ucb, varlık, benlik meyvesinden başka meyve mi arıyorsun?Ne ekersen onu biçersin. Rahmet ararsın, rahmet bulursun. Nefsinin esiri olursun, zarar görürsün. Ne kadar güzellik varsa dindir. Güzellik yoksa la-dindir; din değildir. “Vallahi güzel etmiş, billahi güzel etmiş, ne ettiyse ezelde etmiş” diyen, gerçeği görüp yaşayan ehl-i hakikat, gerçeği ne güzel anlatmış. Anlayana “Biz arza nice nice ayetler indirdik.”

Arza inen ayetler Allahu Teala  Vetekaddes Hazretleri’nin fiilî sıfatlarında zuhur etmiş ayetlerdir. Kur’an-ı Kerim beyyinattır. Yeryüzünde zuhur eden ayetlerin kelamla ifadesidir. Yeryüzündeki ayetleri her kişi okumaya muktedir olmadığından peygamberlerini ve varislerini yardımcı kılmış, bila-istisna kullarım istifade etsinler diye. Sakın bu türlü sebeplerin zuhur ettiği şahsiyetleri Allah’a eş görme, ilahlaştırma. Bir yere kadar cehaletinden mazur görülürsün, samimiyetinden ötürü. -Dikkat- Gayretullah’a dokunursun. Bu türlü iddia sahipleri seni “Hikmettir” diye kandırmaya çalışırlar, aldanma. Mecnun’da velayet olmaz. Sahtekar, yalancı, kurnazdan mürşit olmaz. Mutlaka Hazret-i Allah onun hilesini az da olsa sana samimiyetin kadar gösterecektir. İyi düşün, “Yemin ettim, söz verdim” diye kıymetli zamanı öldürme. Ona verdiğin söz de yaptığın yemin de geçersizdir. İşte zamanımızda, vazifem itibariyle tasavvuf nedir?Yirminci asırda tasavvufi anlamda şeriat-ı Muhammedi ile İslam nasıl yaşanacak?Tekrar ediyorum, her semavi din İslamiyet’tir. Daha geniş açmaya çalışacağım inşallah. Zamana göre yaşamanın İslam’a  uygun olanını ara, bulduğun zaman tabi’ ol.

 

2.3.1.1. Hikmet ve Marifetullah’ın Anlaşılması
 

“Hikmet, mü’minin kapıp malıdır, nerede bulursa alsın.” Güzeli al, katılaşma. Dünü yaşayamazsın. Gün, bugün. Özet olarak, güzeli bul, yaşamaya bak. Kırk bir senelik manevi vazifemin bu abd-i acize verdiği bilgi ile Hazret-i Resul-i Ekrem Efendimiz’in işaretleri ile arzdaki ayetleri az çok müşahede ederim ki bugün geçerli idare tarzı Cumhuriyet’tir.  Dergilerde, gazetelerde, medya ve kanallarda sohbetlerimde hayli bahsettim. İslam’a uygundur. Özet veriyorum. İzah edeceğim ileride inşallah. Demokrasi de, yaşanıyorsa  güzeldir. İnsan haklarına riayetkar olunması bakımından laiklik de, din ve vicdan hürriyetini ihlal etmiyorsa, cidden kasıt insan hakları ise, Hazret-i Resulullah Efendimiz’in hayatlarında laiklikte aslını bariz olarak görebilirsin. “Bu dünyada görmeyen ahirette de göremez.” ; kavl-i Mustafa’dır. Bu görmek, yalnız baş gözü ile değil, insanın zahiri beş gözü vardır. Bunların hepsi görmek diye izah edilir. Ayrıca Batıni hisler de beş adettir. “Hayal, hafıza, müfekkire; düşünmek ve düşünce, müzekkire; andıran, hatırazikreden, tesbih eden.”diye izah edilir.  Teknolojiden, medeniyetten, buna benzer güzelliklerden kaçamazsın ve İslam’a mani gibi göstermen, İslam’a bilmeden zarar verdiğini bilesin. Bu halimiz, hem yakınlarımızla hem de dünya insanlarını düşman ettiğimiz bütün semavi dinlerin tarih boyu düşmanlıklarını görmek mümkündür. Kıyamete kadar devam etmez inşallah. Dünya küçülüyor. Teknoloji ve medeniyetin bütün insanlığın malı olduğu iyi anlaşıldı. Bedevilik medeniyete dönüşüyor. Afrika’nın en ücra yerlerinde dahi bedevilik tarihe mâl olmaya mahkumdur. Bu terakkide yerini iyi ayarla, ger,ye dönme. Allah’ı (c.c.) ve Resulullah’ı gücendirirsin. Resulullah buyurmadı mı: “İki günü birbirine eşit olan ziyandadır.”

 

2.3.2. Mehdi, Resul İnanışı ve Çeşitli Taltif ve Tekzibler

 

Biliyorsan Allah’ın rahmetinin na-mütenahi olduğunu anlat. Adem’i rahmetinden halkettiğini anlat. Güzeli görüyorsan anlat. Kardeşliği yaşıyorsan anlat.  Dostluğu, insanlığı anlat. Dünyanın en çok kazanılacak yer olduğunu anlat. Bilmiyorsan lütfen sus. Peygamber Efendimiz buyurdular ki: “Siz insanları medh ü sena ederken ileri gitmeyin. Noksanlıklarını görürsünüz, mahcup olursunuz. Zem ederken de ileri gitmeyin, güzelliklerini, iyi yönlerini görür, utanır, mahcup olursunuz.” İnsan budur. Yalnız peygamber efendilerimiz masum yaratılışlı olup günah işlemezler. Evliyalar da masum değillerdir. İnsan iki tarafa da meyleden bir yapıya sahiptir. “Hayrihi ve şerrihi” inanan insanlar için nefsin ve ruhun terbiyesi vardır. İnsan terbiyeye muhtaçtır. Aldığı terbiye, imanı nisbetinde kendisini gösterir. Ben-i âdemi hayatı boyu sırtında taşırsın da bir gün ayağını yere bastırdığın zaman ”Niye yere bastırdın?” diye canına el atar. Allah’ı bilmeyen, ilahi terbiye almamış insan, cehaletinden dolayı nankördür. İlahi terbiyesini almış edepli insan; yaratılışın sırrı, “Yeryüzünde halifemi yaratacağım.”hitabının tecellisi gerçek insan. Bilgisiz kişilerin nankörlüğünden Rabb’ime sığınırım. Bilen insanlarda buna benzer normal olmayan hallerin zuhuru, ender görülse de tahribatı büyük olur. Cehaletten kurtulamamış insan mazur değildir. Hazret-i Allahi Davut Aleyhisselam’a : “Ya Davut,  cehaleti özür olarak kabul etmiyorum.”buyurdu. “Cahil insan kimin arabasına binerse, onun türküsünü söyler.” Kadın çeşmede su dolduruyordu. Söz gelişi, “İlahi Köroğlu, gözün kör olsun!”deyince, “Teyze Köroğlu sana ne yaptı?” “Ne bileyim yavrum herkes böyle diyor, ben de öyle diyorum.” Ne zaman kurtulacağız bu çarpık zihniyetten?

Sene 1996, yetmiş yaşındayım. Hayat mektebinin hemen hemen hayli dallarında stajım var. Çocukluk ve gençlik senelerinde yaşadığım, anlayamadığım, hâlâ ölçemediğim; maalesef hep böyle mi gidecek? O günleri az çok yaşayan, daima gerçekleri arayan buldu mu, hayatı pahasına da olsa onu muhafazaya çalışan bu abd-i acizi böyle yaratmış Halık-ı Zü’l Celal. Müteşekkirim. Hamdolsun, gördüm ki, bu halin alternatifi cehalet ve nankörlük. Allah rahmet eylesin, Mustafa Kemal Paşa, Atatürk’e dindar kesim “Mehdi Resul” dediler. Yapılan kurtarıcı icraatların başka türlü  izahı mümkün değildir. Halk arasında en büyük taltif bu iken, daha on sene geçmeden fikirler tamamıyla değişti. Aydın geçinen insanlar, Atatürk’ü kendi inançlarına göre ilahlaştırdılar. Dindar geçinen insanlar da, Atatürk’ü ne kadar küfürde gösterebiliyorlarsa o kadar alim olduklarını zannettiler ve kanıtlamaya kalkıştılar. Hâlâ bu türlü zihniyet hafifledi fakat silinmedi. 3 Mart 1985’te çıkan Nokta dergisinde Atatürk’e “Mehdi” denildiğinden bahsetmiştim. Çok gazete ve dergilerde yazılarım, mülakatım, medyada sohbetlerim vardır. En güzel idare sistemi olan Cumhuriyet’i bizler kurduk. Bizlerden kasıt zihniyettir. Şahit mi gerekli? İlk Meclis-i Mebus kimlerden müteşekkildi? Lütfen iyi bak. İleriyi gören şeyh efendiler, hakikatı idrak eden hoca efendilerimiz değil mi idi? Mustafa Kemal Paşa ile gönül birliği yaparak bu vatan ve asil millet için hayatlarını hiçe sayanlar, onlar iyi biliyorlardı. Peygamber Efendimiz’in “Hubbe’l vatan mine’l iman” buyurmasını vatan sevgisi olmayanın imanı da olmaz. Zamanımızdaki hadiseler daha açık göstermiyor mu bu hadis-i şerifin sıhhatini? Yazıklar olsun. Vatan sevgisini kaybetmiş, Atatürk hayranlığından bahseden gafil, gülünç insanlar zamanımızda az değil. Allah rızası için vatanımıza sahip olalım. Bu vatanın gerçek mübarek evlatları; Türk kardeşim, Kürt kardeşim, Çerkez kardeşim, Laz kardeşim, Gürcü kardeşim, daha nice nice kardeşlerim. Allah’ımız bir, dünya kardeşlerim. Şimdiye kadar bilmeden cehaletimizden düşman yaşadık.  Bütün insanlar dostça yaşamaya mecbur. Çünkü, dünya gün  be gün küçülüyor. Allah’ın emirlerinin özünü görebiliyorsan, bütün semavi dinlerde insanlık ve kardeşlikten başka bir şey göremezsin. Ehl-i tasavvuf, ehl-i hakikat, gerçeği şöyle ilan ettiler: “Yetmiş iki milleti bir gözle görmeyen, halka müderris de olsa hakikatte asidir.” Vatanın kuruluşundan hayatları pahasına emekleri geçen şüheda ve gazilerimizi rahmetle ve minnetle anıyoruz. Makamları cennet olsun. Cumhuriyet’ten evvel-sonra diye bu vatanın kahraman evlatlarını  bölmek; İslam’ın, insanlığın adalet yapısına ters düştüğünü  senelerdir gördük. Özet olarak izaha çalışacağım. Yoksa bu kitapçığın hacmi de yazarı da bu türlü rahmet-i İlahi’yi anlatmaya yeteri kadar muktedir değildir. Yanlış anlama. Bir beşeri ilahlaştıran, Allah’ın bahşettiği güzellikleri görmeyip nankörlük yapanlar, başkalarını küçümsemeyi dindarlık zannedenler, dindar kesime karşı çıkmayı aydın kişilik olarak görenler dalalettedirler.

Kabul edilsin, yahut edilmesin şu gerçeği bu türlü vazifem olmasından ötürü derim ki; bugün Şeriat-ı Muhammedi’yi az da olsa bid’at ve hurafeden sıyrılabilmiş, teknolojiden ve medeniyetten az da olsa nasibini almış; Türkler değil mi? İslam devletlerinin hepsinden ileri yaşantımız, zamanın yaşantısına daha çok intibak ettiğimiz görülmüyor mu? Ama yeter mi? Elbet yetmez. Medeni devletlerle arayı çok açmışız. Yetiştiğimiz gibi onları geçmeye  mecburuz. Çünkü, en mütekamil şeriata tekamül gerekli. Atatürk’ün düşüncelerinin maksadı ve gayesi bu idi. Bazı aklı ermeyen dindarlar Atatürk’e “dinsiz” dediler; bilmediklerinden. Allah’a yeteri kadar inanmayan, aydın geçinen bazı zümreler de Atatürk’ü o türlü insanlar da dinsiz göstermeye çalışırlar. Bu abd-i aciz, senetlerle isbat ederim ki, Atatürk dinsiz değil; Allah’a inanan, ahir zaman peygamberi Hazret-i Muhammed Mustafa (s.a.v. ) Efendimiz’e inanmış, “O’nun getirdiği şeriatı aynen tatbik dildiği zaman kurtuluşa erersiniz.” diyen büyük insan. Fatih ÇEKİRGE’nin atv’de “İktidar Oyunu” programında okumak nasip olmuştu. Aynen yazıyorum : Atatürk, ölümünden on beş gün önce kendine geldiği zaman dünya müslümanlarına şu mesajı vermiştir: “ Bütün dünyanın müslümanları Allah’ın son peygamberi Hazret-i Muhammed’in(s.a.v.) gösterdiği yolu takip etmeli ve verdiği talimatları tam olarak tatbik etmeli. Tüm İslamiyet’in hükümlerini olduğu gibi yerine getirmeli. Zira, ancak bu şekilde insanlar kurtulabilirler ve kalkınabilirler.” Mustafa Kemal Atatürk, bu mesajı, Başbakan ve Dışişleri Bakanı vasıtası ile dünyaya açıkladı.
[6]


Atatürk’ü iyi tanı, hürmet et. Geçmişi de tanı ve hürmet et. Hele Sultan Vahdettin Han için vatan haini diyenleri Allah ıslah etsin. Zamanla daha tafsilatlı yazar, inşallah. Atatürkçü şeyh olmaz diye ahkam kesenlere derim ki, Atatürkçülük diye ne bir din, ne mezhep ne de meşrep var. Bu vatana milletin kalkınması için o günkü imkansızlıkları içerisinde “Vatanım ve milletim” diye kıvranan büyük insanı takdir etmeye mani olacak bir şeyi kabul etmem mümkün değil.

 

2.3.3. İslam’da Hurafeler
 

“İslam’da çağırırken Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalim kimdir. Allah zalimler topluluğunu doğru yola erdirmez.”[7]

Bu ayet-i celilenin anlamına halel getirmeden yazmak istediğim yazımı Allah rızasından başka bir şey düşünmeyen, manen verilen vazifenin mesuliyetini müdrik olan bu abd-i aciz,yaşadığım şu zamanda gerek şer’i  ve gerekse tasavvufi yaşantılarda bilmeden tarih boyu kalıplaştırılıp Allah’ın rahmetini beşerin zayıf iradesinde görmeye kalkışmak, başkası makbul değil anlamında olan hal ve hareketlerin İslam’a hizmet olmadığını, aksine, bilmeden İslam’dan uzaklaştıklarını ve çıkarcıların da istismar ettiğini, gençliğimden beri beni huzursuz bırakan bütün beşeri, kafir ve gavur görmek, bilâ-istisna hepsini cehenneme atmak...Maalesef benim de İslam anlayışımın evvelleri bu idi. Rabb’imin bana bahşettiği imanla çelişki  halinde idim, huzur bulamıyordum. Başka türlü ne anlatan ne de dinleyen vardı. Aydın kesimi aydınlatacak, ikna edecek bir merci’ yeterli olamıyordu. Din, aklın ve naklin; ikisinin de müşterek davası olduğu halde maalesef ayrı görülmüş, mücerret ilm-i kelamdan başka bir şeyi kabul etmeyen ehl-i tasavvufçuların dalalette olduklarını bildiren tefsir sahibi beyanı bu vechile idiler. Sonsuz rahmet-i İlahi’nin yaşantımda gördüğüm, 6. Kanal’da dile getirdiğim; tekrar ediyorum, samimiyetle insan Allah için ne yapıyorsa ibadettir, rahmettir. Ama fazlasına muktedir değil. Efdali, Allah emrine uygun, Hazret-i Resulullah’ın sünnetine uygun yaşantıya iktiba etti ise daha bahtiyardır. İnşallah daha açmaya çalışacağım. Yaratılışın sırrı olan La İlahe İllallah’ı dilden bırakmayalım ve manasını yaşamaya çalışalım. Bütün insanlar için gereklidir.

 

2.3.4. Allah Yolunda Cihad
 

“Allah sizinle din uğrunda savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayanlara iyilik yapmanızı ve adil davranmanızı yasaklamaz. Çünkü Allah, adaletli olanları sever.”[8]  “Çelişkiye düşmeyelim. Sizinle din uğrunda savaşmayanları, sizi yurtlarınızdan çıkarmayanlara iyilik yapın, adil davranın.”

 
Hazret-i Allah(c.c.) böyle düşünen, böyle hareket eden kullarını sever. Bu ayet-i kerimenin manası o kadar açık lutfedilmiş olmasına binaen aksini göstermeye çalışan ilim sahipleri neyi kanıtlamak istiyorlar? Hazret-i Kur’an, bu türlü rahmet-i İlahi ile dolu dolu. Yeri geldikçe meal olarak almaya çalışacağım hepsini ama yazacağımız kitabın hami müsait değildir. Sakın” Sen alim misin?Yazar mısın? Arapça biliyor musun?” diye sorma. Arapça bilmek; Allah’ı bilmek için yeterli olmadığını biliyorsun. Bu abd-i aciz, Hazret-i Allah’ı Türkçe biliyor, elhamdülillah. İbadet ve taat yapacak kadar, Allah , noksanı, kusuru ile dergah-ı İlahi’sinde kabul buyursun inşallah. Sure-yi celileleri inzal olduğu gibi okumaya çalışıyoruz. Biliyoruz ki manası ile namaz kılınmaz.


“Ey iman edenler, benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları evliya edinmeyin. Onlar size gelen gerçeği inkar etmişken onlara sevgi gösteriyorsunuz. Halbuki onlar, Rabb’ınız olan Allah’a inandığınızdan dolayı Peygamber’i ve sizi yurdunuzdan çıkarıyorlar. Eğer siz, benim yolumda savaşmak ve rızamı kazanmak için çıkmışsanız, onlara nasıl sevgi gösterirsiniz? Oysa ben sizin gizlediğinizi de açığa vurduğunuzu da bilirim. Sizden kim bunu yaparsa doğru yoldan sapmış olur.”
[9]

 

2.3.5. Evliya, Dost ve Lugatçası
 

Hazret-i Allah, kullarını aczine göre her sınıf insanların anlaması için açık seçik beyan ediyor. Bir ayet-i kerimede: “Anlayabilesiniz diye kendi lisanınızdan peygamber gönderdik.”buyuruyor. Şunu anlatmak istiyorum. Ekseri ayet-i kerimeler ne tefsiri ne de tırnak içerisinde izahı gerektirmez. Bazı izahlar, yazarın düşüncelerine dönüşüyor maalesef. Örneğin, Türkçe’de karşılığı olmayan evliya, veli buyurulması meal ve tefsir yazan ulemanın –Allah ilimlerini âlî kılsın- tutumlarının kasıtlı olduğuna inanıyorum. Ama evliya anlamını ve manasını düşünmek, tefekkür etmek istemiyorlar. Din-i İslam’da tasavvufu kabul edemiyorlar. Ediyormuş gibi mütâlaa ettikleri, akl-ı ilim, ihlas, takva, verayı yansıtmadığı için, Allahu Teala Hazretleri’nin evliya manasını bu türlü taşımaya, avamın her manada kullandığı dost kelamı ile eş manada ifade etmeye kalkışmak, tabir ettiğiniz manada, insanlar arasında dostluk değil, bariz düşmanlık getirmiştir. Ümmet-i Muhammediye’ye ehl-i kitabı düşman ettik. Cihan-şümul olan Hazret-i Kur’an’ı hasım bir kitap gibi gösterdik. Bu tutumumuz hâlâ devam ediyor. Arkadaş ve dstlarımla çektiğim bu türde acıları zaman zaman dile getireceğim inşallah.


“Ey cin ve insan toplulukları, göklerin ve yerin çevresinden geçmeye gücünüz yetiyorsa geçin ama Allah’ın verdiği güç  olmadan geçemezsiniz.”
( İlla bi-sultan: Basıcı ve aşırı güç demektir.)[10]


Hazret-i Allah açık olarak buyuruyor ki: “Siz sultanı bulmadan arzın çevresinden dışarı çıkmaya yeltenmeyin, çıkamazsınız.” Sultan’ın lugatta manası, basıcı, aşırı güç demektir. Manen sultan olanlar ise manen çıkarlar. Bunu ehli bilir. O türlü bahtiyarların miracıdır. Şunu kesinlikle bilelim ki, peygamber efendilerimize verilen her rahmet-i İlahi Evliyaullah’a da lutfedilir; fakat aynı olmayıp, fer’îdir.

 

2.3.6. İnsanı Tanıtan Yaratılışla İlgili Ayet ve Manası
 

“Andolsun insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz. Biz ona verid damarından da yakınız.”[11]

Verid damarı, boyundaki şah damarı değil, tıp otoritelerinin bildirdiğine göre; verid denen damar, bütün vücudu ihata etmiş damarlardır ki, bağırsaklarda dahi mevcuttur. Allahu Teala  Hazretleri insanı bütün olarak ihata ettiğini beyan ediyor. Bu türlü hataya düşmemek için Kur’an tefsir ederken, yahut meal yazarken her türlü ilim sahiplerine ihtiyaç vardır. “benim ilmim müsaittir” diye enaniyete düşmeyelim. Çünkü, Hazret-i Kur’an cihan-şümuldür, kıyamete kadar hükmü geçerlidir.
 

“Bedeviler, ‘İnandık’ dediler. De ki: “İman ettik demeyin, İslam’a girdik deyin. Henüz iman kalplerinize yerleşmedi. Eğer Allah’a ve elçisine itaat ederseniz, Allah işlediklerinizden hiçbir şeyi eksiltmez. Çünkü çok esirgeyen, çok bağışlayandır.”[12]

İslamiyet doktrindir. Her semavi din, İslamiyet’tir. La ilahe İllallah diyen  İslam’a girmiştir. Allah’tan başka ilah yoktur, illa Allah vardır diyen kişi müslümandır. Kelime-yi tevhid’in anlamını yaşıyorsa mü’mindir. İman, inanmaktır. Amentü’nün altı şartını inanarak kabul etmektir. İmanın72 şubesinden bahseder ehl-i tasavvuf. İlk basamağı insanların geçeceği yerleri temiz tutmak; bugünkü deyimle çevre temizliği. Zirvesi ise La ilahe İllallah’tır.
 

“Eğer mü’minlerden iki grup  birbirleri ile vuruşurlarsa aralarını düzeltin. Şayet biri ötekine saldırırsa Allah’ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın. Eğer dönerse artık aralarını adaletle düzeltin ve adaletli davranın. Allah, adil davrananları sever.”[13]

Arzda nice hadiseler oluyor ki misal, iki inanan devletten biri diğerine saldırıyor, işgal ediyor. Diğer inanan devletler neme lazım mı diyecekler? Güçlünün zayıfı ezmesine seyirci mi kalacaklar? Bu nasıl adalet anlayışı, nasıl din anlayışı? İnanan insanlar birbirleri ile harp etme diye ahkam kesenlere Hazret-i Allah bu hususta emir veriyor; “Aralarını bulun, tecavüzü ve zulmü durdurun. Durduramıyorsanız, tecavüz eden tarafa siz de vurunuz. Allah’ın emrine dönünceye kadar aralarını düzeltin, adaletle hükmedin.” Emri iyi düşünüp de kaş yapıyorum derken göz çıkarmamak lazım. Bu türlü hadiselerle her an karşılaşabiliriz, karşılaştık da.
 

“Biz isteseydik onları sanan gösterirdik, sen onları yüzlerinden  tanırdın. Andolsun ki sen onları konuşma üsluplarından tanırsın. Allah bütün işlediklerinizi bilir.”[14] “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Peygamber’e itaat edin, işlerinizi boşa çıkarmayın.”[15]
 

Yüz ifadesi az da olsa kişinin dışa yansıtmak istemediği düşüncelerini, yüzdeki gayr-ı ihtiyari mimikleri veya renk değişikliği  ile bir şeyler gösterse de illa tamamen ölçüye alınamayacağını, konuştuğu zaman ne olduğunu daha bariz şekilde göstereceğini Hazret-i Allah bu ayet-i celilede beyan ediyor. Evliyaullah öyle buyurmuşlardır: “Dilini oynat, sanan kim olduğunu söyleyeyim.”

 

2.3.7. Allah’a İtaat
 

“Bil ki, Allah’tan başka ilah yoktur, hem kendinin hem de mü’min erkeklerin, mü’min kadınların günahının bağışlanmasını dile. Allah gezip dolaştığınız yeri de duracağınız yeri de bilir.”[16] Sadakallahü’l Azim.
 

Af u mağfireti sonsuz olan, kullarını af etmek için nihayetsiz bahaneler yaratan, “Rahmetim gazabımı örttü.” buyuran ve na-mütenahi rahmetinden zevk aldığını Hazret-i Kur’an’da çok çok kereler zevkle beyan eden “Vema ersenake  illa rahmeten li’l alemin.”buyuran Hazret-i Allah “Seni alemlere rahmet olarak gönderdik.” Rahmet-i İlahi’ye Rabb’ımızın verdiği isim, nur-ı Muhammedi’dir. Buna rağmen dikkat, uluhiyete, enaniyete düşüp kendine yersiz süs veren gafiller bu ayet-i celileyi tekrar tekrar okusunlar, dikkat etsinler. “Mü’min erkeklerin, mü’min kadınların, kendinin de günahının bağışlanmasını dile”buyuruyor. Bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz buyuruyorlar: “Allah’ın rahmeti olmadan kimse cennete giremez.” Ashab, sordular: “Siz de mi ya Resulullah?” “Evet, ben de.”buyurdu.

“Kim Rahman’ı zikretmekten gafil olursa, yanından ayrılmayan bir şeytanı ona musallat ederiz. Şüphesiz bu şeytanlar onları doğru yoldan alıkoyarlar da onlar, kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar.”[17]
 

Allah’ın zikrinden uzak duranlar, zikredenleri zikrullahtan men edenler, biatlarından; yani Allah’a verdiği sözden uzaklaşanlar, hangi akla hizmet ediyorlar?Onlar kendilerini  Allah’tan daha akıllı mı görüyorlar? Mantıkları da bundan öte ölçüye malik değildir. Zira, nakille yapılan ölçüye sahip iken, kevni hakikatlerle iktifa edip dini hakikatlerle iktiba etmeyenler Peygamber Efendilerimiz’in tabi’inden sayılmazlar.
 

2.3.7.1. Şeriat-ı Garra
 

Şeriat-ı garra, dört mevzudan izah edilir: İlm-i fıkıh, ilm-i kelam, ahlak, tasavvuf. Fetva budur. İlm-i fıkıh’ın kolları vardır; mezhepler. Tasavvufun kolları vardır; tarikatlar. Bu, tertib-i ilahi’dir. Her semavi dinde böyledir. Vera, takva, ihlas bununla yaşanır. Tasavvufsuz bu rahmet-i İlahi’den nasip almayı düşünmek muhaldir. Bu rahmet, akılcılıktan nakle dönüşen ilmin mahsulü olup bu türlü ilim sahipleri enbiya, evliya, veli, mü’minler lafzen iyi bilirler ki, Allahu Teala Hazretleri’nin buyurduğu ilme’l yakin değil, ayne’l yakin, hakke’l yakindir. Bu ilim, gerçek olan ve veraset taşıyan bir evliyayı rehber edinmeden rahmet-i İlahi’ye nail olmak muhaldir. İşte pek çok ayet-i celilelerde Allahu Teala Hazretleri’nin evliya buyurmasını Türkçe’de aynı manayı taşıyan, karşılığı olmadığı için avamın birbirlerine kullandığı, dost diye tercüme ettikleri bu  tabir, hiçbir zaman evliyayı ifade etmiyor.
 

Etmediği gibi zararı çok büyük  olup cihan-şümul olan din-i İslam’dan ve cihan-şümul olan Kur’an-ı Kerim’den toplumların uzaklaşmalarına sebep oluyor. “Siz Yahudiler’i ve Hristiyanlar’ı dost edinmeyin” diye toptan semavi dinlei dışlarsanız, onların Allah’a olan imanları, resullerine olan bağlılıklarını La ilahe illallah diye tasdik edenlere kafir ve gavur derseniz, imanın şartı olan Amentü’yü kabul ettiğinizi söylerken bu türlü dışlamalar nefsani ve hasmani olmuyor  mu? “Elhamdülillahi Rabbi’l Alemin” buyruğunu nasıl düşünüyorsunuz? Bütün semavi  dinler iptal edildi derken Allahu Tela Vetekaddes Hazretleri’ne noksan sıfat isnad ettiğini, Kur’an’ın ruhuna uygun olmadığını lütfen düşünemez misin? Levlake levlak lema halektü’l eflak buyuruldu.  Hadis-i Kudsi: “Sen olmasaydın habibim eflakı yaratmazdım.”buyurduğu, yaratılışın sırrı nur-ı Muhammedi’dir. Cümle Allah elçilerinde tecelli eden nur-ı Muhammedi olup kıyamete  kadar rahmet-i İlahi devam edecektir. Aksini düşünmek gerçeklere aykırıdır. Peygamberimiz Efendimiz Hazret-i Muhammed Mustafa (s.a.v.)’den sonra elçi gelmeyecek, veraset-i nebi olarak nedim-i İlahi olan ezel-i ervahta tanzim edilmiştir. Allah’ın tertibi hiçbir kulunu sen şu zaman  gelmedin diye suçlamıyor. Hazret-i Kur’an’da Hazret-i Allah’ın böyle buyruğu yoktur. “Siz asrı ta’netmeyin.” buyuruyor Hazret-i Allah.(c.c.)
 

2.3.7.2. Nikahlanan ve Nikahlanmayan Kadınlar
 

“Bugün size temiz ve iyi şeyler helal kılınmıştır. Kendilerine hitap edilenlerin yiyeceği size helaldir. Sizin yiyeceğiniz de onlara helaldir. Mü’min kadınlardan iffetli olanlar daha önce kendilerine kitap verilenlerden iffetli kadınlar da namuslu olmak, zina etmemek ve gizli dost tutmamak üzere mehirlerini vermeniz şartı ile size helaldir. Kim inanmayı kabul etmezse onun ameli boşa gitmiştir. O, ahirette ziyana uğrayanlardandır.”[18]

La ilahe illallah’a iman etmeyen kadınlara nikah olmaz. Nikah imanlıya kıyılır. Kişi için geçerlidir. Ehl-i kitap, Allah’tan başka ilah yoktur, ilah Allah vardır diyorsa müslümandır. Nikah yapılır, sakınca yoktur. Bu ayet-i kerime, bunu ifade ediyor.
 

“Sözlerini bozmları sebebiyle onları lanetledik, kalplerini katılaştırdık. Onlar kelimelerin yerlerini değiştirirler. Kendilerine zikredilen ahkamın da önemli bir bölümünü de unuttular. İçlerinden pek azı hariç onlardan daima hainlik görünür, yine de sen onları affet ve aldırış etme. Şüphesiz Allah, iyilik edenleri sever.”[19]

 

“Biz peygamberleri ancak müjdeleyiciler, uyarıcılar olarak göndeririz. Kim onlara inanır ve kendini düzeltirse onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır.”[20]

 

“Bu, Ümmü’l Kur’a denen Mekke ve çevresindekileri uyarmak için sanan indirdiğimiz mübarek ve kendinden önceki kitapları doğrulayıcı bir kitaptır. Ahirete inananlar, buna da inanırlar ve onlar namazlarını hakkıyla kılmaya devam ederler.”[21]

 

“De ki: Allah’tan başka hakem mi arayacağım? Halbuki siz kitabı açık olarak indiren O’dur. Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler Kur’an’ın gerçekten  Rabb’ın tarafından indirilmiş  olduğunu bilirler. Onun için sakın şüpheye düşenlerden olma.”[22]

 

“Yahut bize de kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk demeyesiniz diye, işte size de Rabb’ınızdan açık bir delil, hidayet ve rahmet geldi.  Kim Allah’ın ayetlerini yalanlayıp onlardan yüz çevirenden daha zalimdir. Ayetlerimizden yüz çevirenleri yüz çevirmelerinden ötürü azabın en kötüsüyle cezalandıracağız.”[23]

 

“Şüphe yok ki iman edenler, Yahudiler, Nasrani ve  Sabiler, kim Allah’a, ahiret gününe inanır, bununla beraber salih amelde bulunursa, elbette onların Rabb’leri katında ecirleri vardır. Hem onlara korku da yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir.”[24]

 

“Sizden herhangi bir ücret istemeyen bu kimselere tabi’ olun, onların sözlerine kulak verin.Çünkü onlar hidayete ermiş kimselerdir.”[25]

 

Bilmem bu ayet-i kerimeye izah gerekir mi? Kulakları çınlasın, “Allah’la kul arasına girilmez” diye ahkam kesenlerin. Evliyayı, dost diye manasını değiştirenlerin, manevi alemden nasibini alacakların nasiplerini tehir ettirenler, yeteri kadar tatmin olmadığı halde mesleki icabı olmuş gibi icra-yı sanat eyleyenler bilsinler ki bu alem, ben-i âdem; “Hazret-i İnsan” için yaratıldı. Zira, “Hazret-i insan”, ayine-yi Rahman’dır. Cem’-i eşyanın fevkinde hazret-i insanda Allahu Teala Vetekaddes Hazretleri’nin fiilî, subuti sıfatları insanda  zuhur eylediği gibi hiçbir  eşyada zuhuru görülmez. “Yeryüzünde halifemi yaratacağım.” Hitabının sırrı, nur-ı Muhammedi’nin karargahı “Hazret-i İnsan” kıyamete kadar devam edecek. Yevmi’l mahşerde açık seçik zuhur edecek inşallah  sonsuz rahmet-i İlahi.

 

2.3.7.3. Kadının İslam’da Fazileti ve Dereceleri
 

“Biz melaikeden ve kadından peygamber göndermedik. Bilmiyorsanız erbab-ı zikirden sorun.”[26]

 

Kadın muhteremdir, hürmete ve sevgiye layık kılınmıştır. Erkek gibi bazı hallerde mukavim ve tahammüllü olamaz. Kaide budur ama istisnalar vardır. Bazı kadınlar bazı erkeklerden daha güçlü gibi görülse de bu istisnai haldir, istisnalar kaideyi bozmaz. “Cennet ananın ayağı altındadır.”buyurdu Hazret-i Peygamber (s.a.v.). Hazret-i Allah, Kur’an-ı Azimü’ş Şan’da “Anana, babana hizemette kusur etme, rahmet-i İlahi’den nasibini alamazsın, cennetini kaybedersin. Onlar, yanında yaşlandığı zaman ‘uf’ dahi demeyesin.” buyurdu. Efendilik, Peygamber Efendilerimiz’e sıfat olarak tecelli etmiştir. Varisleri de bu sıfata layık görülmüş. Mevlana lafzı da zynı manayı taşır. Allah’ı bir bilip  kul olmak için iradesini kullanan salih kişilere de “Efendi” demek lazımdır. “Kalbi gözyaşları ile suladığın zaman yaptığın duayı kainat bilir. Bu yaşa kıyamayanlara aşk yolunda sefer haram  kılınmıştır.” Bazı gözyaşları vardır ki, gözünü sulandırmaktan başka bir işe yaramaz. Allah için akan gözyaşları bir maksada istinaden değil, yalnız rıza-yı Bari’ için olmalı. Göz yaşla dolup, kalp hissettiği zaman benlik gider. İşte o vakit kul, Allah ile konuşnmuş olur. Bu hal, mü’minin miracıdır. Gözyaşının tadı, Allah’tan gayrı için akıttığın yaşın tadına benzemez. Dilini dokunup tadına bakarsan diğer gözyaşına benzemediğini, daha tatlı olduğunu görürsün. Çünkü, geliş kanalı dahi başkadır. Ne acıdır, ne de tuzlu. Hakikat hilkatinde mutasarrıf olarak yalnız O’nu görmektir. Hidayete ulaştırır, dalalete düşürür, izzete çıkarır, zillete indirir.İllet devamı, saadet sahibi olanlara kendisine ibadet ve taatı kolaylaştırır.

 

2.3.7.3.1. İrade Hürriyeti
 

İnsana bahşedilen cüz’i irade denilen irade, külli iradenin etkisinde olup, insan yalnız cüz’i iradesinden sorumlu kılınmış. Bu bilgi kişiyi, ilme’l yakin olarak rahmete erdirir. Bu mevzuda aklen çözeceğini zannedenler; sahipsiz kişiler, Kaderiyye ve Cebriye mezhebine düşmüşlerdir. Kaderiyye  ve Cebriyye ehl-i sünnet itikadı ile bağdaşmaz olup küfürdür. Rahmet-i İlahi daima yukarıdan aşağıya gelir, kalbe hulül eder, kalpten beyne geçer. Kalpte manadır, beyin de kevni hakikatlere dönüştürmeye çalışır. Hazret-i Resulullah (s.a.v.) Efendimiz müracaatında: “Ya Rabbi! Sen ne kadar kulluk yaptırmışsan, o kadar kulluk yaptım. Sen ne kadar marifet verdinse o kadar arif olabildim. Ya Rabbi! Ne kadar zikrettirdinse o kadar zikrettim.”  Hazret-i Allah buyurmadı mı?: “Ben kulumu zikretmezsem, kulum beni zikredemez.” İşte, rahmet-i İlahi daima üstten gelir. Peygamber Efendilerimiz, bu gelişin başlıca sebepleridir. Yolun uğramazsa Muhammed’e, geçti kervan, kaldın dağlar başında.Tertib-i İlahi’ye, emr-i İlahi’ye uygun olmayan yollar uğramaz Muhammed’e(s.a.v.) İşte ehl-i tarik, gayrısı vahşi tarik. Tarik, yol demektir. Ehl-i tarike süluk edenleri kendi imkanları ile gidilemeyeceğini iyi bilirler. Tertib-i İlahi’dir, mürşid gereklidir.  “Her tabibe aşikar etme derun-ı derdini. Her ne derdin var ise eyler deva Allah Kerim.” Tertib-i İlahi, varisü’n Nebi, nedim-i İlahi, eşittir evliya, eşittir mürşid, eşittir ilim. “Bi-kılavuz kim varır Allah’ına, reh-nüması olmayınca evliya.” “Kamil doğarmış ehl-i Hak, doğmadan evvel anası. Mürşid kime talim eyledi? Her varaktan okuyup tefsir-i Kur’an eyledi. Levh-i dilden okuyup bi-harf u sarf ümm-i kitap  Hak Teala ilm-i Hıdr’ı ona ihsan eyledi.”

 

2.3.7.3.1.1. Sosyal Düzen
 

Bilmem izaha muhtaç mı? Hazret-i Allah buyurdu: “Ben kainatı yarattım ey insan, sen bunu düzene sokacaksın.” Sıhhat ve selametin için kapanmış maziyi, meçhul istikbali bırak da günü yaşa. Zira hakikat bu andır, hayat bu demdir.

Peygamber Efendimiz bu abd-i acize: “Ümmetime söyleyin, geçmiş zamana göre değil, yaşayacakları zamana göre hazırlansınlar.”buyurdu. İnsanlar umumiyetle aynı hataya düşmüşler. Tertib-i İlahiye’yi yeteri kadar anlayamadıklarından, ileriye dönük yaşantılarını götürememişler. İctihadın her devirde ortaya çıkardığı yorumlanmış din tablosuna diyanet ve şeriat denir. Bu tablo, her zaman çizilecektir. Bu uyarıyı iyi anlamaya mecburuz. Aksini yaşadığımız zaman ; ki yaşadık, bedelini çok pahalı ödüyoruz.

 

2.4.MEZKUR AYETLERİN İZAHI VE İFADE ŞEKLİ
 

2.4.1. Evliya’yı İnkar
 

“Ey Adem oğulları! Şeytan, ana ve babanızı çirkin yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi sizi de şaşırtıp bir belaya düşürmesin. Çünkü o ve kabilesi sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Şüphesiz, Biz şeytanları, inanmayanların evliyası kıldık.”[27]
 

Mensup olduğu şeriatından evliya kabul etmeyenlerin bu ayet-i kerimede beyan edildiği gibi evliyası şeytan olur. Bu ayet-i kerimeyi ehl-i tasavvuf, “Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır.”diye beyan etmişler. Rehbersiz yolcunun menzile varması muhaldir.
 

“Ey Adem oğulları! Size kendi içinizden ayetlerimi anlatacak peygamberler gelir de kim sakınır ve kendisini ıslah ederse onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.”[28]

  

2.4.2. Resul’e Teba’
 

“Yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılı buldukları o elçiye, o ümmi Peygamber’e uyanlar işte. O Peygamber, onlara iyiliği emreder, onları kötülükten men eder, onlara temiz şeylerin helal, pis şeylerin haram olduğunu bildirir. Üzerlerindeki ağırlıkları, sırtlarındaki zincirleri atar. O Peygamber’e inanıp, O’na saygı gösteren, yardım eden ve O’nunla birlikte gösterilen nura uyanlar var ya... İşte kurtuluşa erenler onlardır.”[29]
 

Bu ayet-i celilede Hazret-i Allah, daha sonra gelen Resul’e uymayı, tertib-i tanzim-i İlahi olduğunu, kullarının tekamülüne göre gönderilip, insanlar insanlıkta olgunlaştıkça üzerlerindeki ağırlıkları atacağını beyanla, sonra gelen resulüne tabi’ olmanın daha uygun olduğunu ve yüklerini daha hafifletmekle daha rahat dini vecibelerini yerine getireceğini bildiriyor. Halık-ı Zü’l Celal Hazretleri tamamı ile kulun insiyatifine bırakmış. Evvelki şeriatta kalanlar kafir ve gavur değildi. Yeter ki Allah’a şirk koşmasın.
 

2.4.3. Allah’ı Bilmek
 

“Onları doğru yola çağırmış olsanız işitmezler ve onların sanan baktıklarını görürsün. Oysa onlar görmezler. Sen affı tut, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir.” Kulluk yapacak kadar Allah’ı bilmek ilimdir. Hiç bilmemek cehalettir. Bu hitab-ı İlahi mecnuna değil; çünkü ona teklifat yoktur.

“Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki, bu delillerden yüzlerini çevirip geçerler.”[30]

“Biz arza nice ayetler indirdik, kamil insan ve akl-ı selim insanlar okur.” Bazı müfessir efendilerimiz: “Kur’an’daki ayetler, yeryüzüne indirilen ayetlerin beyyinatıdır. Bizler maalesef yeryüzündeki ayetleri umursamayız.”

“Onların çoğu ancak ortak koşarak Allah’a iman ederler.”[31]

Bütün semavi dinler tevhid dinidir. Bir olan Allah’a ortak ve eş tanımamak, tevhid kelimesini dilden bırakmayıp, manasını kabul edip anlamını yaşamaktır. Bu kadar ferah ve kolay olduğu halde her şeyin zor olanında kazancın daha çok olduğunu zanneden, umumiyetle kişilerde görülen bu halin, kendinde varlık göstermesinden meydana geldiğini, dini vecibelerini yerine getiriyorum zannı ile peygamberini papa, papaz ve haham, hoca ve şeyhleri ilahlaştıran cemaatler az mıdır? İşin garibi, bunlar kendilerinin mü’min olduğunu zannederler. “Yerleri ateştir.”buyuruyor Hazret-i Allah. Tek kelam; ne hafi ne de celi, ne gizli ne de aşikar şirk koşmayasın.

“Şüphesiz ki Allah, inanan insanlarta hiçbir şeyle zulmetmez. Fakat insanlar kendilerine zulmederler.”[32]

 

2.4.4. Ölüm
 

“De ki, kendime bile Allah’ın dilediğinden başka ne bir zarar ne de bir menfaat verme gücüne sahip değilim. Her ümmetin takdir edilmiş bir eceli vardır. Ecelleri geldiği zaman ne bir saat geri kalır ne de ileri giderler.”[33]

 

2.5. İLİM
 

2.5.1.Dıraset İlmi, Veraset İlmi
 

Peygamber Efendilerimiz’in ve evliyaların ilmi, diraset yoluyla değil, veraset yoluyladır. Yani, okuyup yazmakla değil. Bu ilim, amel ve mücahede neticesinde elde edilmez. Esas olan ezel-i ervahta Allah’ın tertibi olup, dünyada beşer; bunu say u gayreti ile elde etmeye muktedir değildir. Nefis Hakk’tan kaçar, onu bir yere tesbit etmeli. Bu da veraset yoluyla olur. Aksi, Kur’an’ın ruhuna aykırıdır. Kur’an-ı Azimü’ş Şan’da çok yerde evliya buyuruldu. Türkçe’de karşılığı olmadığı için aynen alınması icap ederken, her yerde, her manada kullanılan dost diye mana vermek, evliyanın manasını yansıtmadığı için, ehl-i kitaptan iman edenleri de Allah’ın rahmetinden uzaklaştırıp düşman olmalarına, bilmeyerek sebep olmuşuz. Kendi aramızda dahi Allah’ın sonsuz rahmetini idrak edemediğimizden hakikatleri gösteremeyip yakınlarımızı dahi akılcı diye diye  nakilden nasipsiz bırakmışız.  Bu durumda her hal  u karda manasız yaşanamayacağını bilenler, gerçeği bulamadıklarından, maneviyatı çıkarlarına kullanan çıkarcıların kucaklarına itilmişlerdir. Samimi olanları Allah mahrum etmez; amenna. Bu samimiyeti ileriye götürebilecek ne kadar çıkar? Bu türden vazifeli olduğunu zannedenler, bazı görgülerinin esiri yahut da başkalarının iteklemesinden dolayı kendilerine zulmedip, gayrının mesuliyetini üstlendiklerini bilseler dahi, artık kendilerini geri alamazlar. Enaniyetleri mani olur. Allah kurtarsın. Tekrar ediyorum, bu vazife verasettir, ezel-i ervahla ilgilidir. İnsan bu mevzuda muktedir değildir, her şey Allah’ın yed-i kudretindedir. Bu türlü vazifeleri tertip ve tanzime insan muktedir değildir. “Ben de sultanım diyen dünyada, bi-hadd ü hesap. Bende-yi dergah-ı ehlullah olan yüz binde bir.” Dergahtan evliya terbiyesinde yetişmiş ve turuk-ı aliyyeden silsile-yi meratıp izn-i icazete sahip olan kul, Allah’ın evliyasıdır, Peygamber Efendimiz’in de varisidir.
 

Manevi vazife, hayatta bulunan evliyanın tebliği ile olur. Kendi görgüsü ile değil, Allah’ın lutfu ile olur. Hazret-i Kur’an’a ahir zaman peygamberi Hazret-i Resulullah’a inan. Her zaman yeryüzünde eksik olmayan, eksik olması kanun-ı İlahi’ye aykırı olan evliyanın mevcudiyetinin inkar, zahiri ve Batıni ilimle bağdaşmayacağını iyi bilesin ki, Hatay düşüp hem bu türlü yaşayanlara, hem de nefsine zulmetmeyesin. Allah’ın inananlara rahmeti olan, imansızlara da istiğfar kapısının açık bırakıldığı dünyanın bir daha eline geçmeyeceğini iyi anlasın da ona göre hayatını tanzim edesin. Hazret-i Allah, bu imkanları vermiş. Cüz’i iradenle gerçekleri idrak edecek durumda yaratıldın. Samimi ol. “Batanları sevmem.” diyecek kadar ilmî hakikatlere aşina ol. “Hazret-i Allah bana yeter”demek, sebeplerine tevessül etmektir. Sebeplere dikkat et. Allah’a eş, ortak gibi görme sebepleri, vesile olarak gör. İlahlaştırmadan tevhidi yaşa. Sebeplerine haddi aşmadan hürmet göstermen, hizmet etmen de edeptir, tertib-i İlahi’dir. Bunları birbirine karıştırmayın. Baban ve anan için de böyledir. Allah’ın emridir ve sen kul olarak  emre uymaya mecbursun. Hizmette kusur etmeyesin. Dünya memduhtur, en güzel şekilde yaratılmıştır. Dünyadaki manevi kazanç hiçbir alemde mevcut değildir. Emr-i İlahi’ler insanlar için kazançlı, faideli, yararlıdır; dindir. Zararlı olan la-dindir.

 

2.5.1.1. İlimde Ruhsatın Ölçüsü
 

Allahu Teala Hazretleri, kullarının ihya olması için, öyle bahaneler halketmiş ki, maalesef bu rahmetten herkes nasip alamıyor. Kanun-ı İlahi’yi işine geldiği gibi yorumlayıp tatbik etmesinden ötürü, beşerin ilmi ne kadar çok olsa da tamamı ile  emr-i İlahi’yi ölçmeye muktedir değildir. Akılcı geçinen, fiziki durumdan başka tecelliyat-ı İlahi’leri kabul etmeyen, Kur’an-ı Kerim’deki bazı ayetleri de, mantığına uymayanları  ya mantığına uyduracak yahut görmezlikten gelecek.  Allah (c.c.), samimi kullarını mahrum etmiyor; çok çok  şahidim buna.  İlme’l yakinden öteye gitmeyen ilim sahiplerini, üzülerek mahrumiyetlerini görüyor, gayr-ı ihtiyari: “Bu kadarını da bilmese idiler daha mı iyi olurdu?”demekten kendimi alamıyorum. Geçmiş zaman bunlarla dolu dolu. Boşuna dememişler: “Yarım doktor insanı candan, yarım alim insanı dinden eder.” Kur’an-ı Azimü’ş Şan’ın bir çok yerlerinde zikrullahın faziletinden, rahmet-i İlahi’ye vesile kıldığından, erbab-ı zikrin ilminden istifade edilmesinin Kur’an’da bildirirken, onların çok mübarek insanlar olduğunu, gerek Kur’an-ı Kerim’de gerese Kütüb-i Sitte’lerde ferdi ve toplu zikrin faziletinden bahsedilirken buna karşı çıkan, Allah ve Resulullah’ın düşmanının, bilmeden küfre ortak olmalarına bir anlam veremiyorum. Bu türden ilim sahipleri hocalara “Bilmiyorum” demeyi öğretmediler mi? İnsan bildiğinin alimi, bilmediğinin cahilidir. Gerçek ilim; ilm-i nafi’ kısmet etsin diye dua ediyoruz.  Dini tedrisat görmüş, zükrullahı keime olmaktan öte nasip alamamış kişilerin bu yolda akılları ermeden ahkam kesmeleri, o türlü ilim sahipleri namına üzülmemek elde değil.

 

2.5.2. Allah Dostlarına Verilen Değer
 

Allah ilimlerini zü’l-cenaheyn eylesin. (Amin) Cebrail (a.s.), Peygamber Efendimiz’e şu müjdeyi getirdi. Hazret-i Allah (c.c.) buyurdu ki: “Ümmetine bir şey verdim ki, başka ümmetlere vermedim. “ “Fezkuruni ezkurküm; ey kulum, beni zikret ki, ben de seni zikredeyim.” Buna benzer rahmet-i İlahiler’i idrak eden insan Rabb’ına nasıl teşekkür etmez? “Allah’ın rızkından yiyin.” ayeti, ekmek değil, hikmet ve marifetullahtır. “Ne zaman kulum üzerine zikrim galip ola, bana aşık olur. Ben de ona aşık olurum.”
 

Zikrullah ferdi yapıldığı gibi, bütün ibadetlerin toplu, cemiyet olarak yapılması teşvik edilir. Ehli tarafından bir nizam ve intizam üzerine yapılır. Ehli bu hususta gerek maddi gerekse de manevi talim ettirilir. Na-ehlin sapık düzenlerine bakıp da ileri geri fikir vermeye kalkışma. Hele metafizik olayları “Ben alimim; ya izah ederim yahut reddederim, hatta küfür gibi gösterir içinden çıkarım.”deme. Hata edersin. Evliyanın kerameti haktır, inkarı küfürdür. Hazret-i Allah bildirmedi mi, “Evliyama eza edene harp ilan ederim.” Bazıları derler ki:  “ Böyle bir harbe hiç rastlanmadı.”
 

Musa Aleyhisselam’a kavmi: “Bizleri korkuttuğun azap ne zaman gelecek?” diye alay ettiler. Hazret-i Allah buyurdu ki: “Ya Musa, biz onlardan sonsuz rahmetim olan, Zatım için akacak gözyaşından mahrum ettik. Yetmiyor mu?” O mahrumiyet; bela. Gözünden yaş aksa da nazargah-ı İlahi olan, kalbi yıkayan gözyaşı değil. Hani uyanık bir kişi Hacc’a gitmişti. Sarrafı gördü ki, iki eli de boş değil. Hiç fasıla vermeden para sayıyor dedim. “Ya Rabbi, bu kulun ne zaman fırsat bulup da seni zikredecek?” diye su-i zan ettim. Allah(c.c.), o sarrafın sadrını açtı, manasını gösterdi. Gördüm ki, bir anı dahi Allah’tan gafil değil, utandım. Diğer taraftan Beytullah’ta  bir kişi, Beytullah’ın örtüsüne yapışmış, öyle iltica ediyordu ki, gözlerinden kan akıtıyordu. İşte aşk-ı İlahi, Allah kulu böyle olur iye gıpta ile seyrederken onun da gerçek yönünü gösterdiler. Allah için değil o gözyaşları, iltica; hepsi dünya için, Allah için zerre yok.

 

2.5.2.1. İlahi Aşk ve Beklenenler
 

Rabia Adeviyye Hatun, eline balta almış gidiyor. Sormuşlar: “Ya Rabia, balta ile nereye gidiyorsun?” Futur etmeden, “Cenneti, cehennemi yıkmaya gidiyorum. Cennet aşkı, cehennem korkusu insanları o kadar tesirinde kaldılar ki, Allah diyen, düşünen pek azaldı. Allah’ın zikrine mani olan bu manidarı kaldırmaya gidiyorum.” diye esprisiyle uyarmıştı. Ehl-i aşkı düşünen pek azaldı.

 

“Onlar başka değil, sırf Rabb’imiz Allah dedikleri için haksız ve yurtlarından çıkarılmış kimselerdir. Eğer, Allah bir kısım insanları, diğer bir kısmı ile defetmeseydi mutlak surette içlerinde Allah’ın ismi bol bol anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescidler yıkılır giderdi. Allah, kendisine yardım edenlere muhakka surette yardım eder. Hiç şüphesiz Allah güçlüdür, galiptir.”[34]
 

Hazret-i Allah, zatını zikreden kullarını, zikredilen yerleri dahi hiçbir ayrılık gözetmeden medh ü sena ediyor. Zikrin efdali La ilahe illallah’tır. Bu kelime-yi tevhidi söyleyen kişi, müslğmandır, kalben tasdik ederse imandır. Allah’tan başka ilah yoktur, illa Allah vardır diye dili ile ikrar edip, kalbi ile tasdik edip, anlamını yaşıyorsa mü’mindir. “Son sözü kelime-yi tevhid olan cennetliktir.” buyurdu Hazret-i Peygamber (s.a.v.) Efendimiz.  Hüküm Allah’ındır.

 

“Kesin olarak inananlar için yeryüzünde işaretler vardır. Kendi nefislerinde de ibaret vardır. Görmüyorlar mı?”[35]
 

Adem Aleyhisselam, akıl derecesinden aşk derecesine ulaşınca bütün varlıklarda Allah’ın güzelliğini görmeye başlar. Her verlıkta Allah’ın tecellisini ve adını görür. Adem, her şeyin hakikatini biliyordu ki ona, “Alleme’l Esma” denildi. Bazıları aşkı iki türlü ifade ederler; ilahi ve mecazi diye. Aşk birdir, ilahidir. Mecazi aşk olmaz. Bu, istektir, arzudur, nefis ihtiyacıdır. Mecaz olan arzu, istek ve ihtiyaçlar vuslatla ağırlığını kaybeder. İlahi aşk, yakınlık ve vuslatla daha da artar. Mecazi olanı aşk diye karıştırmamak lazım. Aşk, efendiliktir, mecnunluk değil. Mecnun’da velayet olmaz. Vahşi tariklerde görülen bu türlü haller kötü örnek oluyorlar.  Sıhhat ve selametin için kapanmış maziyi, meçhul istikbali bırak da günü yaşa. Zira hakikat, bu andır. Hayat bu demdir. Malın, servetin efdali, Allah’ı zikreyleyen lisan, Allah’a şükreyleyen bir kalp, Allah’ın emrine yardım eden mü’mine bir kadına malik olmaktır. Düşmanı evinin içinde olan kimse, istediği kadar dış tedbirleri yerine getirsin, düşmanının taarruzuna karşı kapı ve pencereleri sağlamlasın, bundan ne çıkar? Vücudunun içinde nefis gibi her ihtirasa mağlup bir düşman varken, kişi dışarıdan daha hangi haydutları bekliyor? Nefis, Allah’a inananların derecelerinin yükselmesine vesile, imansızların küfrünün artmasına sebeptir. Vereceğin cevabı da, suali de Hazret-i Allah sende mevcut kılmış ve mevcudiyetini sebeplerle bildirmiş. Cüz’i  iradeni ne yönlü kullanıyorsa imanı gösterir. Buna rağmen rahmet deryası olan af u mağfiret seni bekliyor. Aczini itiraf et, mağfiret deryasından ümidini kesme. Bu kapıya yönelmek imandır. İmanızda bu hali arama, bulamazsın. Daha geniş açmak isterim inşallah. Öyle ki, insan melek de olsa, İlahi yardıma uğramayınca defteri siyah çıkar. Hakk’ın yardımına, hakk’ın has kulları olan kamil insanların şefaatına meleklerin bile ihtiyacı vardır.

 

2.5.3. İmanın Gaybiyeti Derecesi
 

“O müttakiler ki, gabya inanırlar. Namaz kılarlar. Kendilerine verdiğimiz mallardan zekat verirler. Yine onlar, sanan indirilenlere, senden önce indirilen kitap ve peygamberlere ve ahiret gününe iman ederler. Onlar, Rabb’lerinden hidayet üzeredirler ve kurtuluşa ermişler ancak onlardır.”[36]

Cümle peygamber efendilerimiz, Allah’ın elçileridir. Evvel gelenleri tasdik edici, sonra gelecekleri müjdeleyici olarak gönderilen “Levlake levlak, lema halektü’l eflak” hitabının zuhur hazineleri; “Sen olmasaydın habibim, eflakı yaratmazdım.” hitabı, cümlesini kapsayan rahmet-i İlahi’nin odak noktaları. Rabb’ım cümlesinin şefaatlerine nail eylesin, amin. İşte, yeryüzünde bütün insanların bu türlü ilme ve irfana yöneldikleri zaman, Allah’a inanan insanların kardeş olduklarını anlayacaklar, iman etmeyenlere de dua edip onları incitmeden uyarmaya çalışacaklardır. Zaman buna gidiyor. Bedevilikten kurtulup medeni olmaya çalışalım. Bunlar, tertib-i İlahi’dir. Rahmet-i İlahi’den nasip almak için yoldur, basamaktır. İfade etmekte belki zorlanıyorum ama lütfen manayı iyi anla. İnsanları geriye götüren, zarara mucip bir semavi din düşünebiliyor musun? İnsanlara faydalı  olan dindir, yoksa la-dindir. Hazret-i Kur’an’da bulursun.

 

"Gerçekleri yüklenip taşımakta sabır ve namaz ile Allah'tan yardım isteyin. Şüphesiz o kalbi Allah'a saygı ile ürperenler dışında herkese zor ve ağır gelen bir görevdir."[37]

 

Tavsiye ediyor Hazret-i Allah. Sabır, imanın meyvesidir, sabırsız insan, ibadet de taat da yapamaz. Nefsin zararlı isteklerine karşı yegane silah sabırdır. Sabırda zafer vardır. Sabırla koruk helva olur. Kalbi Allah'a saygı ile ürperenler, emr-i ilahiye uygun hareket edenler, sabırlı kişilerdir. Bu türlü kullarının duaları müstecaptır, reddedilmez. Sabırsız nefis Allah'tan kaçar; siz onu bir yere bağlayınız. işte bu türlü bağlanmak da ayrıca rahmettir, gerçek özgürlük budur. Bu ölçü akla değil manaya göredir. Hakkın rızkından yeyin ayetini ekmek anladık. Gördük ki hikmet ve marifetmiş.

 

"Siz iman edip yaradı iş yapanlara gelince; onlarda cennetliktirler. Onlar orada devamlı kalacaklardır."[38]

 

Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin diye meal ve tefsirler Kur'an'ın ruhuna, rahmet-i ilahîye tamamı ile aykırıdır. Uygulaması da imkansız olup semavî dinler arasında düşmanlıktan başka bir şey getirmemiştir. Hazreti Allah'ın Kur'an'ın çok yerlerinde veraset-i enbiya olan evliyayı, Türk lisanında her mevzuda kullanılan dost ifadesi, gayr-i meşru hadiselerde dahi dost diye ifade olunurken, Arapça'da dost diye bir kelam yok. Herhangi bir ecnebi kelimeyi aynı manayı yansıtmıyor diye lisanımızda olmadığı için onların telaffuz ettikleri gibi almak mecburiyetindeyiz de, evliya için aynı uygulamayı niçin yapmıyoruz?

(Maide süresi 51 .)[39] Ayetinde malumun evliyaya dost demekle o kadar değişiyor ki; ben-i İsrail, ben-i Nasara ve Hıristiyanları, tamamı ile dışlamak, Allah'ın kanunlarına uymadığı gibi hazreti Kur'an'da, ehl-i kitabın imanlıların taltif eden ayetleri görmezlikten gelmiş oluruz. Başka inanç sahiplerini hakir görerek yaşamak mümkün olmadığım tarih boyu gördük. Gerçeği görmeyip nefsanî hislerinin esaretinden kurtulamayan başkalarını hakir görerek yükseleceğini bir yere varacağım zannedenler bu türlü düşünce ve tutumlarımızı hemen değiştirelim. Buna mecburuz. Zararın neresinden dönülürse kârdır.

 

2.5.4. Lütuf ve Hikmeti İhsaniye
 

Hazret-i Peygamber (s.a.v.) Efendimiz buyurdular ki; "Hikmet mü’minin kayıp malıdır, nerede bulur ise alsın." Bundan sonra daha bariz göreceğiz, hiç şüphemiz olmasın. Dünya daralıyor, uzaklık yerini yakınlığa terk ediyor. İnsanlar birbirlerine daha yakın yaşamaya mecbur olduklarını hissediyorlar. Sosyetenin icadı imiş gibi hoşgörü ve sevecen olalım lafzı, İslam'ın anayasası. Tekrar ediyorum; bütün semavî dinlerde Allah (c.c.)'ın verdiği  müşterek sıfattır, tertib-i ilahî böyledir, intibak etmeye gayret et. Her şeyi halkeden Halik-ı Zü’l Celal böyle tertip eyledi. Bu hallerden kendini tecrit etme. Şeriat-ı Muhammedi'nin daha mütekamil zamana göre yaşamaya müsait olduğunu bilesin. İşte, Hazret-i Allah,  bu türlü çalışmaların işlerini rast getirsin.
 

Gümrük ve Avrupa Birliği'ne girmek için çabalar sarf ediyoruz.  Girmemiz lazım, gireceğiz inşallah. Hayat tecrübemle görüyorum. Sene 1996, abd-i aciz 77 yaşımdayım. Hayat boyu hep ileriye baktım. Elimin emeğini yedim. Çocuklarıma da hep helal yedirmeye çalıştım. Çok fırsatlar geçti, ihtiyacım olduğu halde tenezzül etmedim. Üzgün değilim, zevkini yaşıyorum. Esnaf olup Ankara Marangozlar Derneği'nin kurucularındanım. 7 No’lu üyesiyim. Ankara Marangoz Sitesi Kooperatifi'nin de kurucusuyum. 7 No’lu üyesiyim. Bir günü bir gününe eşit etmemeye çalıştım. 2. Cihan Harbi’nde 44 ay askerlik yaptım. Muhabere çavuşu olarak başarılı oldum. Tabur muhabere kıta komutanı sonra alay muhabere takımına vekaleten vazifelendirildim. Dinimi, vatanımı, milletimi çok ama çok severim. Herkes sever de bu sevgi bende ifrat gibi görülse de zevk alarak yaşıyorum elhamdülillah. Kırk bir senedir normal tecelliyatla sıhhatli yollardan Hazret-i Allah tarafından naçiz şahsıma lütfedilen vazifenin mesuliyetine müdrikim. Yanlış anlamayasın. Allah'ın yarattığı aciz bir kulum, verdiği cüzî iradenin dışında hiç bir güce sahip değilim. Ancak Rabb'ımın bu abd-i acize bahşettiği vazifeyi yine Rabb'ımın lütuf ve ihsanı ile her hal ü karda götürmeye çalışıyorum. Bu yolun çok sapık ve mecnun kişileri var. Allah'lık, peygamberlik, mehdilik iddia eden, şeytana yakasını kaptırmış. Bu türden sapıklara zamanımızda sık sık rastlamak mümkün. İyi dinle! Bu abd-i acizi terazinin aynı kefesine koymayasın. Ne yapım, ne karakterim, ne de imanım, bu türlü sahte yaşantıya müsait değil, İslam'dan, tasavvuftan İslam'ı ayrı düşünemezsin. Tasavvuf ehli her hal u karda örnek insan olması lazımken bazı ehl-i tasavvuf, ehl-i tarik geçinen manevî vazifesi normal yollardan olmayan, hayali ihracat benzeri, nefsanî ve şeytanî yollar ki; bunu ölçmek için fazla bilgi ve ilme ihtiyaç yoktur. Hazret-i Allah o kadar açık  seçik ihsan etmiş ki "Bu abd-i aciz gördüm, yaşadım, öğrendim" semavî dinlerin cem’i ismi İslamiyet'tir. Mecnunluk değil efendiliktir. Korkulan insan değil, gıpta edilen insandır. Başkalarına örnek olup izinde gidilecek insandır. Bu türlü bariz ölçü verilmişken, başka ilim aramanın anlamı niye ehl-i tasavvuf olmayıp, yalnız ilmi kelamla iktifa edilmiş, ilmi bu kadar zannedenler. Nakli de akla dönüştürenler, rahmet-i ilahînin az da olsa zevkine eremeyenler, edindiği bilgiye, gördüğü tedrisata göre bütün insanları cehenneme götürmez de nereye götürür? Çünkü onlardaki zuhur eden marifetullah cehennemdir. Din-i İslam'ı tasavvufsuz düşünmek ilim değildir. Şeriatı ile tarikatı, marifeti, hakikati ile küll olarak düşünmek mecburiyetindeyiz. Allah yaşamak nasip etsin. Şeriat ve tarikat derken gayri ihtiyari çekiniyoruz. Suç işlemiş gibi gösterdik ve bilmeden rahmet-i ilahîden kaçırdık insanları.
 

Her şeyi Kur'an terazisinde tartmayı bil, bu cevheri kullanmayı biliyor isen her kişide vardır. Bulamadınsa ehline müracaat et. Sendeki hazinenin yerini göstermeye vazifeli olan zevattan uzak durma, insan bu türlü terbiyeye muhtaçtır.

 

 

2.5.5. Bir İnsan Anatomisi ve İnsanın Yaratanla İlişkisi

 

Peygamberimiz Efendimiz buyurdular ki; "Dünyaya gelen her çocuk İslam fıtratı üzere doğar, terbiyecisi ne ise öyle terbiye olur." İnsan zamana göre Allah elçilerinin getirdiği terbiyeye muhtaçtır, Hazret-i Allah sanki ben-i âdemi hınç almak için yarattı. Rahmet ve mağfiret yönünü bilmezler ki baksınlar ve anlatsınlar. Elhamdülillah Kadirî ve Rufai'den Galibî diye kol verildi. Rabb'ım layık kılsın, rızasının dışında yaşamak nasib etmesin (amin). Milletçe müteşekkiriz. Bu vatan için canım verenlerden canla başla çalışanlardan Allah razı olsun, makamlarım cennet eylesin.
 

Peygamber Efendimiz buyurdular; "Hubbü’l vatan mine’l iman";  "Vatan sevgisi imandandır." Vatansız olan kardeşlerimizin çektikleri eza ve işkenceleri görmüyor muyuz? Hazret-i Allah hiç bir kulunu vatansız bırakmasın. Ayette şunu müşahade ediyoruz. Hazreti Allah'ın (c.c.) buyurduğu ayetteki mana şunu öğretiyor, "Kul hangi şeriata tabi olmuşsa o şeriattan yetişmiş evliyasına tabi olur."[40] Daha sonraki peygambere tabi olanlar da o şeriattan yetişmiş Varisü’l enbiya olan evliyaya tabi olurlar, insanların tekamüllerine göre Peygamber Efendilerimiz’i rahmetinden göndermiş, insanların olgunluklarına göre şeriatlarım kullarına daha değişik emirlerle ki, bu durum zannedildiği gibi eza değil, rahmettir. Evvelki şeriata dönüş zaaftır. Yaşayabiliyorsa sonsuz rahmet-i ilahînin; "Ben kulumun zannına göre tecelli ederim" hitabının şumülüne girer ki, rahmet olur. Daha sonra gelen şeriata tabi’ olunması fazilettir, tertib-i ilahîye uymaktır. Önceden gelmiş şeriata tabi olanlara kafir, gavur diyemezsin. Gayretullah’a dokunursun. Her semavî din Allah'ın yed-i kudretindedir. Adaleti icabı böyle tanzim eylemiş. Evliyalar Varisü’l enbiyadırlar; bu tertib-i ilahidir. Almış olduğun kültürün ve mantığın kabul etmeyebilir, tertib-i ilahî akıl ve mantık ölçüşü île ölçülmez.

 

2.5.6. Dine Davet ve Metodolojisi
 

İyi biliniz ve Şeriat-ı Muhammedi'den yetişmiş evliyalara tabi olunuz. Daha evvelki evliyaya tabi olursanız onlardan sayılırsınız. Nefsinize zulüm etmiş olursunuz. Allah zalimleri doğru yola iletmez. Yazık ki bu ayet-i celile, siz Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin diye beyan edilmiş. Cümle ehl-i kitabı şeriat-ı Muhammedi'ye ve Hazret-i Kur'an'a düşman etmişiz. Sonra gelen semavî din evvelkini iptal etmez, Peygamber Efendilerimiz evvelki gelenleri tasdik, sonraki gelecekleri müjdeleyici olarak gönderilmişlerdir. Küllü rahmet-i ilahî, nur-ı Muhammedi'dir. Evvelki şeriatlara geri dönüş Allah'ın emri olmayıp, kulun daha ileriyi göremediği içindir. Mensup olduğu dinin özünü muhafaza edebiliyorsa, özü ve imanın zirvesi La  ilahe illallah’tır. Peygamber Efendimiz'in de tebliği budur. imanın şartı olan Amentü’nün özü, dört kitabın ve suhufların da anlamı budur. Kelime-i tevhidi sakın küçümseme, yaratılışın sırrıdır. Peygamber Efendilerimiz; ALLAH'TAN BAŞKA İLAH YOKTUR. İLLA ALLAH VARDIR. Bu tevhidi Allah'ın kullarına tebliğ için vazifelendirildiler. Kelime-i tevhit, tevhid-i efal, tevhid-i sıfat, tehvid-i zat diye tevhidin dört mertebesi vardır. Beşerin ölçüşü kelime-i tevhittir. Kur'an'da itikadın medarı ikidir, İlm-i tevhid, amel-i tevhid, salih amel, nafi ilim diye ifade olunur, İlm-i nafî dünya ve ahiret için faydalı ilimdir. Salih amel ise faideli ameldir.

 

2.5.6.1. Çizmenin Boyutu Mana Alemi
 

"Onlara iyice açıklasın diye her Peygamberi, yalnız kendi kavminin diliyle gönderdik. Sonra da Allah dilediğini saptırır, dilediğim de doğru yola iletir. Çünkü, o güç ve hikmet sahibidir."[41]

 

Hazret-i  Allah güçlük emretmiyor. Bazı kimseler dini yaşanamayacak gibi göstermeleri cehaletlerindendir. Zor gösterenler, kendi ilmini üstün görüp başkalarım tepeden seyretmeyi meslek edinmiş olanlar, yaratılışın sırrım tefekkür etmemiş olanlar, bu türlü meselenin cahilleridir, insan bildiğinin alimi, bilmediğinin cahilidir.

Zamanın en usta ressamı resim yapmış, hatasız gördüğü resimde hata bulana ödül koymuş, zamanın ressamları hiç hata bulamamışlar. O toplumda temizlik işi ile vazifeli bulunan, ressamlıkla ilgisi olmayan bir kişi hatayı ben buldum demiş. Çizmenin körüğünden bir körük noksan demiş. Ne biliyorsun, sen resimden ne anlarsın deyince, bir zamanlar çizmecilik yaptım, mesleğim demiş. Çizmecilere sormuşlar, çizme ustaları ittifak ederek evet noksan demişler. Adam ödülü almış. Bir şey bilince her sahada kendini alim olduğunu zannedenleri çok yerlerde müşahede etmek mümkündür. Şımaran çizmeci, resmin başka yerlerine de kabahat bulmaya kalkışınca ressamlar, "Haddini bil, çizmeden yukarı çıkma." demişler. Ya Rabbi! Lutfeyle, ihsan eyle, yalnız çizmeyi bilmekle yetinen kişiler, çizmeden yukarı çıkılmayacaklarım ne zaman anlayacaklardır.

 

2.5.6.2. Dinde Zorlama
 

"Zorlaştırmayın kolaylaştırın, daraltmayın genişletin, ikrah ettirmeyin sevdirin" mesajım duymadın mı? "Rahmetim gazabımı örtmüştür" hitab-ı ilahîyi, iyi anla, arzdaki tecelli eden ayetlerle daha bariz anlayacaksın. Okumaya çalış veya okuyanlarla arkadaş ol. Bu türde kişilerin ayetleri laflarında değil, hayatlarında müşahade edeceksin.

 

2.5.6.3. Adalet
 

"Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder. Çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor."[42]
 

Hazret-i Allah  ben-i âdemi rahmeti ile adaleti üzere yarattı. Kullarım rahmetimden istifade etsin daha yüksek makamlar, dereceler kazansın diye. Çirkin işleri de bildiriyor. Adalete uygun gelsin diye Allah'ın halkettiği eşyada hiç adil olmayan bir şey gördün mü? Gördünse kendi noksanlığın bilgisizliğindir. Rabb’ımızı noksan sıfattan tenzih ederiz. Nefsanî gözünle bakma yanılırsın. Kalp gözü ile bak, kalp gözü imanın şulesidir. Mü’minin ferasetinden kaçının, çünkü onlar Allah'ın nuru ile bakar.
 

2.5.6.4. Ölçü
 

"Rabbiniz sizin kalplerinizdekini çok iyi bilir. Eğer, siz iyi olursanız şunu bilin ki, Allah, kötülükten yüz çevirerek tövbeye yönelenleri son derece bağışlayıcıdır."[43]

 

Rahmet-i ilahî’yi iyi anla, insanları kendi zayıf ölçünle değerlendiremezsin. Kaş yapıyorum diye göz çıkarmayasın, yaptığın hataları gizliyorum zannetme, değil yaptığım kalbinde gizlediğini de bilen Hazret-i Allah'tan nasıl ve neyi gizleyeceksin. Kalbindeki gizlediğin yasak duygularım tatbik etmedikçe mesul değilsin. Güzel duygularım tatbike imkan bulamasan dahi samimiyetine göre icra etmiş gibi defterinde bulacaksın. Bu durum iltimas değil, rahmettir.

 

2.5.6.5. İtikad
 

"Doğruyu getiren ve onu doğrulayanlar... İşte onlar Allah'a karşı gelmekten sakınan müttakilerdir."[44]
 

Tevhid kelimesi birleştirmektir. Kelime-yi tevhit, tevhid-i ef’al. tevhid-i sıfat, tevhid-i zat diye her şeyde Allah'ın varlığım müşahade etmektir. Doğruyu getiren Hazret-i Muhammed ve diğer Peygamber Efendilerimiz'dir. Onu doğrulayanlar ki her Peygamber Efendilerimiz'in getirdiği emr-i ilahîyi kabul edip doğrulayanlar, şeriat-ı Muhammedi'ye tabi olanlar. Tabi’ olup gerek Peygamber Efendimiz'i, getirdiği nizamı kabul edenler, "Ashabım yıldızlara benzer hangisine tabi’ olur iseniz sizi hakikate götürür", hadis-i şerifte buyuruldu. Zahirî ashap batınî ashap diye izah etmek lazımdır. Zahirî ashabın zaman zaman kabile reisleri, kabilesi ile asr-ı saadette irtidat ettiler. Üç Kabile akıl ve mantıklarına, nefsanî duygularına putperestlikleri daha uygun geldiği için küfürlerine geri döndüler. Manevî ashaba gelince; onlar -Allah şefi’ kılsın- asrı saadette mevcut olduğu gibi kıyamete kadar devam edecektir, işte, evliyanın bir anlamı da budur. Peygamber Efendimiz'le ünsiyeti olmayan evliya düşünülemez, irşat yapamaz. Asr-ı saadette münafıkların listesini Hazret-i Huzeyfe (r.a.) Efendimiz'e Resul-i Ekrem Efendimiz vermişti. Gizli tutmasını istemişti. Amentü’ye iman edenler Peygamber Efendilerimiz'in aralarında ayrılık görmezler. Hepsi Allah'ın elçileri, nur-ı Muhammedi'yi taşıyan müslümanlardır. Zamana göre, insanların kemalatlarına göre gönderilmiş rahmet-i ilahîdirler. Aksini düşünmek imanla  bağdaşmaz, İslamiyet üzeredirler onlara tabi onlar da müslümandırlar.
 

“De ki! Ey ehl-i kitap sizinle bizim aramızda anlamı eşit kelimeye geliniz. Allah'tan başkasına tapmayalım. Ona hiç bir şeyi eş tutmayalım ve Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilahlaştırmasın. Eğer, onlar yine yüz çevirirlerse, işte o zaman bizim Müslüman olduğumuza şahitler olun deyiniz.”[45]

                                                                        

 

2.6. İSLAMİYET DOKTRİN MİDİR?
 

2.6.1. La ilahe İllallah'ın Sırr-ı Kademi
 

İslamiyet doktrindir. Her semavi din "la ilahe illallah'ı bozmadığı müddetçe  İslam’dır. "O vakit Allah'tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın. Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın hiç şüphesiz etrafından dağılıp giderlerdi. Şu halde onları affet, bağışlanmaları için dua et işlerinden onlara danış artık. Kararım verdiğin zaman da Allah'a dayanıp güven. Çünkü, Allah kendisine sığınanları sever." [46]
 

Bu ayet-i celilede buyurulduğu gibi, Peygamber Efendimiz'e dolayısı ile cümle kullarına rahmet-i ilahinin ve mülayemetle; incitmeden, enaniyete düşüp de karşındakini rencide etmeden anlatmak, Allah'ın rahmeti olduğunu beyanla insan mizacının okşanmaya daha müsait yaratıldığım izah ediyor Hazret-i Allah (c.c.). Onları evvela sen affet, bağışlanmalarım dile, merhamet-i ilahiyi düşünebiliyor muyuz?
 

Bir kadın pazar yerinde çocuğunu kaybetmişti. Nice sonra buldu. "Yavrum" diye öyle bağrına bastırdı. Bu olaya şahit olan Hazreti Resul-i Ekrem Efendimiz ashabı ile çok duygulandılar. Fahr-i kainat Efendimiz, ashabına sordular, "Bu kadın çocuğunu ateşe atar mı hiç?" Ashap; “Atar mı ya Resulullah?" dedi. Peygamber Efendimiz buyurdular ki; "Allah'ın rahmeti ve merhameti karşısında bir kadının merhameti zerre dahi değil."
 

Cehennem memurlarına pek iş düşmeyecek inşaallah. Bu abd-i aciz rahmet-i ilahiden bahsederken, siz böyle anlatır iseniz ibadet ve taat zahmetine kimse iltifat etmez, işte, bu türlü denenen ilimden Rabb'ımın sonsuz rahmetine sığınırım. Bunlara benzer düşünceden kurtulmak istiyorsan, ilme’l yakın yetmiyor; ayne’l yakın, hakke’l yakın yasa. Bunun ismi Hazret-i Kur'an'a uygun tasavvufu kabul edip yaşamaktır. Na-ehlin hareketlerine bakıp da hüküm vermeye kalkışma, Şunu bil ki tertib-i ilahidir. Allah'ın vazifelendirdiği veraset-i enbiya olan evliyaya dost demek nasıl izah edilir. Daha geniş açmak kısmet olur inşaallah (c.c.).

  

2.6.2. Her şey Rıza-ı İlahiye’nin Emrindedir
 

"Allah kimi doğru yola iletmek isterse onun göğsünü İslam'a açar. Kimi de saptırmak isterse, onun göğsünü daraltır ve göğe çıkıyormuş gibi meşakkatlendirir. Allah, inanmayanların üstüne işte böyle murdarlık indirir." [47]
 

Şeriat-ı Muhammedi'ye tabi’ olan mübarek kardeşim bu ayet-i kerimeyi iyi anla ve düşün ki nefsine fırsat verip de enaniyete düşmeyesin.  Cüz’i iradeni bil Allah'a hamd et, şükret. Başkalarım hakir görüp gavur, kafir, diye dışlamaya kalkışma. Merhametli ol ki Gayretullah’a dokunmayasın. Peygamber Efendimiz, insanların affını dilerken, ehl-i kitapla anlaşma yaparken, kastı Allah'ın emirlerine muhalefet mi idi? Haşa, Ebubekir Sıddık (r.a.), "Ya Rabbi! Asi kullarının yerine cehennemine beni at, vücudumu büyült, başka kullarına yer kalmasın." derken, bu Allah'ın merhamet şifalının tecelli ettiği şahsiyetlerinin bu türlü meziyetlerini nasıl bir imanla yaşadıklarım araştırmıyoruz. Niçin? Kesinlikle bilesin ki Hazret-i Allah kullarını affetmek için sonsuz bahaneler halketmiş. İşte dünya; memduhtur, en güzel kazanç yeridir, inananlar için rahmet-i ilahi na-mütenahidir.
 

Şakiler de rahmet-i ilahiden ümitle yaşarlar. Haddi aşma, yer ehline merhamet et ki gök ehli de sana merhamet etsin. Hazret-i Kur'an'ı, din-i İslam'ı eza gibi gösterme, Çünkü, rahmettir.
 

2.6.3. İslam’ın insana Bakış Açışı
 

"Habibim! Biz sana Kur'an’ı eza olsun diye göndermedik." buyurdu Hazret-i Allah (c.c.). Geçmişe hürmetkarız. Allah makamlarım  âlî kılsın. İstikbal Allah’a malûm. Hal bu dem, günü yaşamayı bil. Allah'ın emrini yaşamak için asrı tan etme. Asrın birbirinden farkı mana yönünden yoktur. Maddede daima değişiklik arz eder. Bu bakımdan içtihat her zaman gereklidir. Çünkü dün, bugün değil, yarın hiç değil, hal bugündür. Günü yaşa.
 

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki; "Ümmetim geçmiş zamana göre değil, yaşayacakları zamana göre hazırlasınlar." Hazret-i Ali (r.a.) buyurdular ki; "Evlatlarınızı yaşadığınız zamana göre değil onların yaşayacakları zamana göre yetiştiriniz," Allah’ın rahmeti her zaman mevcuttur. Nasiplisi bulur, gafil olma. "Hikmet müminin kayıp malıdır, nerede bulursa alsın." buyurdu Hazreti Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Her gördüğün teknolojiye “Neuzu billah” diyerek karşı çıkmak, bilgide zaafımızı gösteriyor, gülünç oluyorsun. Muasır millet olmaya, şeriat-ı Muhammedi'ye daha layıktır. Bu rahmet-i ilahiyi idrak edemediğimizden. Zamana göre yetişmiş aydın zümreye, bu gün İslam nasıl yaşanır; lütfen gösterelim inşaallah.

 

 

2.4.6. Şirk
 

"Böylece biz her Peygamber'e insan ve cin şeytanlarım düşman kıldık. Aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar. Rabb’ın dileseydi onu da yapamazlardı. Artık onları uydurdukları şeylerle baş başa bırak." [48]
 

Bu tertib-i ilahi yersiz değil, hikmettir. Allahu Teala hazretlerini zulümden tenzih ederim. Düşünce ve hislerin bundan öte gitmiyorsa ki gitmez, tazarru ve niyazı bırakma. Yegane güç Allah'a mahsustur. Bir ayet-i celilede "İstersek biz açarız" buyuran Rabb'ımızın rahmeti sonsuzdur. Ümidini kesme, Rahmet-i ilahiye nail olmuş bahtiyar insan, haddini bil. Havf u reca üzere ol, başkalarına tepeden bakma, kimseyi hakir görme, onun yerinde sen olabilirdin. Rahmet-j jlahiye vesile olan sebeplerden uzaklaşma. Samimi ol, bulursun. Alemin halkı birdir; neden bazısı kafirdir?Bu ne hikmet bu ne sırdır? Bilen gelsin bu meydana" diyen Niyazi Mısri'yi dinle, meydana gel.
 

"Sen o mutlak galib ve engin merhamet sahibine güvenip dayan. O ki kalktığın zaman seni görür; secde edenler arasında dolaşmanı da. Çünkü her şeyi işiten her şeyi bilen O’dur."[49]
 

Şirkin her türlüsünden, gizli, aşikar hepsinden kaçmasın. Kuvvet ve kudret Allah'a mahsustur. Aciz mahlukatlara maletmeyesin, yegane mutasarrıf Hazret-i Allah'tır. Vermedi ise kim  almaya muktedirdir? Peygamber Efendilerimiz'in dahi tasarrufları hudutludur, tasarruf Allah'ındır. Her şeyi sebepleriyle halkedip “Bu alemi biz yarattık. Ey insan! Sen tanzim edeceksin” buyurmadı mı? Bu tertibi ilahiden nasipsiz mi yaşıyorsun? Yoksa “Allah'la kul arasına girilmez” diyerek bilmeden ahkam mı kesiyorsun? Haşa kulu Allah'a eşit mi görüyorsun? Arayı nerden buluyorsun? O söz karı koca için, iki arkadaş için, birbirine eşit ve benzerleri için söylenir.

  

2.6.5 Evliya ve Veli'nin Farkı
 

Görüldü ki bu bilgi insanları gerçeklerden uzak kıldı, insanlardan hem cinsine karşı sevgi, muhabbet, küçüğüne karşı sevgi, muhabbet, küçüğüne karşı sevgi, büyüğüne karşı saygı yok edildi. Kur'an-ı Kerim'i meal ve tefsir ederken Allah'ın Kur'an-ı Kerim'inde çok yerde geçen Evliya, Veli diye bahşettiği ihsanını bu mana ile yakından ve uzaktan ilgisi olmayan dost diye tercüme edildi. Herhangi bir lisanda karşılığı olmayan kelimenin aynen alınması icap ederken niçin aslından saptırdık. Avam arasında gayr-i meşru yerlerde dahi kullanılan dost lafzının evliyanın yerine geçerli olmadığını biliyordun. Ama yazdın. Bu hatanın açısını hayatı boyu yaşayan bir abd-i aciz olarak mazur görün de lütfen düzeltin. Evliya diye anlatılsa idi ümmet- i Muhammed arasında ikilik, ayrılık, düşmanlık olmazdı. Cihan-şümul olan Hazret-i Kur'an, ehl-i kitap imanlıları arasında dışlanmazdı. Toptan onları kafir ve gavur diye dışlamasa idin, inancım odur ki, çokları Şeriat-ı Muhammedi'yi kabul etmemelerine neden göremiyorum.

Fütuhat devrinde Şeriat-ı Muhammedi hangi silahla Endülüs'lere kadar götürüldü? O gün İslam'ı nasıl gösteriyorlardı? Bu günkü nesil daha anlayışlı, daha kültürlü; gerçekleri niçin anlatamıyoruz? Dünya hurafe de olsa mistik yaşantı hayranı iken bizler hala şeriat-ı Muhammedi'den ayrı olmayan tasavvufu na-ehil ellere bıraktık ve dini tedrisat gören okullarımızda Hint ve Yunan felsefelerini tasavvuf diye hala okutuyoruz. İslami tasavvuftan bahsederken bir lokma bir hırka, servet ve teknoloji düşmanlığından öte gitmeyen bir tasavvuf gösterdik. Akl-ı selim olan kişinin kabul edemeyeceği bir şekil verdik. Gayet tabii, bizler de kabul edemedik. Kevni hakikatlerle iktifa edip, dini hakikatleri de yalnız akıl ölçüleriyle ölçeceğini zanneden kişi, iyi bilmesi gerekir ki vahiy yolu île gelen emr-i ilahiye kül olarak hangi akıl muktedir kılındı. Peygamber Efendilerimiz'in bir sıfatı da en akıllı iken, vahiyle gelen ilahi emirleri küll olarak ölçmeye muktedir yaratılmadı. Peygamber Efendilerimiz’e vahiy yolu ile gelen emri ilahileri akıl yolu île halledeceğim zannedenler, akılcı dinden öte gidemeyip, bilmeden aklı ilahlaştırıp, nakli akıllaştırıp, nefsin ürettiği din nefse çok cazip gelir.

Putperestliğe meylin anlamı budur. Peygamber Efendimiz hayatta iken üç kabile reisinin Şeriat-ı Muhammedi'ye tabi olmuşken, İslam'dan irtidat ederek kabilesi ile tekrar putperestliğe dönmesi, gelen vahiyleri aklına mantığına uyduramadı. Allah'ın sonsuz affı mağfiretini Hazret-i Resulullah (s.a.v.) Efendimizi'in; "Zorlaştırmayın – kolaylaştırın - daraltmayın - genişletin, ikrah ettirmeyin - sevdirin" buyurmasını dini katı kurallardan başka ölçüşü olmayan kişileri, illa cehenneme sokmaktan başka ölçüşü olmayan ulemayı ki, öyle tedrisat gördü. Allah, ilimlerini ali kılsın. Bir Varisü’l nebi’yi Nedim-i ilahiyi kabul edemediklerinden ilimlerinde evliyaya yer bulamamışlardır. Dost demekle rahmet-i ilahiyi dışlamışlardır. Kimler; işte ilmi ve irfanı akılcılıktan öte gitmeyip, bunu metod olarak kabul edildiği müddet tasavvufsuz yaşanan İslami terbiyenin, bu metod devam ettiği müddet semavi dinler ve toplumlar arasındaki düşmanlıkların yok olmak dursun, azalacağımnı ümit ediyor muyuz? Lütfen Kur'an ışığında iyi tefekkür edelim. Buna rağmen İslam aleminde, hassaten Türkiye Cumhuriyeti'nde, daha fazla tasavvufu yaşamak arzusu görülüyor. Medyada yayınlanan dini yayınlar ekseri tasavvufi anlam taşıyor. Ama, günümüzün ihtiyaç duyduğu manada olmasa da müteşekkiriz. İnşallah gerçekleri, ümitle bekliyoruz.

Şeriat-ı Muhammedi dört esasla mütalaa edilir, llm-i fıkıh, ilm-i kelam, ahlak, tasavvuf. Fıkhın kolan vardır: Mezhepler. Tasavvufun kollarlı vardır:Tarikatlar, Mezhepler ve tarikatlar uygun olması gerekirken, akılcı olup, nakli de akla uydurmaya çalışan gerçekleri bilmeden saptıranlar değil midir?


Bugün İslam toplumlarının hali iç açıcı olmayıp biri diğerine karşı hasmane tavırlarının olduğunu inkar edebilir miyiz? Şu halde hiç bir tesir altında kalmayarak Allahu Teala Vetekaddes Hazretleri'nin lutf u ihsanı olan. Hazret-i Kur'an'ı olduğu gibi, Kur'an'ın ruhuna uygun hadisi şeriflerden uzaklaşmayarak, din-i İslam'a ne kadar hizmetkar olduğumuzu söyleyebilir miyiz? Hazret-i Kur'an'da beyan edilen "Biz Peygamberlere bir şeriat ve bir de tarikat verdik" buyurmasını nasıl izah ederiz? Na-ehil tarikler hiçbir zaman gerçeğin ölçüşü olamaz. Herhangi bir kişinin bilgisiz yaşantısı İslam'ın ölçüşü olmadığı gibi, ilmi veraseti nasıl dışlar? Nefsin hazzına ve uydurmalarındaki şöyle kendini göstermek için, ya hurafa, bidat'lara kaçarak din-i İslam’ı yaşanamayacak hale getirecek veyahut şer’i hükümleri dışlayıp avamın takdirini kazanıyorum zannı ile biz şeriattan geçtik, ehl-i tarikiz diye ehl-i tarikle ilgisini kestiklerini bilmiyorlar mı? Ehl-i tarik şeriat-ı Muhammedi'den uzak olursa vahşi tarikdir. Şöyle ki; tarikat şeriattır, marifet şeriattır, hakikat şeriattır. Öyle bir ilim öğrendim ki; bu ilim Resul-i Ekrem Efendimiz'in ilmi dışında olsun düşünebiliyor musun? İlim olsun, irade olsun, talep olsun Hazret-i Resulullah'ın getirdiğine uygun olmalıdır, iradeden yüz çevirip mücerret ilmi isteyen kelamcılar, ilimden vazgeçip yalnız iradeyi talep eden bazı tasavvufçular, Hazret-i Resulullah’ın getirdiğine aykırı iradeyi ve ilmi isteyen bidat erbabı bazılarının da, Allahu  Teala'yı kabul edip Peygamber Efendimiz'in getirdiği şeriatı kabul etmeyen felsefecilerin, dalalette olduğunu kim inkar eder? Osmanlı zamanında ehl-i tarikim diyenlerden, silsile-yi meratib Hazret-i Resulullah (s.a.v.) Efendimiz’e kadar dayanan, izni icazete sahip olması gerekirken, bu zamanda, bu meziyetlere sahip kaç meşayıh çıkar?

Büyük şeyh efendimiz, Kahramanmaraşlı Seyyid Ali Sezayi Efendi'nin "Makamları cennet olsun" Sultan Reşat Hazretleri'nin tasdik ettiği, dergah açmaya, ayin yapmaya müsaade ettim diye, tuğralı izn-i icazetnamesi mahfuzdur. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın katkıları ile, “Sahibini Arayan Madalya” diye Birinci Kanal’da gösterilen, Kahramanmaraş'ın kurtuluşunda, madalyanın sahibi Seyyit Ali Sezai Kurtaran; Kadiri, Rufai, Nakşi tarikinden izn-i icazetleri, askeriyenin de tasdiki mevcuttur. Çorumlu Hacı Mustafa Anaç Efendi Hazretleri yedi tarikten izn ü icazet sahibi idi. Allah (c.c.) makamım âlî kılsın; üstadım ve kayın pederimdir. Teberrük olarak, oradan da icazet lütfedildi. Esas olan bey’atım Kahramanmaraş'lı Hacı Mustafa Yardımediciye müntesip olup, o dergahın halifesiyim. Altı şeyh efendilerin terbiyesinden nasip aldım, az da olsa hizmetlerinde bulundum. Hepsi de üstadımdır, Allah  cümlesinden razı olsun.

 

2.6.6. Tarikat ve Mana
 

Bir dervişin bir şeyhi vardır, icazet aldıktan sonra başka şeyh efendilere verilen hallerden istifade ettirilir. Tertib-i ilahi, ayrılık yoktur. “Küllü tarikin vahidün” ; tarik birdir. Kökü Resulullah'tadır. Ayrı görenler hata ederler. Yalnız, terbiye usulleri ayrıdır. Dervişin terbiye tarzından ve şeyhine biat ettikten sonra kimse müdahale edemez. Ederse dervişin manasını öldürür. İnsanın dünyaya gelişine bir babaya Allah'ın vazifelendirdiği irşada memur, mizacına ters düşmeyen, tertib-i ve tanzim-i ilahi bir babaya muhtaçtır. İki olmaz. Olur ise tarikat piçi olur. Gerçeği arayanlara, Hazret-i Resulullah (s.a.v.) buyurdular ki; "Dünyaya  çocuklar, İslam fıtratı üzere gelirler." Terbiyeye muhtaçtır. Terbiyecisi ne ise onu öyle yapar. Ezel-i ervahta tertip edilmiş olup, kulun isteğine yani iradesine bırakılmıştır, işte, kul bu tanzim-i ilahiyi hissedememişse, böyle vazifeli kişilere ruhen bir yakınlık duymuyorsa, istihare yapar. Hazret-i Allah'a sorar; istihare hayati bir müracaat usulüdür. Hazret-i Resululullah (s.a.v.) Efendimiz istihareyi ashabına süre ezberletir gibi üzerinde dururlardı. Bazı yol kesicilerin uydurduğu gibi ben gördüm, demesine kanmayasın. Beyaz gördüm, yeşil gördüm gibi değil. Aldanma... Müracaatı sen yaptın, cevabını sen alacaksın inşaallah. Yazımın sonunda tasavvufi istihare tarif edeceğim. Bu yolun eşkıyalarından sakın,  gerçek budur. "Çıkmadı" diye müracaatını kesmeyeceksin. Kısmetinde var ise mutlaka cevabını alırsın.
 

Kayın pederim Hacı Mustafa Efendi'nin hayatta bir kızından başka evladı yoktur. "Postu dürdüm gidiyorum, makam halife vermedi" diye üzülerek giden şeyh efendi "Makamı cennet olsun" Vermedi Mabud, ne yapsın Sultan Mahmut? Ne sebepten bilmiyorum mabut isterse vermesin, Şeyh efendi üzülerek gide dursun, daima şeyh olmayı hayalinden çıkaramayanlarca şeyh efendinin yeri hemen doldurulur. Bir hakka dair rüyalar görürler. Rüyalarında hırkalar giyerler, icazetlerine hayali mühürler bastırırlar. Netice, nefsani hislerinin esiri. Her şey Allah'ın yed-i kudretinde, bu rumuzu bilmeyerek ben daha iyi yaparım diye kendiliğinden meydana çıkanlar ve katılık ve hurafadan başka ne getireceklerdi? Eğer, evliyanın ne anlam taşıdığım bilselerdi, cüret edemezlerdi. Ama tekrar ediyorum; Kur'an-ı Azimü’ş Şan’da Hazret-i Allah, hayli surelerde Peygamber Efendilerimiz'den sora Varisü’l enbiya olan evliyaya tabi olunuz, daha evvelki evliyalar, sizden evvelki şeriatların evliyasıdır. Siz tabi olduğunuz şeriatın yetişmiş olan evliyaya biat ediniz. Eğer bilmiyorsanız daha evvel belirtildiği gibi istihare yapınız. Cevabım açıkça alana kadar tazarru ve niyazı bırakmayın. Evliya, Peygamberimiz gibi masum değildir. Ama yaratışları tertib-i ilahidir. Ezeli ervahla ilgili olup, dünyada insan çalışmakla elde edemez. Say u gayreti ile salih kişi olur. Makam-ı valeyete çıkar, veli olur. Peygamber ve evliya olamaz.
 

Kamil doğarmış, ehl-i hak doğmadan evvel anası. Peygamber Efendilerimiz, Peygamber seçmeye selahiyetleri olmadığı gibi, Evliyalar da kendileri evliya seçmeye selahiyyetleri yoktur. Eğer buna rağmen layık gördüğü bir kişiyi Allah emretmediği halde, hilafet verirse, hilafet verdiği şahıs vefat edene kadar, halifenin işlediği yanlışlıklardan vazifelendiren zat sorumludur. O bakımdan hiç bir meşayıh bu türlü mesuliyeti almak istemez. Niçin alsın? Allah'ın vermediğini vermeye muktedir mi? Aciz insan, sorumluluğu idrak edemeyen insan, (Allah affetsin) yaptığı tahribatları saymaya insan gücü kafi değil. Allah'a mahsus olan varlığı kendinde görenler, enaniyetten kurtulamayanlara yazıklar olsun. Bu izahımı ancak izn-i icazet sahibi şeyh efendiler anlar. Allah adetlerini artırsın. Makamlarını âlî kılsın. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) vazifesini tebliğ ettiği zaman, müşrikler demediler mi? "Vazife yetim Muhammed’e mi kaldı?" falana filana gelse idi biz kabul etmez miydik? Nasipsizler... Güç ve kuvvetin Allah'ın olduğunu bilmeyenler az mıdır?

 

"Senden önce de kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını Peygamber olarak göndermedik. Bilmiyorsanız zikir ehline sorunuz." [50]

 

 

2.6.7. Evliyalık Makamı (Mü'minin Aynasıdır)
 

Bazı müfessir efendilerimiz şöyle tefsir etmişler. "Biz melaikeden ve kadından Peygamber göndermedik. Eğer, bilemiyorsanız erbab-ı zikirden sorunuz." [51] Hazret-i Allah bu süre-yi celilede kullarına, herkesin ölçemeyeceği  bir tertib-i ilahiyi gösteriyor. Bu tertib-i ilahiyi yeteri kadar bilemezsiniz. Siz o bilmediklerinizi erbab-ı zikirden sorunuz. Bu türlü ilmin sahibidir onlar. Alimler anlar diye meal ve tefsirde manası doğru, fakat izah edilmesi lazım,  ilim, Allah'ı bilmektir. En çok Allah'ı Peygamber Efendilerimiz bilir, evliyalar bilir, veliler bilir. Müminler, salih kullar; kademe kademe ve derece derecedir. Peygamber Efendimiz; en çok Allah'ı bileniniz benim buyurmadı mı? Belirtilen erbab-ı zikir mürşittir, eşittir alim, ama nasıl alim? Veraset yoluyla alim. Her türlü sahada neye çalıştı öğrendi ise, o bildiğinin alimdir, bilmediği çok şeylerin de cahildir. Evliyayı kabul etmeyen ilim sahipleri ki, kevniden ileri gitmeyen, ilme’l yakın bilenler, yeterli değildir. Ayne’l yakın, hakke’l yakın gerekli olup ilm-i verasettir. Onlar iyi bilirler ki makam-ı velayet yalnız erkekler içindir, imametlik de böyledir. Kadın ve melaikeden imam olmaz. Akaidde geniş izahı vardır. Yeryüzünde halifemi yaratacağım hitabı, Adem Aleyhisselam ve zürriyetinden gelecek olan erkek kullarına mahsustur. Varisü’l enbiya, evliya, insanların iradesine bağlı olmayıp, tamamen Allah'ın (c.c.) tertip ve tanzimidir. Ezeli ervahla ilgili olup insanların say u  gayretleriyle ölçülemez, insan dünyada say u gayreti ile veli olur, makam-ı velayete çıkar. Bu hususta, Gavsu’l Azam Seyyid Abdulkadir Geylani Hazretleri'nin beyanı şöyle: "Kişi Allah'ın mü’min ismi aynasında kendini görür. Bu ayna zahiri aynaya benzemez. Yapacağın hareketler bu aynada değişmez."

Maddedeki sırlı ayna gibi değil. Makamı velayete çıkan kişinin irşatla vazife yetkisi yoktur. Evliya, makamı velayetten de nasibini almış Allah'ın irşada vazifelendirdiği kişidir. İrşat, tertib-i ilahi ve tanzim-i ilahidir. Bahşedilir. Şöyle ki; izn-i icazete sahip mürşit tarafından tebliğ edilir. Başka türlü kimsenin selahiyeti yoktur. Bu türlü vazifesi olanlar nefislerine zerre kadar bir şeyi mal etmezler, insanlar acizdir, bu gerçeği duyarak değil, yasayarak bilirler. Geçmişi rahmetle ve hürmetle anarlar. Bilirler ki, istikbali Allah'tan başka kimse bilmez. Sana gerekli olan haldir, bugündür. Şeriat-ı Muhammedi'ye tabi’ olup yaşayan bahtiyar, tevhidi dilden bırakmayıp, tevhid-i ef’al, tevhid-i sıfat, tevhid-i zatı yasa, inşaallah. Yaratılışın sırrı ilim ve irfanın, din-i İslam’ın da özü tevhittir. bütün semavi dinler tevhittir. Dört kitabın ve suhufların da özü tevhittir, ilim yönünden de amel yönünden de tevhittir. Kelime olarak 'La ilahe illallah"tır. Allah'tan başka ilah yoktur, illa Allah vardır. Bunun gayrısı şirktir. Ne kadar dilinle söyleyip halinle yaşamak istiyorsan, Nedim-i İlahi, Varisü’n Nebi ,ehlullahın terbiyesine muhtaçsın. Ehl-i hâlden şair Emrah gerçekleri şöyle ifade eder:

 

İksir-i azamdır nutk-ı ehlullah,

Yek nazarda hâki kimya ederler.

Hakk'ın esrarından onlardır agah,

Velakin surette ihfa ederler.

Hakaretle bakma dervişanlara,

Köhne aba giyen arif anlara,

Varisü’l enbiya denmiş anlara,

Mürde gönülleri ihya ederler.

Emrah’ı cehdeyle kâli hâl eyle,

Kâl eh-i olandan infial eyle.

Erenleri bu da imtisal eyle,

Seni de vasıl-ı  Mevla ederler.

 

 

2.6.8. Allah için Biat Edilenler
 

“Onlar öyle sapıklar ki; söz verdikten sonra sözlerinden dönerler. Allah'ın ziyaret edilip hâl ve hatırının sorulmasını istediği kimseleri ziyaretten vazgeçerler. Ve yeryüzünde fitne ve fesat çıkarırlar, işte onlar gerçekten zarara uğrayanlardır”[52]
 

Bu ayet-i kerime umuma mahsustur. Ziyaret edilmesi lüzum eden kimseler zaman zaman izah edilmiş olup, tek bir şahsa mahsus olmayıp, nesepten gelen büyükler olduğu gibi, ayet-i kerimede kasd-ı ilahi dolayısıyla Allah için biat edilen kimselerdir. Mevla-yı Zü’l Celal Vetekaddes Hazretleri, "Onların elinin üzerinde benim elim vardır"[53] buyurmadı mı? “Kim ki ahdini bozarsa nefsine zulmetmiş olur. Kim de sebat eder, ahdine sadık kalırsa o kullarım için büyük ecir ve mükafat vardır” buyurmadı mı? Biat, Biat-ı Resulullah'dır. Söz Allah'a verilir. Mürşitlere olan biat, Hazret-i Resulullah'a vekaleten alınır. Yukarıda arz ettiğim gibi rahmet-i ilahi bir zamana mahsus olmayıp, kıyamete kadar bakidir. Böyle biline Elhamdülillahi Rabbi’l alemin olan Allah (c.c.), şeytanın vazifesine kıyamete kadar müsaade etmişken, mürşidin vazifesi biter mi? Bu türlü düşünce Allah'a zulüm isnad etmektir. “Külli şeyin sebebe” buyurulmadı mı? Kişisel düşüncelerinle değil, Hazret-i Kur'an'ı iyi anla. Bu türlü vazifeli yaşayan insanlara tertib-i ilahi diye hürmeti bil. Bu şahsına münhasır değil umumidir. Ehl-i aşkı sakın rencide etmeyesin. Hazret-i Allah merhamet-i ilahisiyle kullarını açık açık uyarıyor. "Evliyama eza edene harp açarım" buyurmuyor mu?

Gerçeği söyle, bilmediklerine bilmiyorum de. Hiç olmazsa mesuliyetten doğruyu söylemekle kurtulursun. Dini tedrisatı tasavvufsuz bu hale getirenler. Nâ-ehle meydanı boş bırakanlar, huzur-ı ilahide yaptığı tahribatın ki en azından kişinin maneviyatını öldürmek diye ifade olunur. Hesap sorulmadan kurtulacaklarını mı zannederler? Kimse vazifesini yüzde yüz yaptığını iddia edemez. İnsanlar Allah'ın af u  mağfiretine muhtaçtır. Samimi ol. Yalnız akılcı diyerek bu gerçekten nasip alamazsın. Ehlullahın sözüne kulak ver. Okumak,yazmak; araçtır, gereçtir. Marifet, hakikat Allah'ın yed-i kudretindedir. "Biz dilediğimize hikmet veririz, hikmet verdiğimize rahmetimizi çok çok ihsan ederiz" buyurulmadı mı? Ehl-i zikrin, toplu zikirlerini, namaz kılanları rencide etmiyorlarsa, eşyada tahribat yapmıyorlarsa, korkunç halleri ile Allah'tan kaçırmıyorlarsa, teknolojinin ve medeniyetin aleyhinde değillerse, bu hususta ilmin müsaitse yardımcı ol. Başkalarına güzel örnek olmalarım sağla. Hizmet et. Yoksa; "Allah'ın mescidlerinden Allah'ın zikrini men eden zalimden daha zalim kim olur?" hitabını, bu hitap namaz içindir diye ahkam kesmeye kalkışma. Sizlerin de malumu olduğu gibi her ibadete zikir buyuruldu. Ama Allah'ın isimlerini kesir zikretmeyi, Kur'an'ın çok yerlerinde emir buyurulmuyor mu? Namazın, orucun, zekatın, Hacc’ın belirli zamanı vardır. Dervişlerin de evrat ve ezkarının zamanı vardır, ibadetin devamlısı makbuldür buyuruldu. Bu bakımdan Peygamber Efendilerimiz ayrılık görmeden gelmiş geçmiş evliyaullahın, ehl-i iman ve ehl-i İslam'ın ahirete yürümüş derviş kardeşlerinin de ruhlarına üç İhlas bir Fatiha okuyarak, ezkarki ağırlığı alınmış, dervişin günlük dersinin dışında, belirli mübarek gün ve gecelerde, cemaat ibadetleri, ferdiden daha makbul olduğunu bilmeyen var mı? Böyle tarih boyu devam edip gelen rahmet-i ilahileri ilmimiz müsaitse daha güzel tanzim edelim. Cazip hale getirelim, tahrip tarafına gitmeyelim. Allah'ın  zalim buyurduğu damgayı yemeyelim. Aşk caddesi akla tıkandı. Kendi kulaçlarınla aşk deryasını geçemezsin. Ya bir Varisü’l Nebi ya bir Nedim-i İlahi elinden tutmadıkça, tertib-i ilahiyi böyle kimsenin değiştirmeye gücü yetmez. Hazret-i Allah hiç bir kulunu akılsız bırakmasın. Esiri de kılmasın. Gerçekleri tefekkür edebilecek akıl, ilim ve irade ihsan buyursun,
(Amin, ve selamun ale’l mürselin velhamdülillahi Rabbi’l alemin.)

 

2.6.8.1. İstihare
 

Peygamber Efendimiz buyurdular ki; "Siz bilmediğiniz ühüm olan şeyleri Hazret-i Allah'a sorun." İşte bu türlü müracaata istihare denildi. Ehl-i tasavvufun tarif ettikleri gibi yapmaya çalışalım. Sıhhatin normal olacak, abdestin olsa da yeniden abdest alacaksın, iki rekat istihare namazına niyet ederek namaz kılacaksın. Fatiha'dan sonra Kafürun ve Ihlas süreleri tavsiye edilir. Selamdan sonra üç Ihlas bir Fatiha Peygamber Efendimiz'in mübarek ruhuna hediye edilir. Üç ihlas bir Fatiha Hulefa-i Raşidin Efendilerimiz'in ruhlarına hediye edilir. Tekrar üç Ihlas bir Fatiha Gavsu’l Azam Seyyit Abdulkadir Geylani, Seyyid Ahmeder Kebir Rufai, Şah-ı Nakşibendi Muhammed Bahaaddin Efendiler'in Kaaffe, Evliyaullah'ın ruhlarına hediye edilir. Üç Salavat-ı şerife okunur. "Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala Alî Seyyidina Muhammed" diye üç istiğfar, “Estağfirullah el azim”, diye on bir ihlas, on Fatiha okunup istihareyi ne için yaptınsa onu dile getireceksin, intisap hakkında ise, örneğin "Ya Rabbi,  Zatına kulluk vecibemi lütf u ihsanınla yerine getirmek istiyorum. Rızanı  kazanmam için mizacıma uygun vazifeli kıldığın Varisü’l enbiya olan hangi kulunu rehber edineyim? İmanım odur ki dünyayı bir türlü rahmetinle her zaman bezedin. Kıyamete kadar da ihya edeceksin. İhtiyarımla yalvarıyorum, lütfen ya Fettan" diye niyaz edeceksin. Acizim ya Rab, açık göster diye abdestli olarak sağ tarafına sağ avucunun içine basını koyup, "Ya Fettan!" diye yatacaksın. Açık açık görene kadar devam eyleyeceksin. "Beyaz gördüm" "yeşil gördüm" diye kanmayasın. Başkasının görmesi muteber değil. Müracaatı sen yaptın. Sana kısmetin varsa mutlaka bildirilir. Bildirilmeden sakın kimseden bu türlü vazife alma. istiharen çıkınca, sana istihareyi veren kişiye, istihareni anlat, ne diyorsa öyle yap. Sakın bazı cahiller gibi kendi kendine değerlendirme. Peygamber Efendimiz, hassaten  tavsiye buyurmuşlardır. Başka mevzuda yapılan istihareler görmek için olmayıp aczini itiraftır, teslimiyettir. Falcılık gibi kullanılmaya, falcılara da iltifat etmeyin. "Küllü müneccim kezzab" buyuruldu. Müneccimler yalancıdırlar. Cinni hallerdir. Cin taifesi ben-i âdemden daha fazla bilgiye sahip değildir. Çünkü Cenab-ı Hakk’ı ben-i âdem kadar bilemediler, bilemezler.

  

2.7. TARİKAT VE BURHAN
 

2.7.1. Burhan ve Trans
 

Euzü billahimineşşeytanirracim bismillahirramanirrahiym

Huzurdan kovulmuş, lanetlenmiş, şeytanın şerrinden Rabb'ıma sığınırım. Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla başlarım. Peygamber Efendilerimiz'den zuhur eden harikulade haller, tabiat üstü haller, fiziğin ölçemeyeceği metafizik, beşerin gücünün yetemeyeceği ve hiç bir zaman da akli, mantıki ölçülerle ölçemeyeceği, sonsuz merhametinin, rahmetinin imtihan dünyasında, tabiri caizse kullarına iltimas edip, yaratıcısını unutup her şeyi maddede mütalaa eden, maddeden başka bir şey kabul edemeyen, gafil kullarını, mucize ile sihri ayırt edemeyen, Musa Aleyhisselam’la, sihirbazları aynı gören, ulema geçinenlerin gafletlerinden ve şerlerinden her şey yed-i kudretinde olan Hazret-i Allah'a sığınırım. Maddede ve manada da kanunu bilmemek mazeret midir? Hayır... Çağımızda tasavvufi tedrisat görmeyen, görenler de Hint felsefesi, Yunan felsefesinden öte gitmeyen tasavvuf anlayışı, çağı idrak edemeyip geçmişlerimize Hazret-i Allah, rahmeti ile lutfetsin. İnşaallah. Mazideki yaşanan rahmet-i ilahiyi kalıplaştırılarak bu günde aynı durumda mütaala etmek. Çağı bilmemek, geçmiş zamanda yaşamış evliyaullahın hayatını motomot kalıplaştırıp zamana yansıtmaya kalkışmak, gülünç ve yersizdir. Peygamber Efendilerimiz de hayatları basma kalıp olmayıp Allah'ın elçileri, rahmet-i ilahi, kaffesi nur-ı Muhammedi'dir. Hepsinden mucize zuhur etmiştir. Ezel-i ervahta Peygamber olarak istisnai günah işlemeyecek kabiliyette yaratılmış, dünyaya gelişleri dahi mucizedir. Allah tarafından gönderilen kitaplar ve suhuflar da mucizedir, inkarı küfürdür. Verasetü’l enbiya olan evliyaullahtan zuhur eden tabiat üstü harikulade haller olan kerameti inkarı küfürdür. Allah'a ve Resulü'nün getirdiği şeriata inanmış, yaşamaya çalışan bahtiyar insanın, hayatında tecelli eden rahmet-i ilahinin ismi keramettir. Aynı kerametin değişik simalarda zuhuru burhandır. Allah'a inanmayan bazı kişilerde zuhuru görülen harikulade haller istidraçdır. Bunları yapan Hazret-i Allah'tır. Bu türlü halleri insan yapmaya muktedir değildir. Muktedirmiş gibi göstermek cehalettir. Gerçeğini bildiği halde kendine maletmesi zıındıklıkdır, küfürdür.
 

Hazret-i Allah buyurmadı mı? "Habibim sen atmadın illa ben attım." Yol kardeşlerimle, sohbetimde vazifem itibariyle, üzerinde hassasiyetle durduğum, esas, yegane mutasarruf Hazret-i Allah'tır. İnsan acizdir. Verilen cüz’i iradenin dışında tasarrufata muktedir değildir. Böyle biline...
 

Gelelim şiş burhanına. Pir Efendimiz Seyyid Ahmeder Kebir Rufai Hazretleri'nde ve cümle evliyaullahta zuhur eden kerametlerin, sonradan tekrarının ismi burhandır. Dergahtan yetişmiş, silsile-yi meratip, izn-i icazet almış irşada selahiyetli kılınmış şeyh efendiler ki, vazifeler Allah tarafından verilir. Bu türlü vazife vermeye kimse selahiyetli değildir. Peygamber Efendilerimiz, Peygamber tayin edemez. Meşayıhlar da yerine şeyh tayin edemez. Hazreti Musa (a.s.) Allah'a niyaz ederek, "Ya Rabbi! Kardeşim Harun'u yardımcı vermez misin? diye müracaat etmiş, yardımcı olarak lütfedilmiştir. Bunun dışında manevi vazife yapmaya kalkışanlar, bilgisiz saf kişilerdir. Yahut çıkarlarının esiri ola, Allah'a kul olmayı bilmeyen gafil insanlardır. Rabb'im böyle bildikleri halde hala vazife yapıyorum zannedenlerin şerlerinden cümle kullarım korusun (amin). Bu abd-i acize icazet verildi. On iki sene şeyhim hayatta iken halifesi idim. 1968 senesinde darü’l bekaya irtihal ettiler. Allah makamlarım cennet eylesin. Kahramanmaraşlı Hacı Mustafa  Yardımedici; Sahibini Arayan Madalya diye gösterilen, Diyanet'in yaptırdığı belgesel filimdeki madalyanın sahibi, Seyyit Ali Sezai Kurtaran'ın Halifesi. Allah cümlesinden razı olsun. Makamlarını cennet eylesin. Altı şeyh efendilerin zaman zaman hizmetlerinde bulundum. Hikmet, edep ve tasavvufi terbiye aldım. Bu hal, tertib-i ilahi idi. Şeyhime de makam tarafından bu türlü olması için emir verilmişti. Kayınpederim Hacı Mustafa Anaç Efendi yedi tarikten icazetli şeyh idi. Diğer şeyh efendilerin isimlerini bildirmiyorum. Bazı bilgisi kifayetli olmayanları günaha sokmayayım diye. "Niçin burhan yapmıyorsun?" diyenlere, "Şişle bizi tanıyanlar, tanımasınlar" diye işi kapatıyordum. Gerçeği şu idi; zamana göre uygun görmüyordum ve korkuyordum. Öldürücü bir demir nasıl insana girer de tahribat yapmaz, aklım mantığım imanımla çelişki halinde idi. Bir gece mana aleminde azarlandım.

Makam tarafından "Niçin şiş burhanı yapmıyorsun, sana bu vazifeyi verenden daha mı iyi biliyorsun?" denildi. Daha neler demediler ki, bu türlü görgüleri sakın hafife alma. Peygamber Efendimiz'e de vahy-i ilahi altı ay rüya aleminde geldi. Vahyin kırk altı cüzde bir cüz’üdür. Manevi rüya; inkarı küfürdür. Ancak, ehline malumdur. "Biz Yusuf'a rüya tabiri öğrettik, ona hikmet verdik. Biz dilediğimize nice nice hikmetler veririz." buyurdu Hazret-i Allah, na-ehle anlatma, her tahsil yapan kişinin bileceği maddi mesele değil, gülünç olma. Ehline sor. Bu abd-i aciz o hakaretten sonra her isteyene şiş vurdum, isteksiz burhan yapılmaz, enaniyet olur. Burhanlar içerisinde en tehlikelisi şiştir. Zahiri ilim bu olayları izaha muktedir değildir. Olmayacak da. Beşerin gücü ne yapmaya ne de izaha muktedir değildir. Zahiri ilim erbabına sorup da onları günaha sokmayalım. Lütfen... İsterse ilahiyat mezunu olsun, ilmin her dalı rahmettir. Her ilim Allah'ı bilmektir, ilim vardır. Allah'ın fiili sıfatlarını bildirir ilim vardır, subuti sıfatlarını bildirir ilim vardır. Allah'ın zatî sıfatlarının zevkine erdirir bu ilim. Aşk ilimidir. Kur'an'ın özü Peygamber Efendilerimiz'in ve cümle varislerinin yaşantısı olup, umuma izahı ihlas, takva, vera olarak izah edilir. Kaynağı tasavvuftur. Tasavvuf semavi dinlerin dışında gösterilemez. Bi-zatihi dindir, insan bildiğinin alimi, bilmediğinin cahilidir. Burhan yapmak kişinin şeyhliğini kanıtlamaz. Burhanı her hangi  bir kişiye selahiyetli şeyh efendi verebilir. Derviş olmasa dahi verilir. Bu kişinin derecesini de göstermez. Bu ahval kişinin iradesinin dışında olup nefsine maletmek manevi sahtekarlıktır. Derecesini, inancı ve inancının yaşantısında zuhurunun görüldüğü, örnek insandır. Na-ehle burhan verilirse, mesuliyeti hem yanlış yapana, hem de şeyh efendiye aittir. Kendisine verilen burhanı izn-i icazeti olmayan kişi, başkasına vermeye selahiyeti yoktur. Burhan verilen kişi dinden çıksa da geri alınamaz. "Biz onların iplerini uzatırız, imkanlarını genişletiriz, azabımızı iyi tatsınlar." diye buyurdu Hazret-i Allah. Veren kişi mesuldür. Şiş basit bir inşaat demiri olduğu gibi her hangi sivri bir şey de olabilir. Vurmadan evvel sünnet-i Resulullah olan tükürük ile meshedilir. Çıkarıldıktan sonra vurulan yere gene tükürük sürülür. Kan durdurmak ayrı bir burhandır. Tazarru niyaz, Kur'an-ı Kerim'de mevcut ayet-i kerime ile durdurulur. Seyirciler içinde inanmayan var ise, sihir gibi düşünüp de günaha girmesin diye rahmet-i ilahi olarak kan çıkar. insan acizdir. Güç, kuvvet Allah'a mahsustur. Fiziki kaideden başka bir  şey kabul etmeyenlere düşündürmek için metafiziktir. Yoksa kuvvet, kudret-i ilahi bu alemde her zerre göstermiyor mu? Bazı alim geçinen kişiler kanun-i ilahiye mugayyir gibi gösterirler. Günah işlerler, kendisine inananların imanlarını artırır. Yoksa bu abd-i acizi yapmıyorsun diye niçin azarlasınlar. Bu sözlerimi atmasyon zannetme. Buna ihtiyacım yok. Trans diye basitleştirme. Onun için çocuklara da vuruyoruz.

Çocuğun transı mı olur? Uzun lafın kısası; zatınız transa girip tükürüklenmiş bir demiri kendinize şokun. Laf ebeliği  yapmayın. Bunu bilemiyoruz deseniz, itibarınızın, ilminizin daha artacağına inanıyorum. Maksadınızı bilmek kehanet değil, maksadınız üzüm yemek değil, bekçi dövmek. Ama dikkat et, ne kadar kara sürsen de yüzüne süresin. Hayli  arkadaşlarıma verdiğim yetkiye istinaden Allah rızası için burhan yapmalarını rica ettim. Çok yerlerde senelerce icra ettiler. Medyada olsun bazı yerlerde maksadından saptırılmış ehil olmayan ellerde gülünç duruma düşürülüp, rahmet-i nahiyeyi tahrif ettiklerini şiş burhanının ne hale getirdiklerini milletçe esefle gördük. Tahminen beş sene evvel tehir ettik. Burhana müsaade edilen arkadaşlara da tehirini rica ettim. Bazı kanallardan ısraren istenildiği halde, fikrimizi değiştirmedik. Eli tertemiz olan bir programda beş yıl evvel yapılan burhanı, doksan altının Kadir Gecesi’nde yapılmış gibi aleyhimizde, kabahat ve suç bulmuş edası ile, hakaret-amiz iftiralar ekleyerek tiynetinin tezahurunu gösterdi. Cumhuriyet Türkiyesi'nde bizleri aciz düşürecekti güya. Hazret-i Allah'ın rahmeti nasıl tecelli eyledi, zuhuruna bak. Avrupa'ya biz acizleri reklam eyledi, İslam'da yaşanmak istenilen hurafalardan bid’atlardan arınmış, kalıpçılıktan kurtarılmış şeriat-ı Muhammedi'yi yasayarak, muasır milletler seviyesine çıkmak isteyen toplumlara, İslam'ın mani teşkil etmediğini tüm şeriat-ı Muhammedi'yi yaşayan bahtiyarlar gerçeklerin güzelliklere karşı olmadığını, anlayanların gün be gün arttıklarım hayranlıkla seyredip Allah'a hamd ediyoruz.

 

Hazret-i Allah'ın emrettiğini Hazret-i Resullullah'ın bunu tebliğ ettiğini bütün insanlar ne zaman anlayacaklar? Hazret-i Allah buyurdu; "Ey insan! Bu alemi  ben yarattım, sen tanzim edeceksin" Eli temizler bildikleri halde Atatürk hayranı olduğumu; yağcılık değil bazıları gibi nankörlük de yapamam. A TV'de Fatih Çekirge'nin iktidar oyunu programında, daha bir çok programlarda,  gazetelerde,  dergilerde,   haftalık  sohbetlerimde, "Cumhuriyetin" en güzel idare tarzı olduğunu, Birinci Kanal’da kaç defa, diğer bazı kanallarda da ara sıra anlattığımı sağır sultanlar da duydular. Biliyorlar.
 

Laiklikte dünyaya İslamiyet’in örnek olduğunu. ama bazı kişiler laikliği istismar ederek dinsizlik gibi göstermeye yeltenenler, zahmet etmesinler derim. Bu millet, imanı bütün İslam’ı çağa göre yaşamaya çalışan, başka İslam devletlerine örnek olan, bir millet, bütün gayesi muasır milletler seviyesine çıkmak isteyen bir toplumu, gericilikle itham etmek, bilmiyorum sizlere ne kazandırıyor? Bugün demokrasinin geçerli olduğunu, komünist ülkeler dahi anladılar. Hasretini çekiyorlar. Çok partili demokrasi idaresini, bu millet 1946 senesinde kabul etti. Milletçe yaşamaya çalışıyoruz. Allah muvafık kılsın. Vakfımızın ve üyelerimizin her partiye gönül vermiş partiler üstü bir toplum ve kuruluş olup, partiler içinde herkesin görüşüne göre seçme özgürlüğüne sahiptir. Bizi küll olarak herhangi bir partide göstermek iftiradır, zulümdür.              

  

2.8. CUMA NAMAZI  VE ZUHR-I AHİR
 

2.8.1. Tarihçesi ve Mezheplerin Bakış Açısı
 

Peygamber Efendilerimiz'in yaşadıkları zamandaki imkanları ile yaşamaya müsait lütfedilen emr-i ilahiler insanların dünyevi ve uhrevi yaşantılarında kemalatlarına göre tanzim edilen tertib-i ilahi ileriki şeriatlardır. Kabilelerin yani toplumları dünya huzur birlik beraberlik ve ahiret hayatındaki vaad edilen ebedi hayatın sonsuz nimetlerini kazanması için, emr-i ilahiye uygun yaşamaya mecbur ve muktedir kılınan yeryüzünde halifemi yaratacağım hitabının sırrını anla. "İnsanı ahsen-i takvim üzere yarattım. "En güzel simada yaratılmak şerefine nail olan ondan daha güzel yaratık yaratılmadığını bilip de şımaran insan, bu alemleri yaratan benim, tanzimini sen yapacaksın hitabına nail olup da, vazifeni idrak edemediğinden hata ediyorum zannı ile cüzi iradesini de kullanmayı bilmeyen insan, Allah'ın verdiği akıl, mantık ve iradesine verdiğim güçte beni görmüş gibi hissedeceksin. Bu meziyetlerle seni müsait kıldım. Benim zatıma eş ve ortak tanıma. Bu türlü ilme müsait kılındın diye, kendinde bir şeyler görüp de uluhiyet iddiasına kalkışma. Bu türlü yersiz iddiaların sahtekarlıktan başka ismi yoktur. Fiili ve subuti sıfatlarım en çok sende zuhuru görülecek. Sen Benim yarattığım abdimsin, kulumsun, Rab olamazsın. Peygamberimiz Efendimiz  Muhammed Mustafa (s.a.v.)'ya, "Habibim, Rabbim Allah de." buyurulmadı mı? Allah'a inanmış Amentü’ye iman etmiş, beşer arasındaki düşünce, hatta aynı şeriatta görülen ibadet ayrılıkları, sünnete müteallik ayrılıklar, az da olsa izahı mümkün olanlar vardır.

Ictihadi mevzulardır. Hicri 5. asırdan bu yana yalnız Türkiye'de uygulanan, başka İslam aleminin bilmediği, bilmek de istemedikleri, zuhr-ı ahir denen Allah'ın emri Hazret-i  Resulullah'ın sünneti ile hiç ilgisi olmayan, Moğol istilalarının hüküm sürdüğü bir zamanda Konya'da ihdas edilen, ek ibadet usulü ki, namaz değil, namazın iki kaynağı vardır. Birincisi kitap, ikincisi sünnettir. Beş vakit namazdaki farzlar, cuma namazı için de geçerli olup hutbesiz cuma namazı geçerli değildir. Bayram namazlarında hutbe sünnettir. Okunmasa da namaz tamamdır. Sünnetleri hafife almayasın. Kur'an'da belirtilmemiş, Peygamber Efendimiz'in ibadet ve amellerinde görülen hallerin cümlesine sünnet deriz. Sünnetler emr-i ilahinin dışında görme. Kur'an'da sarih olarak görülmediği için sünnettir. İcma, kıyas, namaz için geçerli değildir. Rabbımız’ın lütuf ve ihsanı olan en büyük bayram olarak belirtilen Cuma günü, ayet ve hadisle ifade edilen öğle vaktinde kılınan cuma namazı, hutbede bulunmak, imam efendiye uyarak iki rekat cumanın farzını kılan kişinin, Allah'ın emrine göre cuması tamamdır. Sünnetlerini de mezhepte tabi olduğun imam  efendinin içtihadına göre kılmaktır. Çünkü, imam efendilerimiz aralarında sünnetlere dair içtihat farklılıkları vardır. Hepsi de geçerli olup cumanın sıhhatine halel getirmez, İmam-ı Azam Hazretleri, Hicri 75 senesinde dünyaya  teşrif ettiler. 150 senesinde irtihal eylediler. Makamları cennet olsun. Kendileri tabi’inden olup ashabın yaşlıları ile görüştüler. Ve izah ettiler. Hazret-i Resulullah (s.a.v.) Efendimiz mescide gelmeden dört rekat sünnet kılar, mescide geldiklerinde hutbe irad ederler, iki rekat cumanın farzını cemaate kıldırır. Hane-yi saadetlerine gider, dört rekat daha evinde sünnet kıldığını İmam-ı Azam Hazretleri beyan etmiş, bu türlü içtihat ettiğini bildirmiştir.

 İmam-ı Şafi Hazretleri, İmam-ı Azam Hazretleri'nden sonra dünyaya teşrif ettiler. Cumanın sünneti hakkında buyurdular ki cumadan evvel iki rekat, cumadan sonra da iki rekat Hazreti Resulullah (s.a.v.) sünnet kıldığını bildirdi. İmam-ı Maliki, İmam-ı Hanbeli Hazretleri'nin içtihatları cumaya gelmeden Hazret-i Resulullah (s.a.v.) iki rekat namaz kılar, farzdan sonra başka namaz kılmazdı." buyurdular. Allah,  cümlesinden razı olsun. Cuma süresinde de müstaceliyet vardır. Allah'ın zikrinden yeryüzüne yayılınız, rızıklarınızı arayınız. On altı rekatlı hiç bir mezhep yoktur. Dikkat edilirse, yalnız sünnet üzerinde ihtilaf değil, içtihat değişikliği vardır. Kimsenin namaza rekat ilave etmesi uygun olmayıp, hatadır. Bazı  kimselerin çok ibadet ve taatla çok kazanacağıbı zannederler. Her şeyin ifratı yasaklanmıştır. Misal olarak, seferde olan dört rekatlı farz namazlarını iki rekat kılmayı Hazret-i Allah emrediyor. Fazla kılarsan ne olur? Asi olursun. Emr-i  İlahiye karşı geldiğin için. "Hiç fazla namaz kıldı diye insanı döverler mi? Fazla mal göz mü çıkarır?" gibi sözlerle emr-i ilahiyi basit bir hadise gibi gösterip günaha girme. "Zuhr-ı Ahir" diye bir namaz yoktur. Hiç bir semavi dinde şüpheli  ibadet olmaz. Evham, ruhi hastalıktır. Namaz hususunda ilham ve rüya ile de amel edilmez. Hadis-i Buhari'nin üçüncü cildinde cuma bahsinde Peygamber (s.a.v.) Efendimiz hutbe irad edip, buyurdular ki; "Cuma size kıyamete kadar farz kılındı, ister adil imam, ister zalim imam, kim ki cuma namazını sebepsiz yere terk ederse, iki elim yakasındadır. Allah işini rast getirmesin onun. Ne namazı vardır ne orucu, ne Hacc’ı, ne zekatı var; ta ki tövbe ve istiğfar etmiş ola." Büyük fıkıh alimi İbn-i Nuceym buyururlar ki; "Zuhr-ı ahir kılan kişi ilim yoksunundur. "Zuhr-ı ahir kılan şüphesiz günahkardır."
[54]'

Diyanet işleri Başkanlığı da şeriat-ı Muhammedi'de 92 hurafalar, bidatlar, tesbit ettiklerini umuma ilanından çekindiler. Ama, ben elde ettim, çoğaltıp dağıttım. Bid'at ve hurafaların başına yazmışlar, zuhr- ahır diye bir namazın olmadığını. Merhum cennet mekan Hamdi Asekili buyuruyor ki; "İmam efendilerimiz cumanın sıhhati ve vücubu hakkındaki ihtilaflar, muhtelifun-ı fihittir. Cumanın farziyetine haiz-i tesir değildir. Şöyle ki; Cuma hakkında vücubu sıhhati hakkında ictihadi ihtilaflar musallinin daha mutmain olması içindir. Hiç bir içtihat cumanın farziyetini bozmaz.” Nitekim öyle olmuştur. Türkiye'den başka İslam ülkelerinde zuhr-ı ahir diye bir şey bilmezler. Çünkü, kesinlikle yoktur. Bir namazın iadesi farzın terkinden icap eder. Vacibin terkinden farzın tehirinden sehvi secde lazım gelir. Hazret-i Allah Türk milletini de bu gibi anlamsız ibadetlerden kurlarsın. Katılaşma... Hazret-i Resulullah (s.a.v.) Efendimizin, "Zorlaştırmayın -  olaylaştırın; daraltmayın - genişletin, ikrah ettirmeyin - sevdirin." hitabını hafızana  iyi yerleştin.

  

2.9. NURU MUHAMMEDİ RAHMETİ İLAHİNİN İSMİDİR
 

2.9.1. Fırka-i Naciye
 

Peygamber Efendimiz; "Ben-i İsrail 71 fırka oldu, Ben-i Nasara 72 fırka oldu, benim ümmetim 73 fırkaya bölünecek." buyurdu. Hadisin gerisini yazmıyorum. Çünkü Allah'ın rahmet sıfatı ile bağdaşmıyor. Hz. Resul-i Ekrem Efendimiz Allah'ın rahmeti dışında konuşmaz ve hüküm vermeye selahiyeti yoktur. Bu bakımdan bu hadis gariptir. Sonsuz rahmet-i ilahiden Hazret-i Resul-i Ekrem Efendimiz'in cümle Peygamber Efendilerimizin evliya, veli, şüheda. Allah'a şirk koşmamış nedamet duyarak tövbe istiğfar etmiş gerçek kulluğunu idrak eden mümin kullar, Rabbımız’ın rahmet hazineleri olan Allah cümlemize şefaatçi kılsın. Onların dünya ve ahiret yaratılışları şefaattir. Yaratılışın sebeb-i hikmeti rahmettir, mağfirettir. "Vema ersel-nake illa rahmetenli’l alemin" buyurmasını, o nuru taşıyan bahtiyarları, niçin Nur-ı Muhammedi, rahmet-i ilahi olarak göremiyorsun. Madde aleminden öte görgüye sahip olmadan, ilme’l yakın ile iktifa edip, ayne’l yakın, hakke’l yakın, yaşamadıkça, bu yaşantının ismi, mensup olduğun şeriatın maddesini, manasını kelime olarak ifade etmek değil, hal olarak yaşamaktır. Tasavvuf; semavi dinlerin özü ve manasıdır. Ayrı ayrı mütaala edemezsin.Dinin cüz’ünden feragat, küllünden feragattir. Manadır. Zahiri hükümler, değişse de mana değişmez. Onlarda cennet arzusu, cehennem korkusu vardır. Ama beşeri zaafından öte gitmez. Esas olan istekleri, arzuları, rıza-i Bari’ye; Cemalullah'dır. Bunun ismi aşk-ı ilahidir. Anormallik mecnunluk, asalaklık, başkalarının sırtından geçinmek, çoluğunu çocuğunu ihmal ederek perişan etmek değil. Verdiğini geri alması beşerde ayıplanıyor. Beşere yakışmayanı Hazret-i Allah'a nasıl uygun görüyorsun? Evet izn-i ilahi olmasa,  habibin de şefaat edemez. İzni olmadan, elbette karşı çıkacak bir güç var mı? Şefaati, rahmet-i ilahiyi nerede bekliyorsun? Bu rahmetlerin zuhuru o anlamı taşımıyor mu? Bazı kişiler zaman zaman mehdilik iddiasında bulunurlar. Her zaman böyle zevata rast gelmek mümkündür. Manalarında mehdisin denir.  Mensup olduğu dine samimiyetle hizmet edenlere verilen bir isimdir. Mürşit değil Mehdi Resul hiç değildir. Böyle simalar mehdi, resullük iddia ediyorsa ki, teknoloji duracak, silahlar patlamayacak, Mehdi Resulüm diyen zat-ı muhterem kendi kendine şu deneyi yapabilir. Tutukluk yapmayan bir silahı bedenine doğru patlatır. Buna rağmen ayakta durabiliyorsa Mehdi Resul'dür. Tebrik ederim. Başka türlü olursa ona tabi olan masumlar kurtulmuş olur. Mehdi Resul'ün gelmesine inanmak imanın şartından değildir. "Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır," Kur'an'da bu hakka dair ayet vardır. (Araf suresi 27.)

 

2.9.2. Şeyhi Olmayanın Şeyhi?
 

"Şüphesiz biz şeytanları inanmayanların evliyası  kıldık." (Sadakallahülazim) işte, "Yolun uğramazsa Muhammed'e geçti kervan kaldın dağlar basında" Kervana katılmak istiyorsan Hazret-i Resulü Ekrem (s.a.v.) Efendimiz'in getirdiği emr-i ilahiye dikkat et. Şeriat, tarikat, marifet, hakikat bu rahmet-i ilahide mevcut. Ölçüsü efendiliktir. Aldanma, din-i İslam birlik, beraberlik, kardeşlik, hoşgörüdür. Böyle olunca, İslam’ı yaşıyorum diyenlerde bu meziyetleri görmek hakkımız değil mi? "Zuhr-ı ahir" diye anlamı olmayan, Cuma’nın sıhhatine zarar veren, hoca efendilerden, ilave etmeden Allah rızası için, İslamiyet namına rica ediyorum. Bir de İslam alemi cehri kılınan namazlarda Fatiha Suresi’nin sonunda, "Velleddallin" denilince bütün İslam cemaati yüksek sesle Amin diye Cenabı Hakk'a içtenlikle tazarru ve niyaz ederken, Türk müslümanlarını niye susturuyor bu zevkten mahrum ediyorsunuz? İmam-ı Azam böyle bildirdi diye, bu günahını Hazret’e yüklemeye kalkışma, O yelin nerden estiğini herkes gibi ben de biliyorum. Cehri zikre karşı olanları, Beytullah’ta ve Ravza-yı Mutahhara'da hayretle gördüm ki; namazda "Veleddallin" denildi mi, daha yüksek sesle "Amin" dediğini, telbiyeyi sesli getirdiğini, tekbir ve tehlili aşikare okuduğunu, tavafı ve say'i, Arafat'ta Müzdelife'de vakfeyi, şeytana her taşı attığında yüksek sesle, Allah'ı zikrettiğini  gördüm. Elbette cehri olacaktı. Hafi olmaz ki... Beş vakit cemaatle kıldığımız namazların da iki vakti hafi, üç vakti celiğ. Hafi olanlarda kendi kulağın duyacak kadar, insan her yerde aynı olmalı. Hicazda başka, memleketinde başka olmamalı. "Siz kaza meydanlarında ecdadınızı andığınızdan daha şedit zikredin"[55] buyurmuyor mu Hazret-i Allah (c.c.). Buyurdular ki "Ne zaman kulum üzerine zikrim galip olsa, kulum bana aşık olur. Ben de ona aşık olurum." Ömrüm olursa inşallah, yirminci asırda tasavvuf nedir, ne değildir. Bunu yazmayı arzu ediyorum Vakıa, bu eserde içerisine az da olsa serpiştirdim. Kelime oyunları ile eleştirme. Manayı anlamaya çalış. Veselamün alel mürselin, velhamdü lillahi Rabbi’l alemin.

  

2.10. BİR OLAN ALLAH’IN İRADESİNE BAĞLANMAK iSLAMiYET’TİR
 

2.10.1. Toplu Bakış
 

Söz meclisten içeri diye TRT 1'de Nazlı Ilıcak Hanımefendi’nin, yazar Tayyar Şafak Efendi’nin tertip ettiği programda, TRT'nin sakıncalı bulup da yayınlayamadığı kıssayı maksadım her hangi bir zümreyi tan etmek,  küçümsemek değil, çok yerde bahsettiğim gibi din, İslamiyet’tir. Semavi dinlerin hepsi mana itibariyle İslamiyet’tir. Allah’tan başka ilah yoktur, illa Allah vardır diyen müslümandır, kardeşimizdir. Lügat manası "Bir olan Allah'ın iradesine bağlanmak İslamiyet’tir." Şeriat-ı Musa Aleyhisselam'a, Şeriat-ı İsa Aleyhisselam'a, Şeriat-ı Muhammed Mustafa (s.a.v.) Efendilerimiz’e tabi’ olan 3 şahıs yolculukta birleştiler, anlaştılar, yollarına devam ediyorlar. Bir ufak tepsi baklava var. Bir kişiye yeterli olup 3 kişiye az gelecek. Bu gece kim güzel bir rüya görürse baklavayı o yesin diye anlaşmışlar. Ve baklavayı kazanmak için mana görmek için yatmışlar.
 

Musevi anlatıyor: Musa Aleyhisselam’la Tur-ı Sina’da idim, daha neler neler anlatıyor. İsevi de anlatıyor: Dördüncü katta İsa Aleyhisselam’la beraberdim demiş. Çok tecelliyattan bahsetmiş. Bu manaları garip garip dinleyen Muhammedi’ye sordular: Sen bir şey görmedin mi? Muhammedi manasını şöyle dile getirmiş. Ben de Hazret-ı Resulullah’ı gördüm. Telaşımı sordu. Dedim. Ya Resulullah hangimiz iyi bir mana görürse baklavayı o yiyecek. Arkadaşlarla böyle anlaştık. Peygamberimiz buyurdu ki; Musevi, Musa kardeşim ile Tur-ı Sina'ya çıktı, İsevi, İsa kardeşimle dördüncü kat semavata çekildi. Onlar çok  uzak gittiler, bilinmez ne zaman gelecekler. Sen baklavayı bayatlatma, kalk ye buyurdular. Ben de emr-i Peygamberiye’ye itiraz mı edecektim? Gece kalkıp yedim der ve boş olan tepsiyi gösterir. Kıssadan hisse alacaksan, ey ehl-i kitap dünya küçülüyor, ayrılığı bırakalım, birlik ve beraberlik, kardeşliği anlayıp, yaşama zamanı gelip geçiyor. La ilahe illallah’ı bozmayalım. Peygamber Efendilerimiz aralarında ayrılık görmeyelim. Amentü’ye imanımız bunu gösteriyor. Gafil olmayalım daha mütekamil insanlara bahşedilen şeriattan! Kişinin bilgi ve insiyatifine bırakılmış. Ayrılık değil kardeşliktir. Ama biz bunu pek anlayamadığımız için tarih boyu düşmanca yaşamışız. Artık kendimize gelelim. Yeter.
 

"Ey Adem oğulları size kendi içinizden ayetlerimi anlatacak Peygamberler gelir de kim sakınır kendisini ıslah ederse onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.”[56]
 

Lütfen dikkat! Hazreti Allah (c.c.) Adem oğulları diye bütün beşere hitap ediyor. Gönderdiği Peygamber Efendilerimize hangisine tabi olurda Allah'a şirk koşmazsa, Allah'tan başka ilah yoktur, illa Allah vardır der anlamım yaşarsa onlar için korku yoktur, onlar üzülmeyecektir. Bu tertib-i ilahînin zevkini alıp Allah'a hamd edecekken, bütün semavi dinlerin birbirine düşman olması neden?  Peygamber Efendimiz’in şu mübarek hitabı ile noktalayalım. "Kişi mümin olmadan cennete giremez. Birbirinizi sevmedikçe mümin olamazsınız. Ey Allah'ın kulları kardeş olunuz." (H.Ş.)

 

2.11. GÜNLÜK VİRTLERİ
 

2.11.1. Mezkur Dualar
 

Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa (S.A.V.). Cümle Peygamberan-i izam ve Resul-i Kiram Hazeratının ruhları için. Çar-ı yar-ı Ba’safa Ebubekir Sıdık, Ömerü’l Faruk, Osman-ı Zinnureyn, Alliyye’l Murtaza Radiyallahüanhüm efendilerimizin, ehl-i beytin, al-i beytin, evlad-ı Resullah’ın, Ashab-ı Resullahın, Sababe-yi Kiram, Sahabe-yi Güzinin, Muhacirinin, Ansarin, Tabiin, teba-a Tabi-in ve Müçtehidi İzah Efendilerimizin ba husus pirimiz sultanımız Gavsul Azam Seyyid Abdülkadir Geylani, Seyyid Ahmedel Kebir Rufai. Seyyid Ahmedel Bedevi. Seyyid İbrahim Düssuki, Şeyh ebul Hasan Ali Şazili, Şahı Nakşibend Muhammed Bahaddin Hazretlerinin, şeyhimiz üstadımız Seyyid Ali Sezai Efendi. Hacı Mustafa Efendi, Çorumlu Hacı Bekir Baba, Hacı Ali Efendi, Hacı Mustafa Efendi, Muhammed Esat Efendi, Hacı Sami Efendi, Sofu Ökkeş Efendi, Hacı Bekir Kuşçuoğlu'nun ruhları için ve Şeyhimiz Üstadımız H. Galip Hasan Efendi'nin ervahı kudsiyerine Turuk-ı Aliyye’den ahirete irtihal etmiş cümle Meşayıh-ı izam Efendilerimizin ve Derviş Kardeşlerimizin ehli iman ve ehli İslam’ın akrabayı taallukatımızın ruhları için Fatiha, ma as Salavat.

(3 Ihlas, 1 Fatiha)

 

10.2. Mezkur Tesbihat
 

51 - Bir adedi binbir sebebe BiSMiLLAHiRRAHMANiRRAHiM

100- Ya Rabbi verdiğin nimetlere çok şükür elhamdülillah

100- Hasbünallahü Veniğmel vEkil

100- Allahümme salli ala seyyidina muhammedin ve ala ali seyyidina muhammed ve

sabihini ve sellim,

100- Estağfirullah el azim min külli zenbin ve etubü ileyh,

500- LAlLAHE illallah

500- ALLAH (Ya Allah C.C. deyip başlanacak 500 sonunda C.C. ile bitecek)

 

III. BÖLÜM

 

 

MEDYA MENSUPLARININ TARİKATA BAKIŞI, GÖZLENİMLERİ VE HACI GALİP EFENDİ’NİN MEDYAYI BİLİNÇLENDİRİCİ DEMEÇLERİ VE GÖRÜNTÜLERİ

(BASINDAN ALINTILAR)

 

 

 

SONUÇ

Ümmetine öyle bir şey verim ki, başka ümmetlere vermedim. Fezkuruni  ezkürküm.” Ey kulum beni zikret ki, ben de seni zikredeyim. Ayet-i kerimenin buyurduğu gibi Allahu Teala kendisinin zikredilmesini çoğu ayetlerde mütemadiyen tekrar eylemiştir. Anlaşıldığı üzere bizim bu araştırmalarımız Şeyh Hacı Galip Efendimiz’in hayatı ve evradına kısa deyinip daha çok ayetlerin beyanı çerçevesinde bu tezimizi hazırlamış bulunmaktayız.
 

“Şüphesiz ki Allah, insanlara hiçbir şeyle zulmetmez. Fakat insanlar kendi kendine zulmeder.” “Habibim, Biz sanan Kur’an’ı eza olsun diye göndermedik.” Ayetlerine binaen sohbet ve derlemelerinden  ve müridlerinden istifade ederek Kur’an-ı Kerim ışığında sosyal ilişki ve davranış ve dünya görüşlerine deyinmeyi yararlı bulduk, inşallah kanaatimiz her taraf için hayırlı olur.  Galip Hoca Efendi’nin bütün temayülleri İslam’ın zorlaştırılmaması ve insanlara aktarılırken çoğu görüş ve fikirlerin nefret uyandırırca ve  üslubu gereğini gözetmeden  yanlış aktarılıp insanoğlunun ufak temayülleri olan akl-ı selimini ber-taraf edip, insanlara kötü örnek olup yanlış aktarılan bilgilerin  ve genişleyen  insanoğlunun ufkunu daraltan fikirlerin nazar-ı  İslam açısından büyük zararlara yer etmesi sebebiyle bu kitabın derlenme ve yazılmasına sebebiyet verilmiştir. “Yarım doktor candan eder, yarım imam dinden eder.”atasözü de buna bina edilip söylenen güzel bir sözdür.
 

“Biz arza nice ayetler indirdik. Kamil  insan ve akl-ı selim insanlar okur.” Biz bu kitabı okuduğumuz takdirde tasavvufa bakış açımızın değişeceği taraftarı olup tasavvufun tek yönlü olmayıp; yani tek camiaya  dahil edilmemesi gerektiğini ve hor görülmeyeceğini ve farklı bir iletişim aracı olduğunu göreceğiz. Tasavvufun dergah içinde kalmayıp, kendi kabuğuna çekilmek olmadığını bu kadar okuduğumuzda öğreneceğiz. İnsanların ufkunu genişletip onlara bir ümit kaynağı olan Kur’an-ı Kerim’in arifan  biri tarafından aktarılınca Kur’an’ı ne kadar  mütevazi ve lutufkar fikirlerin  olduğunu düşünüp anlayacağız.
 

Hoca Efendi’nin de anlattığı gibi, 2 tane hristiyan müslüman olur, kabul eder fakat sünnet olmaz. Bunun üzerine bu şahıslar utandığından mecburen sünnet olur ancak bu hadise çok şeylere maruz kaldıktan  sonradır. Hoca Efendi’nin de buyurduğu gibi sünnete zorlamasalardı, zaten onlar İslam’ı iyice öğrenince sünnetin ne  kadar gerekliliğini anlayacaklar ve İslam dininin insanlara metodoloji  olarak ne kadar iyi yaklaştığını da kabul edip daha çok kişinin hidayetine vesile olacaktı.
 

Zira, Allah (c.c.) Hazretleri, “Şüphesiz ki Allah hiçbir şeyle zulmetmez.  Fakat insanlar kendi kendilerine zulmederler. Bu ayetlere bakıldığında ayetlerdeki ifadeler gayet açıktır. Fakat kendilerini yaşayıp yaşatmadığı halde fikirleri ve görüşleri  ile bazı makam, mevkiye gelmiş insanlar, İslam’a darbe vururcasına  İslam’a girmek  isteyenlere engeller koyup mani olmaktadır. Bu tür insanlar okurlar ama ibret almazlar, anlatırlar ama yaşamazlar.  İşte bunlar, İslam’ın Süreyya yıldızı olan Hz. Ebubekir’in şu sözünü bile ibret almazlar: “Ya Rabbi! Asi kulların yerine beni cehennemine at.”  İşte bunlar, İsam’ın insanlara ne kadar merhametli olduğunu anlatmazlar, anlatılanlar gaybi şeylerdir. Allah cehennemi yarattı; doğrudur ama cennetin neye mütaakiben yaratıldığını anlatmazlar.
 

Ne yazık ki, çok sert itham ve eleştiriye maruz kalan cahil kitle veyahut yeni temayül eden kişilere yanlış örnek oluyorlar. İslam’a yeni girenlere kolaylık göstermeliyiz; İslam, kolaylık dinidir. Bu sebepten dolayı, bu kitabın okunması elzemdir. Allah dinine hizmet eden ve hizmet ettiği noktayı bilen, alet edinmeden bütün hukuk-ı İslamiye’ye riayet eden kullarından eylesin.(Amin.)
 

Ya Rabbi, bu tezimin bana ilkk araştırma eser olması ve ulvi fikirleri münasebetiyle bana ileriki yıllarda eserlerime ışık  kaynağı olması münasebetiyle tüm dünya  Müslümanlarına bu tip eserler bırakmaları ümidiyle Allah’tan büyük yardım diler ve hayatta bütün insanlığa hizmet noktasından hem-fikir olmalarını ve bu konuda  muvaffak olmalarını Cenab-ı Allah’tan niyaz ederim. “Allah kendi yolunda gidenlerin, yar ve yardımcısı olsun.”

 

 

BİBLİYOGRAFYA
 

-KUŞÇUOĞLU, Galip Hoca’nın; “Şanlıurfa Sohbeti” 21 Ağustos 1995, Şanlıurfa

-KUŞÇUOĞLU, Galip Hoca’nın; “17 Eylül 1996, ANIL, “Hüseyin Gazi, Ankara Özel Sohbeti”

-KUŞÇUOĞLU, Galip Hoca’nın; “Muhtaç Olduğumuz Kardeşlik”, 1996, Ankara.

-KUŞÇUOĞLU, Galip Hoca’nın; 3  Mart 1985, “Nokta Dergisinden”

-FARUK, Hanif; Urduca Yayınlarında Atatürk, A.Ü. Dil Tarih Coğrafya Fakültesi  Yayınları, Ankara, 1979, s. 102

-KUŞÇUOĞLU, Galip Hoca’nın; TRT Kurumu, Kanal D ve A TV programındaki söylemleri

-KUŞÇUOĞLU, Galip Hoca’nın; TRT-1 Nazlı Ilıcak’la ve Tayyar Şafak’ın tertip ettiği programdan Alıntılar.

-KUŞÇUOĞLU, Galip Hoca’nın; “İsta Rufai Zikri” Zaman Gazetesi, 12 Şubat 1989

-KUŞÇUOĞLU, Galip Hoca’nın; “Hüseyin Gazi’de Bir Cemaat”, s. 389, Yeni Düşünce, 4 Nisan 1989

-KUŞÇUOĞLU, Galip Hoca’nın; “Türkiye’deki Rufailer BBC TV’sinde” Zaman, 20 Ocak 1989

-KUŞÇUOĞLU, Galip Hoca’nın; “Kadiri-Rufailer” Yeni Düşünce, 14 Nisan 1989

-KUŞÇUOĞLU, Galip Hoca’nın; “Allah Rahim’dir.” Zaman, 7 Nisan 1989

 


[1] Maide 51. ayette misali geçtiği gibi

[2] Zümer 53

[3] Maide 51. Ayet

[4] Al-i İmran 52. ayet

[5] Al-i İmran 67. ayet

[6] Bkz. Prof. Dr. Hanif Fauk, Urduca Yayınlarda Atatürk, A.Ü. Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Yayınları, Ankara, 1979, s. 102

[7] Saf 7. Ayet

[8] El Mümtehine 8. Ayet

[9] El Mümtehine 1. Ayet

[10] Rahman 33. Ayet

[11] Kab 16. Ayet

[12] Hucurat 14. Ayet

[13] Hucurat 9. Ayet

[14] Muhammed 30. Ayet

[15] Muhammed 33. Ayet

[16] Muhammed 19. Ayet

[17] Zuhruf 36., 37. Ayet

[18] Maide 5. Ayet

[19] Maide Suresi 13. Ayet

[20] En’am Suresi 48. Ayet

[21] En’am Suresi 92. Ayet

[22] Süreya-i En’am 114. Ayet

[23] Süreya-i En’am 157. Ayet

[24] Süreya-i En’am 62. Ayet

[25] Yasin 21. Ayet

[26] Nahil Suresi 43. Ayet

[27] Araf 27. Ayet

[28] Araf 35. Ayet

[29] Araf 157. Ayet

[30] Yusuf 105. Ayet

[31] Yusuf 106. Ayet

[32] Yunus 44. Ayet

[33] Yunus 49. Ayet

[34] Hac 40. Ayet

[35] Zariat 20, 21. Ayet

[36] Bakara 3, 4, 5. Ayet

[37] Bakara 45. Ayet

[38] Bakara 82. Ayet

[39] a.g. (Maide 51. Ayet)

[40] Maide 51. Ayet

[41] İbrahim 4. Ayet

[42] Nahil 90 Ayet

[43] İsra 25. Ayet

[44] Zümer 33. Ayet

[45] Al-i İmran 64. Ayet

[46] Al-i İmran 159. Ayet

[47] En’am 125. Ayet

[48] En’am 112. Ayet

[49] Şuara 217 (18.19.20.)

[50] a.g. Ayet

[51] a.g. Ayet

[52] Bakara 27. Ayet

[53] Fetih 10. Ayet

[54] Dâr-ı Kutni, 2. Cilt 10. Sf

[55] Bakara 200. Ayet

[56] Araf 35. Ayet