TASAVVUF VE ZİKRULLAH

Hz. ALLAH (C.C.)'IN SIFATLARI 

BAŞ YAZI

GERÇEKLERE  NEDEN   KARŞI  OLDULAR ?.

ZİKRULLAHA,  TASAVVUFA  KARŞI  YANLIŞ  TUTUM.

ALLAH’IN  MESCİTLERİNDE ALLAH’IN  ZİKRİNİ  MEN EDEN ZALIM

HAZRET-İ  ALİ  ( R.A. )’IN  VECİZ  BEYANLARI

BENİ ZİKREDİN Kİ  BEN DE  SİZİ  ZİKREDEYİM

ZİKR-İ  CELİ,  ŞEDİT  ZİKREDİN

KADİRİ,   RUFAİ TARİKINDAN  GALİBİLİĞİN  VERİLMESİ

"BU  ZAMANDA  MÜRŞİT  YOKTUR"  DEMEK  KÜFÜRDÜR

MÜNAFIKLAR  ALLAH’I  ZİKRETMEZLER,  YAD  ETMEZLER

RABLARININ  CEMALİNİ  İSTEYEREK  SABAH  AKŞAM ZİKREDENLERİ YANINDAN  KOVAYIM DEME

ÜZERİNE ALLAH’IN  ADI  ZİKREDİLMEDEN KESİLEN  HAYVANIN  ETİNDEN  YEMEYİN.

TASAVVUFİ  MÜRACAAT  ( RABITA )

İRŞAT  VAZİFEMİN  VERİLMESİ,  MANEVİ  ZUHURAT

GALİBİLİK

MܒMİNLER  ALLAH  ZİKREDİLDİĞİ  ZAMAN  YÜREKLERİ  TİTRER

ALLAH’I  ÇOK  ZİKREDİN Kİ   BAŞARIYA  ERİŞESİNİZ

BİLMEDİKLERİNİZİ  EHLİ  ZİKRE  SORUNUZ VELAYET  MAKAMI  ERKEK İÇİNDİR  KADIN O MAKAMA ÇIKAMAZ

YEDİ  GÖK DÜNYA VE  BUNLARDA  BULUNAN  HERKES  ONU TESBİH  EDERLER. ZİKİR VE TESBİH ETMEYEN  BİR  ŞEY  YOKTUR

RAHMET-İ  İLAHİYE  VESİLE  YARATILAN  ALLAH  EVLİYASI

İSLAMI  YAŞAMAK  İÇİN  İLLA  ARAP OLMAK,  ARABÇA  BİLMEK YETERLİ  DEĞİL, ALEMLERİN  RABBIDIR   HAZRET-İ  ALLAH

BİZİ ZİKRETMEKDEN  GAFİL  KILDIĞIMIZ,  KÖTÜ  ARZULARINA UYMUŞ,  İŞİ  GÜCÜ  AŞIRILIK  OLAN  KİMSEYE  BOYUN  EĞME..

SÖZ  ALLAH'A  VERİLİR.  BİAT  ALLAH  ELÇİSİNE  OLUR.  MÜRŞİDE  BİAT  VERASET  YOLU  İLE  PEYGAMBERİNEDİR  

HABİBİM SANA BİAT EDENLER ANCAK ALLAH’A BİAT  ETMEKTEDİRLER

ZİKRULLAH   VELİLİĞİN  DİPLOMASIDIR.

ANCAK  RAZI  OLDUĞU  KULUNA  İHSAN  EDER

MÜRİT   VE   MURAT

HABİBİM  SEN  ONLARI  YÜZLERİNDEN  TANIRSIN KONUŞMALARINDAN DAHA İYİ  TANIYACAKSIN

ONLAR  ALLAH’I   ZİKRETTİKLERİ   ZAMAN  KALPLERİ  TİTRER,  BAŞLARINA  GELENE  SABREDERLER

NAMAZ, ORUÇ, HAC VE  ZEKAT  EMR-İ  İLAHİDİR. KULLARIN  KAZANÇ  VE  KEMALATINA  SEBEPDİR. İSLAM'IN  ŞARTI  OLAMAZ

TEVHİT

BÜTÜN  SEMAVİ  DİNLER  İSLAMİYYET'TİR

İNSAN  HAKLARI  VE   LAİKLİK

EY  İNSAN,  BU ALEMİ   BEN YARATTIM,  SEN DÜZENE  SOKACAKSIN

ALLAH'IN  İSMİ  BOL BOL ZİKREDİLEN  MANASTIRLAR, KİLİSELER,  HAVRALAR  VE MESCİDLER  BİZİM RAHMETİMİZ OLMASA İDİ YIKILIR  GİDERDİ

ALLAH’A  İMAN

VAHŞİ   TARİK

ALLAH’I  ZİKREDEN  KİŞİYİ  HOR GÖRENE  ZİKRULLAHI  UNUTTURURUZ

MܒMİN, MÜSLİM, KAFİR, MÜNAFIK,  GAVUR ( ATEİST )

ALLAH’A  İNANAN  EHL-İ  KİTABA  "KAFİR VEYA GAVUR"  DEYEMEZSİN

TERBİYE  ALLAH'IN TERTİB  VE  BİLDİRİSİNE  GÖREDİR, RUHİ   VE  NEFSİDİR,  EDEPDİR,  KULUN   İRADESİNE  VERİLMİŞTİR.

SİZDEN  ÜCRET   İSTEMEYEN  KİMSELERE  TABİ   OLUN,  ONLARIN SÖZLERİNE  KULAK VERİN. ONLAR  HİDAYETE ERMİŞ KİMSELERDİR

ALLAH’IN  ZİYARET  EDİLİP  HAL VE  HATIRLARININ  SORULMASINI   İSTEDİĞİ  KİMSELERİ  ZİYARETTEN  VAZ GEÇMEYİN.

HAZRET-İ  ALLAH  ARZI YARATTI  "BİLİNMEKLİĞİMİ  DİLEDİM" BUYURDU. YER YÜZÜNDE  HALİFESİ  BENİ ADEMİ  YARATTI.

EY  BENİ  ADEM ! KUŞ  KADAR  MI ALLAH'I  TANIYAMADIN ?  ONU  TESBİH ETMEKTEN  NEFSİNİ  MAHRUM  ETTİN ! 

RIZKA  İMAN  İMANIN ZİRVESİDİR. RIZIK  ALLAH’IN YEDİNDE OLUP BENİ ADEM'İN  SAY-İ GAYRETİNDE  ZUHURU  GÖRÜLÜR.

EHL-İ  ZİKİR,  EHL-İ  HAL ALLAH  FAKİRİDİRLER :

SERVET, MAL, MÜLK FAKİRİ DEĞİL

CUMHURİYYET,  DEMOKRASİ,  İNSAN  HAKLARI VE LAİKLİK YAŞANIYOR İSE  GÜZELDİR

SANATKAR  OLDUM.  KASDIM  KİMSEYE  YÜK OLMAMAK,  MİNNETSİZ  YAŞAMAKTI.  BUGÜNE  ÖYLE GELDİM

ŞEYH  NASIL  OLUNUR ?

SONRA  GELEN  DİN  EVVELKİ   DİNİ  İPTAL ETMEZ.  DAHA  SONRA GELEN ALLAH  ELÇİLERİ  EVVELKİ  GELENLERİ  TASDİK,  SONRA  GELENLERİ  MÜJDELEYİCİ  OLARAK  GÖNDERİLDİLER. CÜMLESİNİN  DİNİ  İSLAM, TEVHİT  DİNİDİR.

MÜRŞİDİM,  EFENDİME  NASIL  ERİŞTİM ?. 64

DÜNYADA  HAKİKİ  MÜRŞİT İLİMDİR. İLİM ALLAH’I BİLMEKTİR. KİŞİ ALLAH'I BİLDİĞİ KADAR  ALİMDİR. ALİMSE MÜRŞİTTİR. 65

DEVE  KUŞU  YALNIZCA BAŞINI  KUMA GÖMMEKLE     AVCIDAN GİZLENDİM  SANIR.. 69

VAZİFEN  YALNIZ  KORKUTMAKTAN  İBARETMİŞ  GİBİ  OLMASIN.. 70

HABİBİM  ONLAR  HAYVANDAN DA  AŞAĞIDIRLAR.. 71

NAFİ  İLİM  SALİH  AMEL.. 72

SİZİN  EN HAYIRLINIZ  DÜNYA  İÇİN  AHİRETİNİ,  AHİRETİ  İÇİN DÜNYASINI TERKETMEYENDİR   74

BAZI   FIKIH  ALİMLERİ   MUTASAVVIFLARLA  BERABER YÜRÜMEYİ  REDDETMİŞ,  BU  GERÇEKLERE  TARİH  BOYU  KULAĞINI  TIKAMIŞLAR.. 76

MÜRŞİDİN   VAZİFESİNİ  HAZRET-İ   ALLAH  VERİR, ŞEYHİ TEBLİĞ EDER. 77

BİŞR-İ  HAFİ : YALINAYAK  BİŞR.. 81

ALLAH'I  ZİKRETMEK  İBADETLERİN EN  BÜYÜĞÜDÜR.. 85

ER-RAHMAN ER-RAHİM... 86

"VARSIN  DERVİŞ  ÖYLE  BİLSİN"  BU DÜN  İDİ. BU GÜN  BÖYLE  DEĞİL.. 87

VESİLE,  HER  ŞEY  RAHMETE VESİLE.. 88

BEN  İLİM  ŞEHRİYİM,  ALİ   KAPUSUDUR.. 90

ZİKİR, FİKİR, MANA  FAKİRİ. 91

HİLALİ  GÖRÜN  ORUÇ  TUTUN,  HİLALİ  GÖRÜN BAYRAM  EDİN. 91

ZİKİRSİZ  İBADET, TASAVVUFSUZ  TARİKSİZ  SEMAVİ  DİN YOKTUR.. 94

ONLAR ALLAH’I  UNUTMUŞLAR,  ALLAH DA  ONLARA KENDİLERİNİ  UNUTTURMUŞTUR.. 95

İSTİHARE  SÜNNET-İ  RESULULLAH’TIR. 97

TENASÜH ( REENKARNASYON ) 99

ALLAH’IN VÜCUT ZATI SIFATI BAŞ  GÖZÜ  İLE  GÖRÜLMEZ. 99

İSLAM VE MEKARİM-İ  AHLAK.. 100

EHLİ TARİK, VAHŞİ TARİK.. 102

ADEM  VE  İNSAN !. 104

İLK HİTAB-I İLAHİ  : OKU ! 105

HER  NE  KILMIŞSA  ADALETTİR, CENAB-I  KİBRİYA.. 107

YOK MU  ÇARESİ  DOSTLAR ?. 108

ARABÇA  BİLMEK ALLAH'I  BİLMEK İÇİN YETERLİ  OLMUYOR.. 109

AZIK  TORBANA  DEPO  ETTİKLERİN İKİ ALEMDE DE  İŞE  YARASIN.. 110

RÜYA.. 111

EVRAT  VE  EZKAR.. 112

DERVİŞİN  GÜNLÜK  EVRADI. 113

ALLAH’IN EMRİ :  DERVİŞİN  VİRDİ. 113

KADİRİ - RUFAİ’NİN KOLU GALİBİ  VİRDİ. 114

HATME-İ   RUFAİ. 115

HATME-İ KADİRİ. 117

EVRAD-I  ŞERİFE-İ   KADİRİYYE.. 117

EVRAT  VE  EZKAR NASIL OKUNUR ?. 119

MANAMA  DÜZEN  VEREN  HİKMET : KAYISI. 121

ALLAH`IN ZATİ SIFATLARI

 1- VÜCUD: VAR OLMAKTIR. VARLIK SIFATI İLE MUTTASIFDIR
 2- KIDEM : EVVELİ OLMAMAK VARLIĞI EZELİDİR.
 3- BEKA : VARLIĞININ SONU YOKTUR!
 4-VAHTANİYET : BENZERİ OLMAMAK
 5-MUHALEFETİN LİL HAVADİS: YARATTIĞI HİÇ BİR ŞEYE BENZEMEMEK
 6-KIYAM BİNEFSİHİ : VARLIĞI KENDİ ZATINDAN OLUP BAŞKASINDAN OLMAMAK!
 
 HAZRETİ ALLAHIN ZATINA MAHSUS ZATİY SIFATLARI BEŞERE MALEDİLEMEZ!.. BEŞERE MALEDENLER TEVHİDİ İLAHİYEDEN UZAK OLUP HELE ŞAHİDİ İLAHİ HİÇ OLAMAZLAR BU KİŞİLERİN MÜRŞİTLİK İDDİALARIDA PEYGAMBER EFENDİMİZİN BİLDİRİSİYLE ÜMMETİN EN ŞERLİLERİ OLDUĞUNUN İLANIDIR !..
 
 SIFATI SUBUTİYYE:
 

 1- HAYAT : DİRİ OLMAK O EZELİ VE EBEDİ BİR HAYATLA DİRİDİR .
 2- İLİM : BİLMESİ ALLAH U TEALA OLMUŞU OLANI OLACAĞI BİLENDİR !
 3- SEMİ :İŞİTMESİ İŞİTMEK ALLAH U TEALANIN EZELİ VE EBEDİ SIFATIDIR !
 4- BASAR :GÖRMESİDİR !
 5- İRADE ; DİLEMESİDİR HERŞEY CENABI HAKKIN DİLEMESİ İLE OLUR !
 6- KUDRET : BÜTÜN MÜKEVVENATTA TESİR VE TASARRUF SAHİBİ OLMASIDIR !
 7- KELAM :SÖYLEMESİ KONUŞMASIDIR !
 8- TEKVİN : BÜTÜN MAHLUKATI YARATANDIR !
 
 HAZRETİ HALİKİ ZÜL CELAL BENİĞ ADEME SUBUTİ SIFATLARINDAN CÜZİ OLARAK İHSAN ETMİŞTİR ...
 
 CENABI HAKKIN FİİLİ SIFATLARI :
 

 MADDE ALEMİNDE GÖRÜLEN GÖRÜLMEYEN HER ŞEYİ YAŞATAN ÖLDÜREN TEKRAR DİRİLTEN RIZIKLANDIRAN ODUR .HER ŞEY ONUN FİİLİ SIFATLARININ TENEZZÜLEN ZUHURU OLUP İZAFİDİR , MECAZİDİR . Bİ ZATİHİ DEĞİLDİR !
 
 PEYGAMBER EFENDİLERİMİZ VE VARİSLERİ KAMİL MÜRŞİTLER LUTFEDİLEN RAHMETİ İLAHİYENİN ZUHUR KANALLARIDIR CÜMLESİ VESİLEDİRLER VESİYLEYİ ARA BUL BU RAHMETİ İLAHİYEYE MÜSAİT KILINDIN. BULAMADINSA HAZRETİ ALLAHA MÜRACAAT ET SAMİMİ OL MAHRUM ETMEZLER İLMİN KADAR DEĞİL İNANCINDAKİ SAMİMİYETİN KADAR MANA RIZKIN VARDIR VERİRLER!.
 
 PEYGAMBER EFENDİLERİMİZİN SIFATLARI
 
 
1- SIDDIK: DOĞRU OLMALARIDIR.
 2- EMÂNET: EMNİYETLİ VE GÜVENİLİR OLMALARIDIR
 3- TEBLİĞ : ALLAH DAN ALDIKLARI EMİRLERİ KULLARA DUYURMALARIDIR ...
 4- FETANET : İNSANLARIN EN ZEKİSİ OLMALARIDIR
 5- İSMET : KUSURSUZ VE GÜNAHSIZ OLMALARIDIR .
 
 BU TÜRLÜ SIFATA SAHİB OLAMAYANLAR ALLAH ELÇİSİ DEĞİLLERDİR ALLAH ELÇİLERİ GÜNAHI KEBAİR İŞLEMEKTEN SALİM KILINMIŞTIR YARATILIŞ İTİBARI İLE MASUMDURLAR ZİRA İSTİSNA’İ YARATILMIŞLARDIR .

 

BAŞ YAZI

Dünya ve ahirette mesut olmak istiyorsak yaratanımıza kul olmanın zevkine erme çabasında olalım. Rabbımıza layık kul olmanın hazzından, zevkinden uzak durmayalım. Sonsuz rahmet-i ilahiden nasipli, ihya olmuş Rahmeti ilahiyeye vesile kılınmış bahtiyar kullarının saflarında bulunmak gayemiz ve zevkimiz olsun. Kulluk vazifemizi iman ve samimiyetle icra edebilmemiz   gene yaratanımızın rahmeti olan mana ve gönül gözü ile görmek ve gerçeği lüzumu kadar bilmek..rahmetinden mahrum eylemesin 

Hazret-i ALLAH’TAN lutfedilen tavır ve hareketlerimizle, lisan-ı hal ile yakarmayı ve istemeyi bilelim. Nazargah-ı ilahi olan kalbe yolu uğramayan arzu ve isteklerin huzur-ı ilahiden iltifat gördüğü ender görülür. Kalpten beyine geçen gönül yolu, ehl-i halin ehl-i aşkın yoludur. Beyinden kalbe akış ise ilmel yakından öteye yolu muhaldir ..Muhammet İkbal’in uyarısını gönül kulağı ile dinle, tefekkür et. Rahmet-i ilahi olan sebeplere tevessül etmeden maddeyi de manayı da elde etmek zehabına kapılmak safdillik olur. Bu saflık tertemiz safiyet değil, kusura bakma, salaklıktır.

“İlim toplayıp yığmışsın, gönlü ihmal etmişsin, o kaybettiğin servete acıyorum.”

Ey beni Adem ! Sen  Adem’e musahhar kılınan mahluk ve eşya değilsin. Hazret-i ALLAH’ın bilinmesine vesile kıldığı, yaratılışın sırrı ve çekirdeğisin. Diğer mahlukata benzer yönün aşikar, amma sen mana denizi insan olmaya müsait yaratılmış beni ademsin. Aşk-ı ilahiden yaratıldın. Yaratanını bilmeye müsait kılındın. Aczini bildiğin kadar yaratıcını  bilmene imkan ve fırsat verildi.

Bu fırsatı bildiğin kadar yaratanına hamd ederek, şükrederek, kesir zikrederek, emr-i ilahiye intibak etme zevki ile hayatını idame ettirmeye çaba gösteren, gerçeği hayatının her safhasında görerek, yaratıcına  hayranlık duyan, sadık insan ! Hiç şüphen olmasın, bu meziyetlerin hepsi şahit ki, sen yaratanına aşıksın.

Aşk mana itibariyle ilahidir. Mecazi aşk olmaz. Mecazi olan istektir, arzudur., Nefsin ihtiyacıdır., Mecazi aşk özlemini duyduğu o nesneye vuslatla biter. İlahi aşk ise  yakınlıkla artar. Vuslatda ilahi aşkın sonu değildir. Aşk-ı ilahinin tecellisi nefsin hazzının dışında, ruhun gıdası ,.yaratılışın sebebi hikmeti, İnsanlığın  hal belgesi  mana anlamı  TASAVVUFTUR ! 

Hazret-i ALLAH’ın tanzim ve tertip ettiği ile  kullarını vazifeli kıldığı “ey insan arzı ben yarattım sen düzene sokacaksın” hitabını hiç hatırdan çıkarmadan, emr-i ilahiye uygun, kulun aczine uygun, kulluğuna uygun vazifelerimizi iyi bilelim. ALLAH’ın tertip ve tanzimine teslimiyette kusur etmeyelim. Üzerimize terettüp eden kulluk vecibesini yerine getirmeyip, “bunu da, sana havale ediyoruz, bu işlemlerimizi de sen yapıver” deye köşe-yi vahdete çekilip, aczini bilip , kulluğunun dışına çıkmayasın. Bu küstahlığın adına sakın “teslimiyet ve kulluğumuzun aczi, falan” deye ahkam kesme. Yaptığın bu tembelliğine sakın tasavvuf, tarikat, şeriat, İslamiyet de demeyesin. ALLAH’ın emri hilafına yaşayanlarda küllü   rahmet olan  kıymetli sıfatlar bulunmaz.gafil olma !...

Eşi, şeriki, benzeri olmayan ALLAH’ın iradesine bağlanmak İslamiyyettir. Amma sen bu bağlılığı yanlış düşünüyorsun. Neye yanlış ? Beraber araştıralım. “Kur’an’dan başka bir şey tanımam” diyorsun, “yalnız kelamullahtan başka bir  şey tanımam” diyorsun, amma bazı ayetlerin manalarını yaptığın meallerde kendi hissiyatına göre tanzim etmekten çekinmiyorsun. Hazret-i Resulullah’ın hayatı Kur’an değil mi ? Niçin sünnetlerine ve tevatüren zamanımıza kadar sıhhatını koruyan hadislere, tasavvuf, tarikat, cemaatle ve ferdi yapılan zikrullaha, adet tertip ve tanzimine kütüb-i sittede geniş yer verildiği halde soğuk bakıyorsun.ve onları  İslamiyet’in dışında gösterme gayretindesin. ALLAH’A ve Resulüne inanmayan bir toplum var ki, onlarda  dinlere düşmanlık ve dinsizliğin ilericilik olarak algılandığının acı faturasını nasıl ödüyoruz görelim lütfen!...  ALLAH cümlesini  hidayete erdirsin.

Büyük bir kesim var ki, ALLAH’A ve elçilerine inanmış, namazında, niyazında, haccında, zekatında, hayır ve hasenatında bu mana zenginlerinin ALLAH adetlerini artırsın amin !.bir zümre daha varki dindar kesimde ekseri görülen bunlardır .akıldan öteye yolu olmadığı azabı ilahiyeden başka sermayeleri de yoktur. gazabı ilahiyeyi ve rahmeti ilahiyeyide kalıplaştırdığı gibi  bu tutumlarıyla   hazreti ALLAHı çarpık zihniyetlerine râ-m ettiğinin  zannı ile  cennet aşkı ve cehennem korkusundan başka zevki olamayan, gönül diye bir rahmet tanımayan, ihlas, takva, veradan habersiz toplumların rehberi, üstadı tabir caizse mürşidi manası olmayan şeriat, arısı ve balı olmayan boş kovan, misali gerçek iman zafiyeti çeken yalnız samimiyetine güvenmekle ferahlık duyan dindar geçinen kitleler! Bu zümre samimiyyetleri derecesinde rahmeti ilahiyyeden nasiplerini alacaklar am-ma Bu çarpık hali alkışlayan bilge kişiler  Bu tahribatın hesabını verebilmen için ğüvencen nedir !... Pek inanmazsınız  amma belki inanan bulunur. Peygamber Efendimiz öyle buyurdular : “Onlar kurtarıyoruz zannediyorlar, öldürüyorlar. Kendileri de ölüyor.” Bu kadarlıkla iktifa et. Uyan !

Beşeri Kanunlar kanunu ilahiyeye uygun gibi görülsede Şeriat devleti ,şeriat hükümeti ifadeleri her zaman hakiykatı  yansıtamazlar  zamanla değişen görünümleri kanunu ilahiyeye ters düşmediği  müddetce  içtihada lüzumlu kılınmıştır.   dünya nizamı kulun içtihadına bırakılmıştır  zamanla  değişen güzellikler ehlinin içtihadı ile toplumların yaşantılarında ilahi yakınlığı  sağladığı gibi salikını emri ilahiyi yaşantısında kalbi  mutmain kılar!..  tertibi ilahi budur bazı ayetler muhkem ,bazısı müteşabihtir. zaman bunlar üzerinde değişiklik yapamaz kıyamete kadar geçerlidir içtihada tabi ayetler vardırki şeriattır zamana göre ehli ise o günkü güzelliğe uygun içtihat yapabilir  örneğin peygamber efendimize ashab sordular  ya  resulALLAH şu dünya işini  nasıl yapalım diye en son gelen şeriat mimarı, ilmiledün sultanı, gerçek gönüller fatihi, nuru muhammedinin peygamber efendilerimizde zuhurunun son karargahı en mütekamil şeriatı garranın yetkili sahibi buyurdular-ki !...

(Sizler dünya işini benden iyi bilirsiniz )

yeri gelmiş iken fakirin zevki ile ihya olduğum hazreti ALLAHın rahmeti  resuli ekrem efendimizin şahsında  bu abdi acize lutfettiği mesajı tekrar etmekle islami gerçeklere vesile kılındığım için manevi  hazzımı ve mana zevkimi izahtan acizim !...

30 ocak 1995 mekke-i mükerremede otelde sabak namazdan sonra peygamberimiz efendimiz hali yegazada  şu mesajı ihsan ettiler!

ÜMMETİM GEÇMİŞ ZAMANA GÖRE DEĞİL YAŞAYACAĞI ZAMANA GÖRE HAZIRLANSIN  buyurdular yataktan fırladım unuturum korkusu ile not aldım .yazdığım yazı ile ilgili gördüğüm için inanan din kardeşlerime tekrar tekrar duyurmak istedimsene 2001, 45senedir veraset vazifesini taşıyorum !...

 her devirde geçerliliğini koruyan gerçek ifşaatı peygamberiye!...  Seksen ikiye  yaklaştım  , Rabbımın verdiği irşat vazifesini  taşıyorum. Vazifem haricinde ALLAH’ın kuvvet ve kudreti karşısında aciz kulum. Beşer karşısında inandığım gerçekleri anlatmak için  kimseyi kırmadan, incitmeden, enaniyyete düşmeden, imanımdan ve vazifemden pirim vermeden, Yerlerde ve göklerde bütün alemde zuhur eden peygamber efendilerimizin, bilcümle evliyaullahın, insanı kamilin ve aklı selimin hassasiyetle üzerinde durdukları   ayetler ve indi ilahiden .uyarılar!..   : “Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki, onlar bu delillerden yüzlerini çevirip geçerler.”          Yusuf -105

Hazret-i ALLAH’ın ilim ve iradesinin tenezzülen lutuf ve ihsan eylediği ayetler manzumesinin  çekirdeği beni adem!.. arzda ve bilemediğimiz nice alemde adaleti ve rahmeti ile  tecellisi   hazreti ALLAHın fiiliyatı , fiili sıfatlarının bizatihi olmayan  zuhuruna   vesile kılınan nizamı alem !..hazreti ALLAHın lutuf ve ihsanı ile anlaşılacak olan ilmi manayı ilmel yakin ile çözemiyeceğinin bilgisine ne zaman varacaksın ?    Sıkıştığın zaman kabul etmiş gibi görünsen de, kendi düşünce ve davranışlarını daha üstün görme hastalığın, dışarıya nüksetmiş. Zahmet etme, gizleyemiyorsun. Haddi aşmışsın. Settarü’l-uyub rahmeti üzerinden kaldırıldı. Takke düştü. Kel göründü misali. İyi bil. ALLAH’A karşı günah işliyorsun. İslam’a karşı, resullerine karşı, İslam’ın ne olduğunu müdrik yaşayan mü’minlere karşı, veraset taşıyan varisü’n-nebiye nedim-i ilahiye karşı bu tutum ve davranışların beşere karşı ayıp, ALLAH’A karşı günah oluyor.

Şunu bilesin ki, akli ve nefsani duygularını cihan-şumül din-i İslam’dan, en mütekamil şeriat-ı garradan ve  vahy-i ilahiden daha cazip gördüğün için Hazret-i ALLAH’ın tertip ve tanzim ettiği manevi teşkilata küfür gözü ile bakıyorsun. İman zannettiğin küfür buradan başlıyor.

Bu türlü ilimler na-ehil toplumlarda her zaman alkışlanmıştır ? Sakın aldanma, o alkışlara. Dikkat edersen hakikat gözü ile bakabiliyorsan göreceksin ki şakşaklardan çıkan ses emr-i ilahiye muhalefet..

Nefsi duyguların sesi insan-ı kamili tanımayıp, kendini insandan üstün görüp, bunu kanıtlamak için hazret-i ALLAH’TAN kıyamete kadar sapıtmak için ruhsat alan şeytanın sevinç çığlıklarını duyamıyor musun ? Alkışların sesinde bir yerde nefis akılla şirket kurar, müşterek çalışırlar. Put üretmekte mahirdirler. Nefsin ürettiği put aşikardır. Aklın ürettiği put kabiliyeti nispetinde avamdan gizlenmeye çalışır. Ama ehlinden gizlenemez. ALLAH’TAN hiç bir şey gizli değildir.

Rica ediyoruz, manevi teşkilata inanmasan da na-ehlin küfrüne ortak olma. Gavsü’l-A’zam Seyyit Abdulkadir Geylani buyurdular ki : “Atan bizdendir, attıran değil. Bir kişi inanmadığını açıkça ilan eder, hatır için konuşmaz. Sözünün eri ve merttir. Böyle insanların bu halleri de meziyettir. Rahmettir. Bizim rahmet topluluğumuzun üyesidir. Mutlaka bir gün gelecektir. Çünkü mizaç ve manası bize uygundur. Kendisi kenarda durup sinsi sinsi attıranda makbul meziyet yoktur. Bizden değildir,  Bazı hakikat fukaralarına hakikat dışı telkinlerinle ehl-i tarika karşı hakaret ve küfrettiriyorsun. Buna hakkın var mı ? Hesabını Hazret-i ALLAH sormayacak mı ?

Muhammet İkbal’in veciz gerçeklere uygun bir hitabını dinle : “Milletler manevi büyüklerinin kalplerini incitmedikçe ALLAH hiç bir zaman milleti rezil ve rüsvay etmez.” Yaptığın bu tahribatı Kur’an-ı Kerimin manasını, bazı ayetleri nefsinin hazzına göre ilan edip, semavi tevhit diniki islamiyettir  saliklerini Hazret-i Kur’an’a düşman kıldığının hesabını ALLAH’A verebilecek misin ? ALLAH affetse dahi, masum kulların manalarını iteklediğinin farkında değil misin

İsmini henüz düşünmediğim bu kitapçığı daima sitem ve kahır etmek kastı ile yazmadım. Maksadım bazı hakikat fukarası “her şeyi biliyorum” hastalığının zebunu kişilerin yaptığı, tahribattan başka görünüm taşımayan telkinatlar ve icraatları açıklamak .   Bu abd-i acizin imanıma , Rabbimin rahmeti ve muaveneti ile şer düşünce ve şer icraatlar yaklaşamaz.   Buna rağmen Ebu Cehil misali düşünce ve tahribatlardan Rabbıma sığınırım.

“Yalnız zahiri ilmi olan onunla yetinen topluluklar zalim. Sadece ahlaklı olmaktan başka bir bilgisi olmayan toplumlar  mazlumdur. Hem ilmi, hem de ahlakı olan milletler hakim ve mesut olur.

hakikat dışı telkinler ve manayı tahrip eden icraatlarla  milyonlarca mana  ehlini ruhen taciz ettikleri gibi, imanlarını zayıflatarak yükümlü oldukları manayı bilemediklerinden hakikatleri katletmeye çalıştıkları  tarih boyu görülen vakıadır.

ALLAH’ın zikrini toplu olsun, münferit olsun ilim adına yasaklayıp katlediyorsunuz. Bu yetkiyi nereden aldınız ? Kur’an’dan diyemezsiniz. Zikir ayetlerini açık ve seçik yazdım. Havf u reca üzere oku. Anlayarak oku Anlamıyorsan erbabına sor da, oku. Hazret-i ALLAH Nahl Suresi, 43. ayette emretmiyor mu : “Siz bilmediklerinizi erbab-ı zikirden sorunuz. Lütfen hocam, bu bencil  enaniyyetten kurtul. Sen ilminle bana lazımsın. Ben de hal ilmi ile sana lazımım. Gel yoksa bilmeden yaptığın tahribatların enkazı altından çıkamazsın. Üzerindeki Enkazları göremiyormusun ?

Gördüğüm ve hatırladığım kadarı ile göstereyim. Gel, yeteri kadar Arapça bilmeyen fakat “men araf” sırrını anlayan bu abd-i acize yakın gel. Hazret-i Mevlana’nın feryadını dinle. Rahmet-i ilahinin zuhuruna vesile kılındığı gönül sultanına yakarışını dinle :

“Gel, başını kille ıslattınsa yıkamadan gel. Ayağına diken batmışsa çıkarmadan gel.

Gel de ufalmış ekmekler gibi yollara döküldüm,  topla beni. Gel ki, gel. git sözü bitsin artık, gel...

Bu sancıyı çeken bilir.gülme !   Sizlerin yazdığı tefsir ve Türkçe mealleri çok çok tetebbu eden ilmihalini, kelime ve yaşantısı ile edille-yi şer’iyeye uygun şeriat-ı Muhammediyi imanı ile birleştirmeye çalışan bu abdi aciz   itikatta “Maturidi,”  mezhep de ( amelde ) “Hanefi,” meşrebim alevi “Kadiri-Rufai birleşiminin    kolu    Galibi”dir.

Şu gerçeği bildirmede faide görüyorum : Şeriat-ı Muhammedi yede yüz küsur mezhep ve meşrep var. Hazret-i ALLAH cümlesini rahmeti ile bezesin!. Mana ilminden yoksun madde ve akılcı din ihdas eden bilgelerin!. rahmeti ilahiyenin sonsuzluğunun zevkini yaşayan samimi  kullarınıda rahmeti ile bezediğinin garibi olmaları hasebi ile , rahmet zevki almamış ilahi vazifesiz, ölçüsüz, hayli sadık kullarını kendi nefsani eğitim ölçülerine göre değerlendirip şeriatı muhammediye ümüt bağlamış 105 kadar meshep ve meşrep varken yalnız 4 adedini kabul eden gerisini rahmeti ilahiyeden mahrum ,dalalette göstermekten çekinmeyen rahmet yollarını kapatıp yalnız gazabı ilahiye giden yolları benimseyip açık tutan beni ademin rahmet yaratılışını gazabı ilahiyeye dönüştürme memuru imiş gibi olanca ğücü ile çalışan mana ve ledünni kaynağı tasavvuf sıratı müstekim garibi bilge kişi ümmetleri tarih boyu bilmeden meshep ve meşrepçatışmalarına iteklemiş  tasavvufa rahmeti sonsuz rabbımızın rahmetini tasarrufunu yedine alarak rahmeti zulme dönüştürmüştür!..   mezhep ve meşrep tenkitleriyle veya bunların reddiyle toplumlara fitne, fesat, düşmanlıktan gayrı bir şey verememişlerdir!.. . Her kul karakterine, mizacına ve inancına göre mezhebini ve meşrebini seçmekte yetkili  kılınmıştır. Samimiyetinin ölçüsünde ALLAH’ın bu türlü rahmetinden nasip alacağından kimsenin şüphesi olmasın.    Bir kişi çeşmenin yanına bir kazık çaktı binitlerini oraya bağlasınlar diye  rahmeti ilahiyeye uygun hizmet olmuştu ...bir başkası görmüyenin ayağı takılırda düşer diye kazığı söktü çakanda sökende rahmeti ilahiyeye nail oldu müğminin niyyeti  amelindenhayırlıdır buyurulmadımı ?

Şunu hiç unutmayalım hazreti ALLAH kullarını gazabı için yaratmadı dünyaya başka gözle bakmayasın dünya kazanç ve rahmeti ilahiyenin kaynaştığı yerdir mendubdur !...dünyadaki manevi kazancı başka bir yerde bulamazsın ileri gitme hazreti ALLAHa malum olan niyyetlerini bilebilirmisin  kazık çakanın ve sökenin niyyetlerinin ne olduğunu ? dikkat edelim aczimizi unutmayalım . “Yetmiş iki milleti bir gözle görmeyen halka müderris olsa hakiykatta asidir.”

Leküm dinüküm veliye din.

Kafirun Suresi 6. ayette buyurduğu “sizin dininiz size, benim dinim bana” buyruğuna dikkat et. ALLAH’ın izni ile göstermeye çalışacağım. Lütfen itirazın olursa itirazının yanıtını Kur’an’dan bulmanı isterim. Çünkü bu abd-i aciz kelamı kadim olan Kur’an’dan ayrı düşünceye iltifat etmem eriştiğim kadarı ile aczimle alemde zuhur eden ayetlerin hayranlığını yaşamaya çalışıyorum ...

“Sonraki gelen semavi din evvelki gelen dini iptal etmez” başka din yokki islamiyetten gayri iptal edesin şeriatlar dahi iptal edilmeziken sonra gelen şeriatlara salikin geçmesi emri ilahiyeye uygun olup geriye gidilmemeside  emri ilahidir... Sonra gelen şeriatlar kulların kültür ve bilgilerine göre ihsan edilmiş, kişinin inisiyatifine göre lutfedilmiştir, rahmettir. “Dinde cebir yoktur” anlamı budur. Hazret-i Kur’an’ın da bildirisi  budur. “Hala bir şeriat geldi mi, evvelki şeriatlar iptal olur” iddiasında ısrar edenler Hazret-i ALLAH’A zulüm isnat ederler. Hazret-i Kur’an’la çelişkiye düşerler çünkü Hazret-i ALLAH’ın lütfettiği küllü rahmeti ilahiler geçici değildir.mizaç itibarı ile kul inandığı bir davayı kolayca bırakmaya müsait olmayıp daha kemalatlısını seçe bilmesi kültürünün kemalatına bağlıdır !.. Samimiyetle arayan kul, hiç şüphesi olmasın, bilgisi müsaitse  mutlaka bulur. “Kırk senelik kani olur mu yani ? Kani olur ise yani, daha mütekamil kullarına gönderdiği şeriata tabi olup yaşayabiliyorsa, yani kemalattır, uygundur. Tertib-i tanzim-i ilahidir. Tarih boyu ne kadar gösterebildin ki, kani olmuş yani.

Dini konuları anlatırken de insaflı, merhametli, mülayim ve sevecen olalım. Yaratılışın sırrı rahmettir. Gerçek ölçü ALLAH’A mahsustur. Aczini bil, ileri gitme. Sen kendi vazifene bak. ALLAH’ın işine burnunu sokma.

Bütün semavi dinler tevhit dinidir.islamiyettir  Kitapların ve suhufların anlamı, özü kelime-i tevhittir. Lisanen “ALLAH’TAN başka ilah yoktur, illa ALLAH vardır” manasını, anlamını hangi lisan ile söylüyorsa bir kişi, beşer ölçüsüne göre o anda o kişi müslimdir. Gerisi ALLAH’A aittir. Konuşmasında ve muamelatında  tevhide aykırı bir hal gördünse muktedir isen mülayemetle “emiri bi’l-ma’ruf, nehiy ani’l-münker...” Güzellikleri anlat ve sevdir. Nehyedilmiş çirkinliklerden kaçması için tatlı tatlı ikaz et. Muktedir isen irşat et. Telaffuzuna şahit oldunsa müslimdir, gayr-ı müslim değil. Kafir, gavur kesinlikle değildir. Hep aksini düşündük yanlış telkinde bulunduk. Bütün beşeri İslam’dan dışladık. Düşman ettik. Ehl-i kitaba kafir, gavur demekle teselli oluyoruz zannettik. Gayretullaha dokunduk. ALAH affetsin.

Şüphe yok ki, iman edenler, Yahudiler, Nasraniler ve Sabiiler’den kim ALLAH’A ve ahiret gününe inanır, bununla beraber salih amelde de bulunursa, elbette onların Rableri katında ecirleri vardır. Hem onlara korku da yoktur. Onlar mahzun olacak da değillerdir. ( Bakara Suresi, 62 )

Kur’an-ı Azimü’ş-şan’da ehl-i kitaptan bahseden hayli ayetler vardır.

Peygamber efendilerimize, ALLAH’ın elçilerine sakın ha, derece vermeye kalkışmayalım ve ilahlaştırmayalım. Bu hareketlerimiz hem Kur’an’a, hem de imanın şartı olan Amentüye ters düşer. Cümlesi müslümandır. ALLAH’A şirk koşmayan, peygamberinin getirdiği şeriatına bağlı olanlar elbet müslümandır. Yalnız ALLAH’A inanıyorsa ehl-i imandır. “Size din olarak İslam’ı seçtim, size dininizi tamamladım” hitab-ı ilahisi bütün semavi dinleri kapsar.islamiyettir Hazret-i peygamber ( s.a.v. ) Efendimizden başka peygamber gelmeyeceğinin ALLAH tarafından bildirilmesidir. “İsa aleyhisselam gelecek” diyenlere iltifat etmeyin. Tertib-i ilahiye uygun değil, nefislerin uydurmasıdır. Kanun-ı ilahiye ters düşer. Gülünç olmayalım, peygamber efendilerimizi sınıflandırmayalım. Hakikat dışı olur. ALLAH gücenir. Hele başka peygamber efendilerimizin şeriatlarına tabi olanlara gayr-i müslim, kafir, gavur demeye hiç hakkımız olmadığı gibi telafisi mümkün olmayan peygamber efendilerimize ihsan edilen şeriatlara ve takip ettikleri yollara  karşı ileri geri uyarılarımız  düşmanlıktan başka bir şey getirmez, getirmedi de...

Akılcı din olmaz. ALLAH’ın elçileri vasıtası ile kullarına bahşedilen din

tertib-i tanzim-i ilahidir. Din nakildir. Nur-ı Muhammedi cihan-şumuldür. Adem safiyyullah’tan kıyamete kadar devam edecektir, bakidir. “Lev lake lev lak, le-ma halektü’l-eflak “ ( sen olmasa idin, eflaki yaratmazdım ) hitabının mana itibarı ile cümle peygamber efendilerimizde görülen, veraset taşıyan evliyaullahta veraset yolu ile zuhuru müşahede edilen, mü’min ve müslim, cümlesinden zuhura vesile kılınan yaratılışın sırrı rahmet-i ilahinin ismidir.

Nur-ı Muhammedi yi kalıplaştırmak, dar bir çerçeve ve zamana sığdırmak hakikat anlamı taşımadığı gibi gerçek imanla da bağdaşmaz. Senlik-benlik davasından öte izahı yoktur. Cümle ehl-i kitabda bariz görülen hastalıktır.  Hazret-i ALLAH cümlesine şifa  versin. Semavi dinler,  yani tevhit dini salikleri biri diğerini esasta kardeş gördükleri zaman yaratılışın sırrının beni Ademde zuhuru görülecek, bütün beşer kardeşliğe akın akın yürüdüğünde, gerçeğin böyle olduğunu anladığında, beni Ademi kıskandığından, ademi hakikat dışına çıkarmak için vazifesi sevdirilen şeytan, inkisar-ı hayale uğrayıp, mel-anet icraatının  sonu  hezimete dönüşüp , her şey güllük gülistanlık olacak. Dünyada düşmanlık, çirkinlik, bilcümle ihtilaflar, bencillikler, ister istemez, yerini hep güzele bırakacak. Öylemi ?

Şu halde beniğ ademin  derecesinin yücelmesi için rahmeti ilahiyyeden lutfedilen tertibi ve tanzimi ilahi olan  imtihan olmayacak-mı .  Bu düşüncene göre  dünya beşerin  nefsani zevklerine uygun  devam eylese ezeli ervahda belı diyememe kafletine kapılan ruhlar öyle küfrü inadidemi kalacak ademlikten mana yokluğundan kurtulup insan olmaya vesile olan rahmeti ilahiyeyi nefsi emmarede (hayvani duygu  ve yaşantılarında )lutfen tefekkür et bu düşünce ve yaşantı kasdi ilahiye rahmeti ilahiyeye  uygun mu? Görüyorsun Uygunsa isim değişikliği gerekli. “Dünya” demek abes olur. “Cennet” diyelim. Çünki isteğin cenneti bilmesende özlemini duyuyorsun ..öyle ise bir nebzede olsa tertibi ilahiyeyi merhamet ve rahmeti ilahiyenin dışında düşünmenin kullukla bağdaşmadığını  iyi bilelim hattı aşmayalım  . Bu türlü ölçülerin zevkini  Hazret-i ALLAH’A samimiyetle teslimiyette bulmaya çaba gösterelim!.i. . Ve bilelim ki : “Her ne kılmışsa adalettir, Cenab-ı Kibriya, her kazaya her belaya kıl rıza, ALLAH kerim.”

Bu sırrı iyi anlayalım da ALLAH’ın tertip ve tanzimine rıza gösterelim. Bu tutum ve inancımızla kuvvet-i kudret-i ilahi karşısında aczimizi ve kulluğumuzu kanıtlayalım. Havf u recanın dışına çıkmayalım. İrademizi kullanalım, hayali isteklerden uzak, teslimiyetle İslam’ı yaşayalım. Yaşanıyorsa güzellikler, güzeldir. Cumhuriyet, demokrasi, insan hakları, laiklik, tasavvuf, tarikat, şer-i şerif anlamında yaşanıyorsa güzeldir. Yaşanmıyorsa kelime oyunları ile bir yere varamazsın. Bilmeden bilenlere zulmedersin.

“Zaman duygusallık ve akılsızlık zamanı değil. Sabur ve idrak, medeniyet ve teknolojiyi, güzellikleri tevhit dininde görme zamanı.”

Bu rahmet-i ilahileri idrak edip, imanınla orantılı düşünce ve yaşantını bu rahmet-i ilahiye teksif ettiğin zaman ALLAH yardımcın olacak, hiç şüphen olmasın.. Dünya Hazret-i Kur’an’a hayran olacak. Hazret-i Peygamber ( s.a.v. ) Efendimizin getirdiği şeriat-ı garraya hayran olacak. Pek ilerisini bilmesede haddini bilecek  En azından küfretmeyecek.

“Habibim, evvela yakınlarından başla” hitabını göz ardı etmeyelim. Evvela ülkemizdeki kardeşlerimize anlatalım. Düşmanlıktan başka bir şey getirmeyen, ayetlerin gerçeğini tefsir, meal yapalım. Bu hususta yetişmiş elamanlarımız var. Gerçeklere hemen uyum sağlayacaklarına şüphesiz inanıyorum. Hazret-i ALLAH o günleri göstersin inşaALLAH!.. 

cimle Melanetlerin kaynağı cehalettir. “Her şeyi biliyorum” zanneden adem bu tutumu ile cehaletini ilan etmiş olur. İnsan efdal ve eşref-i mahluktur. “Yer yüzünde halifemi yaratacağım” hitabının tecellisidir. Kasd-ı ilahi kamil insandır. Yapmacık hilafetler kaybolmaya mahkumdurlar. ALLAH’ın tertip ve tanzim ettiği hilafetler kalıcıdır, bakidir. Yasaklanır fakat kaldırabilmek beşerin gücü dahilinde değildir. Hazret-i Resulullah’ı iyi tanı. Tanıtırken “eşhedü enne Muhammedden abdühü ve resulühu” diye, gerçek şahit olasın. Perde kalkmadan hayrını ve şerrini bilesin.

Kastım herhangi bir usul ve idareyi eleştirmek rejim eleştirisi yapmak haddim olmadığı gibi bilgim ve görgümün  garibi olan siyasetin  daima kenarında kalmada salah gördüm. “Selamet  der kenarest” (Selametler daima kenardadır.) Bu veciz ifade başlıca prensibim olmuştur. Daima siyaseti ilmimin dışında tuttum. Haddi aşmamaya hayatım boyu özen gösterdim, zannediyorum. Siyasetle ilgili değilim. Her güzeli severim. Çünkü ALLAH’ın halkettiği  güzellikler islâmiyettir. Manevi vazifemden na-ehlin düşüncelerine pirim vermem. Kimden gelir ise gelsin, güzele muhalefet etmem. Çünkü güzellik hikmettir, “Hikmetse mü’minin kayıp malıdır, nerede bulur ise alsın” hitabı yolumun ve arzularımın özünü oluşturur .

Daha evvel “Muhtaç Olduğumuz Kardeşlik” diye yazdığım kitapçıkta bütün semavi dinlerin ve ilahi emirlerin, yaratıcımız Hazret-i ALLAH’ın emri hilafına beşeri düşünce ve görüşlerin altında ezilmeye mahkum edildiğini, tarih boyu bariz olarak görmek mümkündür. Bu hastalığın ilacı elbet var. “Nerede ?” Kesin kes Rabbımın lütfu ihsanı ile haber vereyim : Hazret-i Kur’an’da. Amma nefsin enaniyyetinden anlamsız varlık ve benlikten kurtulmadıkça kalp aynasında hakikatlerin zuhurunu elbette göremezsin.

Yazım herhangi bir toplum ve düzeni eleştiri değil, haşa. ALLAH’ın lütfu ihsanı ile kul olmanın zevkini aldım. Gerçekleri yaşadım, hayran oldum. Taltif-i ilahiye nail oldum. ALLAH’ın ihsanı, rahmet hazinesi peygamber efendimizin ve varislerinin himmet ve tasarrufatlarına şahidim.

Bu abd-i aciz Kur’an’daki ALLAH kelamından, göklerde ve yerdeki ayetlerden edindiğim ve yaşadığım intibalarımla derim ki: Samimi olalım. Manada tahrifat yapmayalım ve kesinlikle bilelim ki: İslamiyyetten başka din yoktur. Cümle peygamber efendilerimiz müslim idiler. Tabi olanlar da müslümandırlar. Şeriatları ben-i ademin intibak derecesine göre ihsan edilmiştir. Bir sonraki ALLAH  elçisinin getirdiği şeriata tabi olmak kulun kemalatıdır. Evvelki şeriatta samimiyetle sebat edenlerin de yaratanına şirk koşmadıkları müddetçe rahmet-i ilahiye nail olacaklarını Hazreti ALLAH Kur’an’da bildiriyor. Ehl-i kitaba “gayri müslim, kafir, gavur” diyemezsin.

İyi anlayalım:  Semavi dinlerin hepsi tevhit dinidir, islamiyyettir. Sonra gelen şeriat evvelki şeriatı iptal etmez. Kişi tabi olduğu şeriatını yaşamakla mükelleftir. ALLAH’ın elçilerini biri birinden ayrı görmek tertib-i ilahiye ters düşer. Peygamber efendilerimiz kardeştirler. Tabi olanlar da biri diğerinin kardeşidir. Cümlesinde zuhur eden rahmete “Nur-u Muhammedi” ismi verilmiş olup, bu nur ise adem safiyyullahtan başlar, kıyamete kadar bakidir. “Yalnız şu zamana mahsustur” diye kısıtlamak küfürdür. ALLAH’A zulüm isnat etmektir, gerçeğe aykırıdır.

Hiç bir tevhit dininin ölçüsü akıl zevkini alır amma esas değildir değildir, nakildir. “Akıldır” diyenler tevhit dininin dışında kalmışlardır. Emr-i ilahiler akıl ve mantıkla ölçülmez. Akılla ölçülen dinde ibadet ve taat kaybolmaya mahkumdur. Emr-i ilahileri ölçmek aklın işi değildir. Akılsıza teklifat yoktur.

Akılcı dinden felsefe,    nakilden tasavvuf, hakikat zuhur eder. Akılcı dinden mürteci yetişir. Nakli yaşayan, derviş sıfatının tecelli ettiği bahtiyar toplumlarda irtica-i hal kesinlikle olmaz. Dervişin anayasası kulluk vazifesini yerine getirmektir.  Teslimiyete ne kadar sadık kalırsa o kadar makamı rızadan nasip alır ve “Her ne kılmışsa adalettir Cenab-ı kibriya, her kazaya her belaya kıl rıza, Allah Kerim” imanını zevkle taşır.  “Ve Yarabbi verdiğin nimetlere çok şükür el-hamdülillah” diye yaratanına teslimiyetle memnuniyetini günde yüz defa mutlaka arz eder. Bu hissiyatını her gün virt ve tespih eder. Tevhit Dinini nakilden çıkarıp akla dönüştürenler de ALLAH a karşı itminan-i kalbe , teslimiyet  rıza ve rahmetine yeteri kadar rastlayamazsın. İnancı fer’idir. Fer’i inancın hakikatte tamamı ile zuhuru  muhaldir. Tasavvufsa dinin aslı ve özüdür. Tertib-i tanzim-i ilahidir.  Falan ve filanın yaşantısı ile ölçü kabul etmez. Bi-zatihi rahmettir.

Tarik yoldur. Mahlukatın nefesinin adedinden de çoktur.bazı naehil tarikler   topluma zarar veriyor ise men edilir.

Tasavvuf tertib-i tanzim-i ilahidir yasaklanamaz. Dinin özüdür.  “Muhtaç olduğumuz kardeşlik” kitabında  dinin özünü anlatmaya ve dünyaya duyurmaya çalıştım. Kitaptan içeride ve dışarıda her beldeye  göndermeye çalışıyorum  Türkiye’deki internete ve Kanada internetine Türkçe ve İngilizce yazarak kitabı bildirmeye çalıştık. Düşünerek okuyan, akl-ı selim ben-i adem mutlaka islamı anlayacak. Kardeşliği anlayacak. Dinler arası düşmanlık getirenleri tasvip etmedikleri gibi, bu nefsi arzularını prensip edinmiş hakikatları da bu hislerine uydurmaya çalışan alimleri dinlemeyecek.  En azından Hazreti Kur’an anlaşılacak.

  Peygamber efendilerimizin cümlesi ALLAH’ın elçileridir. Onları rahmet mağfiret sıfatının zuhuruna Hazreti ALLAH’ın vesile kıldığını iyi anlayıp ALLAH’ın tertib-i tanzim-i ilahi olan nedim-i ilahi, Varisü’n-Nebi’ye manevi vazifesini yansıtmayan “dost” demeyip Hazret-i ALLAH’ın Kur’an’da beyan ettiği “evliya” demek cesaretini gösterecekler, inşaallah.

Bu beyanlarımı dünyaya duyurmak için sen de yardımcı ol. Dinler arası düşmanlığı kaldırmak için işte “CIHAT”.

Rahman ve Rahim olan ALLAH’ın adıyla başlarım.

Vücudu ile mevcut, sıfatı ile muhit, esması ile zahir, ef’ali ile malum olan Hazret-i ALLAH’A hamd  olsun. ALLAH birdir, eşi, benzeri, şeriki  yoktur, olamaz da.  

GERÇEKLERE  NEDEN   KARŞI  OLDULAR ?

Kuran-ı Azimü’ş-şan’da zikir hakkında Hazret-i ALLAH’ın buyurduğu ayet-i kerimelerin manaları bariz, açık, çok surelerde mevcut olduğu halde, ilm-i zahirin   her an tenezzülen zuhuru görülen tecelliyat-ı ilahiyi ölçtüğünü zanneden, yanıldığını bilmediğinden nazargahı ilahi, sırrı ilahi olan gönlü önemsemeden hazreti insanı yalnız ve yalnız maddeden ibaretmiş gibi gören   akılla anlaşıp naklin gerçeğine  uyamayan ilmin irfaniyyetini ve mana ariflerini tarih boyu dışlayan şeriatı muhammediyeyi içinden çıkılmaz hale getirip çok fırkalara ayrılmasına sebeb olan aklın ürettiği  fizikten öteye yol bulamayan bilge kişiler (sesini duyuramayan pek azını tenzih ederim .)manayı   dışlıyan bu halinin mahsulü elbette  gerçeklere karşı “biliyorum” edası ile tavır takınan, tasavvuf ve irfaniyyet yoksunu mana mahrumu   kişiler islamın irfaniyyet yönünü  pek kavrıyamamış hazreti ALLAHın  dini islamı kelamı kadimde beyanı ve bütün alemde fi-ili sıfatlarının tenezzülen zuhur ettiği bir gerçek iken  imanla şumullü olan emri ilahiyeyi islamın şartı gibi yalnız savmu ,salat,haccu ,zekat , kelime-i şahadet  emri ilahisini islamın şartı olarak  beyan etmeleri  bu emri ilahilere her ne sebebden olur ise olsun tabi olan hazreti ALLAHın bildirisinin dışında şarta tabi tutulan kaza zedeleri islamın umumi manasından  tecrit ederek adem safiyullahtan kıyamete kadar devam edecek olan dini   islamı beş şart ile bitiriveren  avvamın  bu ibadetlerle yetinmesinin bütün iman yönünü hallettiğinin inancı ile yetinen  zümreler çoğunlukta olduklarından  islamın beş  şartını esas kabul eden geniş bir kitle kendiliğinden oluştu  ?

 Şeriatın manevi yönünü, tarikati, marifeti ve hakikati neden kabul edemiyorlar ?  Bu  sorunun cevabını aradım, aradım, gördüm buldum, yaşadım. Kabul edenlerle yaşıyoruz, elhamdülillah. Kur’an’ı yaşıyoruz. Hazret-i Muhammed Mustafa ( s.a.v. ) Efendimiz vasıtasıyla bizlere lutfedilen şeriat-ı garrayı yaşıyoruz. Veraset taşıyan evliyaullahın Hak rızası için tertib-i ilahi olduğunu Rabbımın na-mütenahi rahmetinin sebeplerde zuhurunu gene Rabbımın rahmet sıfatı ile gördük, noksansız. Ve acebasız yaşamaya bütün gücümüzle  çalışıyoruz elhamdülillah!..

Hayat boyu gördümki !.insan olmaya namzet beniğ adem iyi bildiğinin alimi !..  bilemediği ilimin cahilidir ..

Tasavvuf; dinin manası  ve özüdür, ariflik ve irfaniyettir, salikinde bariz zuhuru görülen  ehli zikirdir.   kemali aşkı ilahidir. yeryüzünde halifemi yaratıcağım hitabının tecelli ve zuhur merci-i ,tevhit dininin manası  ve aslı

İlmi  ledünninin giriş kapusudur!..ricali kaybın mana ünüversitesi salikının hazırlandırıldığı  yerdir!...cümlesinin ismi yol ehlidir ,arabca tarik cemi tarikattır

Mana hazreti ALLAHın yedinde olup zahirde  öğretmenleri peygamberlerimiz efendilerimiz dir ve kıyamete kadar yer yüyüzünde eksik olmayan ALLAHın tertip ve tanzim eylediği nedimi ilahi ,varüsül Nebiy mürşitler bu yolun öğretmenleridir !...

Bu yönlü mana tedrisatından mahrum olanlar mana yolunun inkarcılarıdır bu zümreyi tanımak zor değildir mana yoksunluğu alametlerini isteselerde ehlinden gizliyemezler  çünkü maddeden öteye manaya  yol bulamadıklarından      (settarel uyup ) ki ğizleme sıfatı rahmeti ilahiye üzerlerinden kaldırılmıştır manayı inkar ederler bu  tavurları o zümre için normaldir ilmel yakından öteye yolu olmayan bilge kişilerin her devirde tasvip edenleri çoğunluktadır ALLAH emeklerini zayi etmesin amin !...

İşin aslını anlatıyorum. sonsuz olan rahmeti ilahiyeye affu mağfiret deryasında peygamber efendilerimizde fikir yürütemezler bu rahmeti ilahi üzerinde gizli ilahlık iddi-a edercesine fikir oynatanlar bu türlü şirke düşmüşlerdir gizli değildir umumun inancında ve muamelatında açık vasıtasız görürsün görürsün cennet ve cehenneme liste ayarlayan zalım bilgeleri bu zümreye gerçeği kabul ettiremezsin salaklıgında haddı ve hududu vardır nefsine insaf et dünya bir daha eline geçmez leal karnasyon olacak deye nefsini avutma islamiyette olmadığı gibi hazreti ALLAHın sıfatlarınada uygun değildir düşünmek küfürdür iyi bilesin !...  

Amentü’nün ihtiva ettiği altı şarta şeksiz ve şüphesiz  inandık, iman ettik. Mutasavvıfinin beyan ettiği imanın  şubelerini  de zamana göre nefsimizde tatbikine gayret ediyor, asr-ı saadetteki bahtiyarların yaşantılarını örnek alarak zamanın zuhuratına göre yaşamaya çalışıyor ve yaşıyoruz, elhamdülillah. Hazret-i ALLAH kullarını ihya etmek için ne halk etmiş ise kıyamete kadar devam edecektir, rahmetini geri aldığı görülmemiştir. Nasibi olan, iradesini rıza-i Bari’ye uygun yaşayabilen Mevla’sını bulur.

 

Şunu kesinkes iyi bilesin ki, aklı din edinip nakle yaklaşmayanların kendi ürettikleri prensiplerle Kur’an’ın ve Hazret-i Resulullah’ın getirdiği şeriatı idrake ve yaşamaya müsait olmadıklarını, her devirde akılcı ve nakilcinin  arasındaki farkı görmek mümkündür. İnsanlar emri ilahiyeye uygun say-i gayretleri ile cehaletten kurtuldukça görecekler ki, her devrin kendine özgü kemalatı ve cehaleti vardır. Kemalattan rahmet,  cehaletten zulmet ve melanet çıkar.seçme hakkı kulun ilim ve iradesine bırakılmıştır seçmeyi bil !...

 

Manevi yaşantı ile ( Biz arza nice ayetler indirdik ) hitabının zuhuru daha açık görülecektir.          ( Ey insan, bu arzı ben yarattım sen tanzim edeceksin ) hitab-ı ilahisi düşünce ve hareketlerimin ana kaynağı olarak, Rabbımın rahmeti ile, teknolojiye ve medeniyete, ALLAH’ın yasaklamadığı güzelliklere karşı  hayran olduğum gibi, ALLAH’ın yarattığı her şeye, her güzelliğe karşı da hayranım. Kimseyi hakir görmeme duygusunun abd-i acizde Rabbımın rahmetinden zuhurunu görmekle Rabbıma  hamd ederim. Kur’an-ı Azimü’ş-şan’daki zikir ayetlerini gördüğüm kadarı ile belirterek, anlamını bildiğim kadarı ile yazmaya  çalışacağım.

 Kütüb-i sittede mevcut zikrullah hakkındaki hadis-i şerifleri  yazmak istediğim kitapçığa sığdırmak imkansız olup yalnız, Kur’an’daki ayetlerle yetinip, lüzumuna binaen Kur’an’a paralel olarak Peygamber Efendimizin mübarek sözlerini az da olsa yeri geldikçe belirtmekte faide umarak bu yönlü inananların duygularını nurlandıracak, iman zafiyetinden kurtulmaya çaba göstermeyenlere daha dikkatli olmalarını, “gayretullaha dokunurum” korkusunun  çekingenliğini verebilirsem mutlu olurum!.        

ZİKRULLAHA,  TASAVVUFA  KARŞI  YANLIŞ  TUTUM

Zamanımızda gerçeklere, tarikat ve zikrullaha yapılan hakaret ve tahribatı Hazret-i Kur’an’a, göklerde ve yerdeki ayetlere gönül gözü ile bakıp göremiyorsa, gönül rahmetinden yoksun, ilm-i zahirle yetinmiş, kanun-ı ilahiyenin cümlesini aklı ve mantığıyla çözdüğünü zanneden, bu yönlü gerçeklere karşı çıkmaz da ne yapar ? Hele na-ehlin sermaye edindiği,gerçek dışı  rehberini bulmuş , vazifesi olmayan, istismarcı ve çıkarcı kişilerin  kucağına itilmiş, ne yaptığını bilemeyen, şaşırmış, şaşkınlığını aşk zanneden zavallı beni Adem!..  Hakikat fukaralarını yemi başkalarını saflarına çekmek için na-ehle  malzeme olmuş...

Ama insaf et, bu ölçü gerçek ölçü değil. yaptığın tahribatın  bu dünyada cezasını çektiğin gibi mahşerde elbet hesabını soracaklar veremeyeceksin .  Hal ehlinin fitne çıkar korkusu ile sabırla beklemesi tertip ve tanzim-i ilahiye karşı haddini bilmesi  iman kemalatı. ALLAH’ın  verdiği vazifeyi  yerine getirmede  çeşitli engellerle karşılaştıklarını görüp bildiği halde, sabırla, manevi vazifelerini seve seve son nefesine kadar devam ettirebilen, ALLAH’ın taltifi  ile hayran! Elçisinin manevi  yakınlığı ile mesut, ( Her ne kılmışsa adalettir Cenab-ı Kibriya )’nın zevkine ermiş, ALLAH’ın gücü yanında aczini bilip, haddi aşmamaya çalışan beşer, vazifesini müdrik bahtiyar insan. ( Eğer padişahlar bu zevki bilseler idi bütün silahlarını kullanırlar, elimizden almak isterlerdi.) Cebirle rahmet alınmaz ; hele gönül hiç alınmaz ..

Dikkat!.. İnsanın hayvandan farklı kılan gönüldür. Gönül ise yaratanını bilmesi için yalnız beni Adem’e bahşedilmiş rahmettir. Aşk-ı ilahidir. Yaratılışın sırrıdır. Gönlün kemalata ermesi!.. tasavvuf ve yaratanının isimlerini kesir, nihayetsiz zikretmekle elde edilir!. Bu rahmet-i ilahiye nail olan sadık insan elbette diğer emr-i ilahilerin birbirinden ayrı olmadığını görüp yaşamaya çalışan ,hazreti  insan.

Tasavvufun kolu olan tarikatta adab, usül : Dün yaşayan ehl-i tarika dünkü terbiye usulü ne idi ? Ne olması lazım ? Şer’i hükümlerde içtihat noksanlığından İslam’ı yeteri kadar anlatamadık. Anlattık zamana göre. İlme’l-yakıyn tahsil görmüş kişileri ayne’l-yakıyn, hakka’l-yakıyn gerçeğinden mahrum ettik. Dünya görüşü açısından mahrum bir ilmin kanun-ı ilahiyi bütün olarak yansıtmadığını bilemediğimizden yeterli olamadık.

Madde ilminden başka ilme sahip olmayıp o kadarla iktifa eden materyalistler  dini; felsefede  göstereceğinin  zanları  ile ibadet, taat  ve hakikat  yoksunu olduklarını ne kadar gizlemeye yeltenseler de ehl-i hakikat nazarında gizliyemediklerini  bilemiyen beş duygunun kuru makinası haline gelmiş bilgeler!

   ehl-i hal bilirler ki dinin felsefesi yoktur.felsefe beşeridir .din  ilahidir . Din hazreti ALLAHın cümle kullarına bahşeylediği tertib-i ilahidir. ALLAH’ın kanunlarını inceleyerek ilave etmenin  ve noksanlık aramanın kişinin aczinden ve bilgisizliğinden başka  izahı yoktur. Felsefenin  akışı beyinden kalbedir tasavvufun tariki ise kalbden beyinedir  .ikisininde yolları ayrı ayrıdır öz olarak kalbden beyine giden yola ehli tarik denilmiştir...felsefeyi       tanzim-i ilahi olan tasavvufla eş değer görmeyelim. Felsefe nefsin ürettiği, maddeden öte gidemeyen ilme’l-yakıyndır. Maddede her zerrede ALLAH’ın varlığının, tenezzülen fiili sıfatlarının zuhurunu hissetmektir.. müşterisi azda olsaTasavvuf, Manadır, dinin aslı ve özüdür.  İhlas, takva, veradır..

Tasavvufsuz yaşamak mümkün değildir. Yalnız felsefe ile akılcı din ürettik. ALLAH’ın bütün kullarının hayrına ihsan ettiği emr-i ilahileri güya düzelterek, akılcı ve mantık ölçülerine göre din icat ettik. Bazen sıkıştık, koalisyon yaptık.  Gerçeklere yeteri kadar hizmet ettiğini her iki taraf da iddia edemez. Her ikisinin müşterek mahsulü zamanımızda  bütün çıplaklığıyla  arz-ı endam ediyor.  Küfrün perişanlığını çeken insanlar hakikati arıyorlar.

Türk milleti daha çok gerçekleri arıyor. Akılcı din olmadığının, aklın ölçüsünün cüz’i, esas olanın nakil olduğunun, dinin her yönünü aklın ölçemeyeceğinin bilincinde olan toplumlar düşmanlıktan başka bir şey getirmeyen, din-i İslam’a mal edilen hurafe ve bidatlardan kurtularak islamiyeti  dünyaya bariz gösterecektir, inşallah.           

 ALLAH’IN  MESCİTLERİNDE ALLAH’IN  ZİKRİNİ  MEN EDEN ZALIM 

         ALLAH’ın mescitlerinde ALLAH’ın adının zikredilmesine engel olan ve onların harap olmasına çalışandan daha zalim kim vardır !.. Aslında bunların oralara ancak korkarak girmeleri gerekir. Bunlar için dünyada bir rezillik, ahirette büyük bir azap vardır. ( Bakara Suresi, 114 ).

         Anlamı açık bu ayet-i celilenin bilmem tefsire ihtiyacı var mı ?  Açık seçik  beyan edilmişken, zikrullahın aleyhinde beyanlarda bulunarak önlemler alan bilge kişiler için başka sıfat ve isim düşünebiliyor musun ? ALLAH’ın kullarını ihya etmek için lutfettiği zikrullahdan kullarını mahrum etmek.. İlim adına tahrip ve harap etmeye  gayret edenlere verilen sıfat zulmeden anlamında zalim sıfatını  nasıl anlıyorlar ?  İmanlı ve şeriat-ı Muhammediye’ye bağlı olup da ALLAHU TEALA Hazretlerinin isminin anılmasına teşvik edecekken aksinezikrullaha  cephe almak... Ehl-i zikrin zevkini ve halini bilmediği halde düzeltiyorum zannı ile ALLAH’ın emrine muhalefetin başka  izahı var mı ?

Bu abd-i aciz şunu gördüm, kesinlikle şahit oldum : İlme’l-yakıynın verdiği meyveyi  ayne’l-yakin, hakka’l-yakinda aramayıp da madde aleminde aramak keçi boynuzundan bal yemeye benzer. Nasreddin Hocaya sordular : Niçin keçi boynuzu yemiyorsun ? Cevaben buyurdu ki : Bir dirhem bal için bir çeki odun çiğneyemem. İşte veraset yolu ile gelen eme-i ilahileri diraset yolu ile yani akıl ve mantık yolu ile halledeceğim iddiasına kalkışanlar kendi gibi düşünenler tarafından makbul gibi görülse de akıbet hakikat yanında iflasa  dönüktür. Kevn madde alemidir. Akıl ölçüde pek zorlanmaz. Vahiy yolu ile gelen emr-i ilahileri ölçmek aklın işi değildir. Ziya Paşa şöyle der :

İdrak-i meali bu küçük akla gerekmez,
Zira bu terazi bu kadar sıkleti çekmez.

Bu veciz kelam tecelliyat-ı ilahi karşısında beşerin aczini bir nebze de olsa ne güzel ifade ediyor. Onların o türlü meclislerden nasipsiz oldukları için korkarak girmeleri icap ederken, hala bilgisizce zikrullaha karşı tutum ve düşmanlıkları nereye kadar varacak? Ayet-i kerimenin bariz şekilde zuhur ettiğini tevil ve tefsire lüzum olmadığını ne zaman anlayacaklar, hakikate yönelecekler ?..     

HAZRET-İ  ALİ  ( R.A. )’IN  VECİZ  BEYANLARI

Hazret-i Ali ( kerremallahu vechehu ) buyurdular ki : Bir zaman gelir ki, İslamiyyetin ancak ismi kalır. Yalnız adı müslüman ismidir. Başkaca hiç bir ibadet ve taat bilmez. Kur’an’ın da resmi kalır. Manasını bilen ve amel eden kalmaz. Mescitleri tamir ederler. İçinde zikrullah yapılmadığından  manen haraptır. İşte o zaman ehlinin  şerlileri zamanın  ulemasıdır.  Fitne bunlardan çıkar. Gene fitne bunlara döner.

Yukarıda geçen  ayet-i kerimeyi yansıttığı için yazmadan geçemedim. İsmail Hakkı Hazretleri : “ALLAH’ım bize zikr-i kesir nasip eyle. Küçük ve büyük günahlardan koru.” diye dua etmiştir. Deniyor ki : Mü’minin üç kalası vardır : Birincisi mescit, ikincisi zikrullah ve üçüncüsü Kur’an  okumaktır. Mü’min bu üçünden birini yaptığı müddetçe şeytandan korunur. Kal’ada mahfuz kalır.                                                                                

Kesinkes bilelim ki, veraset yolu ile gelen zikrullah, ibadet ve taat, rahmet, mağfiret.. Mota mot kalıplaşmış yani basmakalıp gösterilmek istenen, hakikatte maddeden öte gidemeyen, madde aleminde zuhuru görülen tecelliyat mana aleminin fer-i ilme’l-yakıyni durumundadır. Ayne’l-yakın ve hakka’l-yakın.. Kula  nasip olması rahmet-i   ilahi olan ve kişinin say-i gayretinde görülen, ihlasla yapılan ibadet ve taatların dünya yaşantısında dahi meyvesini görmek mümkündür. Manevi rehberlerimiz Peygamber efendilerimizle ALLAH’ın kullarına bahşettiği mekarim-i ahlak, ahlak-ı hamide bu türlü rahmet-i ilahiye nail olmak için tertib-i ilahidir. Cüz’i iraden manevi kazanca müsait kılınmış..  Havf u reca üzere ol. İmanın şartı olan Amentü’yü her hal u karda ehli  zakir kulların şahsiyetlerinde bariz görmek mümkündür.

Bu türlü rehber insanların diplomaları ALLAH tarafından lutfedilmiş olup zuhuru mana ve  zikrullahdır. Hazret-i ALLAH bu toplumların harap edilmemesini  emrediyor. Maalesef  kevni hakikatlerden öte gitmeyen felsefeci ilim sahipleri alimler gerçekleri Kur’an’da bariz görseler de kabul etmeleri  akılcı dinlerine ters düşer. Kendilerini haklı görmek için bazı yeterli  bilgileri olmayan, iradeden başka bir şeyi düşünemeyen, mürşidine yeteri kadar manevi yakınlık duymayıp küfürle iman arasında bocalayan ehl-i tarik onlar için bulunmaz malzemedir. Bu mevzuda yanlış yaptıklarını yeri geldikçe anlatmaya çalışacağım, inşallah.

BENİ ZİKREDİN Kİ  BEN DE  SİZİ  ZİKREDEYİM

Öyle ise siz beni zikredin ki, ben de sizi zikredeyim. Bana şükredin, sakın bana nankörlük etmeyin. ( Bakara Suresi, 152 ).

Vahiy melaikesi Cebrail ( aleyhisselam ) Peygamberimiz Efendimize tebliğ eyledi : “Ya Muhammed, Hazret-i ALLAH yalnız senin ümmetine bu rahmetini ihsan etti.” ALLAH vaadinden dönmez. Bu hitab-ı ilahiyi unutma. Biz acizlere merhamet-i ilahi sonsuz rahmetinin zikrullah olduğunu beyan ediyor. Ehline malum. Onlar bu türlü rahmet-i ilahileri  ALLAH’ın  lutfettiği hikmet-i ilahiyi bilerek mutmain olurlar. Taklidi imanı tahkike dönüştüremeyenler bu türlü rahmet-i ilahiden  mahrumdurlar.

Hac zamanı ticaret yapmakta bir günah yoktur. Arafat’taki vakfeden ayrılıp akın ettiğinizde meş’ar-i Harem'de zikir ile ALLAH’I anın. ALLAH’ın size gösterdiği şekilde zikredin. Onun göstermesinden önce yanlış gidenlerden idiysenizde.. ( Bakara Suresi,  198 ).

Hac için niyet edip vazifesini yapmasına engel olmayan ticaretler için bir günah olmadığını beyanla, meş’ar-i Harem'de zikir ile ALLAH’ı size gösterildiği şekilde zikredin. Onun göstermesinden önce yaptığınız yanlış zikirlerinizde bilmediğinizden dolayı mazursunuz. Bütün alem bir nizam üzere kurulmuştur. Demirci dahi kızgın demire çekici vurur iken rasgele vurmaz. “Üstatsız sanat haramdır” denildi.

ZİKR-İ  CELİ,  ŞEDİT  ZİKREDİN

         Hac menasikinizi bitirince atalarınızı andığınız gibi, hatta daha kuvvetli bir zikirle ALLAH’ı zikredin. O insanlardan öyleleri var ki, “bize dünyada ver” derler. Böyle isteyenlerin ahirette nasibi yoktur. ( Bakara Suresi, 200 )

Bu ayet-i celilede Hazret-i ALLAH  buyuruyor ki : Kulum, senin şahsında ihsan eylediğim rahmetimi görde . Zatımı kesir zikret. Çok  çok anlam taşıyan bu mevzuda kesirin ölçüsü olmayıp, Kur’an’ın çok yerlerinde “zikren kesira” buyurur Hazret-i ALLAH, işte bu ayet-i celilede. Gaza meydanlarında hasmınızı sindirmek için şecerenizi, kim olduğunuzu yüksek sesle karşı hasmına olanca gücünle haykırman hasmının moralini  bozar. Psikolojik olarak az da olsa cesaretini kırar. Eskiden gaza meydanlarında harp taktiği düşmanı sindirmekle başlardı. Şimdi de gene korkutmak var. Soğuk harp  dedikleri. Fakat  taktiklerin şekilleri başka başka. Hazret-i ALLAH buyuruyor ki, “işte o şecerenizi bağırmakla  anlattığınızdan daha yüksek bir sesle ALLAH’ı zikredin.

Menasik-i hacda sadık kullarıma bahşettiğim rahmetlerimi kulum senin şahsında da  ihsan ettim. Bu rahmetimi gör. Zatımı şedit, bütün gücünle zikret.   “Yüksek sesle ALLAH dersen kafir olursun” diyen, bilgin geçinenler, merak ediyoruz, bu ayet-i celiyleye mutlaka bir kılıf uyduracaklar, amma nasıl bir kılıf ?!..               

Zekerriya : Rabbim ! (Oğlum olacağına dair) bana bir alamet göster, dedi. ALLAH buyurdu ki : Senin için alamet, insanlara üç gün işaretten başka söz söylememendir. Ayrıca Rabbını çok zikret sabah akşam tesbih et. ( Alü İmran Suresi, 41 ). Vehuve ala külli şey’in kadir ( ALLAH c.c. her şeylere kadirdir ).                                                         

Beşerin alışa geldiği ölçüler dışında harikulade hallerin peygamber efendilerimizde zuhuru, görülmesi  unutulmasın diye ayrıca rahmettir. Her türlü rahmet-i ilahiye karşılık kullarından istediği ve emrettiği zatını  zikretmesi sabah ve akşam bazı ehl-i tasavvuf bu ayet-i kerimeyi  esas alarak günlük virtlerini sabah ve akşam olarak talim buyurmuşlardır .

KADİRİ, RUFAİ TARİKINDAN  GALİBİLİĞİN  VERİLMESİ

Dergahımız Kadiri ve Rufai iken  ALLAH’ın rahmeti  iki nurun tecellisi olarak lutfedilen “Galibilik” koluyla bahşedilen zamana göre, hakikatlerin dışına çıkmadan, lüzumuna binaen virdimizi yirmi dört saatte bir defa olarak, mühim anlarda kaldığımız yeri unutmamak şartı ile müsait olduğu zaman gecenin nısfına yani yarısına kadar bitirmemiz lazımdır.

Cennet-mekan Hacı Mustafa Yardımedici Efendimiz hayatta iken de virdimiz aynı idi. Gece yarısı ehl-i tasavvufa göre güneşin batışı ile doğuşu ortasıdır. Gece yarısından sonra o günün vird kapısı açılmıştır. Daha evvelki günün virdi bitmiştir. Bu türlü ölçüler peygamber efendilerimize ve varislerine verilen rahmet-i ilahiden gayrı düşünülemez. Felsefecinin ve akılcı dincilerin bu rahmet-i ilahi  bilgilerinin dışında olduğundan nasipsizgibi dirler.hazreti ALLAHcümle kullarına zikrullahı nasib etsin sevdirsin inşaALLAH!...                                    

Yine onlar ki, bir kötülük yaptıklarında ya da bizzat kendilerine zulmettiklerinde ALLAH’ı zikrederler, derhal günahlarından dolayı hemen tövbe istiğfar ederler. Zaten günahları ALLAH’tan başka kim bağışlayabilir ki ?. Bir de onlar işledikleri kötülüklerde bile bile ısrar etmezler. ( Alü İmran Suresi, 135 ).

Hazret-i ALLAH : Rahmetimi idrak ettiğin zaman beni zikredin, nefsinizden zuhur eden günahları gördüğünüz zamanda beni zikredin, tövbe istiğfar edin” buyuruyor. Mevlid-i Nebevi’ye başlarken dahi merhum Süleyman Çelebi’nin :

ALLAH adın zikredelim evvela.

diye başlaması gibi. Hazret-i Resul-i Ekrem ( sallallahu  aleyhi vesellem ) Efendimizin buyurduğu : ALLAH’tan bir şey isteyeceğinizde salevat getirerek isteyiniz. Sonunda yine salevat getiriniz. İki salevat arasında dua ret olmaz. Çünkü Hazret-i ALLAH'ın Kur’an-ı Azimü’ş-şan’da “salevat getiriniz” diye emri vardır. O bakımdan zikrullah da emr-i ilahidir. Zikrullah ile yapılan dua ret olunmaz. Bunları da bilmek ehl-i imana göredir.

İmansızlar ancak ALLAH’tan korkmayıp istismara giderek sihirbazlık yaparlar. Hazret-i ALLAH niçin bu türlü duaları kabul ediyor ? diye hemen hatıra gelir. Hazret-i ALLAH buyuruyor : Biz onların iplerini uzatırız. Bu türlü imkanlarını genişletiriz, azabımızı iyi tatsınlar diye. Onun için : Ey adem ! Haddini bil. İnsan olmak için Rabbına muhalefet etmeyesin. Delilsiz, rehbersiz bir yere gidilmez. Dünya böyledir ; mana da böyledir. Tertib-i tanzim-i ilahidir. Sakın bu yolun  sahtelerini ölçü  almayasın. Bunu ölçmek için Rabbımız  her kuluna cüz’i  irade vermiş. Cüz’i iraden yetmedi ise, hayatta iken Peygamber Efendimize, hayatta değilse varisü’n-Nebiye sor. Bilmiyorsan varisü’n-Nebi'yi, dua ve zikrullah ile Hazret-i ALLAH’a sor.

Dünya hiç bir zaman bu türlü rahmetten mahrum değildir. “Bu zamanda yok”  olamaz. Diyen kişi ALLAH’ı yeteri kadar tanımayıp ona zulmü uygun gören, madde aleminden başka nasip alamamış, ilme’l-yakından öte bilgiye sahip olmayan akılcı dincilerdir. inandıkları ilmi samimiyyetle kabre götüre bilirlerse  sonsuz  rahmet-i ilahiyeden  nasiplerini  alacaklarından şüphe etmesinler denildi.

 Nakilci ilme sahip olanlarla da kendilerini ind-i ilahide eşit görmesinler. Zira bu türlü görüş gerçeklerle bağdaşmaz. ALLAH cümlesini hakıykate erdirsin  inşallah.( Emanet  ehline verilmediği zaman siz kıyameti bekleyiniz) Bu tebliğ maddede olduğu gibi esas mana için belirtilmiştir. Ehl-i iman gerçeği her zaman aramış ve bulmuştur.

Tasavvuf ve tarikatın zuhuru budur. Küllü rahmettir. Tasavvufsuz semavi din olmaz. Tarikat tasavvufun kollarıdır ; fıkhın kollarının mezhepler olduğu gibi. Din ahlak ve güzelliktir. Çirkinlikler din değildir. Peygamber  efendilerimizin  bizlere tebliğ ettiği emr-i ilahiler öz olarak  mekarim-i ahlaktır. Dini olmayanda mekarim-i ahlak olamaz. Varmış gibi görünse de satıhdadır. İçe yansımaz . Yani manasına hulul edemez.hemcinsine ve Dinin manasına tecavüz ve tahrip umumiyetle bu türlü simalarda görülür.

Yukarıda geçen ayet-i  kerimede “zikrullah ile tövbe istiğfar ediniz” beyanındaki rumuzu iyi anla da zikrullaha karşı çıkma. “Karşı değilim” diyorsun  amma Kur’an-ı Azimü’ş-şan’da ALLAH’ın beyanına,  aşığın aşkına, zakirin zikir zevkini bilmeden ters düşüyorsun. Dikkat et!.. Tekrar edeceğim:  Akılcılık prensibinle bu türlü rahmet-i ilahiyi ölçmek aklın gücü dışındadır. Onlar ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken ( her vakit ) ALLAH’ı hatırlayıp zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler ( ve şöyle derler ) : Rabbımız, sen bunu boşa yaratmadın. Seni tesbih ederiz. Bizi cehennem azabından koru. ( Alü İmran Suresi, 191 ).

"BU  ZAMANDA  MÜRŞİT  YOKTUR"  DEMEK  KÜFÜRDÜR

Zikrullahı icra etmemek için Hazret-i ALLAH hiç bahane kabul etmiyor. “Kulum beni zikret, kesir zikret. Nasıl bir şekilde olsan da zikretmeye mani hiç bir hadise yaratmadım. Ayakta zikret, oturarak zikret, yan üzeri yatarak da zikret. Dikkat  en güzel edepli yatış sağ yanına yatıştır. Duygusuz olma. Tefekkürle zikret. Bariz, açık olan tecelliyat-ı ilahiden nasip alamıyorsan göklerin ve yerin yaratılışı hakkında bak ve düşün. O kuvveti, kudret-i  ilahiyi kabiliyetin nispetinde tefekkür ettiğin ve Yüce Varlığın karşısında  imanın nispetinde aczini bilmen seni zikr-i ilahi rahmetine nasipli kılar.  Men arefe nefsehu fe-kad arefe Rabbehu ( Nefsini bilen Rabbını  bilir )  hitabını, nefsin terbiyesini hayatı boyunca kendisine vazife edinen adem insanlığa namzettir.

O anlamıştır ki, adem terbiyeye muhtaç yaratılmıştır. Peygamber efendilerimiz de mekarim-i ahlakı anlatmak ve öğretmek için ALLAH’ın rahmeti olarak gönderilmiş. Peygamberimiz Efendimiz de; “Ben mekarim-i ahlakı tamamlamak için gönderildim” buyurdular. Hiç bir zaman dünyayı  boş bırakmamış adil-i mutlak olan Rabbımız. Peygamber efendilerimiz zamanında, gerekse sonra ALLAH’ın  bu türlü rahmetini ihsan ettiğini  her an müşahede etmek mümkündür.

Varisü’n-Nebi olan evliyasını  kullarına her devirde ihsan eyleyip cümle kullarını mahrum etmeyen Rabbımız  rahmeti ve merhameti  ile bu türlü rahmetini mevcut kılmıştır. Her hangi bir zamanı kastederek “bu zamanda mürşit yoktur” demek küfürdür. Rabbına zulmü reva gördüğünden bu türlü bilgisizliğini şahide ihtiyaç duymadan kanıtlamış olur.

Namazı bitirince de, ayakta otururken ve yanınız üzerinde yatarken (daima) ALLAH’ı zikredin. Huzura kavuşunca da namazı dosdoğru kılın. Çünkü namaz mü’minin üzerine vakitleri belli bir fazdır. ( Nisa Suresi, 103 )

Bu ayet-i  kerimede zikrullahı ayrı, namazı ayrıca beyan ediyor. Mü’minler üzerine  namazın farz olduğunu ve  namazın vaktinde kılınmasının emr-i ilahi olduğunu, ALLAH’ı zikreden mü’min kullarının huzura kavuşacağını ve namazı da dosdoğru ancak bu kullarının kılacağını biz acizlere bildiriyor. Hazret-i ALLAH Hucurat Suresi’nde ( ayet 16 ) buyurur ki : Habibim, o bedevilere  söyle : İman ettik demesinler, İslam’a girdik, desinler.” Kul “la ilahe illallah” der İslam’a girer. Peygamber efendilerimiz vasıtası ile kullarına verilen yetki bu kadar. Her ne kadar beni Adem’in tutumu ve hareketleri imanlı yahut imansız olduğunun tablosunu gösterse de, netice ALLAH’ın ilminde malum olup, beşerin aczi bu türlü ölçülere müsait yaratılmamış.

“ALLAH’tan başka ilah yoktur, illa ALLAH vardır” diyorsa beşer ölçüsüne göre müslimdir. Manasını yaşıyorsa ALLAH’ın mü’min isminin tecelli ettiği bahtiyar mü’mindir. İman sahibi imanın kemalatı emr-i ilahilerin zuhur ve tecellisini gayr-i ihtiyari nefsinde zuhurunu müşahede ettiği gibi başka kişilerin de görmelerini engelleyemez. Bu türlü insanın hayatı örnektir. O makbul şahıs için bu halinde riya düşünülemez.

Bu ayet-i kerimenin anlamına göre namaz, oruç, hac ve zekat İslam’ın şartı olmayıp, imanın neşv ü nema bulduğu mü’minlerde tecelliyatı görülen sonsuz rahmet-i ilahinin kul üzerinde bariz tecellisidir. Emr-i ilahi umumi ise de büluğa ermemiş çocuklar ve İslam’a yeni girmiş kişilerde öğrenme toleransını unutmamalıyız. ALLAH’ın emri olduğu da hafife alınmamalı. Şu emr-i ilahiyi  hafızamıza işleyelim : “Zikrullah sizleri huzura kavuşturacaktır. O hal zuhur ettiği zaman namazı dosdoğru kılacaksınız” işareti ile zikrullahın faziletini beyan ediyor Hazret-i ALLAH c.c.

MÜNAFIKLAR  ALLAH’I  ZİKRETMEZLER,  YAD  ETMEZLER

Münafıklar ALLAH’ı zikredemezler, yad eylemezler. Zikretseler de pek az ederler ki, o da ağızlarındandır. ( Nisa Suresi, 142 )

         Zikrullahın aleyhinde ahkam kesip ALLAH’ın zikrinden kullarını mahrum eden mana yoksunu bilge kişinin hallerini beyanla  Hazret-i ALLAH bu  kulluklarının vasıflarını nasıl izah ediyor... Onlar zikreden bir topluluk gördükleri zaman oradan kaçarlar.

O zikir toplumunun içinde hasbelbeşer bulunsalar da angarya kabilinden zikrullah dudaklarından öte gitmediği gibi, sesleri de çıkmaz ve cemaatlerde ALLAH’ı yad etmezler, Cenab-ı Hak'tan hiç bahsetmezler. Bu türlü insanların şerrinden  ehl-i zikir olarak Rabbıma sığınırız.

Şeytan içki ve kumar yolu ile ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi ALLAH’ı zikretmekten ve namazdan alıkoymak ister. Artık vaz geçtiniz değil mi? ( Maide Suresi, 91 )

         Bu ayet içki  ve kumarı yasaklayan üç ayetin sonuncusudur  ve  kesinlik ifade eder. Dünyamızı ve ahiretimizi ihya etmek için türlü  rahmetiyle biz aciz fakat inanan kullarına hayrı  ve  şerri bildiren Rabbıma sonsuz hamd olsun. Kişinin dünyasını ve geleceğini karartan, kötülüklerin  anası  olan içki ve kumarı büyük günah sayarak,  zararının büyük olduğunu, “zira ALLAH’ı zikretmekten  ve namazı da dosdoğru kılmaktan alıkoymak ister” buyurması ile  kullarının aczini ne güzel ifade ederek bu türlü tehlikelerden sakınmamızı emrediyor.

İrademizi kanun-ı ilahiye göre tertip ve tanzim yetkisini istisnasız bütün kullarına bahşetmiş ve kullarının aczine göre "illa rahmetimden istifade etsinler" anlamında rahmetini gazabının üstünde tutmuş, Maide Suresi, ayet 91’de bildirmesiyle  bizleri zikrullahtan  ve namaz kılmaktan alıkoyan günahlardan sakınmamızı hassaten emrediyor.

Rabbıma tazarru ve niyaz ediyor, bütün gücümüzle yalvarıyoruz. Biz aciz kullarını  zikrullahın ve namazın zevkinden mahrum eyleyen büyük ve küçük  günahlardan bizleri yoktan  var eden Rabbıma  sığınırız ...

RABLARININ  CEMALİNİ  İSTEYEREK  SABAH  AKŞAM ZİKREDENLERİ YANINDAN  KOVAYIM DEME


Ve öyle, Rablarının cemalini isteyerek, sabah ve akşam  ona dua edenleri ve zikir edenleri yanından kovayım deme. Sana onların hesabından bir şey yok. Senin hesabından da onlara bir şey yok ki, biçareleri kovup da zalimlerden  olacaksın. ( En’am Suresi, 52 ).

         Resul-i Ekrem ( s.a.v. ) Efendimiz Cenab-ı Hakk’ı zikreden bir topluma uğradı. Buyurdu ki : “Ey zikreden cemaat,  sizler bir cemaatsiniz ki, Cenab-ı Hak : Sabah akşam beni zikreden kimselerle sen de otur, nefsinin onlarla beraber olmasında sabret, ayet-i kerimesini sizin sebebinizle inzal buyurdu, diye o cemaati  taltif etmiştir.

         Hazret-i Resulullah ( s.a.v. ) Efendimize müracaat ederek, nakli yeteri kadar kabullenemeyip aklın dini  tertiplerinin etkisinden  kurtulamayan ashabın bazıları “İbn Reveha çok zikir meclisi kuruyor, ashabı toplayıp zikir yaptırıyor” diye şikayet  ettiler. Hazret-i Resulullah ( s.a.v. ) Efendimiz : ALLAH İbn Revaha'ya rahmeti ile muamele etsin. Çünkü ALLAH’ın meleklerine karşı övündüğü  zikir meclisini seviyor” buyurdu.

Tevhit dininin özünü idrak edemeyip aklın  ölçüsünden başka ölçü kabul edemeyenler zamanımızda hayli  çok olduğu gibi asr-ı saadette de mevcutları  küçümsenmeyecek kadar çoktu. ALLAH’ın emirlerini harfiyyen yaşamaya çalışıp ALLAH’ın elçisinin gösterdiği yoldan sapmamaya çalışan bahtiyarlar da şeriat-ı Muhammediyeyi  yaşadıkları gibi başkalarına da  ikaz ve irşatta örnek idiler.

Bazıları da her ne kadar tevhit dinini kabul ettilerse de beşerin ürettiği nefsani dinlerini tamamı ile terk edemediler. Çünkü nefsani din semavi dinden nefsin hazzına daha daha uygun olduğundan nefsani din nefse daha caziptir. Hayvani şubelerinden geçemeyen ademde, amentü’ye yani imanın esası olan altı şartına  inanmayan şahıslarda nefsin ürettiği din daha etkileyici olduğundan batıl  inançlarında ehl-i zikri ehl-i hakiykatı dışlamalarının tarih boyu devam ettiğini din adına   müşahede etmek mümkündür.

Ve dini tedrisatlarda zamanla materyalist inançlara hitap edecek kalıplara  yerleştirilmiş hakikatler felsefeye dönüştürülmek isteği ile nakle itibar edilmeyip akıl ön plana çıkmış, nakle itibar protokolde kalmış, ( o müttekıy kullarım gayba iman ederler )bakara suresi 3  hitab-ı ilahisini nefsani prensiplerine uygun  görmemişlerdir. Bazıları da  yalnız iradeden başka ilim ve talebi  kabul etmeyen tasavvuf ehli dahi hurafe ve bidatten kurtulamamış, taraf-ı etrafına kötü örnek olmuştur.

ALLAH’a olan inancını  yalnız duyduğu ve işittiği gibi samimiyetini  koruyabilenlerin belirli şahsiyetlerden öğrendikleri  kadarıyla samimi olanların  rahmet-i ilahiden nasipli olduklarının, mahrum olmadıklarının her an görülmesi mümkündür. Rahmet-i ilahidir. Şurasını kesinkes hatırdan çıkarmayalım : Ehl-i hal yer yüzünde her zaman mevcut olup “arayan Mevla'sını bulur” kelamı anlamsız değildir. Bakara Suresinin hemen 3. Ve 4. ayetlerini bilgilerinize arz ederim : O  müttekıy kullarım gayba iman ederler, namaz kılarlar, kendilerine verdiğimiz mallardan zekat verirler. Yine onlar sana indirilenlere, senden önce indirilenlere ve ahiret gününe iman ederler. ( Bakara Suresi 3,4 ).

         ALLAH’ın kadrini hakkıyla taktir etmediler. Çünkü “ALLAH hiç bir beşere bir şey indirmedi” dediler. De ki : Öyle ise Musa’nın insanlara bir nur ve hidayet olarak getirdiği ve sizin de parça parça kağıtlar haline koyup açıkladığınız, çoğunu gizlediğiniz o kitabı kim indirdi ? Sizin de, atalarınızın da bilemediğiniz şeyler size öğretilmiştir. ( Ya Muhammed : ) Sen ALLAH de, sonra onları bırak, daldıkları bataklıkta oynaya dursunlar. ( En’am Suresi, 91 )

         Habibim, sen ALLAH’ı zikret, “ALLAH” de. Kul sıkıştığı, aciz kaldığı zaman, beşeri gücü bittiği yerde tazarru ve niyaz kasti ile “ALLAH” der.

ÜZERİNE ALLAH’IN  ADI  ZİKREDİLMEDEN KESİLEN  HAYVANIN  ETİNDEN  YEMEYİN.

Üzerine ALLAH’ın adı zikredilmeden kesilen hayvanlardan yemeyin. Kuşkusuz bu büyük günahtır. Gerçekten şeytanlar evliyalarına sizinle mücadele etmeleri için telkinde bulunurlar. Eğer onlara uyarsanız şüphesiz siz de ALLAH’a ortak koşanlar olursunuz. ( En’am Suresi, 121 )

         ALLAH’ın ismi zikredilmeden kesilen hayvanların etinden yenilmesinin  haram olduğunu beyanla, şeytan evliyalarının sizinle mücadelesi zikrullahtan sizi uzaklaştırmakla başlar. İlk anda bariz zararı görülmese de netice hüsrandır. İster istemez  o da ALLAH’a ortak koşanlardan olur. Umursanmayan küçük günahlar zaman zaman büyük günaha dönüşür. İnsan her türlü gelişmeye müsaittir. Nefse fırsat vermemeli.

En güzel isimler ALLAH’ındır ( esmaü’l-hüsna ). O halde ona o güzel isimlerle dua edin.

Onun isimleri hakkında eğri yola gidenleri bırakın. Onlar yapmakta olduklarının cezasına çarptırılacaklardır. ( el-A’raf Suresi, 180 )

Esmaü’l-hüsna ALLAH’ın isimleri, Cenab-ı Hakk’ın güzel isim ve sıfatlarıdır. Şu an içinde bulunmakla dünyada şerefli ve efdal-i mahluk olan insan ALLAH’ın rahmetinin tecellisi olan esma ve isimlerinin zuhurunun mahsulüdür. Bütün alem,  mahlukat, cemadat ve felekiyyat ki cem’inin çekirdeği insan olmaya namzet  beni Adem’dir. Ve kül olarak Cenab-ı Hakk’ın “Hakim” ismine ve “mürebbi” sıfatının zuhuruna senin ruhi ve nefsani yönünün ne kadar muhtaç ve elzem olduğunu bilebilseydin ! Dikkat edersen  anlarsın. Bir zatın varis, bais isimlerine “Baki”, “Kerim”, “Muhyi” ve “Muhsin” ünvanlarına ruhunun neşv ü neması bakımından muhtaçsın. 

ALLAH’ın  merhameti olarak lutfettiği elçilerini ve varislerini inkara cüret ettikleri  gibi, “bu zamanda böyle şeyler olmaz” diye ALLAH’a zulüm isnat edercesine küfre gitmezlerdi. Rahmet sıfatlarının tecellisi hiç bir zamanla sınırlı olmayıp, her an mevcut olup rahmettir. “Siz asrı tan etmeyin” zamanı suçlamayın, ilmi müsait olmayan kişiler yaptıkları hataları başkalarına yüklemekten ferahladığını zannederler : Cehalettir.             

         Müttekıylere şeytandan bir tahrik gelirse ALLAH’ı zikrederler de derhal basiret sahibi olurlar, şeytanın tahrikini defederler. ( A‘raf Suresi, 201 )

ALLAH’ın ittika sahibi mütteki kulları gayba iman edenlere verilen sıfat  ihlas, takva,vera sıfatı ile taltif görenler, şeytandan bir tahrik gelirse ALLAH’ı zikrederek şeytanın hilesinden kurtulurlar. Çünkü onlar basiret sahibidirler. Şöyle ki, avamın görüşünün daha fevkinde görüş sahibidirler. İttika sahibi, müttekıylerin görüşleri na-mütenahi değildir.Amma hayrını şerrini idrak edecek kadar lutfedilmiştir.(Bu dünyada a’ma, ahirette a’ma ). 

TASAVVUFİ  MÜRACAAT  ( RABITA )  

“Bu dünyada a’ma, ahirette a’ma” ayetini idrak etmiş bahtiyarlar... Onlar şeytandan tahrik geldiği zaman kendi iradeleri ile izale edemezlerse ALLAH’ı zikrederek, aczini itiraf ederek ( rabıta ) yaparlar. ALLAH’a iltica ederler. Zati sıfatı olan “muhalefetün li’l-havadis” ( yarattığı hiç bir şeye benzemeyen ) Rabbını bir şekilde tahayyül etmeden rabıta edemeyeceğinden rahmet-i ilahi olarak kuluna ferahlık ihsan etmiş. Şeriatıyla yükümlü olduğu ALLAH’ın elçisi Peygamber Efendimiz  ahirete yürümüşse hayatta olan varisini ALLAH’a müracaat etmesi için Resul-i Ekrem ve Nebiyy-i muhterem ( s.a.v. ) Efendimizin talimi üzere rabıta yapar.

ALLAH’a müracaat kastı ile  şeriatına tabi olduğu Peygamber Efendisinin suretini tahayyül ederek o sureti  tahayyül edemiyorsa, veraset taşıyan mürşidini bir an müracaat kasti ile düşünmesi. Ne için rabıta etti ise rahmet-i ilahinin bu yönde hemen zuhurunu zevkle görecek. Ve mutmain olmaması ehl-i aşk için düşünülemez.

Samimiyetle yapılan rabıta ret olunmaz. Yeter ki  mürşidi sahte olmasın,. Dünyasını değiştiren mürşitlere de  rabıta edilmez. Mürşidin bir ölçüsü de rabıtadır. Misal olarak arz edeyim : İbadet ve taat anında şeytan engellemek ister.  İşte o an kasdin ALLAHa iltica  olarak rabıta yaptığın an bir anda o engelin imha olduğunu göreceksin.

Nefsin ve nahoş hadiselerin zuhurunda da manen müdahale istiyorsan hemen Rabbımın lutf-i ihsanı olarak rabıtayı unutma. Bize üstatlarımızın tavsiyeleri bu veçhile olup, bizde devamlı rabıta tavsiye edilmemiştir. Na-ehil rabıtayı bilmediği için küfür zanneder. Kesinlikle bilelim ki, imandır. Amentü’ye kül olarak iman edenlerin, kitab-ı ilahiyi, Peygamber Efendimizin tebliğ ettiği şeriatı kabul edenlerin, ALLAH’ın lutfu olan tertibi, tanzim-i ilahiyi kabul etmesi ile yaşayabilen sadıkların ,bahtiyarların yolu. Tasavvuftur, tarikattır. İhlas, takva, vera bu yolda yaşanır.idminanı kab tecelli eder mananın zevki kalıcı olur  imanının verdiği gerçeklerin   güzelliğini nefsin yasak zevkine dönüştürmediği müttetce mütteki ve müğmindir !.. 

Rahmeti ilahiyenin kalıcı ve devamlı    olmasına en büyük vesile kalbinde kal-ası kurulmuş ,  üzerinde titizlikle durulan ehl-i tasavvufun yegane ümidi ve  silahıdır. “La ilahe illallah”ın manasını yaşayıp ehl-i tevhidin, ehl-i  aşkın yegane ümidi, dayanağı Hazret-i ALLAH’ın rızasını kazanmaktır şunu hatırdan çıkarmayalım . Bu rahmet-i ilahi akılcı dincilerin ölçülerine göre değildir..

Onlar ibadet ve taat yönündeki emr-i ilahileri, zikir meclisinde  olanların  cümlesi  kemalatlı  kullarımdır  hitab-ı ilahiyi yeteri kadar kabul edemezler. Haşa, bu halleri imansızlık değil. Fakat taklitten öte gitmez. Gitmiş gibi görülse de kalıcı değildir. O kemalatlı kullarına benzemez. Sahih-i Buhari’nin ( Tecrid-i Sarih Tercümesi ) onikinci  cildinde Ebu Hureyre ( r.a. )’dan rivayet edilen hadis-i şerifte : Zikir meclislerini arayan melaikeler vardır. Zira melaikelerin gıdası zikrullahdır. Devam eder... Hadis-i Şerif’in nihayetinde melaikelerinin sualine cevaben “Ey melaikelerim, sizleri şahit kılarım ki, o mecliste bulunanları korktuklarından emin, umduklarına nail eyledim. Onlar öyle kemalatlı kullarımdır ki, onların yanına şaki gelmez. Onu da affettim” diye buyurdu, Hazret-i ALLAH ( c.c.) .

İmanları akıl ölçüsünden öte nasip almak istemeyenler için rahmet-i ilahiler, manevi tedrisat görmediklerinden onlar için elbette gariptir. Hüküm ALLAH’ındır. Gerçek ilim ALLAH’ın yed-i kudretindedir. Hikmet, buyurmuştur, Hikmet, mü’minin kayıp malıdır, nerede bulursa alsın, hitab-ı ilahisi  umuma şamil olup ( biz Yusuf’a rüyanın tabirini öğrettik, ona hikmet verdik ) buyurduğu gibi istisnai  ilimlerin istisnai vazifelilerde zuhuru  görülür.

İRŞAT  VAZİFEMİN  VERİLMESİ,  MANEVİ  ZUHURAT

Bu abd-i acizi de cüz'i de olsa bu türlü rahmet-i ilahiden nasipli eylemiş Hazret-i ALLAHa  hamd olsun. Bildiğim kadarı ile, resmiyet ifade eden elli iki  senelik dervişim. Kırk beş senedir de ALLAH’ın emri, Hazret-i Resulullah’ın beyanı ile irşada vazifeliyim. Şeyhim Kahramanmaraşlı, Maraş Fatihi Ali Sezai Kurtaran Efendi’nin halifesi Hacı Mustafa Yardımedici’dir. Şahitler huzurundaki tebliğde kayınpederim, yedi tarikten icazetli Çorumlu Şeyh Hacı Mustafa Anaç Efendi de mevcut idi ve şahitti. Tebrik edenlerin ilki idi. Manevi vazifem tebliğ edildi.

Vazifenin bu abd-i acize verilmesinden  yaklaşık bir ay evvel 1956 senesi Berat Gecesi Peygamber Efendimizin ve Hulefa-i Raşidin efendilerimizin bulunduğu kalabalık manevi bir toplum içerisinde imtihan oldum.  İmtihan kaal değil hal imtihanı idi. Peygamberimiz Efendimiz önünde büyük defter bulunan Ebu Bekir-i Sıddık ( r.a. )’a emirle : “Yaz, Şeyh Sadi Şirazi diye yaz,” buyurdu: İçimden : “Şeyh Sadi Şirazi çok evveller yaşadı ve ahirete yürüdü” diye düşünürken Efendimiz : “İkinci Şeyh Sadi Şirazi diye yaz” emrini verdi. Manevi vazifemde, yaşantımda mizaç itibarı ile Sadi Hazretlerine benzer yönlerimi görüyorum.

Semavi dinde yeri olmayan, Hazret-i ALLAH’a noksanlık isnat edercr gibi pozisyona   sakın düşmeyesin,  tenasüh yani (reenkarnasyon ) demeyesin.  Ömerü’l-Faruk ( r.a. ) hilafeti zamanında hutbe irad etmişler ve tenasühün din-i İslam'la bağdaşmadığını, küfür olduğunu beyan etmiştir. Kuvveti, kudret-i ilahiyi yeteri kadar bilemeyenlerin uydurmalarıdır. Halık-ı Zü’l-celal ruh ve ceset  bulmak da güçlük mü  çekiyor ki, bu hale tevessül ediyor ?

Nasreddin Hoca’ya sordular : “Eskiyen ayları ne yapıyorlar ?” diye.  Cevaben : “Ufak ufak parçalayıp yıldız yapıyorlar” diye işin içinden o gün çıkmıştır. Amma bu gün değil.  İnsanların kültür seviyesi yükseldikçe hurafa ve bidatlardan uzaklaşacak, ALLAHU TEALA’yı daha yakıyn anlayacak,  kullukta kusur etmemeye gayret gösterecek.

Tebliğ edildi, şeyh oldum. Mana aleminde, Peygamberimiz  Efendimizin Hulefa-i Raşidin Efendilerimize emri ile, emr-i Peygamberi olarak kayd edildi.  Kayınpederim Çorumlu Hacı Mustafa Anaç Efendi maneviyatın emri ile, bu hadiseden on üç sene sonra, gene maneviyatın emri ve tasdiki ile, muttali oldum, tarik-i Kadiri ve tarik-i Rufai’den irşada selahiyetli kılındığımı tebliğ ve tasdik eden icazetnameyi şahitlerin de tasdiki ile şahsıma tevdi etmiştir. ALLAH cümlesinden  razı olsun.

1968 senesinde şeyhim efendim darü’l-bekaya irtihal ettiler. Makamı cennet olsun. Yanlış yapmayayım, telaşesi ile Efendimle teberruken, maneviyatın emri ile, Efendimin Nakşibendi tarikatindan istiharesi çıkan Maraş ve havalisinde vazife isteyenlere vazife vermesini, Efendimin de Hacı Sami Efendi Hazretlerine Kadiri’den teberrük makamında emir ile tebliğ ettiklerini muttali idim.

İstanbul’da  Erenköy semtinde bulunan malikhanesine muhterem damadı cennet mekan Hacı Ömer Kirazoğlu ve bugünkü  halifesi  Hacı Musa Topbaş Efendilerin de yardımları ile Ankara’dan da ziyarete gelen  Hacı Necati Efendilerle birlikte ziyaret ettik. Fakire hayli ilgi gösterdi.  Vazifemi tebrik ettiler. Mübarek ellerini kaldırarak dua ettiler. Orda mevcut olan cemaat da duaya icabet edip “amin” dediler.

Dua, hatırımda kaldığı kadarıyla manevi vazifemi tasdik mahiyetinde olup “ALLAH müridini çok eylesin, dünya ve ahiret işin rast gitsin” idi. Buna benzer hayli dua ettiler ve şu gerçeği bildirdiler. Makamı cennet olsun, teberrükler Mustafa Efendi ile ikimiz arasında idi. “Vazife irtihali ile gene ikimiz arasında kaldı” buyurdu.

Hacı Sami Efendi hazretleri yeri doldurulamayacak büyük insandı. Hayatta iken de, irtihalinden sonra da çok çok tasarrufatını gördüm. 1956 senesinde Şeyhim Efendim Ulucanlar Mahallesinde iskan ettiğinde Hacı Sami Efendi  Efendimde misafir olarak bir gece, iki gün kaldılar. Fakir, gidene kadar hizmetinde bulundum. O hizmetin zevkini  hala yaşıyorum.

1956’da iade-yi ziyarete Alemdarzade Mustafa Efendi’nin İstanbul Yemiş’teki yazıhanesinin üst katında Hazret’i ziyaret ettik. Efendim dahil sekiz kişi idik.hazreti ALLAH cümlesinin makamlarını cennet eylesin amin !...

Gavsu’l-azam Seyyit Abdulkadir Geylani (k.s.) Hazretleri evladlarına : “Dünya ve ahiret seni mesud edecek  iki şey tavsiye ederim : Evliyaya hizmet, fukaraya  himmet ” buyurdu.

Kur’an-ı Azimü’ş-şan’dan  evliya lafzını  kaldırıp, yerine, hiç manevi anlam taşımayıp, avamın her mevzuda kullandığı “dost”la iktifa edenler bu türlü füyüzat-ı ilahi ve manevi zevkten nasipsizdirler. Cümlesine  ALLAH gani gani rahmet eylesin, bu hususta merak edip soranlara teferruatıyla anlatırım, inşallah.

GALİBİLİK

Ağustos 1993 tarihinde manevi meclisin kararı ile Kadiri ve Rufai tarikının  rahmet zuhuru birleşimi “Galibi” olarak kol lutfedildi. O mecliste bulunan ALLAH’ın  rahmet sıfatlarının tecelli ettiği yol bahtiyarları Gavsu’l-azam Seyyit Abdulkadir Geylani, Seyyit Ahmede’r-Rufai, Şeyh Ahmet  Yesevi, Şeyh Ahmed Kuddusi, daha nice manevi büyüklerimiz tebliğleri ile hayli kişilerin manalarında da zuhuru görülmüş.ve dosyada mevcuddur   Rabbım layık kılsın ve bütün kullarına istifade etmelerini nasip eylesin. Amin.  Rabbımın lutf u ihsanı olarak “Galibilik” kolu verildi.

ALLAH ve Resulüne inanan insanlar için zevk alsınlar, bilsinler ki, maksad-ı ilahi yalnız madde değil. Bu abd-i aciz bazı manevi tecelliyat ve görgüleri az da olsa açıklamaya çalışıyorum. Beşer ölçüsüne göre açıklamalarda  dün  varlık ve riya  olur korkusu galipti. Zaman zaman bu türlü gizliliğin  inanan insanlara zarar verdiğini gördüm. İnsanların anlayacakları  ölçüde ehlinin anlatması gerekli. Çünkü küfür  bütün çıplaklığı ile meydana döküldü.bilenler rahmeti ilahiyeyi hala bildiğimiz kadarı ile anlatmıyacakmıyız  “Biz arza nice ayetler indirdik” yeryüzündeki  gökteki ayetleri lutfu ilahi ile az çok okuyup zevkini alanlar  bu ayetlerden bahsedemiyecekmi  ehli bu yönlü manevi ilimlerini gene kabremi götürecekler o mana ilmi dünya için gerekli kılınmış eşyayı yerinde kullanmayı bildiğin gibi metafizik olan manayıda yerinde kullanamıyacakmıyız?kullanma yeri dünyadır gafil olmayalım !...

Maddenin felsefesini yaptıkları gibi manayı da, ALLAH’a tazarru niyaz ederek, samimiyetle tefekkür etsinler. Gerçeği görecek ve yaşayacaklardır. Bu türlü manevi yolun kadrini, kıymetini idrak eden kemalatlı kullarına dahil olacaklardır, inşallah.                       

Kendi kendine, yalvararak ve ürpererek yüksek olmayan bir sesle sabah akşam Rabbını zikret, gafillerden  olma. ( A’raf Suresi, 205 ).

         Ehl-i zikrin sabah akşam virt edinmelerini buyurduğu gibi, duygusuzca  olmayıp zikirle beraber tazarru ve niyazı terk etme. Havf u reca üzere ol. Hafi, senin kulağının duyacağı  kadar. İşte o zaman rahmet-i ilahinin zuhuru ile aczinin, zaafının  mahsulü rahmet-i ilahinin tecellisi ile ürperti zuhur edecek. Miracın ilk safhasıdır. O hali ne kadar muhafaza edebiliyorsan kemalattır. Manevi haller kişinin elinde olmayıp kudret-i ilahinin yedindedir.

MܒMİNLER  ALLAH  ZİKREDİLDİĞİ  ZAMAN  YÜREKLERİ  TİTRER

Mü’minler ancak ALLAH zikredildiği zaman yürekleri titreyen, kendilerine ALLAH’ın ayetleri okunduğunda imanlarını artıran ve yalnız Rablerine dayanıp güvenen kimselerdir. ( Enfal Suresi, 2 ).

Halik-ı zü’l-celal biz aciz  kullarına, mü’min isminin tecelli ettiği istisna-i kişilerdeki rahmet tecellisini aczimize  göre ölçü veriyor. “ALLAH zikredilince kalbleri titrer.” Kaal ve laf ebesi ! Bu türlü şerefe hayatın boyunca rastladın mı ? “Evet oluyor” desen de kimseyi inandıramazsın.  Çünkü yaşantın ve icraatın zikrullaha karşı. Menfi tutumun, bu yönlü ALLAH tertibine itirazın, rahmet-i ilahiden mahrumiyetin zuhuru elbette taşlaşmış kalp olacaktı. Sonsuz rahmet-i ilahi  “taşlaşmış kalbi ancak gene biz açarız” buyuruyor.

İnadı bırakalım, kesbiye verdiğimiz önem kadar vehbiyi de önemseyelim. Cüz’i iradenden elbette sorumlusun. Amma külli iradenin üzerine çıkma gücü beşere verilmemiş iyi bil. Müminler, ALLAH’ın Kur’an’da ve arzda zuhur eden ayetleri okunduğu zaman imanları arttığı gibi Rablarına daha çok dayanır ve güvenirler. Yegane terbiyeci Hazret-i ALLAH’TIR, Rab isminin tecellisi her an gerek eşyada gerekse şahıslarda müşahede edilse de. “Habibim, Rabbım ALLAH, de” hitabını hatırdan çıkarma.                            

ALLAH’I  ÇOK  ZİKREDİN Kİ   BAŞARIYA  ERİŞESİNİZ

Ey iman edenler. ( Savaşmak için ) her hangi bir toplulukla karşılaştığınız zaman sebat edin ve ALLAH’ı çok zikredin ki, başarıya erişesiniz. ( Enfal Suresi, 45 ).
Gaza meydanlarında ALLAH’ı zikredin, çok zikredin, yüksek sesle şiddetli zikredin ve sabredin. Sabredin ki,  başarıya ulaşasınız ve sebat edin. Sabreden zafere ulaşır, müjdesini unutmayalım. Ecdadımızın tarih boyu zaferler kazandığı zamanlar inanarak, sebatla ALLAH’ı çok zikrettikleri zamandır. Zikirle yapılan tazarru ve niyazlar reddolunmaz.

İrtihal eden iman sahibi bahtiyarları manada gördüğümüzde hassaten ricaları zikir halakalarında yapılan dua ve ruhlarına hediye edilen fatihaların karşılığında ihya olduklarını çok derviş manasında görmüştür. İtimat et, gafil olma.  bunlar iman edenler ve gönülleri ALLAH’ın  zikriyle sükunete erenlerdir. “Bilesiniz ki, kalpler ancak ALLAH’ı zikretmekle huzur bulur. ( Ra’d Suresi, 28 ).

Bu ve buna benzer açık ve sarih, tefsire muhtaç olmayan, Kur’an-ı Kerim’de zikir ayetlerini gördükçe, ALLAH’ın kullarını zikir meclislerine ve zikrullaha teşvik edecekken, bu rahmet-i ilahilerden ALLAH’ın kullarını mahrum eden tedris nasıl bir tedrisattır, nasıl bir ilimdir,bunu anlatan  nasıl bir alimdir ?

 ALLAH  bu mevzuda  tövbe  istiğfar nasip etsin. Kusurlarını affetsin. “Ne yapayım, mecbur oldum” mazeret değil. Dünya çok kıymetlidir. İşin ahirete kalmasın. Zalim sıfatından kurtul. Kurtuluşu ahirete bırakma. Ehl-i zikrin bedduasını alma. ( Alma  mazlumun ahını çıkar aheste aheste) hitabına dikkat et. Ayetleri iyi oku, tevil tarafına kaçma. Bu abd-i acize inanmaz isen samimiyetle Hazret-i ALLAH’a sor.                  

BİLMEDİKLERİNİZİ  EHLİ  ZİKRE  SORUNUZ VELAYET  MAKAMI  ERKEK İÇİNDİR  KADIN O MAKAMA ÇIKAMAZ

Senden önce de kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını Peygamber olarak göndermedik. Eğer bilmiyorsanız zikir ehline sorun. ( Nahl Suresi, 43 ).
Senden önce de erkeklerden başkasını peygamber olarak göndermedik. Melaike ve kadından da peygamber göndermedik. Melaikeyi ve kadını peygamberlik sıfatına uygun yaratmadık. Makam-ı velayet  erkekler içindir.

Kadın makam-ı velayete çıkamaz.  Kadından  peygamber olmaz. Mürşit yani evliya olmaz. Veli de olmaz. Hatun olur. İmametlik erkek içindir. Kadının kadına imametliği  keraheten caizdir. Kadın Adem’e lazım olduğu  için yaratıldı. Adem’in sol kaburgasından halk oldu. Peygamberimiz Efendimiz böyle izah ettiler. Kadınlar teklifatla da yükümlü kılındılar. Teklifat-ı ilahi kadınlar için erkeklere nazaran toleranslıdır. İbadet ve taat yönünde en ufak hareketleri çok şey kazandırır kadına. Şeriat-ı Muhammediyye’de kadın diğer şeriatlara nazaran daha muhteremdir.

Peygamberimiz Efendimiz “cennet anaların ayakları altındadır” buyurdu. Ananın terbiye, bilgi ve görgüsünün evladı üzerinde mutlaka zuhuru görülür. Babanın da evladın terbiyesine etkisi olsa da, ana kadar olamaz. Çünkü ana terbiyesi beşikten başlar. Sütünün temizliği de önemlidir. Peygamberimiz Efendimiz : “İlim beşikten mezara  kadardır” buyurdular. Yaşamaktan maksat rıza-yı ilahiyi kazanmaktır. Bu bakımdan kadın erkekten daha müsait, tabir caizse kadın rahmeti ilahiyede  iltimaslıdır.

Tertib-i ilahinin her halinde adalet görülür. Erkeğin vazifesini kadına, kadının vazifesini eşit yapacağız  diye erkeğe yakıştırmak zulümdür. Kadında da erkekte de istisnailer vardır.  İstisnailer kaideyi bozmazlar. Kültür seviyesi düşük, ücra yerlerde kadına yapılan zulmü  anlatmaya gerek var mı ? Erkek kahvede oturur. Erkeğin bütün işlerini de dışarıda ve içeride kadın görür.

Beni Adem’in erkeklerini velayete uygun yarattık. Bilemiyorsanız, makam-ı velayetten nasip almış, ALLAH ve Resulü’nü şüphesiz kabul etmiş, şeriat-ı Muhammedi’yi nefsinde yaşamaya çalışan, ALLAH’ın zatına, sıfatına ve fiiliyatına uygun isimlerini kesir, aşkla zikreden, her gün verilen evrat ve ezkarının dışına çıkmadan, adap ve erkan üzere virt eden erbab-ı zikirden sorunuz.

 Abd-i aciz manevi vazifem itibari ile Rabbımın buyurduğu erbab-ı zikri anlatıyorum. Bazı ulemanın “ehl-i kitaba sorunuz” diye tefsir etmesi marifetullah noksanlığından kaynaklanıyor.  Ehl-i kitabın da evliyasından sorabilirsin amma evvela mensup olduğun şeriatın evliyasını bul. Bu mevzuda o kemalatlı kullarıma rahmet-i ilahi bu türlü müşkülatınızı halletmeye müsaittir. Enbiya verasetine ancak onları uygun yarattım. Hikmet verdim. Biz dilediğimize hikmet veririz. Hikmet verdiğimizi de rahmetimizle ihya ederiz.

Peygamberimiz Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde buyurdular ki : "Müferridun  ilerlediler. Müferridun nedir, ya Resulallah ? Müferridun ALLAH’ı çok zikreden erkek ve kadınlardır" buyurdu.

Hazret-i ALLAH zikrullahda erkek kadın ayırt etmiyor, şer’i hükümler dışına çıkmamak suretiyle.      

YEDİ  GÖK DÜNYA VE  BUNLARDA  BULUNAN  HERKES  ONU TESBİH  EDERLER. ZİKİR VE TESBİH ETMEYEN  BİR  ŞEY  YOKTUR

"Yedi gök, dünya ve bunlarda bulunan herkes onu tesbih eder. Onu övgü ile zikir ve tesbih etmeyen hiç bir şey yoktur. Ne var ki siz onların tesbihini anlamazsınız.  O çok yumuşak ve  bağışlayıcıdır." ( İsra Suresi, 44 ).

Bu ayet-i kerimede daha bariz, daha açık görülüyor ki, ALLAH’ı tesbih etmeyen bir zerre düşünülemez. Dünyada, bütün   alemde, yedi kat semavatta yaratılan her zerre lisan-ı hal ile ALLAH’ı zikir eder, tesbih eder. Tesbih ve tesbihat zikrin cem’idir, yani çoğuludur. Zikrullahı tesbihat ile “beni kesir zikredin” emrine uyanlara,  bu  yolda irşada vazifeli kılınanlara tabi olup, aldığı virdini her gün adedine riayet edip samimiyetle okuyup, ALLAH’ın emrettiği şer’i  ve insanİ hükümleri de yerine getiren bahtiyar insana verilen sıfatların bariz bilinenleri erbab-ı zikir, zakir, ehl-i aşk, ehl-i hal, ehl-i tarik, ehl-i takva, ehl-i vera, ihlas ehli, cemi ALLAH’ın mü’min isminin tecelli ettiği bahtiyar insan.

Bütün insanlar bu rahmetin ekserisini uygulamaya müsait yaratılmıştır. Kıskançlığı bırak. Rahmet-i ilahi nefsani duygulara göre değil, ilahi emre göredir. Samimiyetle uymaya çalış. Aklının ölçemeyeceği rahmet-i ilahileri Peygamber Efendimizin hazreti ALLAHın beyan ettiği  gibi tebliğ eylediğini kabul et  ve uygula. Bir emri kabul etmek tatbikata geçildiği zaman değerlenir. Maneviyatta değer ifade eden iman lisanen, kalben, halendir. Üçü birleştiği zaman ind-i ilahide makbul dür inşaALLAHc.c

Hazret-i ALLAH "siz onların tesbihini anlayamazsınız" buyurması ile bize haddimizi kesin kes bildiriyor. ( Ben kulumu zikretmezsem kulum beni zikredemez ) sırrını iyi anla. Enaniyyetten uzak ol. İki ene bir arada görülmemiştir. Samimi ol. Tazarru niyazı bırakma. Başka yetkin ve gücün yok.  Zikrullah ve buna benzer rahmet-i ilahileri  ölçmeye müsait değilsin. ( Evliyama eza edene harp ilan ederim ) buyuruyor, hadis-i kudside Hazret-i ALLAH. Oku ve tefekkür et.  

RAHMET-İ  İLAHİYE  VESİLE  YARATILAN  ALLAH  EVLİYASI

"Ela inne evliyaallahi la havfun aleyhim ve la hüm yahzenun" ayetinin manasını anlamadınsa Yunus Suresi 62.  ayet-i kerimesini oku. ALLAH’ın hitabı çok açık ve sarih. İyi anlayın ve iyi bilin ki, evliyam için korku yoktur, onlar  üzülmeyecekler de. Dikkat et : Evliyayı hala “dost” diye tefsir ediyorsan hiç zahmet etme. Askerde yanlış hareket eden arkadaşına arkadaşının  uyardığı  hikmeti tekrar edelim : “Sen bu kafa ile sılaya gidemezsin, memleketine gidemezsin” diye uyardığı gibi vatan-ı asliyene dönemezsin. Vatan-ı asliye ruhların yaratıldığı makam olup, ruhlar hiç olmazsa o makamını bulmak mecburiyetindedir. Beni Adem’in terakkıyati için Halik-ı zü’l-celal rahmetini arza na-mütenahi yaymış, “kullarım derecelerini yüceltsin” deye.

Tasavvufta bu rahmete “kavis” denir. Ruhlara imanları ve ibadet taatları ile “kavisi tamamlayıp” daha yüksek dereceler elde etme imkanı bahşedilmiş olduğundan dünya kazanç yeridir, çok kıymetlidir ve onun ehli onun kadrini bilendir.
Bilemeyenler için Hazret-i Halık ne güzel ikaz ediyor kullarını : Bu
dünyada a’ma, ahirette a’ma.

         De ki : İster ALLAH deyin, ister Rahman deyin. Hangisini deseniz olur. Çünkü en güzel isimler O’na hastır. Namazında yüksek sesle okuma. Onda sesini fazla da  kısma, ikisinin arası bir yol tut. ( İsra Suresi, 110 ).

         Bütün ibadetlere ve taatlara Hazret-i ALLAH zikir buyurdu. Çünkü her ibadet ve taat esmalarla bezenmiştir. Başkaca ehl-i zikrin, icraatına tabi olduğu şeriatına, ALLAH’ın tertip ve tanzimine harfiyyen riayetini küçümseyerek, onların tertemiz yaşantılarını küfür gibi görüp, toplum içerisinden İslam’ı gerçek anlamda yaşamaya çalışan, hikmetli ve kemalatlı ALLAH’ın sadık kullarını hiç bir manevi ilme sahip olmadan, nefislerinin ürettiği bilgiden başka manevi sermayesi olmadan ehl-i hakiykatı toplumdan  soyutlamaya çalışanlar ve insan haklarından devamlı bahseden amma ALLAH’ın kullarına Rabbımın isimlerini ehl-i aşkın ne toplu, ne de ferdi zikirlerini kabul edemeyip, Kur’an-ı Azimü’ş-şan’da ve asr-ı saadette bütün semavi dinlerki islamiyettir. bu türlü zikir ayinleri mevcut olduğu halde, “böyle bir şey yoktur” diye erbab-ı zikri İslam’ın dışında göstermeye çalışan zalımların hikmet karşısında bocaladıklarını her an görmek mümkündür.

         Dünyada bu türlü hikmetten habersiz, asr-ı saadetteki marifetullahtan habersiz, ehl-i aşkın aşkından habersiz, emr-i ilahinin manevi tertibinden habersiz, Peygamber efendilerimizin beşeri yönünü çok güzel bilir ve anlatırlar amma manevi  yaşantılarından habersiz, o bakımdan varisü’l-enbiya, nedim-i ilahi olan ezel-i ervahda ALLAH’ın tertibi, Kur’anı Kerim’de açık beyan ettiği evliyayı da kabul edemezler amma hakikatleri dışlayarak inkara cüret ettiklerini makul gösteren nasıl bir ilim, nasıl bir alimdir ?. Bir hadis-i şerifte beyan edildiği gibi "insan bildiğinin alimi, bilmediğinin cahilidir" buyuruldu.  “Gerçekleri ancak ben bilirim” diyorsun  hayret.? Din-i İslamı manası ve maddesi ile kabul eden gerçek ulemayı bu türlü ithamlardan  tenzih ederim. 

         Buna benzer ayet-i kerimelerde Hazret-i ALLAH’ın isimlerinin hangisini telaffuz ederseniz hepsi güzeldir. İhtiva ettiği mana ve anlamını tefekkür etmek ve yaşamak az çok umumun ittifak ettiği  akıl ve mantığın ölçüsüne uygun düştüğünden buraya kadar anlaşabiliyoruz. Ölçmek için hiç gayret  göstermediğin, yaratanından da istemeyi mevcut  imanınla bağdaştıramadığın metafizik hikmet ve rahmet-i ilahiyi  duymak dahi zatını çileden çıkarmaya yeterli olurken, nasibin olmayan  yalnız ehl-i aşkın zevki ve gıdası olan hikmeti anlayamazsın.

          Zikrullahı adetli olarak virt edinen, zikir halakalarından nasipli olup, zevki ile ihya olan kişiyi makam-ı velayete yücelten, na-ehlin nazarından gizlenen bu türlü hikmeti, rahmeti  alışa geldiğin kalıplarda göstermek mümkün mü?. Boşuna zahmet etme. Emr-i ilahileri kül olarak, beşeri ölçüleri ile ölçüyorum zannedenlerin aciz oldukları ehlinin müşahedesi dışında değil. Fakat madde ölçüsünden başka ölçüyü kabul edemeyenler, hakikatleri görerek, bilerek yaşayanlara eza ve zulüm etmekten vaz geçseler, havf u reca üzre olsalar, inancım odur ki, Rabbımın rahmetinin tecellisi olan “göklerde ve yerde nice ayetler vardır” hitabını okur, inanır, yaşar, şüphesiz inşaALLAHc.c

         Bu rahmetten cümleyi nasipli kılsın.  rahmeti bol Rabbımız cümlesini zü’l-cenaheyn eylesin. Yani  dünya ve ahiret ilmiyle ihya eylesin, amin. Peygamber Efendimiz ( s.a.v. ) buyurdular ki :  “Sizin en hayırlınız dünya için ahiretini, ahireti için dünyasını terk etmeyendir.

İSLAMI  YAŞAMAK  İÇİN  İLLA  ARAP OLMAK,  ARABÇA  BİLMEK YETERLİ  DEĞİL, ALEMLERİN  RABBIDIR   HAZRET-İ  ALLAH

Hazret-i ALLAH yalnız alimlerin Rabbı değil, sadık ümmilerin de Rabbıdır.   Rabbım izinden saptırmasın, Resulullah’ın izi Hazret-i Kur’an’dır. Kur’an ALLAH kelamıdır. Küllü rahmettir. Okumayı bilemiyor, kabiliyeti müsait değilse, ALLAH kelamıdır, deye  manevi haz ve  zevk ile açıp bakmak, öpmek, alnına götürmek, yüksek yerlere asmak, manasını bilmeden okumak da rahmete vesiledir. Amma kasd-i ilahi maddesi ve manası ile anlayarak yaşamamızdır. Dünya ve ahiret terakkiyatımız için elzemdir. Emr-i ilahinin kulluk vazifesini müdrik, manasını bilip yaşayan arif kişiye kulak ver. Arapça biliyor mu ? deye, imtihana kalkışma. Manayı,  rahmet-i ilahiyi  ölçmeye muktedir değilsin. Yalnız  Arapça bilmek ALLAH’ı bilmek için  yeterli değildir. Asr-ı saadete bak. Müşrik, münafık, mürtet Arabca bilmiyorlar mı idi ?  Hazret-i Kur’an Kureyşi lisanı üzere inzal olmuştur. Surelerin manası ile namaz kılamazsın. Namaz kılacak kadar sureleri Kur’an’da olduğu gibi ezberlemekle yükümlüsün. İslama yeni girmiş kişiye istisnai kolaylıklar ilâ nihaye değildir .ibadet ve taatı Nefse sorma.emmareden kurtulamamış nef-se  Zulüm gibi gelir . Değil, rahmettir. ( Kulum bildiği ile amel ederse ona bilmediğini öğretirim ) taahhütnamesini iyi oku, anla. Yoksa manadan nasib almamış zahiri bilge kişi  yolunu sarpa sardırır.

Şeriat-ı Muhammedi'yi yeni kabul etmiş salik için öğrenene kadar müşkülat yok, ferahlık var. Hazret-i Resulullah ( s.a.v. ) Efendimizin özet olarak izah ettiği “zorlaştırmayın, kolaylaştırın, daraltmayın, genişletin, ikrah ettirmeyin, sevdirin” şeklinde tebliğ ettiği şeriat-ı Muhammediyyeyi hurafa ve bidatlara sapmadan, ALLAH kelamı olan Hazret-i Kur’an’ı da Hazret-i Resullullah’ın hayatı ile tefsir ettiği biçimde yaşamak için cüz’i iradene bahşedilen yetkiyi olduğu gibi kabul edebiliyorsan kurtuluşunun müjdesini alacağından hiç şüphen olmasın.       

BİZİ ZİKRETMEKDEN  GAFİL  KILDIĞIMIZ,  KÖTÜ  ARZULARINA UYMUŞ,  İŞİ  GÜCÜ  AŞIRILIK  OLAN  KİMSEYE  BOYUN  EĞME 

         "Sabah akşam Rablerine onun rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte candan sebat et. Dünya hayatının süsünü isteyerek, gözlerini onlardan çevirme. Kalbini bizi zikretmekten gafil kıldığımız, kötü arzularına  uymuş ve işi gücü aşırılık olan kimseye boyun eğme." ( Kehf Suresi, 28 ).

         Böylece seni bol bol tesbih edelim. ( Taha Suresi, 33 )

         Dervişin aldığı terbiyenin gereği olan inancının yaşantısında, emr-i ilahi maddesi ve manası ile dervişin şahsında ve halinde müşahede edilmesi mümkündür. ALLAH’ın nuru ile bakmayı bil. Mü’minin ferasetinden sakının, onlar ALLAH’ın nuru ile bakar. Bu hitabı iyi anla. En son şeriat-ı Muhammedi'yi bizlere tebliğ eden Hazret-i Muhammed Mustafa ( s.a.v. ) Efendimiz mana itibari ile en büyük derviştir. Efendimizin şahsiyetinde zuhur etmeyen güzellikleri başka şahıslarda aramak cehalettir. Her güzellik ise rahmettir, ALLAH’ın lütfudur, dindir ( her güzellik dindir, çirkinlik la-dindir, din değildir. ) ( Bugün de Mecnun Leyla'ya aşık ise, din Leyla'nın dinidir ) diyen Şeyh Sadi Şirazi,( kaddesallahu  sırrahu ) gerçekleri ne güzel belirtmiş.

         Bu türlü hikmet her zaman geçerli olup tek yönlü tedrisat görenler bu rahmetin zevkini  anlayamazlar. Bu türlü zevk ve yaşantıya sahip olmak için evradına, ezkarına samimiyetle  sahip ol. Bu rahmetten nasip alamamışsan ALLAH’a yönel ve  iste. Samimi olursan ret edilmez. Beşeri ölçüler bu türlü rahmet-i ilahiyi ölçmeye  müsait yaratılmadı. İstisnai ilimdir, hikmettir. Ayne’l-yakiyn, hakka’l-yakıyndır. O türlü rahmet-i ilahiyi ilme'l-yakıynin ölçemeyeceğini iyi bilesin. İnat etme, yakın gel.

              Hazret-i ALLAH’ın tefsire  muhtaç  olmayan  hitabını her an okuyalım ve düşünelim. Hatırdan çıkarmayalım ( kalbini bizi zikretmekten gafil kıldığımız, kötü  arzularına uymuş ve işi gücü aşırılık olan kimseye boyun eğme. ) Her şeyin ifratı haramdır. Bu ayet-i celilede açıkça beyan ediliyor. Çünkü aşırılığa bencillik hakimdir. Bencillik ise rahmet-i ilahiyi idrak edemeyip, nefsinde bir şeyler görmektir. Bu hal ise hakikatte  haramdır. Varlık olarak yasaklanmıştır. Varlık  ALLAH’a mahsustur: İki var bir arada olmaz ; tevhidin anlamına ters düşer. ALLAH “ehad”dir ; sayı hesabı ile değil, eşi, benzeri, şeriki, naziri olmayan bu  isim ALLAH’ın zatına mahsustur. “Kötü arzularının mahkumu ve esiri olmuş kimseleri zikr-i ilahiden gafil  kıldık” buyuruyor, Hazret-i ALLAH. Bir hadis-i kudside Halik-ı zü’l-celal ehl-i zikir için ( onlar kemalatlı kullarımdır ki, onların yanına şaki gelmez. Kim onların toplumunda bulundu, ise ey melaikelerim şahit olun onu da affettim .)
Peygamberimiz  Efendimiz bildiriyor : Sahih-i Buhari ( Tecrid-i Sarih Tercümesi ), 12. ciltte ...

                    İLİM ALLAHın YED-İ KUDRETİNDEDİR

ehl-i zikre cephe almış, “din-i İslam’ı anlatıyorum, öğretiyorum” iddiasında bulunan “Kur’an’ı yaşıyorum” diye kendini kandıran, hikmet  ve marifetullah garibi olma. “Ben biliyorum” hastalığının ismi enaniyyettir. Merhemi tövbe istiğfardır. Şunu iyi bilesin ki, ilim ALLAH’ın yed-i kudretindedir. Senin yedinde değil. Tövbe kapısı kapanmadan tövbe et. Rahmet-i ilahi  sonsuzdur, ihmal etme.                                                           

Sen ve kardeşin birlikte ayetlerimi götürün, beni zikretmeyi ihmal etmeyin. ( Taha Suresi, 42 ).

         Hazret-i ALLAH bu ayet-i celilede  Musa ( aleyhi's-selam )'a hitaben, “kardeşin Harun ( aleyhi's-selam )'la ayetlerimi götürün, beni zikretmeyi ihmal etmeyin” buyuruyor. Dikkat ! ALLAH, elçilerine dahi zikrullahtan gafil olmamalarını emrediyor.

Kim de  beni zikretmekten  yüz çevirirse, şüphesiz onun sıkıntılı bir hayatı olacak ve biz onu  kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz. ( Taha Suresi, 124 ).

Sıkıntılı, çekilmez, tahammülü güç, bir hayatın mı var ? Kuvvet ve kudret-i ilahiye inanıyorsan bu sıkıntın senin için bir uyarıdır, rahmettir. Ama bu uyarının devamına tahammül güçtür. Feraha çıkmak istiyorsan noksanlıkları nefsinde ara. ALLAH’ı zulümden tenzih ederiz. Her ne kılmışsa adalettir Cenab-ı Kibriya ; her kazaya her belaya  kıl rıza, ALLAH kerim.

SÖZ  ALLAH'A  VERİLİR.  BİAT  ALLAH  ELÇİSİNE  OLUR.  MÜRŞİDE  BİAT  VERASET  YOLU  İLE  PEYGAMBERİNEDİR

Bu kapı kıyamete kadar açık kalacaktır. Aksini düşünmek rahmet-i ilahiye ters düşer. “Rahmet-i ilahi dün vardı bu gün yoktur demek” gaflettir. ( Hazret-i ALLAH dağına  göre kış verir ). Bu abd-i acize  manevi vazifemden ötürü inan ve  itimat et. Beraber araştıralım. Ezel-i ervahda “beli”  diyenlerdendin. Dünyada  o  türlü imanının  zuhurunu nefsinde görmeye çalış. Emr-i ilahiye uymaktan seni alıkoyan nedir, araştırıyor musun ? Emr-i ilahi olan beşeri vazifeni yerine getirmek için çaba sarf ediyor musun ? Hemcinsine  karşı faideli olabiliyor musun ? ALLAH’ın yarattığı her şeye karşı sevgi ve merhameti  nefsinde  hissedebiliyor musun ? Bunları hissetmek ve yaşayabilmek rahmettir. İmanlı kulun şahsında zuhuru görülen lütf-ı ilahidir,  rahmettir, İslamiyyettir.

Yukarıda ayet-i kerimede beyan edildiği gibi ALLAH’ı zikretmekten yüz mü çevirdin ? Rabbını sabah akşam bildirildiği şekilde tertib-i ilahinin bahşettiği  rahmet-i ilahi olan virdini terk mi ettin ? ALLAH’a söz vermiştin. Veraset taşıyan  şeyhinin şahsında  Peygamber  Efendimizin  manasına biat etmiştin. Dünya durduğu  müddetçe bu türlü  rahmet-i ilahi her an mevcut olup kıyamete kadar  devam edecektir, inşallah.

“Kullarım rahmetimden mahrum olmasınlar” diye türlü sebeplerle  rahmetini ihsan eden Hazret-i ALLAH “kulum bu rahmetimi görmüyorsa mahşerde de kör olacaktır” buyurdu.

Derviş mürşidinin manevi vazifesinde Peygamberine biat eder. Söz ALLAH’a verilir, biat Peygamber efendilerimize yapılır. Yaşadığı zamana yetişemedin ise her zaman bu türlü rahmet-i ilahi  mevcuddur. Noksan değildir. Veraset taşıyan, izin ve icazet sahibi mürşide biat  edilir. Mürşitten gayrısı kendi ismine biat alamaz. Manevi yardımcıları da mürşidine vekaleten biat alır. Çavuşluk vazifesi olanlarda ders verme yetkisi yoktur. Ancak mürşidine bildirmek kasdi ile tarife verir. Vekaleten biat caiz olup, şer’an vekaletin vekalete vekaleti de caizdir. Günlük virdini tarif ederler. Mürşidine bildirene kadar tarifeli derviştir. Bildirildiği zaman  biatı tamamlanmış olur. Vazifeli halife, nükaba, naib efendiler de ders verirler. Ancak mürşidinin ismine biat alır. Kendi isimlerine biat alamazlar.

Bu saydıklarım  maneviyatın  tertibi olup hikmettir, ferahlıktır. Bu ifade ettiklerim ehline malumdur. Kimsenin hudutsuz yetkisi yoktur. Güç ALLAH’ındır. Şeriatına tabi olduğun ALLAH’ın elçisini, hele şeyhini ilahlaştırma. Kuvvet-i kudret-i ilahi karşısında acizdirler, kuldurlar. Peygamber efendilerimize, ALLAH’ın elçilerine derece ve üstünlük vermeye kalkışma. Hazret-i ALLAH bu türlü  bilgisizlikten  kullarını  kesinlikle men ediyor. Semavi dine tabi olan çok kişiler peygamberlerini  ilahlaştırmakla küfre düştüler, İslamın dışına çıktılar. Aksini düşünmekten Rabbıma sığınırım.

Varisü’n-nebi, nedim-i ilahiyi bul, biat et. Onun şahsında Peygamberine  beyat etmiş olursun. Şüphen olmasın, aksini düşünme. Gayretullaha dokunursun. Tertib-i ilahiyi bilgisizce inkar edenlerden olmayasın. Zararın yalnız nefsine değil. Menfi icraatınla ALLAH’ın kullarının manalarını bilgisizce öldürürsün. İnsaf et, Mahşerde ALLAH seni affetse de, manasını öldürdüğün kişilerin ellerinden yakanı kurtaramazsın. Evet, dünyada zahir ilminden  hayli istifade ediyoruz amma yeterli değil. Tek kanatla kuş dahi uçamaz. Sen nasıl uçacaksın. Uçamıyorsun. İnadı bırak.  Bu abd-i acizin uyarılarına kulak ver. Benlikten kurtul ki, yokluk seni ihata etsin. Bu yokluk kulluk makamının zirvesidir. Yokluk beşere, varlık ALLAH’a mahsustur. Beşer kendine varlık sıfatını mal etmeye cüret ederse, iki cihanda da rezil olur,  sahtekardır. Kur’an-ı Azimü’ş-şan’da mevcut biat hakkındaki ayet-i kerimelerden bir tanesini olsun yazmadan geçemeyeceğim.

HABİBİM SANA BİAT EDENLER ANCAK ALLAH’A BİAT  ETMEKTEDİRLER

Muhakkak ki, sana biat edenler ancak ALLAH’a biat etmektedirler. ALLAH’ın eli onların ellerinin üzerindedir. Kim ahdini bozarsa ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de ALLAH’a verdiği ahde vefa gösterirse ALLAH ona büyük bir mükafat verecektir. ( Fetih Suresi, 10 ).

Bu ayet-i kerimenin zuhuruna umre ziyaretinden Peygamber Efendimiz ve ashabının mahrum edilmesi ve Osman-ı Zi’n-nureyn ( r.a. ) Efendimizin elçiliğinin uzamasının verdiği  üzüntüden dolayı alınan  biat ise de, her mevzuda sık sık görülen biatlar her zaman her hal ü karda geçerli olup emr-i ilahidir. Her hangi bir zamana  mahsus değildir. Dünya durdukça var olacaktır. Rahmet-i ilahidir. Kur’an’ı Azimü’ş-şan’ın kıyamete kadar baki olduğu gibi.

ZİKRULLAH   VELİLİĞİN  DİPLOMASIDIR.  ANCAK  RAZI  OLDUĞU  KULUNA  İHSAN  EDER

"( Resulüm ) sen onların söylediklerine sabret. Güneşin doğmasından önce de,  batmasından önce de Rabbını övgü ile tesbih et. Gecenin bir kısım saatleri ile gündüzün etrafında ( iki ucunda ) da tesbih et ki, sen ALLAH’tan razı olasın, ALLAH da senden razı olsun." ( Taha Suresi, 130 ).   

Tesbih zikrullahın çoğulu olup, tesbihat da tesbihin çoğuludur. Dervişin virdinin esasıdır. "Virdi olmayanın varidi olmaz" denildi. Vird dervişin her gün yaptığı tesbihatıdır, ezkarıdır. Evradı da vardır. Salikin günlük vazifesidir, adetlidir. Maneviyatın tertibidir. Sıhhatli mürşide “huddem”i verilmiştir, yani ağırlığı alınmıştır. Eğer sıhhatli virdin yok ise bu türlü rahmet-i ilahiyi çeşitli desiselerle kabul edemiyorsan, bu asiliğinle ALLAH’tan rahmet yönünde bir şeyler isteye  biliyor musun ?  İstesen de yapmacık olur. Çünkü emr-i ilahiyi emredildiği gibi değil  nefsinin hazzına göre uydurmuşsun. Yokluğu nefsinde müşahede ederek var olan Rabbına hangi ismi, hangi sıfatı ile tazarru ve niyaz edeceksin ? Ferahlıkta kazanmadın ki darlıkta bulacaksın.  Virdin yok. Halik’ına ihtiyaç duymamışsın. Fizik dışı gördüğün metafiziği, tecelliyatı elbet kabul edemezsin. Yüzün kızarmıyor mu ? İhtiyaçlarını arz etmek için başka  isteyeceğimiz merci var mı ? diyorsun. Doğru, elbet yok. Verilen manevi vazife başkalarını hakir görmek, kişiyi ALLAH’tan kaçırmak,  rahmetten ümidini kesmek değil,  haşa. Ehl-i hakıykatı rahmet dışı gösterdiğin için  sen kardeşimi uyarabilirsem vazifemi yapmanın hazzını duyarım, inşallah. Nahl Suresi 43. ayette beyan edildiği gibi Enbiya Suresi 7. ayet-i celilede de :   
Biz senden önce de kendilerine vahiy verdiğimiz erkeklerden başkasını  Peygamber olarak göndermedik. Eğer bilmiyorsanız  zikir ehlinden sorunuz.( Enbiya Suresi, 7 ).

Hazret-i ALLAH’ın “sorunuz” dediği  erbab-ı zikirden eylesin. Amin ve selamün ale'l-mürselin ve’l-hamdü lillahi Rabbi'l-alemin . 
Onlar bıkıp usanmaksızın gece gündüz ALLAH’ı tesbih ederler. ( Enbiya Suresi, 20 ).  
De ki : ALLAH’a karşı sizi gece gündüz kim koruyacak ? Öyle iken onlar ALLAH’ın zikrinden yüz çevirirler. ( Enbiya Suresi, 42 ).
 

Cenab-ı Hakk’ın bu kadar açık bildirisi karşısında ruhi bunalım ve sıklet duymadan zikir ayetlerini  hala tahrife cüret edebiliyorsan, bu yönlü korkusuzca davranışlarını ödülsüz ( ! ) bırakmak haksızlık olur. ALLAH’ın kullarını çeşitli desiselerle ALLAH’ın zikrinden uzaklaştırmak için bütün var gücü ile rahmet-i ilahiyi tahrif eden kişiye ALLAH’ın verdiği sıfat ve isimle ödül madalyonunu okuyayım  : “ZALİM”. Ey benim tefekkürsüz kardeşim, lütfen bu sıfattan kurtul. Kurtulmak için ALLAH’ın tertip ve tanzimine riayet etmeye mecbursun.                                                                                                                                          

MÜRİT   VE   MURAT  

“Küllü şey’in sebeba” buyuruldu. Her şeyin sebeplerle  elde edileceğini bildiriyor, Halik-ı zü’l-celal.  Gafil olma. Ayet-i kerimenin sonunu tekrar ediyorum : Rabbının sabah akşam zikrinden vaz geçenleri, zikrullahtan sarf-ı nazar edenleri Rahman’dan kim koruyacak?. Virdini  bırakıp ALLAH’ın isim ve sıfatlarını zikretmeyi nefsinde, her toplumda ALLAH’ı yad etmeyi terk edenler, yalnız bu yönlü rahmet-i ilahiden mahrum olmakla kalmazlar. Ayrıca, Rahman’ın  azabından onları kim kurtaracak ?. Çok  acı amma  gerçek bir uyarı : ALLAH’a söz verip de sözünde  durmayan, vaad edip de vaadini  umursamayan, ALLAH’a yeteri kadar inanamayan, her vardığı menzilde sofra bekleyen, öz olarak dünyevi bir menfaat görmediği şeylerden haz duymayan, başkalarının teşviki ile ehline biat etse de, o kişinin inancında menfaat-i dünyanın daha fazla ağırlıklı olduğunu, tutumunda, muamelatında, ibadet ve taatında, hulasa her icraatında iman zaafını  görmek  mümkündür.

Verdiği sözü ve ahdi ömrünün nihayetine kadar haz duyarak samimiyyetle  götürebilenler ise, verdiği sözde  sebat ettiklerinden dolayı inançları taklidi de olsa rahmet-i ilahiden mahrum olmayacaklardır. Tasavvufta bu gibi kimselere “mürit” denir. İstisnai yaratılmış, ezel-i ervahta tereddütsüz “beli” diyen ruhlar “murad”dır. Bu bahtiyarlar dünyada da istisnai yaratılmışlardır. Hazret-i ALLAH bu türlü kullarının dünyasını adaleti icabı kafir olarak sona erdirmez.  Derecelerini yüce kılar. Çünkü dünya kazanç  yeridir. Zarar yeri değil. “Ezel-i ervahda imtihanı veremeyen ruhlara rahmetimden istifade etsinler diye.”  Rabbımın sonsuz rahmetinin tecelli yeridir dünya. “Mürit niyazdadır, murat nazdadır.”

Eser-i Gavsiye’de Abdulkadir Geylani Hazretlerine vesile ile buyurdu  Hazret-i ALLAH : Bazı kullarımı cennet için, bazı kullarımı da cehennem  için yarattım. Bazı kullarımı da zatım için yarattım. Ya Abdulkadir, sen o kullarımdansın. (Kitabı  Gavsiyeden alınmadır) Rabbımı  zulümden tenzih ederim.  Beşerin  ölçemeyeceği  ezel-i ervahla ilgili rahmet-i ilahi ve tertib-i ilahiyi öğretiyor, Hazret-i ALLAH ( c.c. ): Aczini bil, zevkini al. Akılla mantıkla  ölçemezsin. Asıl olan madde değil manadır.

Cebriye ve Kaderiye  mezhebinin gerçeklerle bağdaşmayan, tertib-i ilahiye ters düşen inançlarına iltifat etme. Cüz’i iradeni unutma. Hakıykatleri yeteri kadar ölçemeyeceğini bil ve anla. Yolunu seç. Hurafa ve bidatlardan  nefsini korumayı bil. Sahte şeyhlerden, sahte dindarlardan, ALLAH’a yeteri kadar inanmayan dinsiz, mezhep ve meşrep kabul edemeyen, ALLAH’ın kitabı Kur’an-ı Azimü’ş-şan’ı nefsinin hazzına göre  değerlendiren, "ALLAH’ın kulu yalnız biziz" deyip, rahmet-i ilahiyi dar çerçevede gören ve göstermeye çalışan, bilge geçinen, hakikatları tahrif ederken zevk alan, dünyanı ve ahiretini karartmak için programlanmış, insan suretinde alim geçinen zalımdan da kaç. Her mevcudun güzel  bir tarafı vardır.  Onu bul. Onu bil.  Onunla bir ol, denildi.

Her türlü mizaca sahip ademlere benzer yönlerimiz mutlaka var, anlaşabiliyoruz. Fakat hakikatta ters düştüğümüz yönlerimiz taraflarımız var. Onu da hoş görmek insanın kemalatının ölçüsüdür. Topluma  ve inançlarına ters düşen fikrini “yetkim var” diye, “benim  gibi düşünmüyor” diye gayrı ya tahakküm etmek ne İslam’a, ne de insana yaraşır. Bu tür kişinin insan haklarından bahsetmesi düzenbazlık değil de, nedir ? Gördüğüm kadarı ile bu noksanlıklar kültür ve görgü noksanlığından doğuyor.          

HABİBİM  SEN  ONLARI  YÜZLERİNDEN  TANIRSIN KONUŞMALARINDAN DAHA İYİ  TANIYACAKSIN

O türlü kişileri konuşmasından ve icraatından tanırsın. Beni Adem’de emr-i ilahiye mugayir bir hal müşahede ettinse yardımcı ol. Yardımcı  olamıyorsan ıslahı için dua et. Sakın buğz etmeyesin. Gayretullaha dokunursun.  Sende de aynı hal zuhur edebilir. Günah işlemeye müsaitsin. Peygamber efendilerimiz gibi masum yaratılmadın. ALLAH’ın rızası bu türlü insancıl tutumları gerektiriyor. Aksine icraat insanlık değil, din hiç değil.

“Habibim, sen onları yüzlerinden tanırsın, konuşmalarından  daha iyi tanırsın” diye Hazret-i ALLAH’ın buyurduğunu zamanımızda daha açık seçik tanımak mümkün. Bu türlü şahsiyetlerin, imansız ve inançsızlığını açıklamakla “aydın ve ilericiyim” hazzı ile hayatını düzene koymuş, hakikat bilgisi olmayan, iman fukaralarının da şerlerinden Rabbıma sığınırız. 

Bazı gerçekleri bilmeden dindar yaşadığını zanneden hakikat fukaraları, iman fukaralarının  yaptıkları icraatların, hareketlerin, sözlerin ister hayır, isterse şer aksini yapmakla  ibadet ve taat yapmış gibi zevk aldığını zannedenler bu tutumları ile   kanun-ı ilahinin hikmet yönlerini göremezler. Aldığı tedrisatın hikmet-i ilahiyi yeteri kadar yansıtmadığını ehli her an müşahede eder. Gerçeği yaşamaya çalışır ve yaşar. Bu gerçek yaşantıyı umuma yansıtamamasının sıkletini  taşır. Bundan evvel abd-i aciz, yazmaya çalışıp, izah ettiğim hikmetler kaç alimin tedrisatına uygun düştü ? Birlikte tefekür edelim !...

“Hikmet mü’minin kayıp malıdır. Nerede bulursa  alsın” hitabını  iyi düşün. Arif olmak için irfaniyyet tedrisatına muhtaçsın. Bu ilimse ALLAH’ın yed-i kudretindedir ve tertib-i tanzim-i ilahidir. İrfaniyyet tedrisatı görmeyen arif olamaz. Arif olmayan kişi de maddenin felsefesini yapıp izah etmekte mahirdir fakat mananın garibidir.

“İlim Çin’de ise de siz onu alınız” hitabı da onu etkilemez. Medeniyet, teknoloji, demokrasi, cumhuriyet ve her türlü kıyafet ve siyaset kendi inancının hilafına olduğundan bu fikre karşı çıkmayı dindarlık zanneder. Bilmez ki, ALLAH’ın haram kıldığı dışında her güzellik dindir islâmiyettir; çirkinlik din değildir. Güzellik ve çirkinlik ölçüsü ALLAH’ın kanunlarına göredir. Nefis günah-ı kebairi dahi güzel görebilir. Nefsani ölçü her kişiye göre olmayıp, kanun-ı ilahiye göre nefsini terbiye etmiş seçkin kullara mahsustur. Bu türlü terbiye yetkisi Peygamber efendilerimize mekarim-i ahlak olarak verilmiş, dolayısı ile varislerinde de kıyamete kadar devamı rahmet-i ilahi icabıdır. ALLAH tarafından Peygamber Efendimizin şahsiyetinde zuhuru ve tebliği ile vazifesi ALLAH tarafından verilen ALLAH’ın kulları yer yüzünde her zaman  vardır. Bul ! Bulamadınsa merciinden sor ve tabi ol ki, kanun-i ilahiye uygun olasın.   Sakın  zahiri bilge kişilerden  sorma. Onlar o türlü  rahmet-i  ilahiyi idrak eden ilmin garibidirler. Kuyumcunun yapacağı müzeyyen ziyneti güzelleştirmek için demirciye götürme. Ehline verebilemiyorsan samimiyetle Hazret-i ALLAH’a sor:

“Çok tel kırılır kanun-ı sine-yi cihanda
Na-ehline mızrab-ı tasarruf verilince.”

Na-ehle iltizam etme. Verilen sermayeyi boşa sarf etme. Bir daha vermezler. Müflis olursun. Rahmet-i  ilahi her zaman  mevcut olmasa idi, bazı kullarına rahmet, bazılarına da zulüm  etmiş olurdu. Rabbımı bu türlü zulümden tenzih ederim.                                       

Biz her ümmete ( kurban kesmeye uygun ) hayvan cinsinden kendilerine rızık olarak verdiklerimiz üzerine ALLAH’ın adını zikretsinler diye kurban kesmeyi gerekli kıldık. İşte ilahınız bir tek ilahdır. O halde ona teslim olun.   ( Habibim ) sen muti ve mütevazı olanları müjdele. ( Hac Suresi, 34 ).

Tavuk ve horozda kurban olur deyen bilgelerin  şerrinden rabbıma sığınırız adem safiyullatan şeriatı muhammediye kadar kurban kesile gelmiş kuranı azimü şanda rabbımın verdiği nimetlere şükrane olarak peygamber efendimize farz kılınmış kevser rahmetinden bir nebzede olsa ihsan edilen hali müsait nisaba malik olan kullara vacip kılınmış hac farizası kısmet olanlarada hac nevine göre temettu ve haccu kıranda kurban vacip kılınmış haccu ifrat ise yerli halka mahsus hac usulü kurban üzerine vacip ise elbet vecibeyi yerine getiriyor ifrat hac için kurban vacip değil kurban olacak hayvanlar nevisine cinsine  yaşına vedişine bakılmasını zamanımıza kadar hazreti kuranda peygamberimiz efendimizin mübarek yaşantılarında bariz görüle gelen vecibeyi güya merhamet tellallığı yaparak ümmeti muhammedi kurban ibadetinden ve taatından dolayısı ile fakirle zengin arasındaki sosyal kaynaşmadanda mahrum edercesine birkaç sene arasında bu rahmeti ilahiyeye karşı tavur alan bilge kişilerin türediğini milletce ğördük hazreti ALLAH böyle ve buna benzer bilge kişilerin şerlerinden imanlı kullarını korusun amin !...      

ONLAR  ALLAH’I   ZİKRETTİKLERİ   ZAMAN  KALPLERİ  TİTRER,  BAŞLARINA  GELENE  SABREDERLER

 sadık ehl-i zikrin ALLAH’ı zikrettiği zaman kalblerinin titrediğini, başlarına gelen, nefsin hoşlanmadığı hadiseleri sabırla karşılayıp rızık olarak verilen nimetlerden muhtaçlara infak etme zevkinin hazzını alan, rahmet-i ilahi ile bezenmiş bahtiyar kulları Hazret-i ALLAHc.c Onlar öyle kimseler ki, ALLAH zikredildiği zaman kalpleri titrer. Başlarına gelene sabrederler. Namaz kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden ( ALLAH için ) harcarlar. ( Hac Suresi, 35 ). 

           Dikkat edilirse hikmet-i ilahinin özünün zikrullah ALLAH her hal u karda beyan ediyor.   

NAMAZ, ORUÇ, HAC VE  ZEKAT  EMR-İ  İLAHİDİR. KULLARIN  KAZANÇ  VE  KEMALATINA  SEBEPDİR. İSLAM'IN  ŞARTI  OLAMAZ

Eğer namaz, oruç, hac ve zekat İslam’ın şartı olsa idi, dünyaya gelenler İslam fıtratı üzere gelmeyip emr-i ilahi terettüp edene kadar gayr-i müslim olurlar idi. Eğer gerçek bilinse idi, ümmet-i Muhammed'de ihtilaf olmazdı. Çünkü tembelliğinden dolayı emr-i ilahiyi ihmal eden, inkar etmeyen kulu bu gafletinden ötürü  İslam’dan soyutlayamazsın. İslam’ın illa şartı deyeceksek bir olan ALLAH’ın iradesine bağlanmak İslamiyyettir.

           Emr-i ilahi olan beş vakit namazı Peygamber Efendimizin tarifi veçhiyle icra ettiğimiz zaman her rüknünde ALLAH’ı zikretmekten başka bir hal görmek mümkün değildir. Emr-i ilahi namazın farzı olan kıyam, kıraat, rüku, sücut, kaide-yi ahire, hulasa kül olarak namaz zikr-i hal ve lisan zikrinden müteşekkil olup, küllü rahmet-i ilahidir. Namaz zikrullahdır. Hac farizası dahi esmalarla bezenmiş hal ve emr-i ilahiye harfiyen uyması itibari ile nefse ağır gelen, buna rağmen imanın eseri olan sadakati gerektiren ibadet ve zikrullahtır. Zekat  vermek de,  almak da emr-i ilahi olup, verenin imanının eseri olarak emr-i ilahiye uygun, ALLAH için, nefse ağır geldiği halde zevkle verebilen ve “Rabbımın tertibidir” diye  yaratanına sitem etmeden alan fakirin de bu hal ve hareketleri sadakattir. Tertib-i tanzim-i ilahiye riayettir. Özü zikrullahdır. İmandır. İslamdır..                                                   

TEVHİT

Kelime-i tevhidin mana ve anlamını manamızda ve maddemizde  acabasız yaşadığımız zaman bariz görülür ki, yaratılışın sırrı, semavi dinlerin  özü, dört kitabın ve suhufların ihtiva ettiği  mananın aslı tevhittir. Tevhidin dört mertebesi  vardır : “Kelime-i tevhit, tevhid-i sıfat, tevhid-i e’fal, tevhid-i zat.” Bir kimse lisanen kelime-i tevhidi telaffuz ediyorsa, beşere verilen ölçüye göre o kişi müslümandır. Bu ölçü beni Adem için yeterli olup, Peygamber  Efendimizin de beyanları bu vecihledir.

           “ALLAH'TAN BAŞKA İLAH YOKTUR, İLLA ALLAH VARDIR” diyorsa bir kul, o anda biz acizlerin başka yönlü ileri geri fikir beyan etmemiz  muhaldir, tehlikelidir. Gerçekleri ölçmek ancak ALLAH’a mahsustur. Haddini bil. Haddi aşmayasın. Tevhidin anlamına ters düşen hallerini görebiliyorsan kabiliyetin ve ilmin nispetinde uyarmaya çalış, o ademi : ALLAH’ın rahmetinden  ümidini kestirmeden... Cennetlik  ve cehennemlik  ölçüsü ALLAH’a mahsus olup beşer ölçüsü bu kadar ileri gitmemeli. Kulluk sıfatına leke düşürür. Hüküm ancak ALLAH’a mahsustur. Beşer bu türlü  ilim ve bilgiye muktedir yaratılmadı. Peygamber efendilerimizin de ölçüleri dışındadır. İnsan nereye  kadar muktedir ? Bu rumuzu iyi bilmek lazım.

           Bu türlü bilgi ve ilme bugün daha çok muhtacız. Yoksa hurafe ve bidatlara yönelmek kaçınılmaz olur. Nefis dini  akılcı prensiplerine  uyduruverir. Hani kadının ineği kayıp oldu. Şöyle niyaz edermiş : “ALLAH hocanın nazarından saklasın” dermiş. “Teyze niçin böyle söylüyorsun” diye çıkışınca   cevaben : “Yavrum kitabına uydurur da yeyiverir ” demiş.  Gerçek  hoca efendilerimizi  tenzih ederim. Ne kadar acıdır ki bizler “hoca” kime denecek onu da bilemiyoruz. Camilerde hizmet yapan tüm kişilere bu sıfatı hemen yakıştırıyoruz.  Her gördüğümüz sakallıya “dede” dediğimiz gibi. Bu türlü anormal hadiselerin mayası  bilgisizlik  ve  cehalettir. 

BÜTÜN  SEMAVİ  DİNLER  İSLAMİYYET'TİR

Bütün semavi dinler İslamiyet'tir. "Peygamber efendilerimizin getirdiği şeriatlarına tabi olanlar da müslümandır." “ALLAH’tan başka ilah yoktur, ALLAH vardır” diyen her kim ise Kur’an-ı Azimü’ş-şan’da belirtildiği gibi, hangi şeriata tabi olursa olsun müslümandır. Hazret-i Kur’an’ı hislerinin esiri ve geçmiş hadiselerin mahkumu olarak değil kasd-ı ilahiyi, rahmet-i ilahiyi bir nebze yaşayarak, bu yönlü  zevkini  alarak mütalaa edersen  dünyaya ve yaratılan  her şeye bakış ve görüşün değişecek, kimseye eza ve zulmü reva görmediğin gibi, ALLAH’ın rahmetini başka türlü düşünemeyecek ve kimseye su-i zan edemeyeceksin. Yaratılışın sırrının rahmet, gene rahmet olduğunu iyi anlayacaksın. Fakat sebebine tevessül edeceksin. Bu rahmetin meyvesi  zikrullahtan gafil olmamak, ehl-i aşkın aşkı ile istihza etmemek, şeriat üzere yaşanan tarikat ve tasavvufa karşı hasmane tavır takınmamak. Bütün  semavi dinlerde mevcut iken en mütekamil “şeriat-i Muhammedi de tasavvuf ve tarikat yoktur” diye  inanan insanları rencide etmemek.    

İNSAN  HAKLARI  VE   LAİKLİK

İnsan hakları ve laiklik İslam’ın özünde vardır. Manaya bakıldığı zaman gerçek budur. Bütün akl-ı selim insanların üzerinde hassasiyetle durdukları insan haklarının anlamı, düşünce hürriyeti ve inanç hürriyetidir. Bu ikisinin ihlalinden devletler, toplumlar perişan olmuş, nice ocaklar sönmüş, manalar sönmüş, kişiler huzursuz bırakılmış. Bu türlü hallere insan hakları ve özgürlük demek uygun ise o uygunu dünyaya gösterelim. Hazret-i ALLAH ne buyurdu ? iyi anla : “Leküm dinüküm, veliye din” ( senin dinin senin, benim dinim benim ).

İşte insan hakları, işte ALLAH’a inanan kişilerin laiklik anlayışı. Muhtaç olduğumuz hayat nizamı Peygamber Efendimizin ve efendilerimizin dünya hayatlarının zamana ve emr-i ilahiye göre ümmetlerine örnek olarak tebliğ ettikleri emr-i ilahilere yalnız nefs gözü ile bakan kişinin görüşü yeterli olamaz. “Olur” diye ısrar ederse ki, öyle oluyor : O zaman maddeci ve materyalist olur, maddenin felsefesini iyi yapar. Mana gözüne ihtiyaç duymaz. Terazisi akıl, dirhemi maddenin felsefesidir. Esasta ALLAH’ın emrinin hilafına ahkam kesmek kimsenin haddi değildir.

EY  İNSAN,  BU ALEMİ   BEN YARATTIM,  SEN DÜZENE  SOKACAKSIN

“Ey insan ! Bu alemi ben yarattım, sen tanzim edeceksin” hitabına kulak ver. İyi anla. Tertib-i ilahi olan beşeri vazifelerini ihmal etme. Sorumlusun.  Hazret-i ALLAH bu kadar yetki ve güç vermiş sana. Kullanmayı bilemez isen hesabı sorulacağını unutma. Beni Adem’den başka mahlukata bu türlü yetki verilmemiştir. “Yer yüzünde halifemi yaratacağım” hitabının anlamını iyi düşün ve senin yapman gereken icraatını da ALLAH yapsın diye kanun-ı ilahinin dışına çıkıp ukalalık yapmayasın. Elbette ALLAH kerimdir : Amma kerimin kuyusu derindir.

ALLAH'IN  İSMİ  BOL BOL ZİKREDİLEN  MANASTIRLAR, KİLİSELER,  HAVRALAR  VE MESCİDLER  BİZİM RAHMETİMİZ OLMASA İDİ YIKILIR  GİDERDİ 

Onlar başka değil  sırf “Rabbımız ALLAH” tır” dedikleri için, haksız yere yurtlarından çıkarılmış kimselerdir. Eğer ALLAH bir kısım insanları diğer bir kısmı ile def edip önlemese idi mutlak surette içlerinde ALLAH’ın ismi bol bol zikredilen manastırlar, kiliseler, havralar ve mescitler yıkılır giderdi. ALLAH kendisine  yardım edenlere muhakkak surette yardım eder. Hiç şüphesiz ALLAH güçlüdür, galiptir. ( Hac Suresi, 40 )

Ne acıdır ki, ALLAH’ın sonsuz rahmetini idrak edip, manevi gıdasını, zevkini, imanın tecellisini zikrullahta bulan, mutmain olarak dünya ve ahiretin zevkini rahmet-i ilahiye yakınlığı ile idrak eden, havf u reca üzre hayatını idame ettiren bahtiyar kullar tarih boyu horlanmış, küçümsenmiş. Rahatsız edildikleri yetmiyormuş gibi zaman zaman yurtlarından da çıkarıldıklarını Hazret-i ALLAH bildiriyor. Ehl-i tevhide karşı kötülük yapanların kötülüklerini bir kısım insanlarla defedip önlemese idi, Hazret-i ALLAH’ın bol bol zikredildiği manastırlar, kiliseler, havralar, mescitler yıkılır giderdi : “Bazı kullarımı bu türlü rahmetimin idamesi için yarattım. Onlar ALLAH’ın yardımcıları ve dinlerinin de hizmetkarıdırlar. ALLAH da onlara yardım eder. Şüphesiz ALLAH güçlüdür, galiptir.”

ALLAH’a inandığını söyleyen muhterem kardeşim, hakikatte nefsani ve emr-i ilahi karşısında akılcı ölçülerini lütfen bırak da, Hazret-i ALLAH ne buyuruyor ? kulak ver. ALLAH’ın varlığına yeteri kadar inanmadınsa bu hakikatleri göz görmez, kulak duymaz. Kalp bu gerçeği düşünemez. Zira Hazret-i ALLAH “gazap mührü ile mühürledim” buyurdu. Rahmet-i ilahi : O mührü gene biz açarız” buyurdu. Bu hastalığın devası zikrullahla, tövbe istiğfardır. Rahmet-i ilahi bu kapıyı kıyamete kadar açık tutuyor. “Kur’an’ı  yaşıyorum” diye kendini aldatıyorsun. “Aynası iştir kişinin lafa bakılmaz.”  Laf ebeliğini bırak.  Derviş Yunus’a kulak ver :  

Gaflet ile "Hakk'ı buldum"  deyenler, Er yarın Hak divanında bell'olur.
 

Anlamını belirtmeye çalıştığımız Hac Suresi 40. ayet-i celileyi hala anlamak istemiyorsan, bütün dini mabetleri bencillikle horluyor, ALLAH’ın zikrinin yapıldığı her yeri tahrif etmeye, ehl-i zikri zikrullahtan men etmeye yelteniyorsan “bu ayet senin için inzal olmuş” dersem doğru söylemiş olmuyor muyum ?..

 Peygamberimiz Efendimiz ( s.a.v. ) buyurdular ki : ALLAH’ı zikreden diri, zikretmeyen ölüdür. ALLAH’ın zikri olan ev diridir, zikir olmayan ev ölüdür. Sakın ha ! Alışkanlık haline gelen, zikrullaha aykırı düşen ilminle ahkam kesmeye kalkışmayasın. Zikir namazdır, oruçtur, hacdır, zekattır deye manayı saptırmaya kalkışma. Yemin ederim yaptığın tahribatın hesabını veremezsin. Namaz kılmayan, ramazan orucunu tutmayan, hac farz olup da farizayı ifa etmeyen, dinen zengin olup da zekatını vermeyen hiç ehl-i zikir gördün mü ? Tevhidin dışına çıkanları örnek göstermeye kalkışma. Mecnunlar tevhidin ölçüsü değildir.

“Şeriatsız tarikat, tarikatsız marifet, marifetsiz hakikat olmaz” buyuruldu. Bu rahmet-i ilahiler kül olarak şeriattır. Yolunu şaşıranların günahlarında çarpık düşünen alimlerin de mesuliyetinin olduğu görülmüyor mu ? Aşırı ve kökten dincilerin bu halleri de senin eserindir. Göremiyor musun ? Başka ne bekliyordun ? Ekin ekersen, ekin biçersin ; arpa ekersen, arpa biçersin. Maksadım kimseyi horlamak ve küçümsemek değil. Emr-i Peygamberi olarak bu abd-i aciz vazifemin icabıdır, lutfen kabul et.

ALLAH’A  İMAN

İnanmadığımız ALLAH’a ibadet etmeyelim. Evvela inanalım. Sonra ibadet edelim. İman etmeyen kişiyi “vazife yapıyorum” zannı ile ibadete teşvik etmeyelim. ibadetlerin herhangi bir kişiye farz olması için kendini tanıması lazımdır. Aradaki bu zaman ALLAH’ı bilmek için yeterli kılınmış. Amentüye iman imanın şartıdır. Bu şartlardan bir tanesi noksan oldu mu, iman noksan oluyor. Kül olarak inanmıyorsa  imansızdır. Teklifata tabi olmayan kişiden biat alınmaz. Çünkü biat teklifat-ı ilahinin emr-i ilahinin dünyada tekrarından başka bir şey değildir. Ezel-i ervahta verdiğimiz ikrarın tekrarıdır. Söz ALLAH’a verilir. Biat Peygamber Efendimize yapılır. Efendimiz ceseden yer yüzünde mevcut değilse ALLAH’ın tertib-i tanzim-i ilahi olan varisü’n-Nebi nedim-i ilahi’nin şahsında Peygamber Efendimizin ruhaniyyetine biat edilir. Anlamı odur. Tertib-i tanzim-i ilahi budur. Tevhidin de anlamı budur .

VAHŞİ   TARİK

Bu yetki verilmemiş, kuruntularının, nefsinin ürettiği hallerle, ALLAH’ın zatına mahsus varlığı nefsine mal ederek, şeytanı dahi şaşırtıp hayrette düşüren, "yol kesici, ölü soyucu" bu isimler mutasavvifinin sahte şeyhlere yakıştırdığı isimlerden yalnız ikisi olup, evvelce belirttiğim gibi bazıları iyi insanlardır. Bu türlü hakikat ölçüsünün olmamasından kaynaklanan hakıykat fukaraları. Ölçü beşeri ölçü değil. ALLAH’ın tertip ve tanzimidir. Salike hilafet, silsile-yi meratip, izn-i icazet sahibi şeyh efendiye manasında ALLAH tarafından verilen emirle tebliğ edilir. Gayrısı yanlıştır, tehlikelidir. Nazar-ı ilahiden mahrumdur.

Bugünkü gerçek ehl-i tarikin çektiği işkence ve eza na-ehlin tutumundan, dini tedrisat gören kişilerin de felsefeyi benimsemelerinden kaynaklanıyor. Nakil olan din-i İslam’ı akıla dönüştürmelerinin perişanlığını yaşıyoruz. Buna rağmen ümitliyiz. Şöyle ki : Dünden bugün beşer salaha gittiğini her sahada daha iyi görebiliyor.

Dünya ve ebedi yaşantımızı dengeli götüremedik. Tek taraflı düşündük. Tek taraflı çaba gösterdik. ALLAH’ın emrini Peygamber Efendimizin tebliğini umursamadık : “Sizin en hayırlınız dünya için ahiretini, ahireti için dünyasını terk etmeyendir.” “İki günü biri birine eşit olan ziyandadır.” “İlim Çin’de ise de siz onu alınız.” “Hikmet mü’minin kayıp malıdır. Nerede bulursa alsın.” Peygamber Efendimizin bu türlü uyarıları da bizi uyarmaya yetmedi. Tertib-i tanzim-i ilahiyi anlayamadığımızdan öyle hale geldik ki, ne dünya, ne de ebedi  hayatın gerçeğini anlayamadığımızdan iki tarafı da götüremedik. 

“Ey insan bu alemi ben yarattım sen düzene sokacaksın” hitab-ı ilahisini de ters anladık. Gavur ve kafir dediğimiz Ehl-i kitap İslam’ın bu yönünü, bu hitab-ı ilahiyi bizden iyi anladılar. Biz de yeni yeni muasır milletler seviyesine çıkmak mecburiyetinde olduğumuzu anladık ve icraata başladık. Rabbımız muvaffak kılsın, amin. Bilcümle geri kalmış ülkelere de ALLAH lutfetsin, şuur versin, amin. Ve selamun ale’l-mürseliyn ve’l-hamdü lillahi Rabbi’l-alemin.         

ALLAH’I  ZİKREDEN  KİŞİYİ  HOR GÖRENE  ZİKRULLAHI  UNUTTURURUZ 

İşte siz onları alaya aldınız. Sonunda onlar ( ile alay etmeniz) size beni zikretmeyi unutturdu. Siz onlara gülüyordunuz. ( Mü’minun Suresi, 110 ).

Bu ayet-i celileyi bilmem izaha ve tekrar etmeye lüzum var mı ?                                                 

Bir takım evlerde, yani camilerde ALLAH onların rifatlendirilmesine ve içlerinde isminin zikrolunmasına izin verdi. Onlarda sabah akşam ona tesbih ederler. Öyle rical ki, ne alım, ne satım ve ne ticaret onları ALLAH’ı zikirden, namaz kılmaktan , zekat vermekten alı koymaz. ( Nur Suresi, 36,37 )

Bu ayet-i kerimeyi görüp de zikrullah üzerinde yerli ve yersiz ahkam kesenler, “zikirden kasıt namazdır, oruçtur, zekattır” diye mana yolunu kesmeye çalışanlar “din-i İslam’ı anlatıyorum emr-i ilahiden bahsediyorum” derken başka bir kastı yoksa Hazret-i Kur’an’daki bu ve buna benzer ayetler karşısında mesuliyet duyamıyorlar mı ? Ehl-i zikre, ehl-i aşka karşı zulüm ettiklerini anlayamayacak kadar duygusuz mu bunlar ? Yoksa gazab-ı ilahi mührü ile mühürlenmişler mi ? ALLAH tarafından lutfedilen manevi bir vazifenin mesuliyetini Rabbımın lutf-ı ihsanı ile idrak edip, zevkle, seve seve taşıyan bu abd-i acizi, bazı hakikat fukarasının gerçekleri tahrifi beni kahrediyor. Yalnız bu abd-i acizi mi ? Hayır. Gerçek ehl-i zikri, ehl-i tevhidi, ehl-i tariki, ehl-i hali, hulasa ehl-i mutasavvifini rencide edip, manaya yeteri kadar intibak edemeyen yarım dervişlerin çoklarını sırat-ı müstakimden çıkardıklarını ne zaman anlayacaklar ? Sen benim din kardeşimsin. ALLAH’a ve Resulüne inanıyorsun. Hazret-i Kur’an ALLAH kelamı iyi biliyorsun. Öyle ise rıza-i Bari için tefsir-i Kur’an’ı beşeri hislerinle değil, nefsinin tesirinde kalmadan, her branşta ehil kişilerle yap. Yaşadığın zamana mahsus içtihada uygun ayetleri içtihadınızı kullanarak ümmet-i Muhammed’i feraha çıkarın.       

MܒMİN, MÜSLİM, KAFİR, MÜNAFIK,  GAVUR ( ATEİST )

Cemi insanların ALLAH’ın emirleri karşısında ittifak etmelerini sağlamak güç olmayacaktır. İnanan kesim yeter ki, mutmain olsun. O zaman bütün insanlar İslam’ın ne olduğunu anlayacaklar. Bütün  semavi din salikleri şu halde     "ALLAH’tan başka ilah yoktur" diyorum, ben de müslümanım” diyecektir. Peygamberimiz  Efendimiz de böyle buyurmadılar mı : "La ilahe illa ALLAH, deyen müslümandır, kardeşimizdir. Kanı, katli haramdır. Gayrı hüküm ALLAH’a mahsustur." Beşerin ölçüsü kelime-i tevhidin manasını  ölçmeye yeterli değildir. Rahmet gözü ile bakabiliyorsan görürsün. “Mü’minin ferasetinden kaçının. Onlar ALLAH’ın nuru ile bakar” buyuruldu. Hangi lisandan olur ise olsun aynı manayı ifade ediyor ise beşerin  ölçüsüne göre müslimdir. Anlamını yaşıyorsa mü’mindir. Tevhit dinini kabul etmiyorsa müşriktir. Emr-i ilahiyi kabul etmediğinden kafirdir. ALLAH’ın varlığını kabul etmiyorsa gavurdur. Bugünkü deyimle ateisttir. İnanıyormuş gibi görünüp de kasıtlı inanmayanlar münafıktırlar.

Bizim muhammedi  olarak alışa geldiğimiz her hangi Peygamber efendilerimizin şeriatına tabi olur ise olsun “Muhammed Resullullah demedi ise kafirdir, gavurdur” deme hastalığından Rabbım ümmet-i Muhammedi kurtarsın. Bütün semavi dinleri de kurtarsın. Çünkü Muhammedilerdeki bu hastalığın virüsü, mikrobu bizlere de o taraftan geldi. “Benim Peygamberim senin peygamberinden daha üstündür” deye deye Kur’an-ı Kerim’de bu türlü zihniyetten sarih ayetlerle men edildiği, arzda tecelli ettiği ve  iman etmiş kişilerin yaşantılarında da  müşahede edildiği halde bu hastalıktan hala kurtulmayı düşünemiyoruz. Bilmemiz gerekirdi : Peygamber efendilerimizin cümlesi  ALLAH’ın elçileridir. Kendi kendilerinin halıkı değiller. Her hangi bir şeyi de basit de olsa yaratmaya muktedir değiller. Kullarının kemalatına göre Hazret-i ALLAH elçilerini ilmi ile bezedi, biz acizler için rahmet-i ilahi olarak gönderdi. Hazret-i Halık-ı zü’l-celal kullarına kabiliyetlerine göre seçme yetkisi verdi. Aynı şeriatta kaldı ise onu da makbul kıldı. Bu hakka dair Kur’an-ı Kerim’de çok ayetler vardır, iyi oku !.

ALLAH’A  İNANAN  EHL-İ  KİTABA  "KAFİR VEYA GAVUR"  DEYEMEZSİN

Şüphe yok ki iman edenler, yahudiler, nasrani ve sabiilerden kim ALLAH’a, ahiret gününe inanır, bununla beraber salih amelde bulunursa, elbette onların Rableri katında ecirleri vardır. Hem onlara korku da yoktur. Onlar mahzun olacak değillerdir. ( Bakara Suresi,  62 )

Kur’an-ı Azimü’ş-şan’da buna benzer ehl-i kitabdan bahisle, inanan kullarını taltif eden çok çok ayetler mevcut iken, ehl-i kitaba karşı bu tutum ve düşmanlık niye ? Bu gerçekte Rabbımın bahşettiği imkanlarla hemfikir olalım. Ehl-i kitaba samimiyetle soralım : Muhammed ümmetine karşı bu düşmanlık niye ? Bu yönlü emr-i ilahi mi var ?  Zebur’da mı var, Tevrat’ta mı var, İncil’de mi var, suhuflarda mı var ? Hayır !.. Bütün semavi dinlere mahsus bütün kitapların özetini de kapsayan Kur’an-ı Kerim’de yok. 

TERBİYE  ALLAH'IN TERTİB  VE  BİLDİRİSİNE  GÖREDİR, RUHİ   VE  NEFSİDİR,  EDEPDİR,  KULUN   İRADESİNE  VERİLMİŞTİR.

“Beni Rabbım terbiye etti, ne güzel terbiye etti” buyurdu, Hazret-i Resulullah ( s.a.v. ). Beni Adem dıştan değil, içten terbiye olur. Dıştan alınan terbiye kalıcı değildir, dıştadır. İçeriye hulülü suretadır !..

Adab-ı muaşeret.. Denilir ki, “ayıp olur”dan başka kötü fikirlerin icraatını engelleyecek başka bir meziyeti yoktur. Bütün çirkinlikler pusudadır. Fırsat kollar. Fırsat buldu mu onu engelleyecek, “ayıp olur”dan öte gitmeyen yaşantısının melanetlerini engelleyecek gücü yoktur. İşte Rabbımın terbiyesi ile terbiye olmamış insanlara  mürebbi olarak lutfedilen ALLAH’ın elçileri tertib-i tanzim-i rahmet-i ilahi dünya ve ahiret bizlere Cenab-ı Hakk’ın lutf-ı ilahisidir.

Beni Adem terbiyeye muhtaçtır. Peygamber Efendimiz buyurdular :  “Bütün çocuklar İslam fıtratı üzere dünyaya gelir. Terbiyecisinin terbiyesi ne ise öyle olur.” “Bilcümle Peygamber kardeşlerim mekarim-i ahlak üzere geldiler. Manevi ahlakı tarif ve talim ettiler. Beni de Rabbım mekarim-i ahlakı tamamlamak için gönderdi.” İşte mekarim-i ahlak içten verildiği gibi ademin dış ahlakı ile de ilgili olup ALLAH ve Resulüne inanmayanlar bu türlü rahmet-i ilahiden mahrumdurlar. Yapmacık, sathi terbiyeye sahip olanlar, toplumlarda gelenek ve görenekten taklidi olarak her ne kadar menşei semavi dinlerden kaynaklandı ise de taklididir. Anarşitler merhametsiz insafsızlar eline fırsat geçtimi bu günkü ifade ile hortumcular hep bu zümreden çıkarbazıları inanmış gibi görülsede imanı suretadır inanma hazreti ALLAH buyurduki habibim sen onları yüzlerinden tanırsın başkalarının perişan etmeleri onların yüzlerinde renk değişikliği yapamaz o kızarma damarı ya aslında yoktur ve yahut  ar damarı sonradan patlamıştır hazreti ALLAHbuyurdu ( habibim onlar gülerek günah işlerler onlarda hidayet yoktur !...)

Eğer mekarim-i ahlak istiyorsan Peygamber efendilerimizin sözlerini, yaşantılarının esaslarını, içtihada tabi yönlerini zamana göre içtihad edilmiş haliyle, zamanın icaplarına göre emr-i ilahiye ters düşmeden günü yaşa.  Dışdan gelen küfür dalgaları sathi libasını her an çıkarıp gerçek yüzünü gösterir. Mekarim-i ahlak Hazret-i Kur’an’ın özü, Hazret-i Resulullah’ın sözü,  yaşantısıdır. Şeriattır, tarikattır, marifettir, hakiykattır. Hulasa dindir, İslamiyet'tir. Ancak bu türlü terbiye ve iman seninle kabre de gider. Mahşerde de rahmet-i ilahi olarak tecelli eder. Cesette zeval vardır. İmanın zevali yoktur. Ebedi, kalıcıdır. Hikmettir. Hikmetse mü’minin kayıp malıdır. Nerede bulursa alsın. Müslimin değil, mü’minin kayıp malıdır. İmanının şulesi, her yönde görülen yaratılışın sırrı, rahmet-i ilahinin tecelli ve zuhuruna vesile olan insan-ı kamil olan bu kişileri  Kur’an-ı Kerim’de Hazret-i ALLAH  bildiriyor  :           

SİZDEN ÜCRET İSTEMEYEN KİMSELERE TABİ OLUN,  ONLARIN SÖZLERİNE  KULAK VERİN. ONLAR  HİDAYETE ERMİŞ KİMSELERDİR

Sizden herhangi bir ücret istemeyen bu kimselere tabi olun. Onların sözlerine kulak verin çünkü onlar hidayete ermiş kimselerdir. ( Yasin Suresi,    21 )
Bu ayet-i celilede Hazret-i ALLAH tabi olunacak, makbul ve manevi vazifelendirdiği kullarını tanıtırken her beşerin rahatlıkla ölçebileceği o kişinin hasletinden beyanla “onlar sizden herhangi bir ücret istemedikleri gibi, verseniz de almazlar. İşte siz onlara tabi olduğunuz gibi sözlerine de kulak verin. Onlar hidayete ermiş varisü’l-enbiyadır. Makam-ı velayetten vazifeli evliyalardır. Tertib-i tanzim-i ilahidir. Sakın ilahlaştırmayasın. O da ALLAH’ın kuludur. Beşeri yönü senden farklı olmayıp kuvvet-i kudret-i ilahi karşısında acizdir. Fakat dikkat et : Hazret-i ALLAH rahmetine vesile kılmıştır. O kişinin şahsında Hazret-i Resullullah ( s.a.v. ) Efendimize biat etmiş olursun. Bu türlü rahmet-i ilahiyi, yalnız madde ilmi ile iktifa edip, akıl ölçüsü ile yetinip, yeteri kadar nakli kabul edemeyenler tertib-i ilahi ölçülerinin dışındadır, anlayamazlar.


ALLAH’IN  ZİYARET  EDİLİP  HAL VE  HATIRLARININ  SORULMASINI   İSTEDİĞİ  KİMSELERİ  ZİYARETTEN  VAZ GEÇMEYİN.

Onlar öyle sapıklar ki, kesin söz verdikten sonra sözlerinden dönerler. ALLAH’ın ziyaret edilip hal ve hatırlarının  sorulmasını istediği kimseleri ziyaretten vaz geçerler ve yeryüzünde fitne ve fesat çıkarırlar. İşte onlar gerçekten  zarara uğrayanlardır. ( Bakara Suresi, 27 ).

Büyüğümüzü ve küçüğümüzü tanıyamaz hale geldik. Büyüklerimizi  ziyaret edip hal ve hatırlarını sormamız, ihtiyaçlarını gidererek, ferahlatıp, gönüllerini almamız emr-i ilahi iken ihmal ettik. Hayatlarında ziyaret etmediğimiz, vefatlarından sonra da manada na ehlin mana zafiyetinin  mahsulü   telkınlarıyla ALLAH’ın ziyareti  emrettiği emre icabet edemedik. İlimleri  maddeden öteye ermeyen bilgelerin telkınları çok kişiye öyle etki yaptı ki, ecdadımızın, yol büyüklerimizin ziyaretinden  hayatlarında mahrum edildik. Vefatlarından sonra da kabirlerini “taşı ve toprağı ziyaret şirktir, küfürdür” deye müslümanları bu yönlü rahmet-i ilahiden mahrum ettiler.

Hacca gidenler iyi bilirler : Ömür boyu hasreti ile yanıp kavrulduğu Peygamberini, izdiham olmadığı zaman dahi Vahhabi zihniyet hemen karşına çıkar, “haram, haram” deye merkad-i şerife yaklaştırmadığı gibi, zalımca, göğsünden itekler. Sende ne aşk bırakır, ne de feyiz. Halbuki küfürle itham edilen kişi itekleyenden çok bilgili ve çok imanlı. O cahili orada vazifelendirenden de daha çok bilgi ve görgüye sahip. İmanlı olduğunu vahhabiler bilmez. Amma Türk hüccacı ne yaptığını iyi bilir : “Beni vefatımdan sonra ziyaret eden hayatımda ziyaret  etmiş gibidir. Şefaatim ona vaciptir.” hitabının  anlamını iyi bilirler, zevkini ve feyzini alırlar, hayatları boyunca neşe ve sürur içindedirler. İşte bu ziyaretten ehl-i aşkı men edenlere, ziyaretten vaz geçenlere ne buyurdu, Halık-ı zü’l-celal : “Onlar yer yüzünde fitne ve fesat çıkarırlar. İşte onlar zarara uğrayanlardır.”  

HAZRET-İ  ALLAH  ARZI YARATTI  "BİLİNMEKLİĞİMİ  DİLEDİM" BUYURDU. YER YÜZÜNDE  HALİFESİ  BENİ ADEMİ  YARATTI

Dikkat ediyor musun, Hazret-i ALLAH ezel-i ervahta verdiğimiz sözü hatırlatıyor ? Ruhlar alemindeki verdiğimiz sözün cesetli olarak da tekrarını istiyor. Hazret-i ALLAH : Elestü bi-Rabbikum ( ben sizin Rabbınız değil        miyim ? ) hitab-ı ilahisi ile imanları nispetinde o alemin tertibine uygun ruhların imtihan olunduğunu beyanla, sonsuz rahmet ve merhametinin tecellisi olan ikinci imtihan yeri dünyayı yarattı. Daha bariz tenezzülen fiili sıfatlarının tecellisi her zerresinde kuvvet-i kudret-i ilahiyi gösterdi.

“Yer yüzünde halifemi yaratacağım” hitabının tecellisi yaratılışın sırrı, zati sıfatlarının dışında fiili ve subuti sıfatlarının bariz tecelli ettiği kudret-i ilahinin en fazla zuhur ettiği beni Adem’i yarattı. Madde ve mananın birleşiminden beni Adem’i cennette halk etti. Eşyanın ismini Adem’e öğretti. Alleme’l-esma sıfatını bahşetti. Melaikenin ilmi Adem aleyhi’s-selama ihsan edilen ilim gibi olmayıp hududu vardır. Beni Adem’e verilen ilmin hududu yoktur. Beni Adem’in ilmi herhangi bir zamana mahsus olmayıp kıyamete kadar kemalatıyle devam edecektir.

Hazret-i ALLAH’ın fiili ve subuti sıfatlarının daha bariz tecellisi ile varlığını kimse inkar edemeyecektir. Cennet nimetlerini, Adem’e, emr-i ilahiye sadakati için hazırladığı nimetlerini peşinen gösterdi. Miraç’da Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa ( s.a.v. )'e de cennet ve cehennemin mevcudiyetini gösterdi.

Tertib-i ilahinin tahakkuk etmesine gerekli olan Havva anamızı Adem aleyhisselamın sol kaburga kemiğinden halk etti. Kadının mizacını maddi ve manevi yönünü az da olsa görebiliyor isen kaburga kemiği gibi gevrek, biraz da kavisli olduğunu görmek mümkündür. Buna rağmen teklifata tabi kılındı. Kadın muhteremdir. Anam da kadındır. Adem neslinin devamı için elzemdir.

Beni Adem’in tertib-i ilahi zelle işlemeye müsait yaratıldığını, cennet-i a’lada dahi dünyaya mahsus hasletleri ile günahsız yaşamasının mümkün olmadığını Adem aleyhi’s-selama Hazret-i ALLAH gösterdi. Gelmiş ve gelecek kullarına da bu rahmetini bildirmekle, kullar varlığa kapılmayıp, enaniyetin mahkumu olmasınlar diye tertib-i ilahiler bizlere uyarı ve rahmettir. Dünyada nefis taşıyan beni Adem’e Adem aleyhi’s-selamın yaşantısını örnek kıldı. Dolayısı ile kullarına  mesaj verdi, Halık-ı zü’l-celal.

Özetle, abd-i acizin manevi şahsımda da bu rumuzu her an müşahede imkanını görüyor, kulluk zevkini alıyorum. Kullarına hitab-ı ilahi : Kulum seni rahmetimle yarattım. Cennette yerini bulman cüz’i iradenle kemalat elde etmen, insan sıfatında rahmet  tecellisinin zuhurunu görmen için çaban görülsün. Aczini unutmayıp, enaniyete kapılmadan, emr-i ilahiye uygun yaşantını sürdürebiliyorsan nefsinin  ALLAH’a kul olmaya mani olan yönlerini dünya potasında eritme gücü verilmiş. Nefsinin hoşlanıp emr-i ilahiye ters düşen yönünü tanzim-i ilahi olan hadiselerin ateşinde eriterek, zamanın medeniyetine, kültürüne uygun, yaşamaya müsait yaratılmış iken, geri kalmanın mesuliyetini en mütekamil tevhit dinine, ALLAH’ın elçisi ahir zaman Peygamberinin  ümmetine rahmet-i ilahi olarak lutfedilen şeriat, tarikat, marifet, hakıykatlere bilmeden karşı tavır takınmanın aczinin bu yönlü bilgi noksanlığından kaynaklandığını ne zaman anlayacaksın ? Yutulması mümkün olmayan içtihatsız lokmalara müşteri bekliyor isen, gerçekleri bilenlerden iltifat bulamadığın gibi, dini bilgisi yeterli olmayan kişilerden dahi tasvip görmen mümkün değil !.. Çünkü zamana göre içtihat yapılmadığından şer-i şerifi azda olsa bilgin varsa rahmeti ilahiyeye uygun olduğunu kabul ettirip  21 ci asrın insanlarını manevi gîda ile doyurabiliyormusun? bu günün teknolojisine medeni yaşantısına uyum sağlıyamıyan bilginle bu asırda yaşayan hemcinsine iman yönünde ne kadar yardımcı olabildin ?insafla düşünelim emri ilahiyenin aslını bulalım ve yaşayalım.inşaALLAH!...

EY  BENİ  ADEM ! KUŞ  KADAR  MI ALLAH'I  TANIYAMADIN ?  ONU  TESBİH ETMEKTEN  NEFSİNİ  MAHRUM  ETTİN !

Göklerde ve yerde bulunanlarla dizi dizi kuşların ALLAH’ı tesbih ettiklerini görmez misin ? Her biri kendi duasını ve tesbihini bilmiştir. ALLAH onların yapmakta olduklarını hakkıyla bilir. ( Nur Suresi, 41 )

Şerefli ve efdal-i mahluk olan yaratılışın çekirdeği olan adem, hala yaratanının anlamlı ve güzel isimlerini zikretmekten, tesbih etmekten, yad etmekten, noksan sıfattan Rabbını tenzih etmekten seni men eden, sonsuz nimetlere karşı seni kör eden mikrobu nefsinde arıyor musun ? Bulamadınsa bu abd-i acizin tavsiyesine kulak ver. ALLAH’ın lutfettiği ayetlerde ara. mensup olduğun şeriatında ara. “Bunları ölçemiyorum” diyor isen ALLAH’ın her zaman mevcut kıldığı varisü’n-Nebi, nedim-i ilahi olan tertib-i ilahi ile ara. Dizi dizi kuşların ALLAH’ı tesbih ve dua ettiklerini, yaptıklarını belirterek bu ayet-i celilede biz kullarını uyarıyor Halık-ı zü’l-celal. Ey beni Adem ! Kuş kadarda mı Rabbını tanıyamadın, çok yazık !...                        

Onlar : Seni tenzih ederiz, seni bırakıp da başka evliya edinmek bize yaraşmaz. Fakat sen onlara ve atalarına o kadar bol nimet verdin ki, sonunda zikretmeyi unuttular ve helaki hak eden bir kavim oldular” derler. ( Furkan Suresi, 18 )

RIZKA  İMAN  İMANIN ZİRVESİDİR. RIZIK  ALLAH’IN YEDİNDE OLUP BENİ ADEM'İN  SAY-İ GAYRETİNDE  ZUHURU  GÖRÜLÜR.

Fazla serveti kaldırabilmek her kişinin işi değildir, er kişi işidir. Servet mihenk taşı gibidir. Fakirlikte gizlemeye çalıştığı nahoş karakterini zenginlikte ister istemez açığa çıkarır. Enaniyyeti günah ve ayıpları hafif gösterir. Haline cehalet ve iman zafiyeti hakimdir. O kişiye Hak’tan hukukdan bahsetmek gülünçtür.  Değişik mizaca sahip olan, ALLAH’tan nasıl korkmak gerekli ise öyle korkan kişinin serveti ne kadar olur ise olsun ibadet ve taatından, hayır hasenatından, merhametinden fukaraya hizmetinde noksanlık yapmamaya gayret gösteren insan, ALLAH indinde makbuldür.  Böyle kişinin varlığı bütün beşer için rahmettir.

Rızık ayrı şeydir. ALLAH hiç bir mahlukatını rızıksız yaratmamıştır. Rızkını elde etmesini say-i gayretine bağlamıştır. Bu tertibe riayet etmeyen tembel de rızkını alır. Vakarsızca, haysiyetsizce, yüz suyu dökerek alır.

Ormanda kötürüm tilki gördü. Merak etti : Acaba bu tilkinin rızkı nasıl verilecek ? diye, bir ağaca çıktı. Merakla izliyordu. Tilkinin bulunduğu sütrenin hemen gerisinde aslan avını oracıkta parçalayıp yedi. Doyması ile oradan uzaklaştı. Tilki sürünmekle aslanın artıklarını yedi. Ağaç üzerinde bu olayı mizacına uygun gören tembel, Cenab-ı Hakk’a niyaz ederek : “Kötürüm tilkinin rızkını dahi ayağına gönderen Rabbım ! Benim de rızkımı tilkiye gönderdiğin ferahlıkta göndermeni  istiyorum” diye iltica etti. Hatiften bir ses şöyle diyordu : "Ey kötürüm tilkiye imrenip tanzim-i ilahinin, tertib-i ilahinin dışında rızkını arayan ! Sa-yi gayretini sarf etmeden başkalarının sırtından geçinmeyi nefsine mal etmeyi şiar edinmiş süfli asalak!. Sağlam olduğun halde kötürüm tilki gibi rızkını zilletle bekleyeceğine  aslan gibi avını avla, kötürüm tilkiler senin avının artıklarından istifade etsinler."

İmanın şartı altıdır. Amentünün manası imanın şartlarını ihtiva eder. Mutasavvıf ine göre imanın yetmiş iki şubesi vardır: Başı ALLAH’ı tevhit etmek, zirvesi rızka imandır. Rızka iman diğerlerinden daha zordur. İmanlı insanların dahi günlük yaşantılarında bu zafiyeti görmek mümkündür. Şairin belirttiği gibi :

 

Bir kapuyu bend ederse bin kapı eyler küşad,

Hazret-i ALLAH, efendi ! Fatihü’l-ebvab’tır.

Zannetme ki, Razzak-ı alem şah-ı daradan gelir,

İlla nan-ı kasemnadan gelir.

Bir kapuyu bend ederse bin kapı eyler küşad

Hazret-i ALLAH, efendi ! Fatihü’l-ebvap’tır.

 

Anlamı : ALLAH bir kapıyı kapatır ise çok kapılar açar. Rızık kapısı açmak ALLAH’a mahsustur. Yanlış zanna kapılma. Rızık İran şahından gelmez, yalnız ALLAH’tan gelir. Vesile ile gelir. Vesileye tevessül emir ve tertib-i ilahidir. Fakat bu veçhile iman edenler imanın zirvesindedir. Say-i gayretini sarf ettikten sonra ALLAH’tan isteyeceksin ki, vesilelerle gönderecektir. Böyle inanmak imanın zirvesi olup, ibadettir. Peygamber Efendimiz buyurdular : “Rızık da ecel gibidir. Nerede olursan ol, seni bulur.” İradeni kullanacaksın, sebebine tevessül edeceksin. Tevessül edeceğin sebep emr-i ilahiye uygun olmalı.

İaşeleri ile yükümlü olduğun kişilerin de veli-nimetisin. Hazret-i ALLAH onların rızıklarını da noksansız iletmekle seni yükümlü kılmış. Hatta evinde mevcut hayvanların da rızkını seninle gönderiyor. Noksan vermeyesin. Örneğin zamanla ailede nüfus kesafeti azaldığı zaman bereketin noksanlaştığını zannedeceksin. O bereket noksanlığı değil, karı koca ikiniz kaldınızsa ikinizin rızkıdır. Hazret-i ALLAH cümle kullarının rızkını helalından bol ihsan eylesin.

Söylene gelen yerinde bir temenni vardır : ALLAH az verip gezdirmesin ; çok verip azdırmasın. Amin. Bu tazarru ve niyaz kulun aczini itiraftır. “Sakın bir lokma, bir hırka” sözüne uygun gibi görüp de iltifat etmeyesin. Çünkü o söz tembellerin, tertib-i ilahiye riayet  etmeyenlerin nahoş sözüdür. Kanaat değil. Bu nahoş sözün  inanan  kişilerin yaşantısında büyük tahribat yaptığı tarih boyu görülmüştür. Hatta ehl-i tasavvufun hali öyle olmalı zannı ile servet düşmanlığı zahiri ve batıni ilim erbabında da esas olarak benimsenmiş, din-i İslam’a uymayan bu tavır ve düşünce servet sahibi olanları gerçeklerden uzaklaştırmış. Kanaat etmenin bu uydurma söz ile yakından uzaktan ilişiği yoktur.

Hazret-i Peygamber ( s.a.v. ) şahadet ve orta parmağını birleştirerek ashaba hitaben : “Namuslu tüccar cennette benimle beraberdir” buyurdular. Ashab-ı güzin efendilerimiz umumiyetle zengin idiler. Resul-i Ekrem ( s.a.v. ) Efendimiz de zamanın bezirganı idi. Zengin idiler. Gavsu’l-azam Seyyit Abdulkadir Geylani ( kaddesallahu sırrahu ) hazretleri de çok zengin idi. Servet hususunda şöyle örnek verdiler :( “Belh hükümdarı İbrahim b. Ethem bizim zamanımızda olsa idi ona tac-ı tahtı terk ettirmezdik. Servet deniz suyuna benzer. Ne kadar çok olur ise vücut gemisi o kadar rahat yüzer. Gemiyi delmemeye dikkat et. Delinirse batar”)  buyurdu. Gemiyi delmek ise nazargah-ı ilahi olan kalbe ALLAH’ın sevgisinden  başka kalıcı bir sevgi koymaktır. Gemi batar. Peygamber Efendimiz : “Yokluk küfür olayazdı” buyurdu.

EHL-İ  ZİKİR,  EHL-İ  HAL ALLAH  FAKİRİDİRLER : SERVET, MAL, MÜLK FAKİRİ DEĞİL

Bizler ALLAH’ın fakiriyiz ; servet fakiri değil. Meşru servetin çokluğu ALLAH’a kulluk vecibesini ifa etmekte, ibadet ve taatta yardımcı ve ferahlatıcıdır. Tembelliğinin nedeni yaratanını yeteri kadar tanımayan, tertib-i ilahi olan kulluk vazife ve mesuliyetini düşünemeyen, nefsin izzetinden yoksun, başkalarının sırtından geçinmenin zevkinden başka zevk bilmeyen, yapışkan, asalak kene. Gücü varken bir kişi kazanamıyorsa bu dünyada ekmek parası, dostlarının yüz karası, şeytanın maskarası.

Bu abd-i acizi yanlış anlama. ALLAH’ın gücü karşısında her zaman beşerin aciz ve güçsüz olduğunu müdrikim. Ben de kulum ve  acizim. Beşer karşısında Rabbımın lütf u ihsanı ile kulluk vazifemi idrak edenlerdenim. “Ey insan, arzı ben yarattım, sen düzene sokacaksın” hitabını yaşamaya çalışıyorum ve her hadiseye bu açıdan bakıyor, ona göre bütün güzelliklerin din, çirkinliklerin la-din olup, dinle ilgisi olmadığını görüyorum. Nefsin hoşlandığı çirkinlikleri dine mal ederek, sorumluluğunu düşünmeden “hizmet ediyorum” zannı ile şeriat-ı Muhammedi'yi mecrasından saptırdılar. İçtihatsızlıktan dolayı içinden çıkılmaz hale getirilen diğer semavi dinler gibi mensubunu tatmin ve mutmain edemeyen bir duruma düşürdüler. Mütekamil insanlara bahşedilen şeriat-ı Muhammedi'nin gerçeğini bilemediğimizden, onun da bütün semavi dinler gibi küfür dengesine düşürülmesi emr-i ilahi olmayıp nefsin ürettiği büyük hata..

Asr-ı saadetten sonra şeriat-ı Muhammedi'ye mensup olanlarda da inanç olarak kendi icraatını beğenip, başkalarının inancını nefsine kabul ettiremeyenler bilmezler mi ki, semavi dinleri kabul etmek imanın şartı iken, biz hepsine “kafir, gavur” demekle din-i İslam’a hizmet ediyoruz zannettik. Zamanımızda bu yanlış zihniyet azaldı gibi görülse de bu yönlü üretim devam ediyor. ALLAH’a inanmayıp Peygamber efendilerimizin bizlere rahmet ve örnek olarak yaşantılarını kabul edemediği gibi, istihza edercesine “kevni hakıykatler” denilen madde aleminden başka ilme müsait olmayan, ALLAH’ın emirlerini bu yönlü zafiyetlerine uydurmaya çalıştılar ve medyayı da küfürlerine ortak ettiler.

Gerçeğe inanıp, görerek, zamanın teknoloji ve medeniyetinin gereği, emr-i ilahinin dışına çıkmadan İslam’ı yaşamada Rabbının rahmetine, Peygamberimiz Efendimizin taltifine mazhar olan ehl-i zikir, ehl-i tarik, ehl-i şükür, ehl-i takva, ehl-i vera, ihlas ehli, ehl-i mezhep, ehl-i meşrep, ALLAH’ın tertibi ve tanzim-i ilahiden acabasız, nasibini alarak mutmain olan, yaratılışın nedeni sırr-ı ilahiye şeksiz ve şüphesiz inanmış, imansızlığa prim vermeyip onların salahı için duayı terk etmeyen, düşmanlık diye bir çirkinliğe yaşantısında yer vermeyen bahtiyar insanları rencide etmekten vaz geçmeyecekler mi ? Ağızlarda sakız olup çiğnenen, tatbikatta yeteri kadar iman etmedikleri ehline gizli olmayan, nefsani  prensiplerinden öte gitmeyen, din  vicdan ve fikir hürriyeti... Bu güzelliklere ancak kelamdan öte yer vermeyen  tutumunun icraatı her kesim insan tarafından bilinen bariz bir vakıadır.  İnanç ve hareketleri ve sözleri ile başkalarını incitip horlamadan, hoş görülü,  sevecen, temiz ve  safiyetli iman ehlini rencide etmeden, tabii  hakları olan insan gibi yaşamalarına fırsat verilmeyecek mi ?                                                                                                               

CUMHURİYYET,  DEMOKRASİ,  İNSAN  HAKLARI VE LAİKLİK YAŞANIYOR İSE  GÜZELDİR  

Sakın bu fikirlerimde siyasi ve politik parti zihniyeti aramayasın. Bu milletin bir ferdi,  vatandaşı  olarak güzellik hayranıyım. Zamanımızda demokrasi güzel. Cumhurun kendi kendini idare tarzı olan cumhuriyet yaşanıyorsa çok güzel. Kimsenin inancına müdahale etmeden herkesin inancında özgür olması güzel. Bu manada laiklik güzel. Din-i İslam’ı yaşayabiliyorsan, zamana göre içtihat yapmaya muktedir isen veyahut bu yönlü muktedir olanları rehber edinmiş, onun yaşantısını ve mekarim-i ahlakı yaşantında görebiliyor isen, onun telkin ettiği şekilde yaşadığın zaman maneviyat tarafından tasdik ve tasvip görüyorsan -ki kesin göreceksin- yoluna devam et, çok çok güzel... Bu güzellikleri hemcinsini kandırmak için icra ediyor isen : Yalancının mum yatsıya kadar yanar, başka yakamazsın. Bu güzellikler emr-i ilahiye aykırı değildir. Zira bütün güzellikler hikmettir. “Hikmetse mü’minin kayıp malıdır, nerede ve ne zaman bulur ise alsın” hitabını unutma.                    

Sizden herhangi bir ücret  istemeyen bu kimselere tabi olun. Onların sözlerine kulak verin.Çünkü onlar hidayete ermiş kimselerdir.( Yasin Suresi, 21 )

Bu  ayet-i celileyi tekrar etmekte faide mülahaza ediyorum. Lütfen  dikkat et. Na-ehlin sözlerine kulaklarını tıka. Çünkü na-ehil pazarında hikmet bulamazsın. Bu güzelliklere kül olarak isim vermek gerekiyorsa ne yönden  bakar isen bak, günahı kebair dışında güzelliklerin  ismi İslamiyyet'tir!.. 

Cüz’i irademin tertibi ilahiyeye uygun icraatı ile yükümlü olduğumu müdrikim, el-hamdü lillah. İcraatından sorumlu olduğum lutfedilen manevi vazifelerimi ifa hususunda kimseye pirim vermem. Başkalarının nefsi arzularına maneviyatı uydurma  prensibi  inancımla bağdaşmıyor. Bu durumda kimseyi suçlayamam, ALLAH’ın rahmeti sonsuz. Affetmek, bağışlamak gücüne ALLAH’tan başka kimsenin yetkisi yok. Mizacım ve inancım başkalarının sırtından geçinmeye uygun olmadığı gibi "dünya nimetlerinden mahrum olurum" korkusunun hayatımda yeri hemen hemen yok gibidir. Zengin babanın, zengin ananın tek erkek evladıyım.

SANATKAR  OLDUM.  KASDIM  KİMSEYE  YÜK OLMAMAK,  MİNNETSİZ  YAŞAMAKTI.  BUGÜNE  ÖYLE GELDİM

Buna rağmen Rabbımın mizacıma uygun verdiği zevk ve istekle 1935 senesinde cennet-mekan babam Çorum Paşa hamamını işletiyordu ve yalnızdı. Yardımcı olur, deye orta okuldan ayrılmama rıza gösterdi. Hamamın kasasında bulundum. Rahattım. Bu yönlü pasif hayat mizacıma uygun değildi. Babama bu halimi anlattım ve razı oldu. Sanatkar oldum. 1939’da Hacı Mustafa Anaç   Şeyh Efendinin tek kızı 16 yaşındaki Fatma hanımla evlendim.

O yıllarda usta olmuştum. Marangoz atölyem vardı. Hayat boyu yedi kızım, bir oğlum oldu. Yevmü’l-cedit rızku’l-cedit ( gün kazandım, gün yedim ). İaşesinden yükümlü olduğum kişileri mahrum etmemeye Rabbımın lutfettiği gücümle özen gösterdim. Gündüz gece, pazar, bayram, demedim. Çalışmanın haram olduğu günlerin dışında hep çalıştım. Rabbımın verdiği rızkı da gayr-ı meşru yerlere sarf etmemeye dikkat ettim. Emr-i ilahi olan ibadet ve taatımda kusur etmemeye titizlikle özen gösterdim. 1949senesinde şeyhim efendim hacı mustafa yardımedici efendiyemanamda hazreti ALLAHın açık işareti ile intisap ettim ve derviş oldum

1956 senesi Berat Gecesi manada ve maddede  belirli ehil kişilerin şahadetleri ile ALLAH’ın tertip ve tanzimi olan bütün insanlığa hizmet edilmesi anlamında bu abd-i acize manevi vazifem bildirildi. Şu anda 45 sene oldu. Rabbımın sonsuz rahmetinin tecellisi ve zuhuru .

Maneviyatı istismara manevi yönüm uygun olmadığı gibi maddi yönümün dahi müsait yaratılmadığının ezel-i ervahda Rabbımın bahşettiği lutuf ve ihsanının tecellisinin zuhurunun hayatım boyunca zevkini  aldım ve alıyorum. Bu hususta yaratanıma müteşekkirim. Madde ve manayı istismara şahsım müsait olmadığı gibi başkalarına da yaptırmamaya bütün gücümle gayret gösterdim ve gösteriyorum.son nefesime kadar rabbım muaffak kılar inşaALLAH!...                            

ŞEYH  NASIL  OLUNUR ?

Derviş ne kendisinin  ne de başkalarının görgüsü ile ( rüya, ilham gibi yollarla  şeyh olamaz.) Ancak müntesibi olduğu, ALLAH’ın vazifeli kıldığı, şer-i şerif üzere hayatını idame ettiren şeyh efendiye bahşedilen hitab-ı ilahi ile ve şeyhinin tebliği ile şeyh  olur. ALLAH’ın emri ile emr-i ilahiyi mürşidinin tebliği, şeyhinin tebliği  ile olur.  Manevi vazifeler sadece bugün değil, hep böyle tertip edilmiştir.

Tertib-i ilahiyenin zuhuru olan rahmet-i ilahiyeyi ehline malum olduğu gibi bugünkü ulema bilse idi enbiya ve evliyayı,ezeli ervahta halkedildiğini bilir  enbiyayı ALLAH’ın elçileri olarak birbirinden ayrı görmeyip, semavi dinler arasında din düşmanlığı katiyen  olmayacaktı. Kur’an-ı Azimü’ş-şan’da beyan edilen evliyayı kabul edebilselerdi, şeriat-ı Muhammedi'de ayrılık olmadığı gibi bugünkü içinden çıkılmaz duruma da düşülmiyecekti . Bu türlü izaha ihtiyaç duyulmayacaktı. Enbiya efendilerimizi de yeteri kadar bilseler idi hepsinin de nur-ı Muhammedi olduğunu, aynı rahmet-i ilahinin zuhuru ve  tecellisi olduğunu, istisnai yaratılışla, özel yaratıldıklarını  bilseler idi, Peygamber efendilerimiz arasında ayrılığa düşmezlerdi. Dolayısıyla din arası  ayrılıkda  olmayacaktı zira tevhit dini bir tanedir ,ismi islâmiyettir!... zamana göre emr-i ilahiye uygun  yaşantılarında değişmesi icap eden ictihadi mevzuları için Hazret-i Halık-ı zü’l-celal ve tekaddes hazretleri elçilerini göndermekle rahmetini ferahça kullarına bahşetmiştir .fakat ümmeti muhammet rahmet olan içtihadı 4 imam efendilerimizden sonra durdurmuştur fitne oluyor diye !...

SONRA  GELEN  DİN  EVVELKİ   DİNİ  İPTAL ETMEZ.  DAHA  SONRA GELEN ALLAH  ELÇİLERİ  EVVELKİ  GELENLERİ  TASDİK, SONRA  GELENLERİ  MÜJDELEYİCİ  OLARAK  GÖNDERİLDİLER. CÜMLESİNİN  DİNİ  İSLAM, TEVHİT  DİNİDİR. 

Sonraki gelen ALLAH’ın elçisinin bir evvelkini iptal için değil, daha evvel gelenleri tasdik, sonra gelecekleri müjdeleyici olarak gönderildiğini bildirdi, Hazret-i ALLAH c.c. Daha sonra gelen ALLAH’ın elçisinin ilan ettiği şeriata tabi olmak kemalattır. Daha evvelki şeriatta sebat gösterip ALLAH’tan başka ilah edinmeyenler de hangi şeriata samimiyetle tabi olur iseler Hazret-i ALLAH Kur’an-ı Azimü’ş-şan’da buyuruyor ki “onlar için korku yoktur, onlar üzülmeyecekler de.”

“Men araf” sırrını anladınsa bu tanzim-i ilahiyi anlarsın. Bu hal tevhit sırrında tecelli eder. Kelime-i tevhit, tevhid-i ef'al, tevhid-i sıfat, tevhid-i zat. "Kur’an’ın da  itikatta medarı ikidir" denildi : İlm-i tevhit, amel-i tevhit. Tecellisi görülen hal ise nafi ilim, salih ameldir. Tabi olmak tevhit dininin aslıdır. Bildiğim kadarını anlatmak vazifesi ile yükümlü olduğumu müdrik olan  bu abd-i aciz bazı hakıykatleri anlatmakta sakınca görmüyorum. Çünkü manayı bilmeden, tahrip etmek için bu yönlü küfür bütün melaneti ile karşımda kahraman edası ile hayasızca sırıtıyor.          

MÜRŞİDİM,  EFENDİME  NASIL  ERİŞTİM ?

Zamanını boşa geçirme. İbret için anlatacağım, kaçma. Bu rahmet-i ilahiye bütün beşer muhtaç yaratılmış. Zuhuru kişinin cüz'i iradesine bağlanmış. ALLAH’tan  iste. İsraren iste. Sene 1949. Ankara’da Hacı Doğan Mahallesi, Pala Sokakta atölyemin üzerindeki evde iskan ettiğim günlerde aşk-ı ilahi sandığım sahipsizlik ateşi ile yanıyordum. Yaptığım ibadet ve taatlar, okuduğum kitaplar, dinlediğim vaaz ve nasihatler bu fakirin derdine deva olamadığı gibi manevi sıkletimi daha da fazlalaştırıyordu. Bu hali ilk anlarda ilahi aşk zannediyordum. Sonraları anladım ki, sahipsizliğin verdiği sarhoşluktan başka bir şey değil. Boşlukta kalmıştım. Bu derdime deva arıyordum.

Maneviyata ehil, muhterem ve izn-i icazet sahibi çok mürşit vardı, bildiklerim. ALLAH cümlesinden razı olsun, makamları cennet olsun.  Rabbımın tertip ve tanzimi mizacıma uygun, zamana göre İslam’ın manasını yaşatacak bir mürşit bekliyordum.armudun sapı var üzümünçöpü var hastalığı beni haşa mürşit kabullenmemde kişiyi mahrumiyyete götüren müşkül bir insan olmuştum  İstiyordum ki ve bekliyordumki metafizik bir tecelliyat olsun  “beni Rabbım seni irşada  gönderdi” desin, bekliyordum.

Boşluk da kalmıştım. Hayatıma tahkiki iman hakimdi. Toplumda geçerli iman ise taklidi iman idi. Gençliğimden beri samimiyetle ibadet, taat hayır ve hasenatımda idim. Rahmet-i ilahiler açık seçik tecelli ediyor. Bu tecellileri taşıyamaz hale gelmiştim. Bu mevzuda  direncim çok zayıflamıştı. Taşımakta güçlük çekiyordum. Ayakkabımın çıkardığı sesler dahi zikrullah  misali beni vecde getiriyordu.

Bu konuda bana yardım edecek ALLAH’tan başka güç olmadığını müdriktim. Gece gündüz Hazret-i ALLAH’a tazarru ve niyaz ediyordum. Sadece arzum bu abd-i aciz için hususi gönderileceğine inandığım mürşidi bekliyordum.

1949 senesi, tarihini kesin hatırlamıyorum bir gece yarısı idi. Namaz kıldım. Ellerimi açtım yükseklere. Boynumu büktüm Halik'ıma. Öyle müracaat ettim, öyle yalvardım ve yakardım ki.. Şimdi anlıyorum ki, o halim benim aczimin tecellisi değil, Rabbımın rahmeti idi. Misali Hazret-i Resulullah’ın yakarışının tarifi vechile evliyalar piri Üveys el-Karani Hazretleri’nin yoklukta müracaatı misali... Kalbim ve lisanım birleşmiş, müşterek davalarını Yaratan'ına bütün mevcudiyeti ile arz ediyorlardı. “Göz yaşların kalbini ıslatabiliyor ise duanı bütün alem bilir” misali  yaş gözümden  boşaldığı gibi, bütün azalarımdan akıyordu. Lisan ve halen Rabbıma şu an aynının tekrarı değilse de, benzeri şu kelimelerle yakarıyordum :

Ya ilahe’l- alemin.. Her şeylere kadir olan Rabbım.. Rahmetin olan Peygamber Efendimizin o yönlü verasetini taşıyan, mizacıma uygun evliyanı yarın bekliyorum. Yarın göndermeyeceksen emanetini al. Çünkü gücüm tükendi. Benim ölçüme isterse uymasın. Yeter ki, “beni Rabbım gönderdi” desin.

Rabbıma elfi elfi, binlerce hamd ederim. O gün Şeyhim Efendim Kahramanmaraşlı Hacı Mustafa Yardımedici Efendiyi -makamı cennet olsun- elinde Hazret-i Kur’an’la Hazret-i ALLAH iş yerime gönderdi. Ve dersimi verdiler. Efendimi görmekle iç alemim ferahladı. “Cennet misali. Hani derler : Mürşidi gördüğün zaman ALLAH’ı hatırlarsın.” Hatırlama nedir ki ?!.. Bütün dertlerim deva buldu. Efendime bu halimi zamanla anlattığımda, gözleri dolu dolu : "Sus, dedi. Anan  arab olsun. Ben Maraş’tan yalnız senin için gönderildim." Manevi görgülerim bu hali teyit eder mahiyette idi. Tertib ve tanzim-i ilahi olan, Rabbımın vazifelendirdiği manevi dertlere deva, veraset taşıyan mürşitlerin  her zaman mevcut  olduğuna imanım sonsuzdu.

DÜNYADA  HAKİKİ  MÜRŞİT İLİMDİR. İLİM ALLAH’I BİLMEKTİR. KİŞİ ALLAH'I BİLDİĞİ KADAR  ALİMDİR. ALİMSE MÜRŞİTTİR.

Dünyada en hakiki mürşit ilimdir. Doğru, ilim eşittir mürşit, mürşit eşittir ilim.  Hadis-i şeriftir ifade edilen. İlim hikmet ve marifetullahtır. Hikmet-i ilahinin tecellisi okur yazar olmaya muhtaç değildir. Okuma yazma biliyorsa daha güzeldir. “Biz arza nice ayetler indirdik. Onu akl-ı selim ve insan-ı kamil okur.”

Peygamber Efendimize gelen ilk vahy-i ilahi “oku” diye başlar. Okumak ve yazmak araçtır ve gereçtir. Bu yönlü düşünemediğimizden semavi dini, ALLAH’ın emirlerini akıl ve mantık ölçüsünün içinde mütalaa ettik. Aklın, mantığın ölçeceği bazı gerçekler olsa da emr-i ilahiler kül olarak bu terazide tartılmaz. “Bizim terazimiz tartıyor” diyor isen,bu abdi aciz derimki  lütfen, hangi emr-i ilahiyi tarttın ise neticeyi bize de göster. Bu abd-i aciz şu an manevi yaşantınızda yanıldığınızı  yüzlerce kere gösterebilirim.

Ey benim mübarek kardeşim, müslümansın, şahidim. ALLAH mü’minlik sıfatına da nail kılsın. “Hikmet mü’minin kayıp malıdır. Nerede bulursa alsın” hitabına dikkat et ve ara. Mürşitsiz bir dünya düşünenler, “sen olmasa idin habibim, eflaki yaratmazdım” hadis-i kudsisinin “vema erselnake illa rahmeten li’l-alemin” ( habibim, seni alemlere illa rahmet olarak gönderdik ) hitab-ı ilahisindeki manayı düşünemeyenler nur-ı Muhammedi'yi elbet anlayamazlar. Cümle peygamber efendilerimizde zuhur edip kıyamete kadar devam edeceğini zahiri ilimle nereden bilecekler.

Dünyada beni Adem’in  yaratıldığı andan kıyamete kadar rahmet-i ilahi  devam edecektir. Yaratılışın sırrı  nur-ı Muhammedi’dir. Cümle peygamber efendilerimizde zuhuru görülen rahmeti nur-ı Muhammedi’den başka düşünmeyesin. Aksini düşünmeye,  rahmet-i ilahiyi  yirmi üç seneye mahsus imiş gibi göstermeye hakkın yok. Zira bu tutumunla Hazret-i  ALLAH’a noksan sıfat ve zulüm isnat edenlerden olursun. Peygamberinin varisi olan evliyayı tanı. İnkara kalkışma. Huzur-ı ilahide hem kendinin, hem de manalarını öldürdüklerinin  hesabını veremezsin. Niyazi Mısri’nin işaret ettiği gerçeğe kulak ver :

“Nereden bilsin Hakk’ı inkar eyleyen, Niyazi Mısri’yi ?..

 Zahir olmuşken yüzünde nur-ı Zat-ı kibriya”

Bildiğini iddia etmesin, nur-ı Zat-ı kibriyayı idrak edemeyenler. Bu nuru göremeden! ALLAH’a kulluk yapacak kadar bilgiye sahip olduklarını da iddiaya  kalkışmasınlar hazreti ALLAHakarşı edeb dışı olmuyormu ?  (bu dünyada görmeyen ahirette-de göremez  kavli mustafadır bu!...) 

Hamdolsun, çocukluğumda da taraf-ı etrafım derviş ve şeyh efendilerle bezenmiş idi. Bu bakımdan bu zümrenin  yaşantılarının ve hallerinin az da olsa yabancısı sayılmazdım.. ALLAH cümlesinden razı  olsun  makamlarıda  cennet olsun. Naçiz hayatımda maneviyat ehli efendilerin duaları ve telkinleri küçümsenmeyecek kadar yaşantımda  yer edinmişlerdi. İslâmı manası ile yaşaya bilmem için gerçek  bir mürşide müntesip olmak,mutlaka elzem olduğunu buna rağmen basma kalıp  telkinler mana olsun ister madde olsun nedense beni doyuramıyordu ezel-i ervahta ALLAH’a verdiğimiz sözün cesetli olarak tekrarı elzemdi rahmeti ilahiyenin bu türlü ihsan edildiğine inancım tamdı  Rabbım ne emir vermiş ne halk etmiş ise biz aciz kullar için rahmet, mağfiret, olduğuna   inancım sonsuzdu. Yaratılışımda üstünlük değil, haşa, yaratanımı tanımama, anlamama engel olacak mania sanki halk etmemişti. Halik-ı zü’l-celal imanımı sarsacak güçte bir hadise zuhur ettirmemişti   Şimdi daha iyi anlıyorum, çocukluğumda dahi manevi koruma altında idim. O bakımdan dünyaya gelmeme vesile olan ana ve babama müteşekkirim. Helal süt emzirdiler, helal lokma yedirdiler. Tertip ve tanzim eden Rabbıma hamdolsun. 

“Kamil doğarmış ehl-i  Hak,doğmadan evvel anası.

Bu sırrı ifade etmeye ve ALLAH’a ve Resulüne acabasız inanan belki kendisinin bu yönünü bilemeyen bahtiyarların uyuyanlarını uyarmaya çalışıyorum. Gavsü’l-A’zam Abdulkadir Geylani çocuk yaşda iken öküzün kuyruruğunu çekiyordu. Öküz lisan-ı hal ile  çocuk Abdulkadir’e : “Ya  Abdulkadir, ALLAH seni bu işler için yaratmadı” dedi. Öküzün lisanından kulu Abdulkadir’i uyardı. Bu hitaba layık olmak için hayatına yön verdi. Anasından izin aldı. İlim tahsili için memleketini terk etti.

Ankara’da ibadet ve taat için ALLAH’ın emri olan zikrullah ve inandığımız ibadetlerimizi özgürce yapmak kasti ile lutf-ı ilahi olan Ankara’nın ikinci büyük camisini ( Tevhid Camii ) imece usulü ile inşa ettik. Kastimiz ayrılık değil, haşa. Camilerde ALLAH’ı zikretmek için hep müsaade almakla zaman geçiriyorduk. Bazılarından müsade alamıyorduk. Çok garip kalmıştık. Arkadaşlar ile  istişare  yaptık. Cami yapmaya karar verdik. Camimizi ALLAH’a inanan her kesime açık kıldık ve Diyanet’le de anlaştık. Müftülükten Cuma ve bayram namazının kılınması için müsade aldık. Hakiykatta buna gerek yoktu. Amma  biz formaliteyi tamamladık.

Hayli memleketlere bu şeraite uygun, imece usulü camiler inşa ettik. Fakir fukaraya mübarek gün ve gecelerde aş, senenin her günü gücümüz nispetinde bedava ekmek dağıtıyoruz. Zengin vatandaşları bu hususta vakıf kanalı ile teşvik ediyoruz. Ve zamanla geniş camiaya her hususta yardımcı olma zevkini bütün kullarına ihsan etmesini tazarru ve niyaz ediyoruz. Camiye bitişik bazı arsaları cami görüntüsü kapanmasın deye belediyenin teşviki ile tapusunu ancak vakıf olarak camiye aldık.

Bu muamelenin olması için bu abd-i acizin ismine, siyasi ve politik yönü olmayan bir vakıf kurduk. Amacımız fakir ve fukaraya hizmetti. Senelerdir haz duyarak bu vazifeyi ifa etmeyi başlıca  zevk ve vazife edinmiştik. Şimdi ise fakir fukaraya, ekmeğini almakta güçlük çeken ailelere yardım ediyoruz. Camimizi odak noktası alarak şemsiye misali imkanlarımız nispetinde açılmaya özen gösteriyoruz. Hali, vakti yerinde olan hayırseverlerin kampanyaya yardımları ile ve gücümüz nispetinde ila-nihaye ülke çapında götürmeye kararlıyız, inşallah. Parasız ekmek dağıtma işi çok memleketlerde devam ediyor. İmkanımızı genişletip daha çok yardım etmeyi Cenab-ı Hak’tan tazarru ve niyaz ediyoruz. Vakfımızın bulunduğu yerlerde yardım yalnız ekmek dağıtmak değil. İmkanımız nispetinde her türlü yardım senelerdir devam eder. ALLAH artırsın. Rabbım riyadan muhafaza buyursun. Ekmek kampanyasına katılmak için vakfa üye olmak da şart değil. Her türlü vatandaşın rahmet-i ilahiden nasiplenmesini ister, bunun insani bir borç olduğunu hatırlatırız.  
Ölümsüz ve daima diri olan ALLAH’a güvenip dayan. O’nu hamd ile tesbih et. Kullarının günahlarını onun bilmesi yeter. ( Furkan Suresi, 58 )
Ancak iman edip iyi işler yapanlar, ALLAH’ı çok zikredenler ve haksızlığa uğratıldıklarında kendilerini savunanlar başkadır. Haksızlık edenler hangi dönüşe döndürüleceklerini yakında bilecekler. ( Şuara Suresi, 227 )
Sana vahyedilen kitabı oku. Namazı da dosdoğru kıl. Muhakkak ki namaz hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar. ALLAH’ı zikretmek elbette en büyük ibadettir. ALLAH yaptıklarınızı bilir. ( Ankebut Suresi, 45 )
Andolsun ki, Resulullah sizin için, ALLAH’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve ALLAH’ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.( Ahzab Suresi, 21 )
Ey inananlar, ALLAH’ı çok zikredin. ( Ahzab Suresi, 41 )
Ve onu sabah akşam tesbih edin. ( Ahzab Suresi, 42 )

Müslüman erkekler ve müslüman kadınlar, mü’min erkekler ve mü’min  kadınlar, taata devam eden erkekler ve taata devam eden kadınlar, doğru erkekler ve doğru kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, mütevazı erkekler ve mütevazı kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve (ırzlarını) koruyan kadınlar, ALLAH’ı çok zikreden erkekler ve zikreden kadınlar var ya, işte ALLAH, bunlar için bir mağfiret ve büyük bir mükafat hazırlamıştır. ( Ahzab Suresi, 35 )  
ALLAH ve melaikeleri Peygambere çok salevat getirirler. Ey mü’minler ! Siz de ona salevat ve tam teslimiyetle selam verin. ( Ahzab Suresi, 56 )
Ve o zikir okuyanlara. ( Saffat Suresi, 3 )

Biz dağları onun emrine vermiştik. Akşam sabah onunla beraber tesbih ederlerdi. ( Sa’d Suresi, 18 )

Hazret-i ALLAH’ın sonsuz lütf u ihsanı olan Hazret-i Kur’an her suresi  ve ayetleri ile hatta hece ve harfleri ile ALLAH kelamı olup, maddesi ile, manası ile hikmettir. Dünya ve ahiret derdimizin devası, manevi  hastalığımızın şifası yaramızın merhemi. Hazret-i Resulullah ( s.a.v. ) Efendimizin büyük mucizesi. Kıyamete kadar geçerliğini, muhafazasını ALLAH’ın tekeffül ettiği, cihanşümul kitabı kadim!...

Yazılan tefsirler ve mealler korumanın dışında bırakılmış. O bakımdan tefsire ve meale Kur’an demek hatadır. Ancak "filanca zatın yazdığı tefsir veya meal" diyebilirsin. Hiç bir lisana Kur’an’ın mota mot tercümesi imkansız olup, Rus lisanının en zengin lisan olduğunu söylerler ki, onun dahi yeterli olmadığı bilen kişilerce ifade edilmiştir. Zaman zaman Kur’an’ı Türkçe’ye “tercüme ediyorum” diye İslam’a hizmet ettiğini zannedenler, İslam’ı inanarak emri ilâhiyeye uygun maddesi illâ manasınıda yaşadıkça hata ettiklerini iyi anlarlar, ümit ederim !...

Hele ,hele ,İbadet ve taatla iştigal etmeyen bilge kişiler maddeden öteye yolları olmadığından  bu gerçeği anlayamazlar. hakikati yaşamak nefsine  ağır gelenler bu büyük mesuliyetin garibidirler. Çünkü ilimleri maddenin izahı olan felsefeden ileri gitmez. Hakikatler felsefe ile çözülmez. İhlas, takva, vera ancak ALLAH’a ve Resulüne acabasız imanla elde edilir. Bu rahmet yolunun ismi tasavvuftur. Kesinlikle felsefe değildir!...

Nice kıymetli alimlerimiz sahte mürşitleri asıl zannederek gerçeği bulamayanlar, hakıykatı inkar edip maddeden öte ölçüsü olmayan felsefeye kaymışlardır. O türlü alim kardeşlerimizi o yönlü  hatadan ALLAH kurtarsın. “Dinin cüz’ünden feragat, küllünden feragattir” buyuruldu. "Bilerek emr-i ilahi olan  muhkem ayetlerin birini kabullenemeyen insan hepsini inkar etmiş gibi günahkar olur denildi." Bu hususta Hazret-i Kur’an'da sarih ayet mevcuddur.  Her devirde toplumların yaşantılarına göre tanzim edilmesi gereken, içtihadı gerektiren ayetler vardır. Hazret-i Resulullah ( s.a.v. ) Efendimiz asr-ı saadette Kur’an’ın anlamını hayatı boyunca tutum ve davranışları ile, mübarek kelamları ile ortaya koymuştur.                                                                                              

Onun hayatında   Kur’an’ın tefsirinden emri ilahiden başka bir şey aramak edep dışıdır!.                                                                                                     

Zamanımızda Kur’an’ın içtihada tabi olan ayetlerini yaşadığı zamanı hesaba katmadan aynen yaşamanın hakıykat olduğunu zannedenler hem kendilerini hem de onu örnek alarak dinin gerçeğini yaşıyorum edası ile poz verenler pek ala biliyorlar, içtihatsız din yaşanmasının muhal olduğunu!...

DEVE  KUŞU  YALNIZCA BAŞINI  KUMA GÖMMEKLE     AVCIDAN GİZLENDİM  SANIR  

Ayıp olur telaşesi ile gizlediklerini zannediyorlar. Deve kuşu misali, yalnız başını kuma gömer, fakat vücut bütün azameti ile dışarıda kalır da, avcıdan gizlendiğini zannedermiş. Deve kuşu nereden bilecek avcıların işlerini daha kolaylaştır-dığını. Bilecek, mutlaka bilecek amma iş işten geçtikten sonra. Avcı özlemine nail olduktan sonra bilecek. Hatalı kararında ısrar eden ticaret erbabının iflas ettikten sonra işin gerçeğini az çok kavradığı gibi. Atı alan Üsküdar’ı geçmeden, namludan kurşun çıkmadan iyi düşün. Boğaz kırk boğumdur lafı boğumlarda bekleterek çıkart. Çıktıktan sonra ister hayır, ister şer geri çekemezsin. Çünkü senin gücün iraden geri çekmeye müsait yaratılmadı. Bilemediğin mevzularda bilen kişilerle istişare yapmayı ihmal etme. Hazret-i ALLAH Peygamberimiz Efendimiz'e bazı hadiselerde ashabı ile istişareyi emrediyor.

“Söz vardır bitirir işi,Söz vardır kestirir başı. ”

İllâ konuşmak mecburiyetinde değilsin. "Söz gümüş ise sükut altındır" denildi. Çok konuşan yalan da söyler. Düşünmeden çıkan sözde mutlaka yalan vardır.   (“Öyle bir söz söyle ki sözünden ibret alsınlar, söz bilmez isen sükut eyle seni bir adem sansınlar.”)

Hazret-i Kur’an’dan aktardığım zikrullah hakkındaki ayet-i celilelerde görülüyor ki tefsire muhtaç değiller. Fakat dün olduğu gibi zamanımızda Halık’ına kulluk yapacak kadar inanca sahip olamayan, hakikatleri aslından saptırarak “Hazret-i ALLAH’tan daha iyi biliyorum hastalığı”na kendisini kaptırmış, enaniyyet bataklığına batmış olan adem, kurtuluşunu ALLAH’ın vahyettiğinde değil, kendi ürettiği dinde arayan hakikat gafili adem, gerçekleri bilemediğinden tahrif etmez de ne yapar? Gerçek ulemayı tenzih ederim .

VAZİFEN  YALNIZ  KORKUTMAKTAN  İBARETMİŞ  GİBİ  OLMASIN

“Peygamberimiz Efendimiz buyurdu : “Zorlaştırmayın kolaylaştırın. Daraltmayın genişletin. İkrah ettirmeyin sevdirin.”

Ayet-i kerimede Hazret-i ALLAH  buyurdular ki:  
        
“O vakit, ALLAH’tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Şayet sen kaba, katı yürekli olsa idin, hiç şüphesiz etrafından dağılıp giderlerdi. Şu halde onları affet, bağışlanmaları için dua et. ( Umuma ait ) işlerinde onlara danış. Artık kararını verdiğin zaman da ALLAH’a dayanıp güven. Çünkü ALLAH  kendisine sığınanları sever . (Alü  İmran Suresi, 159 )

Bu ayet-i celileyi iyi oku. İslam’ı iyi anla. Kaba, katı, haşin ve merhametsiz olma. Umumun zararına ve telafisi mümkün olmayan inancını tahrip edercesinde davranan küstaha, elbette hoşgörülü, sevecen olamazsın. Ancak ıslahı için dua edersin. Topluma zararı olmayan, bilgisizce, zararı nefsine olan ve telafisi mümkün olan hadiselerde hem cinsine karşı sevecen ve hoş görülü olmanın   yumuşak davranmanın neticesinin ALLAH’tan lutfedilmiş rahmet olduğunu bildiriyor Hazret-i Halık-ı zü’l-celal.

Böyle olmayıp kaba katı ve haşin olmanın manevi vazife ve insanlıkla bağdaşmayacağını Peygamberimiz Efendimizce yapılan uyarı ve taltif biz acizlere düşünce ve hareketlerimizin ana hatlarını ihsan ediyor. Kaba, katı, haşin oluyorsa bir kişi o şahıs bu türlü rahmet-i ilahinin tecelli etmediğini sarahaten bildiriyor. Hazret-i ALLAH elçisi, ahir zaman Nebisine bahşedilen uyarıları iyi dinle. Senin de yaşamakla yükümlü olduğun mekarim-i  ahlakı enaniyetle, katı ve haşin tutumlarınla yaşanamayacak hale getirme. Rahmet-i ilahiyi iyi anla, vahiy yolu ile gelen emr-i ilahiyi nefsinde tatbik et. Nefsinin hakiykat dışı sesi ruhuna tesir etmesin. Manevi yönüne de nefsin hakim olmasın. Olursa, Hazret-i ALLAH’ın işaret ettiği  kaba, katı yürekliliği kendine sıfat edinmiş olmakla aile hayatının ve toplumların gerçeği anladıkca haklı olarak seni menfi tutumundan, hakiykatı taşayan toplumların bu zihniyyeti dışlayacağını iyi bilesin!...

Örnek ne güzel,  kasd-i ilahiyi yeteri kadar bilemedin. Korkutmaktan başka sermayen  olmadı. Daha iyisini bilemedin. Bu yönlü tutum ferahına geldi. Çocukluktaki mizacını atamadın. Çocuğun sükunet bulması için en müessir silah çocuğu korkutmaktır. Bu türlü uygulama yavaş yavaş gerilerde kaldı.göremiyormusun?

Dede ve torun yolda giderken dede : “Oğlum dikkat et, düdüt geliyor.” Çocuk heyecanla, hilkat garibesi görecek gibi arkasına baktı : “Dede nerde düdüt ?” Dede gösterdi düdüdü. “Aman dede, düdüt olur mu ? Sekiz silindir seksen model rolsroys marka araba.” Dedesi ne yapsın ? Düdüt öğrettiler. içtihatsız şeriatın örneği düdüt misali..

Hazret-i ALLAH her devirde şeriatın içtihada müsait yönleri olduğunu, umuma ait mevzularda istişare edilmesini Peygamberimiz Efendimize ve Dolayısıyla biz aciz kullarına emrediyor. İhmal etme, ALLAH’a teslim olmayı bil. “Umumun vekilisin” anlamında ( hasbünallahu veni’me’l-vekil ) esmasını virt edindiğin gibi teslimiyeti bil. ALLAH’a dayan ve güven. Bu hitab-ı ilahi Peygamber efendilerimize, onun varislerine, veli, mü’min ve istisnai imana sahip olan kullarına emirdir.  Ve bi-la-istisna kullarına uyarı mahiyetindedir.                                   

HABİBİM  ONLAR  HAYVANDAN DA  AŞAĞIDIRLAR

ALLAHU TEALA ve TEKADDES Hazretlerinin bu hitabını anlayıp yaşayabilmek için bu emr-i ilahiye uygun imana, o imanın zuhuruna vesile olan, şeytanın, melaikenin dahi aklının ermediği ihlas, takva, vera sahibi bütün alemde zuhuru her sınıf ademin yaşamasına müsait kılındığı, Halik-ı zü’l-celal ilim ve iradesinin tecellisi olan fiili sıfatlarının arzda zuhurunu ademin tefekkürü ile müşahedesine lutfedilmiştir. Yalnız beni Adem’e bahşedilen subuti sıfatının  zuhuru  hayvanlarda da görülse de beni Adem’e verildiği gibi sekiz  meziyet mevcut  değildir. Hayat, semi, basar zuhuru görülse de,  hayvanlarda  ilim, irade, tekvin, kelam dahil kül olarak yalnız beni Adem’e lutfedilmiştir. Mahlukata aynı verilmemiştir...

Beni Adem, kendisine mahsus, özel verilen, istisnai subuti sıfatları önemsemeyip, anlamsız yerlere, duygusuzca ve bilgisizce kullanır. Yaratanının yalnız beni Adem’e bahşettiği hayvandan farklı sıfatlarını yerinde kullanmayı bilemez ise “habibim onlar hayvandan da aşağıdırlar” hitabının muhatabıdırlar. Verilen sermayeyi har vurup harman gibi savuran erbab-ı ticaret benzeri “bu dünyada a’ma, ahirette a’ma” ( bu dünyada görmeyen ahirette göremez ) ayetinin manası tecelli edecektir. Rabbın beni Adem’e bahşettiği sıfatlar hayvanda olmadığından, Adem'e bahşedilen sıfatları yerinde kullanmayı umursamayıp ihmal eden beni Adem ise kemalat yerine manası da hayvaniyyet sıfatından insaniyyete dönüşmediğinden dünyada kazandığı da hayvaniyet tavru hareketinde görülecektir.

Rahmeti ilâhiyenin tertibi  sübuti sıfatının tecellisini nefsinde ve alemde  yaşayan insan!.     yalnız ALLAH’ın zatına  mahsus olup, yaratılışın sırrı  beni Adem’e dahi verilmeyen ,fakat bir nebze de olsa zati sıfatın tecellisinin zevkini alan istisnai yaratılan insan, gerçek anlamda ALLAH’a dayanmayı ve güveni rehber edinmiş, hal olarak yaşayan kamil insana yakın ol ki, bu türlü hallerin zuhuruna vesile kıldığı kuvvet ve kudretin yalnız ALLAH’a mahsus olduğunu bilen ve bildirmek için vazifelenmiş ve yaşayan, maneviyatın verdiği vazifeyi bütün ağırlığıyla taşımaya gayret eden şahitli, kamil insanı bul.ve teslim ol tevhit kalasına gir-ki göresin haybiye kürek sallamayasın !..

ALLAH tarafından vazifeli varisü’n-Nebi, kulluk vecibeni yerine getirmen için sana yardımcı olsun diye vazife ile yükümlü kılınmış, Halık’ına karşı aczini bilen,  aciz  insanı sakın ilahlaştırmayasın. Tarih boyu bu yönlü tehlike hep görülmüş ve yaşanmış netice olarak hakıykat horlanmış, cehalet güzel gösterilmiş ve alkışlanmış. ALLAH ( c.c. ) cümle kulları için tertip ve tanzim eylediği gibi  yaşamayı nasip ve müyesser eylesin. Amin.  İnsan tefekkür ölçüsü ile ölçülür.  Ruh ölçüsü ile de  ölçülür.( Yalnız tefekkür cansız ve cazibesizdir. Yalnız ruh  içi boş bir zarftan ibarettir. İkisi birleşince insan vücuda gelir.)

NAFİ  İLİM  SALİH  AMEL    

Kim izzet ve şeref istiyor  ise bilsin ki, izzet ve şerefin hepsi ALLAH’ındır. O’na  ancak güzel sözler yükselir. Onları da ALLAH’a amel-i salih ulaştırır. Kötülüklerle tuzak kuranlara gelince, onlar için çetin bir azap vardır. Ve onların tuzağı bozulur. ( Fatır Suresi, 10 )

Kur’an’ın itikadda medarı ikidir : İlm-i tevhit, amel-i tevhit. Nafi ilim,  salih amel. Lüzumlu ilim, salih amel ki, ALLAH’ın emredip, Peygamber Efendimizin tavsiye ettiği amel.. Ayet-i celilede açık ve sarih beyan edildiği üzre Hazret-i ALLAH’a ancak amel-i salih ulaştırır. İyi tefekkür et. Salih amel ihlas, takva, vera, tasavvuftur, felsefe değil. Yanılma. “Aklın yolu zan ve tahmindir.   kalbin yolu temaşa ve hayranlıktır. Herkesin kulağı nağmelerde ilahi zevki bulamaz. İncir gibi tatlı güzel meyveleri her kuş yiyemez.”

Gerçeği kabulde zorlanan kardeşim, şunu iyi bilesin : Maneviyatın verdiği vazifeyi aczini bilerek, şımarmadan, şarlatanlık da yapmadan öğretildiği gibi fi-sebillillah, ALLAH rızasından başka maksat ve gayesi olmadan gerçekleri yaşamaya çalışan kardeşini bilmeden incitmeyesin.

Bu abd-i acizi vesile kılarak ALLAH’a söz verdin. Varisü’n-Nebi'ye biat etmekle şeriatına tabi olduğun ALLAH elçisine biat ettiğini iyi bilesin. Söz ise yalnız ALLAH’a verilir.  Gerçek mutasavvıfin bu gerçeği iyi bilir. Fakat derviş ölçemeyeceğinden burası mahrem tutulur. Gerçek açıklandığı zaman "peygamberlik iddia ediyor" zannederler. Mürşit varisü’n-Nebi’dir, nedim-i ilahidir. Vazifesi itibariyle Peygamber değildir, veraset mesuliyeti taşır. Dervişin  şahsına rahmet olan manevi tecelliler hayatta olan şeyhinin suretinde tecelli eder. Bu türlü zuhuratı izah yetkisi şeyhine verilmiştir. Vazifesi itibarı ile vesile kılınmıştır. Vesileye tabi olman tertib-i ilahidir. “La ilahe illla ALLAH” anlamını iyi bil. Kimseyi ilahlaştırma. Hatta getirdiği şeriatına tabi olduğun Peygamberini bile. ALLAH elçilerini  çok sev. Amma! Sevgin beşeri ilahlaştırmış gibi olmasın, lütfen.

Muhakkak ki, sana biat edenler ancak ALLAH’a biat etmektedirler. ALLAH’ın eli onların ellerinin üzerindedir. Kim ahdini bozarsa ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de ALLAH’a verdiği ahde vefa gösterirse ALLAH ona büyük bir mükafat verecektir. ( Fetih Suresi, 10 )

Ayet-i kerimede biatın özünü bulacaksın. Sakın “bu hitap asr-ı saadete mahsustu” diye, ALLAH’ın rahmetini bir zamana mahsusmuş gibi göstermeye kalkışma. Halık’ına zulüm isnat ettiğinden, Hazret-i ALLAH’ı gücendirirsin. Bunlar hikaye değil gerçek. Aksini, ilim deye illa muhalefet edeceksen dikkat et! Kabağın sahibini gücendirmeyesin.

Arkadaşları ile yolda giderlerken arkadaşlarını güldürmek kasti ile oturan, başı çıplak, hal ehli bir zatın başına “kabağa bak” diye şiddetle vurdu ve arkadaşlarını arzu ettiği gibi güldürdü. Biraz gidince koluna giren sancıya tahammül edemeyen şarlatan geri geldi başına vurduğu ademden özür diledi. Zira anlamıştı cezanın  nereden  geldiğini ! “Ben şaka yapmıştım, bilmiyordum. Gücendin mi?" dedi. Teslimiyetli uyanık insan, nefsinden fedakarlığı kendisine şiar edinmiş  kişi : “Ben gücenmedim. Kabağın sahibi gücenmiştir” diye gerçeği dile getirdi.bu kısseden hisseni alda  Kabağın sahibini sakın  ha gücendirme.

ALLAH kimin  gönlünü İslam’a açmışsa o Rabbinden bir nur üzerinde değil midir ? ALLAH’ı zikretmek hususunda kalpleri katılaşmış olanlara yazıklar olsun! İşte bunlar apaçık bir sapıklık içindedirler. ( Zümer Suresi, 22 )

İslam’a açılmış  gönül rahmettir. Rabbından bahşedilen nurdur. İslam bir zümreye mahsus olmayıp, bütün semavi dinler İslamiyyettir. Lügat karşılığı  “bir olan ALLAH’ın iradesine bağlanmaktır” ( irade dilemesidir ). Küllü tevhit dini olan semavi din İslamiyyettir. Cümle peygamber efendilerimizin  tebliğ ettikleri din İslamiyettir. Tabi olan beni Adem müslümandır. Tevhidin anlamı budur. Kulun bu yönde ölçüsü kelime-i tevhittir. Tevhid-i ef’al, tevhid-i sıfat, tevhid-i zat. ALLAH’a acabasız iman eden mü’min. İhlas, takva, vera... Ehl-i zikir, ehl-i şükür olan kulların yaşantılarında görülen kelime-i tevhidin gerçek manasıdır. Ölçüsü Hazret-i ALLAH’a mahsustur. Hazret-i Kur’an’da itikat izahında esas olan ikidir : İlimde tevhit, amelde tevhit, diye belirtilmiştir.

ALLAH sözün en güzelini, bir biri ile uyumlu ve bıkılmadan tekrar tekrar okunan bir kitap olarak indirdi. Rablerinden korkanların, bu kitabın etkisinden tüyleri ürperir, derken hem bedenleri hem de gönülleri ALLAH’ın zikrine ısınıp yumuşar. İşte bu kitap, ALLAH’ın, dilediğini kendisi ile doğru yola ilettiği hidayet rehberidir. ALLAH kimi de saptırırsa artık ona yol gösteren olmaz.( Zümer Suresi, 23 )

ALLAH tek olarak zikredildiği zaman ahirete inanmayanların içlerine sıkıntı basar. Ama ALLAH’tan başkası zikredildiği zaman hemen yüzleri güler. ( Zümer Suresi, 45 )
Hazret-i  Kur’an’da açık ve sarih, tefsire dahi muhtaç olmayan ALLAH’ı zikir ve yad etme ayetleri ALLAH’a, ahiret gününe, elçisinin getirdiği şeriata ve gösterdiği tarikata acabasız inanan insanlar Leyla'sından haber almış Mecnun misali mesut ve bahtiyar olurlar ve sürur duyarlar. Rablerine hamdeder, onu zikrederler. Çünkü ehl-i zikir, ehl-i aşk, her emr-i ilahide rahmet-i ilahinin tecellisini hisseder aynen. Zamana göre, emrin dışına çıkmadan yaşamak için gene Rabbımızın verdiği cüz’i iradelerini kullanırlar.

Tasavvuf tariki, nefsi ayıklayıp temizlemek ve ruhu pak ederek lahut alemine yükselmek yoludur. Kemalatı için bu yönlü rahmet ALLAH ve Resulünü idraki ile emr-i ilahiye göre hayatını gücü nispetinde yönlendirmeye çalışan, kuvvet-i kudret-i ilahi karşısında aczini bilen insan için ne güzel ifade edilmiş “Alem-i lahuta pervaz eyleyen ehl-i safa, değil İskender tacı, taht-ı Süleyman istemez.” Na-ehil bu türlü yaşantının zevkini yanlış değerlendirmiş, hakikatı mahrumiyet zannetmiş, yanılmış. Yanıldığı ayet ve hadislerle sabittir.      

SİZİN  EN HAYIRLINIZ  DÜNYA  İÇİN  AHİRETİNİ,  AHİRETİ  İÇİN DÜNYASINI TERKETMEYENDİR

Sizin en hayırlınız dünya için ahiretini, ahireti için dünyasını terketmeyendir.” Hiç bir hadiseyi bu bildiri dışında müteala etmeyesin. Beni Adem’e bahşedilmiş nimet-i ilahiye yeteri kadar iman edemeyenlere gelince, bir ölçü daha bildiriyor Halık-ı zü’l-celal : Yukarıda geçen ayet-i kerimede bildirildiği veçhile onların yanında yalnız ALLAH’ı zikredersen keskin sirkenin küpün dışına sızdırdığı gibi hemen mayasını gizleyemez, dışa vururlar. Sızıntı değil ehline aşikar olur. Çünkü “Settarü’l-uyub” olan örtme ve gizleme  sıfatı verilmemiştir. Şer yönü aşikar olan kişilerin hicap deye bir sıkıntıları yoktur.

Na-ehlin  bu tutumu  imanlı kişileri elbette rahatsız eder. İmansız kitlenin zevk aldığı emr-i ilahiyi dışlayarak, insani duygu hududundan yoksun, hayvani isteklerini umumun yaşantısına yansıtmaya çalışmaları elbette imanlı geniş bir kitleyi rahatsız ve huzursuz edecektir. Bu hallerinden hicap etmedikleri gibi hakikatte ALLAH’a inanmadıklarının yılışıklığını açık açık görmek her an mümkündür. “Merd-i Kıpti şecaat  arz ederken sirkatin söyler.” Utanması icab eden çirkin halleri şerefli bir meziyet gibi ilan etmekle gurur duyarlar. 

ALLAH’ın emrine  ve Resulünün getirdiği emr-i ilahiye acabasız inanan gerçek insan, müsterih ol. Buna rağmen na-ehille cedelleşme. O kardeşlerin için de dua et. Yer yüzünde imanın şulesi  budur. Tecelliyyat-ı ilahiyi hissederek ALLAH’a hamd ü sena et. Enaniyete kapılma. Ene “ben” demektir. Varlık ifadesidir. Varlıksa yalnız ve yalnız, şeriki ve naziri olmayan ALLAH’a mahsustur. Bu sıfatı kendine mal edenler sahtekardırlar. Peygamber efendilerimiz de  bu sıfat-ı ilahiye sahip çıkamazlar. Adem “yok” demektir. Madde aleminde varsın, geçici varsın.

ALLAH AHAT’ tir, zati sıfatı ile. Bu varlığı ALLAH’ın varlığı ile kıyaslayamazsın. ALLAH ahaddir. Ahadiyyet ALLAH’ın zati sıfatlarındandır. Birdir, benzeri olmayan birdir. Bu sıfat beşerde görülemez. Mümkün değildir. Dikkat et, hesabını dünyada sorarlar. Ahirette de enaniyetinin yaptığı tahribatın cezasını kaldıramazsın. En büyük kul hakkı budur. Bilmeden öldürdüğün manaların karşılığını veremezsin. “Huzur-ı ilahide müflis olursun” buyurdu Hazret-i Peygamber ( s.a.v. ). Tekrarında faide umarak izaha çalıştığım gibi    tasavvuf açıkça belirtilen emr-i ilahi ile bezenmiş. Nehyedilmiş, yasaklanmış nefsin hazzından kaçınarak Peygamber efedilerimizde mekarim-i ahlak olarak tecellisi bariz görülen, ehline yaşama zevki verilen rahmet-i ilahinin ismi tasavvuftur. Rabbımın lutf u ihsanı ile nefsi, dolayısı ile ruhu yasaklardan ayıklayıp temizlemek ve ruhu pak ederek lahut alemine yükselmek yoludur!...                              

BAZI   FIKIH  ALİMLERİ   MUTASAVVIFLARLA  BERABER YÜRÜMEYİ  REDDETMİŞ,  BU  GERÇEKLERE  TARİH  BOYU  KULAĞINI  TIKAMIŞLAR

Fakat bazı fıkıh alimleri mutasavvıflarla beraber yürümeyi reddetmiş. Bütün bu gerçeklere tarih boyu  kulaklarını tıkamış öyle kalmışlar. Dilerimki bu mana zıttiyetimahşere kadar sürmesin "Adem aleyhisselam akıl derecesinden aşk derecesine ulaşınca bütün varlıklarda ALLAH’ın güzelliğini görmeye başladı. Her varlıkta ALLAH’ın tecellisini gördü. Adem her şeyin hakikatını biliyordu ki, ona “alleme’l-esma” denildi."

Ne kadar ilim tahsil edersen et, ruh temizliğine önem vermiyorsan,  hakikat fakiri olursun , akli ölçüden başka meziyete sahip olmadığın için tasavvufi yaşantıları elbette kabul edemezsin. Hazret-i Kur’an’ı da bilginden öte izah edemezsin. Etmen de mümkün değil.

Hani hamama gelir, yıkanır, hamam parası vermemek için mutlaka bir şeyinin çalındığını söylermiş. Bir gün gene yıkanmak için hamama gelmiş. Hamamcı “eğer bir şeyim çalındı, demez isen yıkan” demiş ve anlaşmış. Aksilik buya, hakikaten elbiseleri çalınan adam don gömlek hamamcının karşısına çıkmış: “Biliyorum, anlaştık. Bir şeyim çalındı, demeyeceğim. Ama söyle ALLAH aşkına, ben hamama böyle mi geldim ?

Mutasavvifin olarak siz alim kardeşlerimize soruyoruz : Lütfen, ALLAH aşkına : Bu din-i İslam böyle mi geldi, manasız ve ruhsuz ? Mutasavvıfin cevap veriyor :  “Hayır, ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz. Haklı olarak en mütekamil, cihan-şumul olan  şeriat-ı Muhammedi böyle mi geldi ? Akıldan öte yolu olmayan akılcı din ve maddeye mahsus olan felsefe ile bu gerçekleri çözeceğini zannediyorsan, kusura bakma hava alırsın, oksijensiz hava. Bütün semavi dinlerin ismi olan İslam’dan  öyle korkuttuk ki inanmış insanları, semavi dinin şeriatını yaşayan, ALLAH’a şirk koşmayan kişiye “sen de Müslümansın” diyemiyoruz. Madem ALLAHa inanıyorsun sende müslümansın yeyiversek onada ters öğretilmiş müslüman kardeşim Hakaret ettiğimizi zanneder, diye Hazret-i ALLAH’a tazarru ve niyaz ediyoruz. Hazret-i ALLAH bu perişanlığımızı düzeltsin, amin ve selamun ale’l-murselin ve’l-hamdü lillahi Rabbi’l-alemin. 

Biz dağları onun emrine vermiştik. Akşam sabah onunla beraber tesbih ederlerdi. ( Sa’d Suresi, 18 )

ALLAH’a çağıran, iyi iş yapan ve “ben müslümanlardanım” deyenden kimin sözü daha güzeldir ? ( Fussılet Suresi,  33)

Arşı yüklenen ve bir de onun çevresinde bulunanlar Rabbını hamd ile tesbih ederler, ona iman ederler, mü’minlerin de bağışlanmasını isterler. Ey Rabbımız ! Senin rahmet ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O halde tövbe eden ve senin yolunda gidenleri bağışla, onları cehennem azabından koru ! ( Mü’min Suresi, 7 )

Şimdi sen sabret. Çünkü ALLAH’ın vaadi gerçektir. Günahının bağışlanmasını iste. Akşam sabah Rabbını hamd ile tesbih et. ( Mü’min Suresi, 55 )

ALLAH’a çağıran en güzel işi o yapar. O kişide evvela aranacak meziyetin esası o kişinin Müslüman olması ve çekinmeden korkmadan “ben Müslümanlardanım” diyebilecek bilgi ve imana sahip ise biz ona başkalarında  görülemeyen hikmet olarak sözün de güzelini verdik.

Tekrar etmek mecburiyetinde kaldığımız gerçekleri gene yazmakta faide mülahaza ediyorum.  “Size din olarak İslam’ı seçtim, size dininizi tamamladım” buyurdu Hazret-i ALLAH ( c.c ).  Bütün semavi dinler İslamiyyettir. Lügat karşılığı “eşi benzeri, şeriki, naziri olmayan Hazret-i ALLAH’ın iradesine bağlanmaktır. İradesi dilemesidir. Bütün alem ALLAH’ın ilim ve iradesinden  ve dilemesinden zuhur etmiştir. ALLAH’ın bilgisi, arzusu dışında ne maddede mevcut bir zerre, ne de manada beliren bir zuhurat göremezsin, mümkün değil. Aksini düşünmek hakikatle bağdaşmadığı gibi ALLAH’a olan imanda noksanlıktır. Hiç bir semavi dini bu ölçünün dışında mütalaa edemezsin. Hepsi tevhit dinidir. Kelime ile ifadesi “LA İLAHE İLLALLAH”tır. Sonradan getirdiği şeriatına tabi olduğun ALLAH elçisi Peygamberini ilave ederek Adem safiyyullah,Nuh,şekirullah ,İbrahim halilullah, Musa kelimullah, İsa ruhullah,  Muhammed Mustafa habibullah cümle peygamberanı izam ve resuli kiram deye hem ALLAH’ın varlığını, hem de kulu olarak gönderdiği elçilerini kabul ettiğini dilinle ikrar, kalbinle tastik, halinle tatbik etmeye mecbursun ki, istenilen imanın tecellisinin zuhuru görülen gerçek müslüman ve müslümanlığını da korkmadan, çekinmeden, haz duyarak haykıran ve yaşamaya çalışan bahtiyar insan. Böyle insanların ALLAH adedini artırsın. O rahmet tecellisine mazhar olmuş insanın yer yüzünde çok görülmesi, o nisbette rahmet-i ilahinin çok çok zuhur ettiğinin ifadesidir.      

MÜRŞİDİN VAZİFESİNİ HAZRET-İ  ALLAH  VERİR, ŞEYHİ TEBLİĞ EDER.

         ALLAH’ın ezel-i ervahta yaratıp vazifelendirdiği varisü’n-Nebi, nedim-i ilahi ki, evliyaullah : Peygamber değil fakat Peygamberinin getirdiği şeriatı ve gösterdiği tarikat üzere yürümelerine mizacı ve gücü nispetinde manen verilen vazifeyi havf u reca üzere, ALLAH’tan korkmanın anlamını bilen, tazarru ve niyazın her zaman manevi sermayesi, mü’minin yegane silahı mesabesinde olduğunu idrak etmiş, Hak yoluna yardımı nefsine mal etmiş, ALLAH’ın gücü karşısında aczini bilen, ALLAH tarafından vazifeli kılınan, vazifesi şeyhi tarafından tebliğ edilen ve bu tebliğinin zuhurunu gören, bu türlü bilginin sahibi kılınan insan.  “Biz dilediğimize hikmet veririz” hitabını müdrik, günah işlemeye müsait fakat ALLAH’a eş koşmak  felaketinden enaniyyet bataklığına batmaktan muhafaza edilen, veraset vazifesinin sahibi -ki irşattır- gerçek mürşit. Bu türlü günah işlemekten rabbına sığınmış, bilgilendirilmiş, görgülendirilmiş, rahmet-i ilahiye vesile kılınan, şirk dahil   günahları işlemeye her kul gibi müsait olan, imanı nispetinde nefsini koruyabilen, başkalarına yaşantısı ile örnek insan. Cüz’i iradesinden o da  sorumlu kılınmıştır!..

Peygamber efendilerimiz bu hususlarda masum yaratılmışlardır.  Mürşitliğini iddia eden bir kişide enaniyyet ve şirkin devamının görülmesi , o kimsenin veraset vazifesinin olduğundan gayrıyı elbette şüpheye düşürür .küfürde israrı velâyetle bağdaşması muhaldir   Bu ölçüyü iyi bilelim. na-ehle fırsat verip hakikatleri çiğnetmeyelim. İslam’ın manasını alay konusu yaptırmayalım. Yalnız ilmi okumak ve yazmak, felsefeden ibaret olup manevi tefekkürden nasip alamamış, buna rağmen almak da istemeyen hakikat fukaralarının “ALLAH’a yaklaştırıyorum” düşüncesi ile kendi ve aklının mahsulü ilahına yaklaştırma çabasına sen de  bilmeyerek yardımcı olma ! Şirke ve enaniyyete düştüğünün bariz görülmesi manevi vazifesinin olmadığının ölçüsüdür!..

Manevi bu tertib-i ilahiyi ALLAH’ın affına sığınarak anlatabileceğim kadar anlatmaya gayret edeceğim. İnayet ALLAH’tandır. teferruatıyla evvelce yazdığım gibi hulasa edeyim : 1949 senesinde Rabbımın lutuf ve ihsanı ile Kahramanmaraşlı Maraş Fatihi Ali Sezayi Kurtaran Efendinin halifesi Maraşlı Hacı Mustafa Yardımedici Efendi’ye Rabbımın lutf u ihsanı ile arzum tahakkuk etti. Gerçeği gördüm. Müntesip oldum. Acabasız kabul ettim. Mutmain olarak,  sadık  derviş oldum. 52  sene oldu. Rabbıma hamd ederek arz ediyorum. Gene o günkü sadık dervişim, el-hamdü lillah. ALLAH mahrum etmesin, cümle kullarına ihsan etsin, amin. Yedi  şeyh efendinin manevi bir demet gül misali hal ve İslami terbiyelerinden bu abd-i acizi tertib-i ilahi olarak nasipli kıldı.  ALLAH cümlesinden razı olsun, makamları cennet olsun. Yanlış anlaşılmasın deye izah edeyim : Dervişin bir şeyhi vardır. İki olmaz. Tertib-i ilahide böyledir. Amma kısmetinde var da irşada vazifeli kılınmışsa gene Hazret-i ALLAH’ın tertibi ile bazı şeyh efendilerin de bahşedilen meziyetlerinden istifade etmesinde bir sakınca olmayıp, rahmet-i ilahi ve tertib-i ilahidir.esas olan bir şeyhidir irşat vazifesi verildikten sonra bütün verilen vazifeler teberrüktür esası bozmaz !..

Sene 1956. Berat gecesi manevi büyüklerimizin de bulunduğu Peygamber Efendimizin başkanlığında imtihan oldum. İmtihan soru cevap imtihanı değil,  hal imtihanı. Hazret-i ALLAH’a tazarru ve niyaz imtihanı idi. Rabbıma sonsuz hamd olsun, Hazret-i Resullullah ( s.a.v. ) Efendimiz kalabalık manevi toplum içinde büyük ve açık  bir defterle masa önünde oturan Ebu Bekir Sıddık ( r.a. )  Efendimize : "Yaz : Şeyh Sadi Şirazi, deye yaz" buyurdu. "Şeyh Sadi Şirazi Hazretleri yüzlerce sene evvel yaşamıştı, nasıl olur ?" deye içimden geçirirken, Peygamberimiz Efendimiz : "İkinci Şeyh Sadi Şirazi, deye yaz" buyurdular.

Bu manamı kimseye ifşa etmedim. Hatta mürşidim efendime dahi. Sıkıldım söyleyemedim. Yemin ederek derim ki : Şeyh olma zevkim ve isteğim yoktu. Nasıl olsun ki, o günkü toplumun inanan kesiminin de ekserisi ne dervişliği ne de şeyh lafzını dahi kabullenecek halde değillerdi. Ezel-i ervahla ilgili  manevi kısmeti olanlar ve manevi vazifeli olarak dünyaya gönderilen varisü’n-Nebi, nedim-i ilahi yer yüzünde hiç eksik olmamıştır. Aksini düşünmek rahmet hazinesini kısıtlı göstermeye çalışmak, Halık-ı zü’l-celale zulüm isnat etmektir.

Bir kaç ay sonra, gününü pek hatırlayamıyorum, Ankara Anafartalar Caddesi, Adliye’nin karşısında Kuleli tarihi binasının üst katında iskan ediyordum. Kayınpederim, yedi tarikten izn-i icazet sahibi Çorumlu Şeyh Hacı Mustafa Anaç Efendi’nin de bulunduğu bir mecliste cennet mekan mürşidim efendim Maraşlı Hacı Mustafa Yardımedici manevi vazifemi tebliğ ettiler ve buyurdular ki : "Sizleri şahit kılarım. Hazret-i ALLAH Galip Efendiye irşat vazifesi vermemi emretti" deye tebliğ etti. Hazır bulunan büyüklerimin ellerini öptüm. Kayınpederim gözlerimden öperek tebrik ettiler, bu abd-i acizi. Hazret-i ALLAH emretti. Hikmetini idrak edememiştim, maneviyattan nasip alamayan ilim sahiplerinin ölçemediği gibi.. Sonra Rabbım bu sırra bu abd-i acizi muttali kıldı. Anladım ve öğrendim ki, mürşidi ancak ve ancak Hazret-i ALLAH emrediyor.

Vazife taşıyan kardeşlerimin hataya düşmemeleri için hayatımda gördüğüm ve yaşadığım gerçekleri dile getirmeye çalışıyorum.Dikkatli olmaları için bildiğim kadarıyla uyarıyorum: varisü’n-Nebi, nedim-i ilahi = evliyaullah, bi-zatihi Hazret-i ALLAH’ın tertip ve tanziminin zuhuru olup, beşerdir. Bütün kullarından farklı yönü yoktur. Ne gaybı bilir ki, gaybı ALLAH’tan başkası bilemez. Ne (Peygamberini vazifelendirmede olsun peygamber efendilerimizin verasetini taşıyan evliyaullahın da vazifelerini bizzat Hazret-i ALLAH’ın verdiğini naçiz hayatımda gördüm ve yaşadım. Kesinkes anladım ki, ne peygamber efendilerimiz kendi yerlerine peygamber tayin edebilir, ne de şeyh efendiler kendi yerlerine şeyh tayin edebilirler. Bu yetki tamamı ile Hazret-i ALLAH’a mahsustur). ALLAH’ın bu türlü rahmetinden mahrum olanlardan çok kişiler bu türlü tertib-i ilahiyi bilemediklerinden kendi ürettikleri, aslı olmayan tertipleri ile hem kendilerinin hem de tabi olanların yollarını sarpa sardırdılar ve bilmeden çok büyük mesuliyeti üstlendiler. Bu mesuliyeti yeteri kadar idrak edemeyen na-ehilin bir kısmı inandığını söyleseler de, yalnız ağızlarında kelime olarak zuhuru görülür. İmanın şartı olan Amentüye yeteri kadar iman edemedikleri hallerinde, yaşantılarında ve muamelatında görmek mümkündür.

“Habibim, sen onları yüzlerinden tanırsın, konuşmalarından daha iyi tanırsın” buyurdu Halık-ı zü’l-celal. Kelime-i tevhidi lisanen telaffuz ediyorsa her hangi bir adem, müslümandır onun hakkında aksine hüküm veremezsin. Gaybi hüküm  ALLAH’a mahsustur. “Habibim, sen onları konuşmalarındantanırsın ” ki, mananın dışa yansıması konuşması ile başlar. Hayvanlar da koklaşarak anlaşırlar. Koklaşarak anlaşmak ölçüsü beni Adem’e verilmemiştir. Mutasavvifin demişlerdir : “Dilini oynat, sana kim olduğunu söyleyeyim.”

“ALLAH’tan başka ilah yoktur : İlla ALLAH vardır” diyorsa, her halinde manasının zuhuru görülüyorsa, o kişi mü’mindir. Son sözü “ALLAH’tan başka ilah olmadığını” söyleyip vefat eden makbul kuldur, cennetliktir buyurdu. Hazret-i Resul-i Ekrem ( s.a.v. ) Efendimizin bu manadaki bildirisini  iyi anla. Haddi aşma. Erbab-ı zikir bu türlü rahmet-i ilahilerin zevki ile yaşar. Beşeri zaafınla ölçüye kalkışma. Huzur-ı ilahide rezil olursun.

“Ebu Zer’in maruz kaldığı hakarete”  ortak olma. “Ebu Zer’in burnu yere sürtünse de, o kişi cennetliktir” tebliğinin anlamının şahidi olarak inanan, ALLAH’ın bütün kullarına  seslenmek  istiyorum : ALLAH’a şirk koşmayın. Yeteri kadar emr-i ilahileri yaşayıp, zevkini almadan, “biliyorum” iddiasında bulunan, manayı  dışlayıp, akıl ve mantık ölçüsünden başka ölçeği olmayan beni Ademler Hazret-i ALLAH’ın kullarının dünya ve ahiret hayatında emr-i ilahiye uygun  yaşantılarını tanzim etmeleri için, elçisi vasıtası ile lutfettiği emr-i ilahileri de akla ve mantığa uydurmaya çalışarak, manada yeri olmayan ancak avamın haz duyduğu felsefeye yöneldiler. Akıl , mantık ve nefsin hazzını esas aldılar. Şeriatı, tasavvufu ve tarikatı dışladılar. Bu manevi yol ne yazık ki, dindar görünüp de, inançları dilinden öte gitmeyenlerin ve taklitle gerçeği bulamayan, fazla aramak için zamanı olmayan, olan zamanını ise nefsinin hazzına ayırmış, ruhunun neşv ü nema bulmasının zahmetine tahammülü kalmamış, safiyetli gibi görüntü veren, insanları pusuya düşürmek için avını  bekleyen  çıkarcıların eline düşmüş, dini konularda ve dünya görüşü dejenere edilen beni Adem.. Lutfedilen vahy-i ilahiyi akıl ve mantığına uydurmaya çalışmış, uyduramamış. Elbette uymaz, uysa idi, ALLAH’ın elçisi vasıtası ile lutfedilen dünya ve ahiret, beni Adem’in salahı için bahşedilen vahy-i ilahilere lüzum olmazdı.

Maddenin felsefesini manaya uydurmaya çalışan, ALLAH’ın varlığını lütfen kabul edip ALLAH elçisinin tebliğine yan çizen, bu yönlü dindarlar yeteri kadar nefsine mal edemediği hakikatleri hayatından dışlamak için bahane arıyan, bazı na-ehil, emri ilahiyeye yeteri kadar intibak edemeyen kişilerin nahoş tutumlarını dine mal etmekten, mal bulmuş Mağribi misali hemen çarpık fikrine sermaye edinen, dindarlık kisbesi altında  anormal yaşayan, tertib-i ilahiyi  ALLAH’ın lutuf ve ihsanı olan güzelliklerle bağdaştıramayıp, nefsani duygularının esaretinde, yalnız kendilerinin haklı olduklarını zannedenler... Gerçek ehl-i tarik, ehl-i tasavvufun her an yer yüzünde mevcudiyetleri ALLAH’ın rahmetinin eksilmeyen tecellisidir. Bu rahmet-i ilahi kıyamete kadar yer yüzünde mevcut olacak. Olmaması zulümdür. Rabbımızı bu zulümden tenzih ederiz.

“Kıyamet kopmadıkça tövbe kapısı kapanmayacaktır” müjdesini iyi anla. Her zaman arayan nasiplisi nasibini bulur. Hiç şüphen olmasın. Eğer murat değilsen, mürit olmaya çalış. Kula bu rahmetin önü açık bırakılmıştır. Murat olan  ruh, ruhlar aleminde “ben sizin Rabbınız değil miyim ?” hitabına tereddüt etmeden “beli” yani evet deyen ruhlar daha dereceleri yücelsin deye kazanç yeri olan dünyaya, bi-la-istisna bütün ruhlar cesedlenerek gönderildi. Sonsuz rahmet-i ilahinin zuhuru olarak yer yüzünü kulun hayrına tertip ve tanzim etti Hazret-i ALLAH. Bahşedilen cüz’i iradesinden beni Adem’i sorumlu kılıp, elçileri vasıtası ile mekarim-i ahlak rahmetini bütün kullarına sermaye olarak lutfetmiştir.

Murad olan kul için rahmet yolu daha açık. Gazab-ı ilahiyi celbeden yollar murat için de açık ise de, avam gibi nefsani arzularının esiri değildir. Ufak bir kıvılcım muradı uyarmaya yeterli olur. Dereceleri yücelsin deye dünya lutfedilmiş kazanç yeridir. Tasavvufta izah edildiği gibi “kavis” tabir edilir. Ruhlar cesetli olarak kavisi tamamlamak mecburiyetindedirler. Dünyada kavislerini tamamlamaya ömrü yetmeyen iman ehlinin kabir hayatına imanlarını  götürebilenlerine kabir hayatında kavislerini tamamlama imkanı verilmiştir.  Fakat dünya gibi  kabir hayatı kazançlı olmayıp müddeti daha uzundur.

Acabasız, ALLAH’ın birliğine iman eden, elçisi olarak resüllerine, semavi kitaplara, suhuflara, meleklerine, öldükten sonra dirileceğine, hayır ve şerrin ALLAH’tan olduğuna iman eden bahtiyarlar  murattır. Mutlak adalet sahibi olan Hazret-i ALLAH onları kafir olarak huzuruna götürmez. “Murat nazdadır, mürit niyazdadır” denildi.            

BİŞR-İ  HAFİ : YALINAYAK  BİŞR

Örneklerden bir misal. Bağdat’ta türbesi bulunan  Bişr-i Hafi Hazretleri sarhoş, meyhaneden çıkmış evine gidiyordu. Çamurlar içine atılmış, çamur olmuş lafza-i celal yazılı bir kağıt parçası gördü. “Ya Rabbi, zatının ismine böyle hakaret reva mı ?” deye çığlık ve göz yaşları ile yerden aldığı lafza-i celal yazılı kağıdı temizledi. Meyhaneden kalan parası ile güzel kokular aldı. Çamurunu arıtıp güzel kokular sürdü. Bezlere sardı. Yüksek yere koydu. Zamanın maneviyat ehli bir zata manasında emir verdi, Hazret-i ALLAH. Buyurdu ki : “Bişr’e söyle. Bizim ismimize hürmet gösterdi. Arıttı. Yüksek yerlere kaldırdı. Biz de onun içini, dışını temizledik, arıttık.”

Bu şerefe nail olan Bişr-i Hafi “ALLAH” deye öyle bir çığlık attı ki... Yaralı ve kırık kalbin çıkardığı tövbe istiğfar, Rabbına hamd ve teşekkür çığlıkları, ümitsizlikle beklediği amma rahmet-i ilahide zuhurunu gördüğü sonsuz rahmetin verdiği aşk-ı ilahinin çığlıkları... Yalnız okumak ve yazmakla elde edilemeyen samimiyet ve hikmet... Hülasa yukarıda anlatmak istediğim   murad-ı ilahinin zuhuru görülen MURAT...

“Kamil doğarmış ehl-i Hak, doğmadan evvel anası” ölçüsünü hatırdan çıkarmayasın. Her sarhoşu da Bişr-i Hafi zannetmeyesin. Her halinde samimi olmanı tavsiye ederim. Kimseyi kandırmaya  kalkışma. Hele  hele ALLAH’ı...

O halden sonra Bişr’in tertemiz örnek yaşantısına Bağdat şahit oldu. Ayağına ayakkabı dahi giymedi. “Görmediğim mahlukata eza ederim” deye. Onun için “Yalın Ayaklı Bişr” anlamına gelen “Bişr-i Hafi” denildi.

Benim mübarek kardeşim ! Bu türlü hikmetleri hikaye gibi dinleme. ALLAH’a acabasız inan. Gereğini yap. Cüz’i iraden müddetlidir. Müddeti dolmadan iman ağacından yetiştirdiğin rahmet meyvelerinden ye. Hazret-i ALLAH mutlaka tövbe istiğfar nasip eder. Huzuruna temiz olarak alır. Çünkü dünya en büyük kazanç yeridir. Kasd-i ilahi daima beni Adem’in kazanması için lutfedilmiştir.  İnkarı yeteri kadar Rabbını tanımamaktan ve nasipsizlikten gelir.  Yanlış düşünce ve çirkin  ithamlardan o “ALLAH’ın gelinlerini” tenzih ederim. Bul ve müntesip ol. Çünkü onlar ALLAH’a inananların  manevi yolda hizmetkarıdırlar.

Sizden herhangi bir ücret istemeyen bu kimselere tabi olun. Çünkü onlar hidayete ermiş kimselerdir. ( Yasin Suresi, 21 )

Bu ve buna benzer, Rabbımın emirlerine kulak ver. Aksini anlatıp, senin mananı bilmeden öldürmek isteyen insanlardan uzak dur.. Yaptığın, yaptıracağın maddi ve manevi işlerini ehline sor. “Emaneti ehline veriniz” hitabına dikkat et.

“Çok tel kırılır sine-yi kanun-ı cihanda, Na-ehle mızrab-ı tasarruf verilince..”

Ne güzel. Gerçek ifade edilmiş. Bilmeyenin eline mızrabı verirsen kanunun göğsünde kırılmadık tel bulamazsın. Edebiyat öğretmeni sayın Fazlı Al Hocaefendi’nin veciz yazmış olduğu “Sor da söylesin” şiirini yazmadan geçemeyeceğim:

EHLİNE  SOR DA  SÖYLESİN 

Zikre gönül verip zikri isteyen,           

Ehlullaha zikri, sor da söylesin.

Zikrullahın zevkini almak isteyen,     

Ehlullaha zikri sor da söylesin.

 

Ankebut Suresi ayeti kırkbeş,              

Zikrullah en büyük, yoktur buna eş.

Hakk’ın kulu zikri ne rahmet kardeş !    

Zikrullah ehline sor da söylesin.

 

Söz verdik ervahta “Rabbımsın” diye.      

Bu ahdi unuttuk,  burada niye ?

Hatırlatmak için zikir hediye.               

Ervah nedir ? Zakire sor da söylesin.

 

Ben kulumu zikretmezsem her demde,

Kulum beni zikredemez bir yerde.

Varlık, benlik gösterecek kul nerde?

Hadis-i  kudsiye sor da söylesin.

 

Layık olmayana zikrini vermez,

Mühürler kalbini, “ALLAH” dedirtmez.

Bu sofra kutsaldır, her kula sermez.

Vermesini iste, sor da söylesin.

 

Bizi zikrettiren, kimdir bildin mi?

Acizliğin bilip, kibri sildin mi?

Zikr-i Hak’la olmak zevkin erdin mi?

Değilsen ehline sor da söylesin.

 

Beni zikredin ki, sizi zikredem ...

Cibril’den Resul’e müjde ayet hem.

Bu ümmete rahmet... Dem de tam bu dem,

Kur’an’a rahmeti sor da söylesin.

 

 

En efdal zikirdir, tevhidin zikri,

Her şeye anahtar özdeki fikri.

Tekrar şükür ister zikrinin şükrü,

Tevhidi dört kitaba sor da söylesin.

 

Tevhit bir tohumdur, her mevcud onda,

Hilkatin sırrıdır ALLAH yolunda.

Hem nef’i, hem isbat dürülmüş onda,

İzahı ehline sorda söylesin.

 

Her kapıya miftah, her şeyi açar,

Her esma, hazine layığa saçar.

İstemeyi iste, gel kalma naçar.

Kapısı efendim, sor da söylesin.

 

Zikir şekil değil, manaya dalmak.

Tevhit ummanında huzura varmak.

Onun zevki ile başbaşa kalmak...

Ehline bu zevki sor da söylesin.

 

Tesbihler, tekbirler, dualar nazlar,

Rükular, secdeler, candan niyazlar,

Tefekkür, tezekkür, duyulan hazlar..

Hep zikre vesile, sor da söylesin.

 

Haccın hikmeti de onu zikirdir.

Tavaf, say, vakfe, taş, hepsi zikir.

Kurban da bahane, o da zikirdir.

Gerçek kurban nedir ? Sor da söylesin.

 

Her varlık kendince zikreder, her an.

Tesbihleri daim, hamd ile sübhan ...

Zikirde şekil yok, zamanı her an.

İsra Suresi’ne sor da söylesin .

 

Kimdir selam ile sofralar seren?

Kimdir organlara lisanı veren?

Kimdir kemikleri toplayıp deren?

Yasin Suresi’ne sor da söylesin.

 

Kimdir her nimeti halk edip sayan ?

Kimdir her varlığa rızkını yayan?

Kimdir yere göğe mizanı koyan?

Rahman Suresi’ne sor da söylesin.

 

Yedi kat yaratmış gök ile yeri,

Yedi kat yumurta... aynı benzeri.

Zerrede toplamış bunca haberi,

Kesrette vahdet ne ? Sor da söylesin.

 

Dinde zikir nedir?... Mürşidim yazmış.

Mana denizinden inciler kazmış..

Bu zikri öğrenmek cümleye farzmış,

Neler var kitab da ? Sor da söylesin.

 

Efendim tercüman, yazdıran ALLAH.

Çağımızda çağdaş bir eser vallah.

Tasdik etmiş bunu hem Resulullah.

Bu eşsiz esere sor da söylesin.

 

Rabbim, zikir ile sığındım sana.

Hamdolsun yazmayı lutfettin bana.

Her daim zikrini zikret bu cana.

Onun zikrin zikre sor da söylesin.

 

Ey Fazlı, zikirle noktala sözü.

Zikrettiren ALLAH, tevhidi özü...

Zikrullah himmeti açar kalb gözü,

Tertibi şeyhime sor da söylesin.

 

ALLAH'I  ZİKRETMEK  İBADETLERİN EN  BÜYÜĞÜDÜR

Sana vahyedilen kitabı oku. Ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz, hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar. ALLAH’ı zikretmek elbette en büyük ibadettir. ALLAH yaptıklarınızı bilir. ( Ankebut Suresi, 45 )

ALLAHU TEALA Hazretlerinin ayet-i kerimede buyurduğu gibi, ALLAH’ın zikri en büyük ibadettir. Bütün ibadetlerin kasti ALLAH’ı zikretmektir. Her ibadet ve taat zikrullah ile bezenmiştir. Zikrullah başlı başına en büyük ibadettir. Ashab sordular : “Efdal-i zikir nedir, ya Resulallah ? :  “Efdal-i zikir, fa’lem ennehu la ilahe illallah, efdal-i şükür el-hamdü lillah” buyurdular.

Bir kul “ALLAH’tan başka ilah yoktur, illa ALLAH vardır” diyor ise, en efdal zikri ve ibadetlerin cemisini lisanen dile getirmiş olur. O an o kişi kelime-i tevhidi lisanen ikrar ettiği için müslümdür. Tertip ve emr-i ilahi olarak manasını yaşamaya yükümlü kılınmıştır. Sadakati imanının zuhurudur. Yaşayan insan MܒMİN’dir. Rabbım bu gerçekleri cümle kullarına yaşama fırsatı verdiği gibi, yaptığımız ibadet ve taatlarımızı kusuru ile, noksanı ile dergah-ı izzetinde kabul buyursun, amin.

ALLAH’ın zikrine çeşitli bahanelerle, tahrif edercesine karşı çıkıp “ben biliyorum” edası ile ehl-i zikrin , ehl-i şükrün, ehl-i tevhidin yolunu şaşırtan,  suret-i Hak’tan görünüp, şeytanın dahi yapamayacağı tahrifatı yapan, sudan bahaneler göstererek, kendini haklı göstermeye çalışan kişiyi ALLAH ıslah etsin. Hazret-i ALLAH alimlerimizi zü’l-cenaheyn eylesin, amin. Ve selamün ale’l-mürselin ve’l-hamdü lillahi Rabbi’l-alemin.

Kim Rahman’ı zikretmekten gafil olursa yanından ayrılmayan bir şeytanı  ona musallat ederiz. ( Zuhruf  Suresi, 36 )

ER-RAHMAN ER-RAHİM

Er-Rahman, ezelde bütün yaradılmışlar hakkında hayır ve rahmeti irade  buyuran, sevdiğini, sevmediğini, iman etmiş veya etmemiş ayırt etmeden, cümle mahlukatını sayısız nimetlerle taltif eden, Fatiha-yı Şerif’in üçüncü ayetinde de bildirdiği Rahman isminin zuhurudur.  Rahmet-i ilahileri hissetmeden hayatını devam ettiren adem Rahman’ı zikretmeden, ömrünü türlü bahaneler ve desiselerle, yaratanını bilmeden Rabbının isimlerini kesir zikretmeden, yani çok çok zikretmeden, gündüz ve gecesini yalnız ve yalnız nefsinin hazzından başka bir şeyi gaye edinmeyen gafil, nimet-i ilahileri göremeyen nankör ademe yanından ayrılmayan bir şeytanı musallat ederiz. Çünkü o Rahman’ın zikrinden gafil oldu. Türlü bahanelerle “aklıma, mantığıma uymuyor” deye ALLAH’ın zikrinden ALLAH’ın  kullarını men eden kişiye zalim ismini veriyor Hazret-i ALLAH ( c.c. ).

“Her şeyi biliyorum” zanneden, gerçeklerden bilmeden uzaklaşan bilgin kardeşim : ALLAH’ın zikri diğer hikmetler gibi akıl ve mantık ölçüsüne verilmemiş. İnat etme. Hazret-i Kur’an’daki zikir ayetlerini iyi oku. Namazdır, oruçtur, hacdır, zekattır. Hakikatleri tahrife kalkışma. Evet, bütün ibadet ve taatlar zikrullah ile bezenmiş. Hepsinin zamanı ve miktarı belirlenmiştir. Amma zikrin zamanı yoktur. Kur’an’ın çok yerinde “beni kesir zikredin” buyuruyor Hazret-i ALLAH. Kesirin ölçüsü yok. “Kıyamen ve kuuden ve ala cünubihim”   ( ayakta zikredin, oturarak zikredin, yatarak da zikredin ). ALLAH’ı zikretmeye mani yoktur.mana yolunun sahtekarlarına ,düzenbazlarına bakıpta gerçeği ölçmeye kalkışma gayretullaha dokunursun o kapuyu birdaha göstermezlerrahmeti ilahi  gene biz açarız buyursada açıkken gir iradeni kullan işi oluruna bırakma fırsat elde iken  İstifade et. Gafil olma. İlmin her dalı güzeldir. Mürşide intisap, mürşidin şahsına olmayıp, şeriatı ile yükümlü olduğun ALLAH’ın elçisinedir. “Varisü’n-Nebi”nin anlamı budur.

Hazret-i ALLAH hiç bir kulunu adaleti icabı rahmetinden mahrum koymamış, yer yüzüne elçi göndermediği zaman veraset taşıyan varisü’n-Nebi ki, ALLAH’ın evliyaları ile kullarının Peygamberinin getirdiği şeriat üzere yaşamaları ve biat.. rahmetinden mahrum koymamış!...cümle güç kuvvet hazreti ALLAHa mahsustur peygamber efendilerimizin ne de evliyaullahın  gazab-ı ilahiden kişiyi kurtaracak gücü, ne de dilediğini cennetlik yapacak yetkisi vardır...

Bu gücü kendinde varmış gibi göstererek mürşitlik iddia eden kişi sahtekar ve zındıktır... Güç, kuvvet, afv u mağfiret, yaşatmak, öldürmek, diriltmek, rızıklandırmak yalnız ve yalnız Hazret-i ALLAH’a mahsustur. Bu yönlü, peygamber efendilerimiz de selahiyyetli değildir : “Ya Fatıma, kalk, namaz kıl. Sakın, babam peygamber, diye ihmal etme. ALLAH’ın rahmeti olmadan  ben de bir şey yapamam.”

"VARSIN  DERVİŞ  ÖYLE  BİLSİN"  BU DÜN  İDİ. BU GÜN  BÖYLE  DEĞİL

Peygamber Efendimizin bu türlü uyarısı Kur’an dışı değildir. Bi-zatihi Kur’an’ın özü, kelime-i tevhidin insanda anlamının zuhurudur. Bu esasın dışına bilmeden çıkan maneviyat ehlini ALLAH affetsin. Dervişin şeyhinde görmek istediği harikulade hallerin zuhuru dervişi çok samimi ve sadık kıldığından, çok meşayih gerçeği bildiği halde “dervişin yakınlığını bozmayayım, ben aczimi biliyorum, varsın o da öyle bilsin, ALLAH’a ve rahmet-i ilahinin zuhur kaynağı olan elçilerine ve elçilerin varislerine inanmasının  zevkini bozmayayım” deye merhamet ederek, “varsın öyle bilsin” prensibi ile “derviş toplumunu dağıtmayayım” düşüncesi ile davranışları bir zaman meyve verir gibi görülse de zaman gelir, bu yönlü tutum gayretullaha dokunur. Hazret-i ALLAH Settarü’l-uyub sıfatını kaldırır. Şeyhinin aczini ve zaafını açığa çıkarır, Halık-ı zü’l-celal ( c.c. ).

Bu durumda derviş inancını kaybeder, zevkle gittiği yoluna düşman olur. Başkalarının da tasavvuf ve tarikat düşmanı olması için çalışır. Sahte şeyhlerin sahteliğini kapatması için yegane silahı ALLAH’ın zatına mahsus sıfatları kendinde varmış edası ile, bilerek yahut bilmeyerek, kendisini enaniyet bataklığında boğduğu gibi tabi olanların da manalarını öldürmesidir.  “Şeyh uçmaz, derviş uçurur” misali. Sonra ikisi de uçar, amma nereye uçar ? Hazret-i ALLAH samimi olanları affetsin, amin.

Bu abd-i acize ne maksatla bunları yazıyorsun? deye sorarsan, çekinmeden derim ki : Sene 2001e yeni girdik. Bütün insanlığa hayırlı ve uğurlu  olsun, amin. Bu abd-i aciz milâdi seneye göre kırk beş  senelik şeyhim. Yedi şeyh efendinin terbiyesinde mekarim-i ahlak ve hikmet için vesile kıldığı manevi üstatlarımı rahmetle anıyorum. ALLAH cümlesinden çok çok razı olsun. Ne havada uçanı, ne suda yürüyeni, ne de gaybı bileni, görmedim. Ben aciz havada uçarım ; amma uçakla. Suyun yüzünde giderim ; amma gemi ile. Olmaz demiyorum : “Ve Hüve alâ külli şey’in kadir.” ALLAH her şeylere kadirdir. Bu gerçek bilinirse sahteler barınamaz. Hakikatler elbette kabul edilir ve zevkle yaşanır. Ne şeriat düşmanlığı ne de tarikat düşmanlığı kalır. Dostluk hoşgörü  ve sevecenliğin zuhurundan başka bir şey göremezsin.

VESİLE,  HER  ŞEY  RAHMETE VESİLE

Bu hususta emr-i Peygamberi'ye harfiyen riayet etmiye çalışıyorum. Veraset taşıyanlar peygamber efendilerimizin manevi ashabıdırlar.. Rahmet-i ilahilerin tecellisini, ALLAH’ı unutarak mürşidin şahsına mal etmek hakiykat dışıdır. ALLAH’ın rahmeti her hadisede olduğu gibi sebeple tecelli eder. Mürşidimi vesile kılan Hazret-i ALLAH’a hamdolsun. Tertib-i tanzim-i ilahi olan  mürşidi  kullarını ihya etmek için rahmetine sebep kılmış.  Vesiledir. “Küllü şey’in sebeba” buyuruldu. Dikkat edersen her şeyin sebep ve vesile ile  zuhur ettiğini görürsün. Açlığa  aş, ekmek vesile.  Susuzluğunu gideren su vesile. Oksijen almana hava vesile.  Hayatını devam ettirmeye güneş vesile, ay vesile, yıldızlar vesile, arz vesile.

ALLAH’a sadık kul olmak, ademlikten kurtulup insan olmak için enbiya vesile, evliya vesile, namaz vesile, oruç vesile, zekat vesile, hac vesile, “evim” buyurduğu beytullah vesile. Kullarının bağışlanması için tövbe, istiğfar, Arafat vesile, Müzdelife vesile.  Ebraha’nın ordusunun gazab-ı ilahi ile helak olduğu yer Mina hüccacın rahmetine vesile. Kurban kesmek de rahmete vesile. Saymakla bitmez... Hem akıl ermez. Cemi madde vesile, mana vesile.

Sebepsiz bir zuhuru vaki değildir. Sebepsiz zuhur ediyor ise mucize.  Peygamber efendilerimiz vesile. Kerametin zuhuruna evliyaullah vesile. Aynı kerametin devamına “burhan” vesile. İmansızdan zuhuru görülürse “istidraç”tır, vesile. Yaratılmış küllü rahmet-i ilahi olan peygamber efendilerimiz de, cümle evliya, veli, mü’min, müslim, daha nice nicelerde zuhur eden rahmet-i ilahi... Kıyamete kadar devam edecek nur-ı Muhammedi vesile...

Alime yakışmayan, cahilde dahi zuhuru kınanan bir söz edilir. “ALLAH ile kulun arasına girilmez” deye yakıştırma, o kadar acayip ki, ne madde, ne de mana ile izahı ve kabulü mümkün değil.

Hani, karısının gözleri şaşı idi. Her getirdiği bir taneyi birkaç tane görürdü. Fazla almaya imkanı olmayan adamın, karısının “niçin çok alıyorsun ?” sitemi adamın hoşuna gidiyordu. Kadınının şaşı olmasından memnundu. Bir gün eve eli boş döndü. Eli boş olduğundan, kadın şaşı gözleri ile adamın yüzüne baktı : “O yanındakiler kim ?” deye tesettür etmeye ( kendini gizlemeye ) çalışınca, bu durumdan memnun olmayıp, yanında gördüğünü sandığı kişileri erkeklik gururu ile bağdaştıramayan koca sitemle karısına : “İyi bak ve dinle” dedi.  “Getirdiğim şeyleri çok çok gör. Bu görüşünden memnunum. Amma sakın ha, beni iki görme ! Buna tahammül edemem...”

Cenab-ı Hakk’ı sakın bir kaç görmeyesin. ALLAH Ahad’dir. Zati sıfatındandır. Birdir. Sayı ile değil ; eşi, benzeri olmayan birdir. Sakın iki görme. Gayretullaha dokunursun. Nasıl diyorsun ki, “ALLAH ile kul arasına girilmez” diye. Bilmeden manevi tahribat yapıyorsun. Zira kul ALLAH’ın eşi benzeri değil ki, iki maddeden bahseder gibi ara buluyorsun. Yukarıda bir nebze yazmaya çalıştığım vesilelerin hangisini inkar ediyorsun ? “Benim bu türlü görmem beni ilgilendirir” deme. Alim sıfatın olduğu için ihlasta yeterli bilgiye malik olamayanları vesilelerden soyutlamakla inanç ve bağlılıklarında tahribat yapıyor, bazı insanların manalarını öldürüyorsun.

Hazret-i Resul-i Ekrem ( s.a.v. ) Efendimizin bu hususta üzüldüğünün, bu abd-i acize emrini anlatmamın vazife olarak verildiğinin zevkini taşıdığım kadar sıkletini de seve seve  taşıyorum. Çok dervişlerin manalarında şahit oldukları emr-i Peygamberi : “onlar "kurtarıyoruz" zannediyorlar. Bilmeden öldürüyorlar. Kendileri de ölüyorlar” buyurdu. Bu mevzuda bu abd-i acizden ilgilenmem  istendi. “Siz onlara ölü demeyin, onlar diridirler, siz bilmezsiniz” hitabına iman ettin ise nur-ı Muhammedi’nin kıyamete kadar devam edeceğine inandınsa, itirazın tabii ki, kabul olmaz. ALLAH’ın Hay isminin zuhurunu kabule inanamıyorsan elbette, icraatın, vesileyi unutarak “taştan, topraktan, kabirden ölüden ne bekliyorsun ?” hitabının çirkinliğini göremez ve düşünemezsin. Ama düşün, lütfen. Yer yüzünde kayıp olan bir şey yok. Hazret-i ALLAH’ın hiç bir zaman verdiği rahmeti geri aldığı görülmemiştir. Peygamber efendilerimiz irtihalinden sonra gene peygamberdirler. Ceseden ayrı gibi görülseler de ruhen tasarrufatları bakidir. Evliyaullahın da tasarrufatları vardır. Mü’mine, şühedaya da tasarrufat tertib-i ilahiye göre tanzim edilmiştir.

Geniş tasarrufat verilen gayb ricali dünya hayatında hazırlanır. Kalp ve beyinde olan kötü düşünceler manevi ameliyatla çıkarılır. Peygamber efendilerimiz de bu türlü daha açık ameliyat geçirmişlerdir. Maddede de zuhuru açık görülmüştür. Her şey ve her hadise Tertip ve tanzim-i ilahidir. Yaratıcı yalnız ALLAH’tır. Cevher ve arazını halk etmiş. Kula vazife vermiş.

“Bu dünyayı sen tanzim edeceksin” anlamında yaşa. Mesul olduğun yerleri iyi anla. Medeniyet ve teknolojiden uzak durma. En mütekamil şeriat-ı garraya sahip kılmış Hazret-i ALLAH. Medeniyetin ilerisinde görünmüyorsan dinini, şeriatını suçlamayasın. Haksızlık olur. Beşeri vazifelerini de ALLAH’a havale eder, yılışarak beklersen yaratılışına ters düştüğünü bil. Hoşuna gitmeyen hadiselerde ALLAH’ı itham etme. Adem aleyhisselama yeryüzündeki vazifesini üç kelamla emretti : “Ekiniz, biçiniz, yiyiniz. Bu emr-i ilahiyi hatırdan çıkarma. 

BEN  İLİM  ŞEHRİYİM,  ALİ   KAPUSUDUR

Tevatüren zamanımıza kadar gelmiş, kıyamete kadar bu yönlü rahmet-i ilahinin devam edeceğinin, yaşantımızda  bugün dahi şahidi olduğumuz rahmet-i ilahiyi yazmadan geçemeyeceğim : Peygamberimiz Efendimiz ( s.a.v. ) buyurdular ki : “Ene mediynetün, Ali babuha. Anlamı : “Ben ilim şehriyim, Ali kapısıdır.  Bu hadis-i şerifin de hasen olduğunun bu abd-i aciz şahidiyim. Çünkü o mübarek kapının manevi vazifem itibari ile bir parçasıyım.

Hazret-i Aliyye’l-Murtaza ( r.a. ) Kufe Mescidi’nde sabah namazından sonra mescidin kapısında durdular. Cemaate sitemle şöyle hitap ettiler :

“Ey cemaat, ben sizin kalplerinizi ölü görüyorum. Siz Hazret-i Resulullah’ın ashabını görse idiniz, onlar sabah namazından sonra halaka halaka toplanır, ALLAH’ı zikrederlerdi. Rüzgarın esip, ağaç dallarının sallandığı gibi sağa ve sola sallanarak zikrederlerdi. Gözlerinden akan yaşlar giysilerini ıslatırdı. Ben sizlerde bu hali göremediğimden kalplerinizi ölü görüyorum” deye cemaate halaka halaka toplanıp, yaratanını zikredenin  kalbinin diri olduğunu bildirdiler. Bir gün sonra hain İbnü Mülcem tarafından şehit edildi. ALLAH şefaatına nail kılsın, amin.

Peygamber Efendimiz hasen bir hadislerin de : “ALLAH’ı zikreden diri, zikretmeyen ölüdür.” “ALLAH’ın zikri olan ev diridir, zikir olmayan ev ölüdür.” Bu türlü rahmet-i ilahiyi bilerek hayatını ALLAH’ın emri üzere devam ettirip yaşamak arzu ve isteği rahmet-i ilahiye doğru seni itekliyorsa, sen bu rahmet akımına kalbi diri bir mürşide intisabınla Hazret-i Resul-i Ekrem ( s.a.v. ) Efendimize biat vecibesini yerine getirip, taltif-i ilahiye nail olasın. Diri olasın. Maneviyatın zuhurundan tertib-i ilahi nispetinde nasibini alasın. Sadakatin ezel-i ervahtan beri devam ediyorsa tamamı ile mutmain olasın. İtminan-ı kalp olasın. “Seher zevkini ne bilsin, seherin hazzına ihtiyaç duymayan kalpler ?” Sabahın feyzini hasta-yı hicran olandan sor. Sancılardan kıvranarak feryat eden, “daha sabah olmadı mı?” deye sık sık soran, ızdırablı hasta hisseder ki, sabahta ferahlık ve füyüzat-ı ilahi vardır. Hasta olmayan, hicran çekmeyen nerden bilecek sabahın feyzini ?!..

Eğer insanlar büyüklük taslarlarsa, ( bilsinler ki ) Rabbının indindekiler hiç usanmadan, gece gündüz onu tesbih ederler. ( Fussilet Suresi, 38 )

ZİKİR, FİKİR, MANA  FAKİRİ

“Ben ilim sahibiyim, bu husus da tahsil ve terbiye gördüm” diye büyüklük taslayarak enaniyyet bataklığına gömülmüş, halinden memnun, hikmetini bilmediği bu haliyle -bilmesine de imkan olmayan- Hazret-i Kur’an’ı, akıl ve mantık ölçüsüsünden başka bir ölçü kabul etmeden, “bu ölçüme uymuyor” diye zikir ayetlerini tahrif edercesine karşı çıkan, “her şeyi biliyorum edası” ile ehl-i tasavvuf ve zikir ehline eza etmekten zevk alan, suret-i Hak’tan görünen, rahmet-i ilahiye nail olmak için ALLAH’a söz vermiş müridin, hakikat dışı telkinleri ile manasını öldüren, kelime oyunlarında mahir, manayı da maddeyle göstermeye cüret eden mana fakiri, Hazret-i Mevlana’nın eşdeğer gördüğü su birikintisinin içinde yüzen saman çöpünün üzerine binmiş, kendini kapdan-ı derya ilan eden sinek misali hakikat garibi, ehl-i zikrin zikrini, Hazret-i ALLAH’ın tertip ve tanzimi, manen elçisi tarafından tebliğ edildiğini, gelmiş geçmiş cemi evliyaullahı, varisü’n-Nebi, nedim-i ilahileri ancak ve ancak ALLAH’ın vazifelendirdiğini bilmeden, ALLAH’a harp ilan edercesine, velilik diploması olan, zikrullahı, evrad ve ezkarını meşayihin düzmecesi olarak ilan eden kapdan-ı deryanın rotası ne yöndedir ? Bilmek için arif olmak gerekli mi ?!

Ta ki, ALLAH’a ve Resulüne iman edesiniz, Resulüne yardım edesiniz, ona saygı gösteresiniz. Ve sabah akşam ALLAH’ı  tesbih edesiniz. ( Fetih Suresi, 9 )

“Onların dediklerine sabret. Güneşin doğuşundan önce de, batışından önce de Rabbini hamd ile tesbih et. ( Kaf Suresi, 39 )

Gecenin  bir bölümünde ve secdelerin ardından da O’nu tesbih et. ( Kaf Suresi, 40 )

         Gecenin bir kısmında ve yıldızların batışından sonra da O’nu tesbih et.           ( Tur Suresi, 49 )

“Onun için sen bizi zikretmekten yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyen kimselere yüz verme. ( Necm Suresi, 29 )

“Öyle ise ulu Rabbinin adını tenzih ile an. ( Vakıa Suresi, 96 )

HİLALİ  GÖRÜN  ORUÇ  TUTUN,  HİLALİ  GÖRÜN BAYRAM  EDİN.bbımızın Hazret-i Kur’an’da zikrullah ve tesbihat hakkında yüzlerce lütfettiği  ayet-i celileler bu kadar açık ve sarih iken, tevile kaçmak, anlamından saptırmakla  neyi kanıtlamaya çalıştığını anlamak mümkün değil !. “Zikrullah ve tesbihat Kur’an okumak” diyorsun. Her ibadet ve taat ALLAH’ın isimleri  ile bezenmiştir. “Bu ibadet ve taatlara lüzum yok. Yalnız Kur’an oku.” Kur’an’da mevcut emr-i ilahilerin yalnız okumakla kul üzerinden sakıt olacağını mı anlatmaya çalışıyorsun ?

Bir espri vardır. Bektaşi kardeşlerimi tenzih ederim : Adamın dövüldüğünü  gören Bektaşi merakla niçin dövdüklerini sordu.

Nükteleri ile Nasreddin Hoca misali insanları güldürerek, suya sabuna dokunmadan, gerçekleri espri ile anlatan bu yönlü, Hazret-i ALLAH’ın rahmet sıfatının tecelli ettiği ender zuhur eden simalar az da olsa yer yüzünde noksan değildir.

ALLAH’ın bu türlü ayetleri halk ettiği bütün alemde yaratılışın sebebi olan adem, rahmet hazinesine vesile kıldığı Hazret-i insan daha bariz  zuhuruna  vesile kılınmıştır. Tertip ve tanzim Hazret-i ALLAH’ındır. Rahmet-i ilahiye vesile olarak yaratılan seçkin kulların fıkra ve esprilerinde gazab-ı ilahiyi o bahtiyarların icraatlerinde bulamazsın. Gayrısını görmek lüzumlu ise tasavvufsuz, tarikatsız, marifetullahtan  kısmet alamamış ilim sahiplerine sor. Kişi mizacı ve karakteri ne yöne meyyal ise nasibini oradan alır. “Ben kulumun zannına göre tecelli ederim" buyruğunun zuhurudur. "Dervişin fikri ne ise zikri odur” denildiğinin zuhurunu her kişinin konuşmasında, illa icraatında görmek mümkün.

Bektaşi öğrenmek istiyor : “Nedir bu adamın suçu ki, dayak yiyor ?” “Amden ( kasden, bile bile ), nahs-i siyam yani başkaları da gördü, orucu yedi” diyorlar. Dayak yiyen ademi gösteren Bektaşi sanki kahramanlık yapmış edası ile cemaate dönerek : “Başka kahraman yok mu ki, oda namazı yese de ümmet-i Muhammedi kurtarsa” diye espiri yapıp cemaati güldürüyor.

Kalender meşrep Bektaşi'ye mal ediliyor bu fıkra. Amma bu türlü düşünenleri ALLAHU A'LEM, saymak imkansız. Hayli kabarık amma bu zamanın özelliği midir, nedir, emr-i ilahiye karşı menfi  tutumunu gizlemeyi zül addedip, emr-i ilahiyi  kabul etmemeyi  kültürünün yüceliği zanneden mana müflisleri .. ALLAH’a ve Resulüne inanan ve kulluk görevini müdrik, zamana göre yetişmiş kültürlü insanlara, -ki ALLAH adetlerini kesir eylesin, amin- bu türlü değerli insanlara bütün  toplumlar, ülkeler, dünya her zaman muhtaçtır. Hazret-i ALLAH zü’l-cenaheyn eylediği örnek kullarının adedini artırsın. Bağışlamak veya hesaba çekmek yalnız ve yalnız Hazret-i ALLAH’a mahsustur. 

Kullarının her hal ü karda sonsuz rahmetinden ihya olmaları, dünya ve ahiret yücelmeleri için sayısız rahmet bahaneleri halk eden Halık-ı zü’l-celal.. Emriyle ihya eylediği kullarını günde beş vakit namaz kılmak, kameri aya göre tertip ve tanzim edilen Ramazan ayında bir ay oruç tutmak.

Kameri aylar 29 ve 30 çeker, 31 olmaz, 28 hiç olmaz. Rasat alimlerinin bildirdiklerine göre her hangi bir ayı tespit edebildinse geri kalan ayları tespit etmek güç değil. Hilali görmek emrine gelince : Beni Adem’e bahşedilen beş duyunun hepsi “görmek” olarak ifade edilmiştir. Fil Suresi’nde Hazret-i ALLAH ne buyuruyor, birinci ayetinde : “Rabbın fil sahiplerine neler etti, görmedin mi ? Ayet-i celilede ikaz edilen “görmek” yalnız baş gözüne münhasır olmayıp duymak, koklamak, tatmak, dokunmak.. Beş duyunun her biri verilen gücü ile görmektir.

Beş duyunun duyuları na-mütenahi olmayıp Rabbımızın lutfettiği kadardır. Her görgü mahduttur. Gözün görmesinin de verilen güce göre bir ufku vardır. Ufuk nihayet demek değildir. Her ufkun da ufku vardır. Peygamberimiz Efendimize hitab-ı ilahi “görmedin mi ?” hitabı baş gözü ile hudutlu olamaz. Çünkü cesedi ile dünyaya lutfedilmemişti. “Ramazanda hilali görün, oruç tutun. Hilali görün, bayram edin” emr-i ilahiyi zamana göre ALLAH’ın bahşettiği imkanları bilmediklerinden teknik ölçülere itibar etmeyerek hala yükseklerde hilali aramak... Aynı ülkede yaşayan fertler, cemiyetler ve ülkeler arası bu türlü ihtilaflar çağın görgü ve ilmi ile bağdaşmadığı gibi na-ehle karşı istihza fırsatı verdiğimizin  bilincinde olalım.

Hazret-i ALLAH’ın kesin emrine muhalefet yapıyormuş gibi davranıp  müslüman ve mü’minlere yasak günü oruç tutturuyoruz. Oruç tutulması kerahet olan yevmü’ş-şek’te, yine oruç tutulması haram olan ramazan bayramının birinci gününde oruç tutmalarına ya da arefe günü bayram etmelerine sebep oluyorsun. Eğer bu hareketin kendi varlığını göstermek içinse, yemin ederim, ALLAH mutlaka hesabını sorar. Zarara uğrattığın kulların ellerinden yakanı kurtaramazsın. Beyaz iplik siyah ipliği görme ölçü ve terazisi rasat cihazlarına, astronomi ilmine verilmiştir. ALLAH’ın bu rahmetini göremiyor musun ?  Rasatın başka bildirilerini düşünmeden kabul ediyorsun da, ramazanda ve zilhiccenin on’unda niçin muhalefet ediyor, ümmet-i Muhammed'in bu mevzuda ayrılığına ve fitneye düşmesine sebep oluyorsun ?. Lütfen ayrılığa düşmeyelim. ALLAH’ın rahmeti olan cihazları kullanmayı bilelim. Rabbımız çok mevzuda kullarını ferahlatıcı nice vesileler lutfetmiştir. Nankör olmayalım.

Göklerde ve yerde bulunan her şey ALLAH’ı tesbih etmektedir. O, azizdir, hakimdir. ( Hadid Suresi, 1 )

İman edenlerin ALLAH’ı zikretmek ve O’ndan inen Kur’an sebebiyle kalplerinin ürpermesi zamanı daha gelmedi mi? Onlar daha önce kendilerine kitap verilenler gibi olmasınlar. Onların üzerinden uzun zaman geçti de kalpleri katılaştı. Onlardan bir çoğu yoldan çıkmış kimselerdir. ( Hadid Suresi, 16 )

         Şeytan onları etkisi altına aldı da kendilerine ALLAH’ı zikretmeyi unutturdu. İşte onlar şeytanın yandaşlarıdır. İyi bilin ki, şeytanın yandaşları  hep kayıptadırlar. ( Mücadele Suresi, 19 )

         Namaz kılınınca artık yer yüzüne dağılın ve ALLAH’ın lütfundan isteyin. ALLAH’ı çok zikredin ki, kurtuluşa erersiniz. ( Cuma Suresi, 10 )

ZİKİRSİZ  İBADET, TASAVVUFSUZ  TARİKSİZ  SEMAVİ  DİN YOKTUR

Sayın hocam, ALLAH’ın bu hitapları karşısında ehl-i zikri perişan edercesine ferdi ve toplu ALLAH’ın isimlerini zikretmelerine mani olup, dervişin evrad ve ezkarlarına şeyhlerin düzmecesi diyerek hala zulme devam edip, maneviyatı yaşayan ALLAH’ın sadık kullarına reva gördüğün işkenceyi kıyamete kadar devam ettirecek misin? Hayır.. Hazret-i ALLAH’ın buna müsaade etmeyeceğini bu gün az da olsa ahval-i alemde görmek kehanet değil. Kelam-ı kadimde mevcut, arzda zuhuru görülen ayetlerde mevcut, en  mütekamil şeriat-ı Muhammedi'de mevcut mistik yaşantıyı hurafe göstererek, çıkarcıların kucağına safiyetli insanları iteklediğinin farkına ne zaman varacaksın ?

Tasavvufsuz mistik yaşantının dışında semavi din mi arıyorsun ?  Robot misali, maddeden öte gitmeyen felsefe ve yalnız akılcı, içtihatsız din olur mu ? Muasır milletlerin elde ettikleri, İslam’a uygun yönlerini de İslam’a uygun göremedik, kabullenemedik. Teknolojiyi dahi “gavur icadı” deye korkarak kullandık. Yahut takva ehli olarak teknolojiyi evden ve iş yerinden uzak tutmaya çalıştık. Güzel sanatları da İslami açıdan değerlendiremedik. Tamamı ile dışlamaya çalıştık.

Çocukluk yıllarımda, iyi hatırlarım çok şeyler gibi kibrit de  ithal edilirdi. Kutuların üzerinde deve resmi vardı. Devenin başını kazıyıp belirsiz hale getirmeden eve sokmazlardı. “Günahtır” deye masada yemek yemeyen, kaşık kullanmayan, koltukta oturmayan, mobilya üretilen yerlere “küfürhane” ismini layık gören ve küfür gözü ile bakan zavallılar gördüm. Azda olsa kıyıda köşede halâ bulabilirsin

Tasavvuf ve tarikata inanmayan, fakat cenazesini Bayrami tarikatının mürşidi Hacı Bayram-ı Veli Hazretlerinin huzuruna getirip orda cenaze namazının kılınmasının rahmete vesile olacağının ümidi ile ki -doğrudur- ALLAH’ın evliyasını yalnız cenazesi olduğunda hatırlayan zevatı hala görmek mümkün. 

Vaiz efendinin kürsüden aleyhimde “nasıl şeyhdir ki sitelerde dükkanı ve üç katlı evi var” deye mürşitliği bize yakıştıramayan, buna rağmen bizden yardım isteyip alan şahıslar gördüm. Onun da görüşü tamamı ile yersiz değildi. Çünkü manevi vazife taşıyan zatın bu kişiler üzerindeki ölçüsü fakirlik derecesine göre değerlendirilir. Bu türlü kişilerin bu halleri dünyayı gazab-ı ilahi gibi düşünen, servet düşmanlığını dinde cihat gibi gösteren asr-ı saadetteki zengin sahabe ve zengin hulefa-i raşidin efendilerimizi, silsile-i meratipteki zengin mutasavvifini bilemediklerinin eseri.  Cüz’i iradesini kullandıktan sonra ALLAH’ın verdiğine   rıza gösteren, değerli insanları  yeteri kadar bilemeyen, dünya ve ahireti gazab-ı ilahi gibi gören güzellik yoksunları. Seyyit Ahmed er-Rufai Hazretlerinin “bizleri ismimizi kullanarak dilenci tahtası yapmayın” ikazını anlayamayan veya anlayıp da işine gelmeyen, maneviyatın yüz  karaları da yok değil. ALLAH’ın varlığı ve gücü ile kıyaslanamayacak zavallı ve acizliğini idrak eden beni Adem!

Cümlesi ALLAH’ın fakirleriyiz amma hemcinsim yanında acizliği zül addederim. Peygamber Efendimizin  “iki günü birbirine eşit olan ziyandadır” buyurduğu uyarılarını gerek sanatım marangozluğun her dalında, gerekse  hayatımın her yönünde Peygamber Efendimizin bizlere örnek uyarılarını, yaşantısını zamana uygun yaşamak, imanımın gösterge ibresi, Rabbımın lutf u ihsanı, zevkim, hazzım, bahşedilen  manevi vazifemden gelen mesuliyet duygusu ile yaşadım, yaşamaya olanca gücümle çalışıyorum. Rabbım rahmetinden uzak eylemesin, amin. 

İman edenlerin imanının kemalatını bizlere bildiren Hazret-i ALLAH herkesin ölçebileceği ölçüyü bildiriyor : ALLAH’ı zikrettikleri zaman ondan inen Kur’an sebebi ile kalplerinin ürpermesi zamanı gelmedi mi ? Bu rahmet-i ilahiler yaşantında, düşüncelerinde, ibadet ve taatında nefsindeki  emr-i ilahiye karşı olan tavrına hiç etki yapmıyor mu ? Yazık !.. O halde nefsine zulmediyorsun. Bil ki, şeytan seni etkisi altına almış. ALLAH’ı zikretmeyi unutturmuş. Şeytanın yandaşı olmuşsun. “Şeytanın yandaşları hep kayıp olmaya mahkumdur ” buyuruyor Halik-ı zü’l-celal.

Göklerde ve yerde olanların hepsi ALLAH’ı tesbih etmektedir. O üstündür, hikmet sahibidir. ( Haşr Suresi, 1 )

ONLAR ALLAH’I  UNUTMUŞLAR,  ALLAH DA  ONLARA KENDİLERİNİ  UNUTTURMUŞTUR

Beni Adem'in kendinin unutturulması ne feci !.. Hazret-i ALLAH buyuruyor ki : İşte onlardır ki bütün fasıklardır. Yoldan çıkan kimselerdir. “Men araf  sırrı” vardır “men arafe nefsehu fekad arafe Rabbehu” ( nefsini bilen ALLAH’ı bilir ). Rabbımızın kuluna verdiği büyük cezalardan birisi de “o bizi unuttu bizde ona kendini unutturduk” buyurdu. 

 

“İlim ilim bilmektir.

İlim kendin bilmektir. 

Sen kendini bilmezsen,

Bu nasıl okumaktır.”

 

diyen Yunus bu ayet-i celileyi ne kadar güzel izah ediyor.  

         Öyle kimseler gibi olmayın ki, ALLAH’ı unutmuşlar da, ALLAH da onlara kendilerini unutturmuştur. Ve işte onlardır ki,  bütün fasıklardır, yoldan çıkan kimselerdir. ( Haşr Suresi, 19 )

O, yaratan, var eden, şekil veren ALLAH’tır. En güzel isimler O’nundur. Göklerde ve yerde olanlar onun şanını yüceltmektedirler. O, galiptir, hikmet sahibidir. ( Haşr Suresi, 24 )

Göklerde ve yerde olanların hepsi ALLAH’ı tesbih etmektedir. Tesbihin lügat karşılığını aynen yazıyorum : Tesbih, “sübhan ALLAH” demek, Cenab-ı Hakk’ı (c.c.) şanına layık ifadelerle yad etmek, yani ALLAH’ın zatında sıfatında, ef’alinde cemi noksan sıfattan münezzeh olduğunu ifade etmektir. Tesbihat zikrin çoğuludur. İpe dizilmiş 99 taneye tesbih denmesinin anlamı budur. Tertib-i tanzim-i ilahidir. Peygamberimiz Efendimizin ashabına bildirisi budur. ALLAH’ın isimlerini belirli bir adette zikretmeyi bildirmiştir. Zira ibadetin devamlısı makbuldür. Hazret-i ALLAH “zikren kesira” buyurdu. Kesir çok çok anlamında olup Kur’an’ın yegane müfessiri olan Peygamberimiz Efendimiz tertip ve tanzim yetkisi ile kaç adet okunması icap ettiğini, hala zamanımızda da zikrullahın adet tanzimi ve tavsiyesi ile Cenab-ı Peygamber ( s.a.v. ) Efendimizin bizatihi ilgilendiğini şahit olarak bildiriyorum.

İnanmak ayrı bir rahmettir. O bakımdan “illa inanacaksın” diye bir yetkiye sahip değiliz. Amma şunu tavsiye ederim : Bilmediğin işlere bilircesine burnunu sokma. Çünkü insan bildiğinin alimi, bilmediğinin cahilidir. Bilmediğine “bilmiyorum” demek kemalattır.

Peygamber Efendimiz sabah namazından sonra hane-yi saadete giderlerken kuma oturmuş, küçük taşları saymakla meşgul yaşlı bir kadın gördü. Hatırını ve ne yaptığını sordu. “Tarifin üzere ALLAH’ı zikrediyorum, ya Resulullah” deye, hazzını belirterek, ALLAH’a hamdetti. Bir zaman sonra Efendimiz gördüler ki, ihtiyar kadın güneşin altında hala taş saymakla meşgul. “Teyze sana daha ferah ve kolay bir şey tarif edeyim “adede halkıke ve rıdae nefsike ve ziynete arşike ve midade kelimatike, küllema zekereke’z-zakirun, gafele an zikrike’l-gafilun, neveytü rızaen lillahi Teala.

(“Halk ettiklerinin adedince, yarattığın nefisler adedince, arşı zinetlendirdiğin yıldızlar adedince, söylenen  kelimeler adedince, zakirlerin zikirleri adedince, zikirden gafillerin gafletleri adedince zatını zikrederim. Kastimiz senin rıza-yı ilahindir”) deye Hazret-i ALLAH’a tazarru ve niyaz et. Bu tazarru ve niyazınla kesir zikir etmiş olursun” buyurdu. Bu ferahlık ancak gücü zayıflamış, yaşlılar içindir. “Zorlaştırmayın, kolaylaştırın. İkrah ettirmeyin, sevdirin” buyurdu.

Resulullah ( s.a.v. ) Efendimiz Adem'in yaratılışındaki sırr-ı ilahi. ALLAH’ın sonsuz rahmetinin tecellisi, “bilinmekliğimi diledim, zatımdan zatıma tecelli ettim. Nur-u Muhammedi'yi halk ettim.” Küllü rahmet-i ilahilerde müşahede edilen nur nur-u Muhammedi’dir. Beni Adem’de zuhuru Adem safiyyullahla  başlayıp kıyamete kadar devam eden cümle rahmet-i ilahinin ismidir. Bu nuru Hazret-i ALLAH’ın lutf u ihsanı ile az da olsa müşahede eden insan, mizacı ne olur ise olsun, ister fakir, ister zengin olsun asi, gaddar ve zalim olamaz. “Rahmetim gazabımı örtmüştür” buyurması, kullarının ALLAH’ın rahmetinden ümitle yaşamalarını sağlayan güvence ve taahhüttür. Bu rahmeti idrak edemeyenler ruhi bunalımdan nefislerini kurtaramazlar. Ne kadar tahsil ve terbiye görseler de.  “Yolun uğramadı ise Muhammed’e, kervanı kaçırdın kaldın dağlar başında.” Bu uyarıyı iyi anla. Anladığının ölçüsü tertip ve tanzim-i ilahi olan Peygamberinin irşat verasetini taşıyan mürşid-i kamili bul. Tabi ol. İstifade et. Haşa, ilahlaşmış, kendinde varlık görerek mürşitlik iddia eden zalımlardan kaç. Samimi isen Hazret-i ALLAH’a müracaat et. 

İSTİHARE  SÜNNET-İ  RESULULLAH’TIR. 

Sakın "rüya ile hayatlarına yön veriyorlar" deye küçümsemeyesin. Bu da aklın ölçemeyeceği rahmet-i ilahidir. ALLAH’a müracaatın ismi istihare olup, yalnız Rabbından istemektir. Peygamber Efendimizin tavsiyesi budur : “Siz bilmediklerinizi Hazret-i ALLAH’a sorunuz” buyurdular. Cevabını açık alacaksın inşallah. “Beyaz gördüm, siyah gördüm” gibi olmayıp, açık görene kadar müracatını kesmeyeceksin. “Senin yerine ben gördüm. Senin bizim yanımıza gelmen istiharenin çıkması  değil mi ?” deyen  bu yolun şarlatanlarına inanma. ALLAH’a sen  istida yazdın. Ancak cevabı sana verecekler. Murat isen hemen. Mürit isen israren bekle. İstiharene cevap almadan sakın bir yere müntesip olma. İstida verdin. Hem merciine müracaat edip, hem de cevap almadan vazife almakla gayretullaha dokunursun.

Başka hadiseler hakkında yaptığın istihare aczini itiraftır. ALLAH’a en büyük müracaat usulüdür, “illa göreceğim” deye değil. Teslimiyettir, falcılık değil, haşa. İstihareyi tavsiye eden zata görgünü bildir. Mananda mürşidin olarak bildirilen zata, sana istihareyi veren, elbette o zata selam ile seni gönderecektir. Gerçek meşayıh arasında ayrılık yoktur “küllü tarikın vahidun”   ( tarikat cümlesi birdir ).

Terbiye, evrat ve ezkar ayrı gibi görülse de, kök, şeriatı ile yükümlü olduğumuz Peygamberimiz Efendimizin tebliğ ettiği emr-i ilahidir. Tertib ve tanzim-i ilahidir.

İstihare yapmak için sıhhatlı olacaksın. Yatma zamanı abdestin varsa dahi yeniden abdest alacaksın. İki rekat istihare namazına niyet ederek Fatiha’dan sonra bildiğin surelerden okuyacaksın. Biliyorsan İhlas ve Kafirun sureleri tavsiye edilir. Selamdan sonra 3 İhlas 1 Fatiha Peygamberimiz Efendimiz Hazret-i Muhammed Mustafa ( s.a.v. ) Efendimize, cümle peygamberan-ı izam ve rusül-i kiram hazeratının ruhlarına hediye edeceksin. Tekrar 3 İhlas, 1 Fatiha çar-ı yar-i güzin efendilerimizin ruhlarına, Gavsü’l-A’zam Seyyit Abdulkadir Geylani, Seyyit Ahmet er-Rufai, Şah-ı Nakşibend Muhammed Bahaddin hazretlerinin ve cümle evliyaullahın ruhlarına hediye edilecek. 3 istiğfar  ( estağfirullah el-azim ),  3 salavat-ı şerife ( Allahümme salli ala Muhammed ), 11 İhlas, 10  Fatiha, tekrar 3 salavat-ı şerifeyi okuyup, ne için istihare yaptığını ALLAH’a arz edecek. Mesela “ ya Rabbi. Rahmetine daha yakın olmak, ihlas, takva, vera, ehl-i zikir, ehl-i şükür, ehl-i tarik, derviş olmak istiyorum. Bu yolda rızana uygun, vazifelendirdiğin, rızana vesile kıldığın, üstad, kamil, mürşidi lütfunla ihsan et ve göster. Ya Rabbi, o kuluna tabi olayım. Acizim, açık lutfeyle, ya Rabbi “deye.  Buna benzer müracaatını yapar. Abdestli olarak sağ tarafına, sağ avuç içine başını kor “ya Fettah” deye yatar.

Daima niyazları “ya Fettah” olacaktır. Çünkü ALLAH’ın Fettah isminin zuhuru en büyük fetihtir. Cüz’i iradeni kullanıp eşi benzeri olmayan yaratanından istemekdir. Bu yönlü imanın ve samimiyetin derecesinde haber verilir. Şüphe mahrumiyyettir. Ashab-ı güzin efendilerimizin tevatüren anlattıklarına göre  Hazret-i Resulullah istihare duasını ayet ezberletir gibi ezberlettiler ve "siz bilmedikleriniz mühim şeyleri ALLAH’a sorunuz" buyurdular. O bakımdan mutasavvifin istihareye hakikatları yaşama yönünde rahmet olarak önem vermişlerdir. Ve turuk-ı aliyyeye de düstur olarak almışlardır.

Şöyle de müracaat edebilirsin. Tasvip ettiğin bir mürşit tanıyorsun, amma gene ALLAH’a sormak istiyorsun. Tabii, bu mühim mevzuyu ALLAH’a sormayacaksın da başka kime soracaksın ? “Ya Rabbi, falan kuluna müntesip olur, evrad ve ezkarımı onun tarifi üzre yaparsam benden razı olur musun ?” deye de tazarru ve niyazla yakarabilirsin.

Acabasız, samimi yapılan müracaat cevapsız kalmaz, inşallah. Çok çeşit istihare vardır. Hepsi güzeldir. Öz ALLAH’a müracaattır. Örnek verilmiştir Usulünce yapılan müracaatlar daha makbul olup, rahmet-i ilahiyi kalıplaştırmak kesinlikle değildir. “Bu türlü yapamam” diyorsan, istihare namazını kıl. Hazret-i ALLAH’tan iste. Bu yolda nasip ve kısmetin iman şulesi samimiyetinde zuhur eder. Ezel-i ervahta tereddütsüz, şüphesiz “beli” dedin ise zikirsiz, şükürsüz, evradsız, ezkarsız, namazsız, niyazsız, hacsız ve zekat borcu ile kabre götürmezler. Rahmet-i ilahiye ters düşer.

Çünkü Halık-ı zü’l-celal beni Adem’i ve arzı rahmetinden yarattı, gazabından değil. Ruhlar aleminde hitab-ı ilahiye karşı tereddüt edenler için  dahi, merhamet-i ilahi o kullarını da “rahmetinden istifade etsinler” deye çok çok bahaneler yaratmıştır. Emr-i ilahiye uygun yaşarsan, yaratılan bahanelerin zevkini alır, gayretullaha dokunan hadiselere dikkat eder, hikmet sahibi olursun. “Hikmet mü’minin kayıp malıdır, nerede bulursa alsın” hitab-ı ilahisi  o şahsın hayatının her safhasında görülür. Gizli değildir. Nasibi olan istifade eder. Küfr-i inadilere de rahmetin önü açıktır. Amma inadı bırakabilseler.. Gazab-ı ilahi mührü vurulmazdı kalplerine, gözlerine, kulaklarına.. Rahmet-i ilahinin sonsuzluğunu gör. “Gene biz açarız” rahmet-i ilahi  hitabını dinle ve anla. Unutma. Başka seçeneğin yok       

TENASÜH ( REENKARNASYON )

“Dünyaya başka cesette tekrar gelirim” deye kendini avutma. Tenasüh İslamiyyetle bağdaşmaz, küfürdür. “Reenkarnasyon” de, ne dersen, de. Müflis tesellisi. Cenab-ı Hakk’a noksan sıfat isnadından başka bir görünümü yoktur .

         Nihayet onlardan birine ölüm gelip çattığında : Rabbim, der. Lütfen, beni geri gönder. Ta ki, boşa geçirdiğim dünyada iyi iş yapayım. Hayır ! Onun söylediği bu söz laftan ibarettir. Onların gerisinde ise yeniden dirilecek güne kadar bir berzah vardır. ( Mü’minun Suresi, 99 -100 )

İstihare yapan bir kişi şahsına cevap verilmedikçe hiç kimseden vazife alamaz. Müracaatının cevabını ömrünün sonuna kadar da olsa, sabırla bekleyecektir. Sakın aksini yapmayasın. Yaptığın müracaatta sabırla, ümidini kesmeden beklemek de tertib-i ilahiye saygı ve itaat etmeyi bilmektir. Tertib-i ilahiyi tefekkür et. Yaşama fırsatı verildi ise yaşamanın zevkini al. Bu türlü zevk ALLAH’a hamd etmenin ruhi lisanıdır. Manayı nefsani ölçülerle ölçmeye yeltenme. Öyle emr-i ilahiler, tertib ve tanzim-i ilahiler vardır ki, akıl ve mantığın sınır ve gücünün dışında tutulmuştur. Öyle gerçekler vardır ki ancak ALLAH elçisinin tebliğ ettiği gibi kabul etmek mecburiyetindesin. Yetkin hudutludur. Haddini bil. İlm-i ledünnideki tecelliyatı ölçmeye kalkışma. Hazret-i ALLAH bu alemi “kün”  emriyle yarattı. “Fe-yekün” emri bu alemin sonu olacaktır .

ALLAH’IN VÜCUT ZATI SIFATI BAŞ  GÖZÜ  İLE  GÖRÜLMEZ.

Bu türlü tertib-i tanzim-i ilahileri “çözeceğim” diye akıl ve mantık binitinin rahmet bahçesine girmesine rıza gösterme. ALLAH’ın zati sıfatlarını tefekkür dahi etmeyesin. Haramdır. Nefsinin kurduğu kurgu ile hiçbir yere varamazsın. “Baki ALLAH, fani evsaf ile düşünülemez. Fani malzeme ile ALLAH bilinmez” Musa ( kelimullah ) ( aleyhi’s-selam )'ın konuştuğu ALLAH’ını baş gözü ile  görmek istediğini, cümle ademde ayni istek ve arzunun zuhurunu  görmek zor değil. Zuhuruna ademin mütehammil yaratılmadığını, Adem'in maddesinin “anasır-ı erbaa”dan ( 4 unsur : Toprak, hava, su, ateşin karışımından ) müteşekkil olan beni Adem’in yapısının ALLAH’ın zati sıfatlarının tecellisine tahammüllü olmadığını, örneğin  dağa tecelli edince dağın  ne hale geldiğini elçisi Musa aleyhi’s-selamın seyrine dahi tahammül edecek güçte yaratılmadığını teferruatı ile lutfediyor. Sonsuz hamdolsun. Hayat ve yaşantıları ile Rabbımızı bizlere her hal ü karda  anlatmak vazifesi ile yükümlü cümle peygamberimiz efendilerimize ve Rusul-i kiram hazeratına, varisleri bilcümle evliyaullaha, veli, şüheda ve mü’min kullarına selam olsun.   

Musa tayin ettiğimiz vakitte gelip de, Rabbı onunla konuşunca : "Rabbim ! Bana göster, seni göreyim" dedi. "Sen beni asla göremezsin. Fakat şu dağa bak. Eğer o yerinde durabilirse sende beni göreceksin1" buyurdu. Rabbi o dağa tecelli edince onu paramparça etti. Musa da baygın düştü. Ayılınca dedi ki : "Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim. Sana tövbe ettim ve ben inananların ilkiyim."  ( A’raf Suresi, 143 )

İSLAM VE MEKARİM-İ  AHLAK

İslam fıtratı üzere yaratıldın. Ademsin, insan olmaya namzetsin. ALLAH’ın tertip ve tanzim eylediği elçileri ile tebliğ ettirdiği mekarim-i ahlaka insan olmak için muhtacız. Peygamber Efendimiz'in “cümle ALLAH’ın elçisi kardeşlerim mekarim-i ahlak üzere geldiler, ben mekarim-i ahlakı tamamlamak için gönderildim” deye tebliğinin anlamı, beni Adem’in insan olması hatta kamil insan olması emr-i Hakk’a uyması ile mümkün kılınmış ve gerçekler şöyle ifade edilmiş : Emri Hakk’ı tutmayan hayvan gelir hayvan gider. Hayvaniyyetten insaniyete geçiş kulun iradesine verilmiş olup, rahmet-i ilahi olan ALLAH elçileri tebliğ eyledikleri emr-i ilahileri ve yaşantıları ile örnek yaratılmış mekarim-i ahlakın mimarlarıdır. "Mekarim"in lügat  anlamı ise “keremler, iyilikler.”

Güzel ahlak sahibi  olmak, ahlak-ı hamide, Cenab-ı Hakk’ın sevdiği ve beğendiği güzel ahlaktır. Cümle güzellikler imanın tezahürüdür. Ahlaksızlıkla iman bağdaşmaz. Ayrı kutuplardır. Bozuk ahlak nefsin hazzıdır. Mekarim-i ahlak ruhun ve cesedin müşterek kemalatıdır. Cemi güzelliktir, dindir, islamiyyettir. Tevhit dinidir. Her şeyi yoktan var eden Hazret-i ALLAH’a olan  imanın lisanen ikrarı ile başlar. Tevhidin manasını ömür boyu yaşantısında ve muamelesinde tevhit nurunun pırıltılarını, rahmet-i ilahiyle bezenmiş, İslam’ı her yönü ile yaşamak için Mevla’sının verdiği gücü yerinde kullanabilen insan övgüye layık müslümandır.

Beşer ölçüsü, kul hangi lisanla söylüyorsa söylesin “la ilahe illa ALLAH” anlamını ifade ediyor ise o anda kul ölçüsüne göre  kişi müslümandır. Gaza meydanlarında düşmanını dahi öldürmek üzere iken “ALLAH’tan başka ilah yoktur, illa ALLAH vardır” diyorsa, katledemezsin, müslümandır. Öldürür isen katil olursun. Dikkat et !  “Muhammedün Resulullah” demese dahi. Çizmeden yukarı çıkma.  Başka ölçün yok.  Gerisi ALLAH’a  mahsustur. Peygamberimiz Efendimiz de bunu beyan ettiler. Kulun  kalbini bilen ancak Hazret-i ALLAH’tır. O,  beşerin ölçüsünün dışındadır. Bu yönlü gaflet, nefsine mal ettiğin varlıktır. Varlık ise ALLAH’a  mahsustur. Kulda görülen enaniyyet ve varlık kulun   bilgisizliğindendir.  Çirkinlikler kesinlikle din değildir, la-dindir.

Tekrarında faide mülahaza ediyorum : Peygamberimiz efendilerimiz cümlesi müslümandır. Bütün semavi dinler İslamiyet'tir. En son gelen şeriat-ı Muhammedi'yi kabul edip yaşamak, kullarına bahşettiği rahmet-i ilahidir. ALLAH’ın en son elçisi Hazret-i Muhammed  Mustafa ( s.a.v. ) Efendimizi ve getirdiği  şeriat-ı Muhammedi yi kabul edip yaşamak ayrıca rahmet-i ilahidir,  kemalattır. “Bir olan ALLAH’ın iradesine bağlanmak İslamiyettir” “size din olarak İslam’ı seçtim, size dininizi tamamladım” hitab-ı ilahi bütün semavi dinleri kapsar. İslamiyet cümle semavi dinlere verilen taltif ve lutf-ı ilahidir. Rabbım kullarını bu taltif-i ilahiye layık kılsın, amin.

Dikkat et ! ALLAH’ın elçilerini, birini diğerinden elçi olarak ayrı ve üstün görüp de “şu benimdi, şu da senin” anlamında taksime kalkışma. Peygamber efendilerimizde görülen meziyetler Hazret-i ALLAH’ın tertip ve tanzimi olup, o zamanki toplumun gidişatını, emr-i ilahiye uygun yaşamalarını anlatmak ve yaşantısı ile örnek, rahmet-i ilahiyi ALLAH’ın kullarına tebliğ etmeleri için küllü ALLAH’ın merhamet sıfatının zuhurudur. Bariz görülen rahmet-i ilahileri, gerçekleri yeteri kadar kavrayamayan toplumlar, gerçek dışı düşünce ve uygulamalarının neticesinin çizdiği na-ehil tablo beni Adem’i ne hale getirdi ? Ruh ve gönlün sureta bulunduğu manaya hulül etmeyen, tasavvufsuz, tarikini bilmeyen, materyalist beni Adem... ALLAH’ın kulları tarih boyu gerçeği bilemediklerinden kanun-ı ilahinin dışına çıktılar. Dinin felsefesini “Kur’an tefsiridir” deye manayı kaybeden feylesofların kucağına itildiler. Emr-i ilahi üzerinde felsefe yapılmayacağını ne zaman anlayacaksınız ?

Bir kısım ehl-i tasavvuf iradeden başka bir şey kabul etmeyip, “bir lokma, bir hırka” saflığını kendisine prensip edinmiş servet düşmanı, kendisi çektiği gibi çoluk ve çocuğunu gerçekleri bilmediğinden perişan eden, hakıykati anlatsan da anlamak istemeyen, güzellikler düşmanı, bilmeden din-i İslam’ı bugünkü güzelliklerle bağdaştıramayan, bağdaştıranlara “küfürde” gözü ile bakan, yol kesici, dünyayı İslam’dan kaçıran, cihan-şümul olan Hazret-i Kur’an’ı da  yanlış izahları ile ehl-i kitaba düşman eden bilge kişilerimiz  hala uyanmayacaklar mı ?.

Nefsin dahi hoşnut olmadığı bu türlü gidişatımızı ALLAH’ın emrine Peygamber Efendimizin yaşantısını günümüzün güzelliklerine uygun yaşamayı  cümle kullarına Rabbımız nasip eylesin, amin. “Her ne kılmışsa adalettir, Cenab-ı kibriya,  her kazaya her belaya kıl rıza, ALLAH kerim.” Dikkat et ! ALLAH zulmetmez. Beni Adem emr-i ilahinin dışına taşarsa Hazret-i ALLAH kuluna nefsinin hoşlanmayacağı hadiseler halk eder ki,  kulu ikazdır, adalettir. Eğer kulların isyanının cezasını bu dünyada verse idi, dünyada beni Adem kalmazdı. Rabbımızın sonsuz rahmeti ve merhameti şımartmasın. Haddimizi bilelim, Sınırı aşmayalım.

Bu alem kazanç yeridir. ALLAH’ı bilenler için rahmettir. Bilmeyenler için cifedir, uyarıdır, o da rahmettir. Emr-i ilahileri, Hazret-i ALLAH’ın fiili sıfatlarının tenezzülen arzda ve semadaki  zuhurunu okumaya çalış. Zira insan okumaya müsait yaratıldı. “Batanları sevmem” demeye kabiliyetli kılındı. Batanları ilah edinmeyecek kabiliyet ve şuur verildi. Kelam-ı kadimle, ayrıca beni Adem kelam yolu ile uyarıldı. Küllü rahmet olan ALLAH elçilerini bizlere örnek yaşantıları ile rehber  kıldı.  Nedim-i ilahi, varisü’n-Nebi olan evliyaları ile arzdan uyarıyı kesmedi, Hazret-i ALLAH, kıyamete kadar da kesmeyecektir, şüphen olmasın. “Tövbe kapısı kıyamet kopmadıkça kapanmayacaktır” buyurdu Cenab-ı Peygamber ( s.a.v. ) Efendimiz. Mutasavvıfin “tövbe kapısı mürşittir” dediler. Şarkda mürşide müntesip olmak “tövbe almak” deye bilinir. Mürşidin vazifesi rahmete vesiledir.

EHLİ TARİK, VAHŞİ TARİK

Mürşit, Peygamber Efendimiz'e lutfedilen şeriatı yaşamayı vazifesi gereği müntesiplerine lafzan ve halen göstermeye çaba sarf eden insandır. Gerçek şudur ki,  tarik “yol”dur. “Tarikat” cemidir. Vahşi, ehli diye iki türlü izah edilir. Ehli tarik ALLAHU TEALA ve TEKADDES Hazretlerinin elçisi vasıtası ile lutuf ve ihsanı olan emr-i ilahinin şeriat bildirisini lafzan kabul edip fiilen yaşayanlara verilen sıfat ve isim ehli tariktir.

Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki  onlar bu delillerden yüzlerini çevirip geçerler. ( Yusuf Suresi, 105 )

Vahşi tarik ise şeriatı kabul ediyormuş gibi görülse de gerçeklere karşı ilgisizdir. Esas olan göklerde  ve yerde ALLAH’ın irade ve fiiliyatının tecellisi olan ayetleri görmediği gibi düşünmez. Yani tefekkür etmez. ALLAH’ın  kelam-ı kadimi olan Hazret-i Kur’an’ı kabul ettiğini, her telaffuzunda kabul edip başka rehber tanımadığını her fırsatta beyan etse de Hazret-i Kur’an’ın ihtiva ettiği manaları akıl ve mantığına göre manalandırmayı kendi açısından uygun  görmüş, yaşantısını da  ona göre düzenlemiş, başka yaşantı kabul edemez hale gelmiş.

ALLAH’ın tertip ve tanzim ettiği rahmetleri nasıl kabul etsin ki ? Aklına mantığına ters düşer. Devamlı söylediği nakaratı vardır. “ALLAH’la kul arasına girilmez” der, durur. Bilmez ki, “ALLAH nedir, kul nedir ?” Eşit mi  görüyor da hicap etmeden aradan bahsediyor ? Men aref sırrından habersiz. Maddeyi anlatışı çok mahir. Manayı da maddede göstermek çabasında. Ehline göre vahşi tarik çok şeyler ezberlemiş, çok şey biliyor. Fakat gönlü ihmal etmiş. Kulluk esasına taalluk eden gönülle barışamamış. Gönül ölçüsüne ters düşmüş. Bu yönlü bilgilere elbette manayı ölçme kabiliyeti verilmemiştir.

Zayıf ölçüleri ile Peygamber efendilerimizi birini diğerinden ayrı görmüş, semavi dinlerin mevcudiyetini ancak enaniyyetlerinin zevkini yaşıyarak, küllü semavi dinleri alternatif olsun deye kabul edenlerin Amentüye imanlarını da incelersen gerçeği görmek için malzemeye gerek yok gönül ehline gizli olmayan bu halin   lafzınıda daha bariz  görürsün. Bu hallerinde hakıykatın  tahrifini  müşahede etmek zor değil. O bakımdan ALLAH’ın tertip ve tanzim ettiği manevi teşkilata hep karşı çıkmışlardır. (Kur’an-ı Kerim’in çok yerlerinde beyan ettiği evliyanın lafzı durur amma manasını kabul edemezler. Çünkü aldıkları ilim ve akılcı ölçüleriyle bağdaştıramazlar!..)    Bu hale  maddi makamları itibarı ile kendilerine uygun  görürler. Bu tutumları yandaşlarını  tatmin edemez ise   çıkar tek çare manevi yol ve yaşantıyı kısmen değil tamamı ile inkardır!.. bu türlü mana fukaraları  Bazen işlerine geldiği gibi  manadan bahsetmek isterler ve biliyormuş ğibi bahsederler, inanma !. Kapana düşürmek için yem olarak kullanırlar, kapılma !

Tekrar ediyorum : Tarikat edille-yi şer’iyeye göre yaşanıyorsa şeriattır. Marifet şeriattır. Hakikat gene şeriattır. Lafzan olduğu gibi gerçekler haldir. ALLAH’ın varlığına ,birliğine, Peygamberinin hak Peygamber olduğuna varisü’l-enbiyanın kıyamete kadar devam edeceğine inanarak yaşayan bahtiyarların her halinde bu rahmetleri yani İslam’ı görmek mümkündür : kelam değil, haldir.

“Kulum bildiği ile amel ederse, ben ona bilmediğini öğretirim” hitab-ı ilahiyi iyi anla. Rahmet-i ilahiden kaçma. Bilir isen, ALLAH’a emredildiği gibi  kul olabilmenin zevkine erebilmek hem dünya, hem ahiret rütbelerin en yücesidir, rahmettir. Mutmain olmuş kalp hikmet.membağıdır  Hikmet ise “mü’minin kayıp malıdır, nerede bulursa alsın” uyarısına dikkat et... 

Dünyadaki beni adem için yaratılan  güzelliğleri  iyi gör, rahmettir. ALLAH’ı kul olacak kadar tanıyamadınsa senin için  dünya görünümü cifedir. “Nefsinin arzu ve isteklerine nail oluyorum” gibi zannedersin amma yaratanını bilmediğinden dünyanın başı hüsran sonu zeval ve bu hal mal çokluğu ile değişmez!.. işte hal ehli Derviş nefsini  türlü tehlikelere karşı korumak için Rabbına sığınır : “Hasbünallahu veni’me’l-vekil” “Alemlerin vekilisin” teslimiyetini günlük virdinde 100 adet okuyarak aczini itiraf eder, tazarru ve niyaz eder. ALLAH’a teslimiyet demek kulun her yönlü vazifelerini gücü nispetinde yerine getirmesi ile başlayıp lisanen ve kalben de ALLAH’a teslimiyettir. Evrad ve ezkar bölümünde geniş izah edeceğim inşallah.

Göklerde ve yerde olanların hepsi ALLAH’ı tesbih etmektedir. O, üstündür, hikmet sahibidir. ( Haşr Suresi, 1)
Öyle kimseler gibi olmayın ki, ALLAH’ı unutmuşlar da, ALLAH’da onlara kendilerini unutturmuştur. Ve işte onlardır ki : bütün fasıklardır, yoldan çıkan kimselerdir. ( Haşr Suresi, 19) O, yaratan, var eden, şekil veren ALLAH’tır.en güzel isimler O’nundur göklerde ve yerde olanlar O’nun şanını yüceltmektedirler O’galiptir,hikmet sahibidir. ( Haşr Suresi, 24 )

ADEM  VE  İNSAN !

Hazret-i ALLAH beni Adem’e idraki nispetinde müşahede kabiliyeti verdi. Alemi ve arzdaki zerreleri lutuf ve ihsan ettiği  kadar her zerrede, her tecelliyatta yaratanının isim ve sıfatlarının tenezzülen zuhurunu müşahede edecek kabiliyette halk etti. Bil ki, beni Adem’in müşahedesi ne yönlü zuhur eder ise etsin (ALLAH’ın bi-zatihi sıfatı değildir.  İzafidir, mecazidir. Hayat vasfı taşısın, taşımasın her varlık izafi bir varlıktır. Aynaya vuran ışık kaynağı gibi aynadaki akis mecazidir, iğretidir.) 

Evvelki sahifelerde ifade etmeye çalıştığım bi-zatihi tecelliyatına alemin tahammül edecek güçte yaratılmadığını, beni Adem’in dahi madde yapısının bu aleme uygun yaratılıp bi-zatihi tecelliyata tahammül edemeyeceğini, gerek beyanı ile gerekse Adem'in kemalatı ile öğretildi. Dolayısı ile insan-ı kamilin de yaşantısında idrakini lütfettiği kadarı ile, mahlukiyyetinin dışına çıkmadan, manasının bütün mahlukatın efdali olarak yaratıldığını, madde itibarı ile diğer mahlukattan cüz’i farkı olduğunu, manası ile efdal-i mahluk ve şerefli mahluk olup, “yer yüzünde halifemi yaratacağım” hitabının muhatabı, ALLAH’ın varlığı,  ilmi ve gücü karşısında “yok” anlamında beni Adem mahluk, aciz, zavallı ancak şeriatı ile yükümlü olduğu Peygamberinin vazifesi ve yaşantısında zuhur eden nizam-ı alemin neşv ü nemasına vesile olan mekarim-i ahlakı manasına ve maddesine mutlak rehber edinmiş, Amentünün anlamını imanına acabasız sindirmiş, ademlikten insanlığa dönüşmüş insan, hatta kamil insan.

ALLAH’ın varlığının, ilim ve iradesinin izafi ve mecazi cümle yaratılanların fevkinde, daha bariz zuhuru görülen  kamil insan, rahmet olarak Peygamberinin getirdiği emir ve yasakların içtihada tabi yönlerini zamana göre içtihadı ile, kendisini varisü’l-enbiya olarak kabul edenlere, kendine varlık isnat etmeden tabi olanları tarik-ı müstakim, şeriat-ı garra, mekarim-i ahlak üzere Hazret-i ALLAH tarafından vazifelendirilmiş varisü’l-enbiya, nedim-i ilahi olan rahmetine vesile kıldığı, kuvvet ve kudret-i ilahi yanında güce sahip olmayan kamil insan...

Bu rahmet-i ilahinin şeytanın da  gücünün dışında tutulduğunu ve kıyamete kadar tutulacağının hikmetini beni Adem olarak hala anlayamıyor isek             “bu dünyada a’ma, ahirette a’ma” ( bu dünyada görmeyen ahirette de göremez ) buyuruyor Hazret-i ALLAH. Rahmet tecellilerini görmezlikten gelen, emr-i ilahileri umursamayan, yaratılışının sebebini düşünmek isteğinden dahi yoksun, çok şeyler bilir velakin manevi ilim fukarası, insaniyete dönüşmemiş beni Adem topluluklarını müşahede etmek ehline göre zor olmasa gerek.               

“Habibim, sen onları yüzlerinden tanırsın, konuşmalarından daha iyi tanırsın.”

“Mutasavvıfin ittifaken, “dilini oynat sana kim olduğunu söyleyeyim” buyurdular.”  Hazret-i ALLAH beni Adem’e cüz'i irade verdi ve cüz’i iradesini emr-i ilahinin doğrultusunda  kullanmasını beyanla arz ve semayı ayetleri ile bezedi. Elçileri vasıtası ile şeriat ve tarikat ismi altında beni Adem’in kemalatı ile insan olma, hatta kamil insan olma imkanını beni Adem’e bahşetmiş. Cüz’i iradesinde, icraatında adaleti icabı kulunu yetkili kılmıştır. Hazret-i Kur’an ALLAH kelamıdır.  Kelam-ı kadimdir. Yer ve semada beni Adem’de zuhuru görülen ayetlerin beyyinatıdır. Hazret-i ALLAH’ın kelam sıfatının Kur’an-ı Azimü’ş-şan’da elçisi vasıtası ile beyanı rahmet tecellisidir. Peygamberimiz Efendimize inzal olan ilk hitab-ı ilahinin Alak Suresi’nde beyan edildiği gibi !                                                       

İLK HİTAB-I İLAHİ  : OKU !

“Yaratan Rabbının adıyla oku ! İnsanı bir kan pıhtısından yarattı. Oku ve öğren ! İnsana bilmediklerini öğreten ve kalemle yazdıran Rabbın ekremdir. Gerçek şu ki, insan ( ilim ve malda zengin olmasını görmesi ile ) azar. Kuşkusuz dönüş Rabbınadır. ( Alak Suresi, 1-8 ) 

(“Beni Adem maddede sivri sineğe mahkum olur. Fakat insanı manası ile yedi kat semavata hükmedecek gücün tecelli ve zuhur edeceği merci kılmıştır, Halık-ı zü’l-celal.”) Güç ve kuvvet ancak Hazret-i ALLAH’a mahsus olup, tecelli edeceği sebepleri bir nebze anlatabilirsem bu abd-i aciz mutlu olurum.

Hazret-i ALLAH’ın “oku” hitabını Hazret-i Resulullah ( s.a.v. ) Efendimizin o andaki halini düşünerek, ayetin manasını anlamak için hikmet tahtında yaratılan Ümmi Resulullah’ı iyi tanıyalım. “Oku” emr-i ilahisini iyi anlayalım. Resulullah okuma ve yazma bilmiyordu. Harfleri yan yana getirerek ilim elde etmenin lüzumunu ve  ihtiyacını da duymadı. Çünki!                      

(“beni Rabbım terbiye etti, ne güzel terbiye etti” buyurması Peygamber efendilerimize ve evliyaullaha,müğmin ,müttekı, ittika sahibi kullarına  mahsus özel rahmet-i ilahidir. Metafizik de denilebilir. Avamın ölçüsü dışında tutulmuştur. )

ALLAH’ın elçilerine umumiyetle vahiy yoluyla vahiy melaikesi Cebrail aleyhi’s-selam vasıtası ile gönderilen, ALLAH  kelamı olarak lutfedilen  kelam-ı kadimdir, Kur’an’dır, Zebur’dur, Tevrat’tır, İncil’dir, suhuflardır. Suhuflar yüz sahifedir. 10 sahife Adem Peygamber aleyhi’s-selama, 50 sahife Şit Peygamber aleyhi’s-selama, 30 sahife İdris Peygamber aleyhi’s-selama, 10 sahife İbrahim Peygamber aleyhi’s-selama verilmiş olup, zamana göre uygulanması emr-i ilahi olan küllü ilahi rahmettir. ALLAH kelamıdır. Daha sonraki gelen şeriatı idrak ederek o şeriatın güne göre gereğini yaşamak kemalatının tecellisi olup rahmettir. Bir evvelki şeriatı, ALLAH’a şirk koşmadan, sırat-ı müstakim üzere yaşantısını götürebiliyorsa, Hazret-i ALLAH buyuruyor : “Onlar için korku yoktur, üzülmeyecektirler.” Bu düstur ve prensipler ALLAH’ın yed- i kudretinde olup, aciz beşerin ölçüsü kelam olarak “yalnız ALLAH vardır, başka ilah yoktur” diyorsa o anda o kişiye kafir veya gavur deme, sakın ! Gayretullaha dokunursun.

Başkalarının şahsında rahmet-i ilahiyi ölçecek güce sahip değilsin. Nefsini de yüzde yüz ölçemediğine göre, bütün beşer rahmet-i ilahiye muhtaçtır. Gafil olma. Peygamber Efendimiz buyurdular ki : “ALLAH’ın rahmeti olmadan kimse cennete giremez. Ashab sordular : “Sizde mi, ya Resulallah ? “Evet, ben de ALLAH’ın rahmeti olmadan cennete giremem” buyurdular.” Kendi namına konuş. Çizmeden yukarı çıkma. Dünya küçüldükçe daha bariz görülüyor.kudreti ilâhi Nefsi duygularımızın bencil istekleriyle bir yere varılamıyacağını zaman geçmeden iyi bilelim. Başkalarının günahınıda almayalım !..

         “Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki, onlar bu delillerden yüzlerini çevirip geçerler. ( Yusuf  Suresi, 105 )                                                                     

Oku emr-i ilahisinin neyi okuyacağını bu ayet-i kerime izah etmiyor mu ? Zamanımızdaki din tedrisatının verdiği kalıplaşmış harflerin yan yana gelmesi ile, hece, kelime ve cümleden teşekkül eden okumayı, Hazret-i ALLAH’ın kastinden bu türlü okumayı önerdiğini kasdetmek.. Ümmet-i Muhammed’i gerçeklerden ki, arz ve semadaki yaratılışın sırrı ve nedeni olan insandaki ayetleri okumanın gerçek okumak olduğunun emr-i ilahi olduğunu anlatmanın zamanı gelmedi mi ? “İnsanı bir kan pıhtısından yaratan ALLAH’ın adı ile oku” gerçeğinin ALLAH’ın elçileri peygamber efendilerimizde, kemal sahibi, kamil insanda, veli ve mü’min kullarda tecelli ve zuhuru görülen ayetleri görmeyecek miyiz ? Okumayacak mıyız ? Bu rahmet-i ilahileri umursamadan insanı değersiz hayvan gibi tanıtmaya devamda hala ısrar mı edeceğiz ? ALLAH’ın aşk kanunlarından, gönül rahmetinden, yakınlık ifadesi olan takva, vera ve ihlastan yoksun bırakarak, robot misali, materyalist, maddeden öte izahı mümkün olmayan ; rahmet-i ilahi olan tasavvufsuz, tarikatsız, şeriatsız, marifetsiz, hakikatsiz, zikirsiz, bu yönlü fikirsiz, gönülsüz bir toplumun neşv ü nema bulduğu tarih boyu görülmüş mü ?

Sebebine tevessül etmeden hayvaniyyetten manasını kurtardığını gören varsa söylesin. Evet insan madde ve mananın birleşimi ile insandır. Manasını, niçin yaratıldığını düşünemeyen beni Adem daima ziyandadır. Maddesini ayarlamak yetkisi, her kulun yaratılışında bu güç mevcut  olup, manasını da ihya etmesi için yetkili kılınmış. Maddesinde sebebe tevessül edildiği gibi, manası da sebeplere tevessül ederek elde edilir. Bu yönlü cüz’i irade her beni Adem’e verilmiştir. Senin için aksini düşünmek yaratılışdaki gerçeğe ters düşer.        “Baki ALLAH fani evsaf ile düşünülemez, fani malzeme ile ALLAH bilinmez.” 

Kimseyi itham etmiyorum. Manevi vazifemin sıkleti altında aczimi itirafımla da olsa, muttali olduğum, Rabbımın lütfu ile gördüğüm, yaşadığım gerçekleri herkes görsün, bilsin, yaşasın. ALLAH’ın sonu olmayan rahmetinden istifade ile gerçek insan olsun. Bu bahtiyar insanın toplum ve beşeri yaşantı özleminde zamana ve güne göre güzellikler manzumesini görmeye çalış. Mana itibarı ile cumhurun bizzat  kendinin tayin edeceği kişilerin idaresi olan cumhuriyeti, insan hakları olarak laikliği, zamanımızda geçerli olan demokrasiyi gerçek anlamda yaşamak özlemini vicdanında hissetmeyen insan var mı bilmem? Varsa  da bilgisizliğindendir !.  islama uygun bu güzel yaşantıları bizlerde millet olarak gerçek inançlardan pirim vermeden yaşarız inşaALLAH!...  bu ğün daha iyi gördükki bu yönlü yaşantıları dışlıyarak katı kurallarla idare olmayı düşüne bilenler kölelikten kurtulup muasır milletler seviyesinde yaşamayı hayal dahi etmeleri tertibi ilahi olan güzelliklere karşı ayıp olur yaratanına karşı-da günah olmazmı !...                    

HER  NE  KILMIŞSA  ADALETTİR, CENAB-I  KİBRİYA

Halden bahsediyorum. Laf ebeliği yapma. “Her güzellik dindir. Çirkinlikler din değildir. “Her ne kılmışsa adalettir, Cenab-ı kibriya, her kazaya her belaya kıl rıza, ALLAH kerim.”

Bazı gerçekler vardır ki, zuhuru insan ölçüsünün dışında olup, yaşantı ve hadiselerin  yoğurduğu beni Adem zamanla ölçmeye müsait  hale gelir. Zuhur ve tecelli eden hal ve ahval ALLAH’ın adaletinin zuhurudur. Hiç bir zuhurat yoktur ki, adaletsiz olsun ! Bu adil tecelliyi duymak, görmek, ve yaşamak arzun, isteğin ise ALLAH’ın emirlerine, Peygamber Efendimizin yaşantısını zamana göre nefsinde tatbike gayret et. Daima güzeli seç, samimi ol. Şüphen olmasın, zuhurunun seyiri ile hayatın zevkini alacaksın!...

Bin iki yüz senedir içtihadı yapılmadık şeriata sahipsin. Ecdadımız  hadiselerin zamana tecelli etmesi lüzumunu düşünmeden , umursamadan, yalnız ALLAH’ın iradesine bağlanmayı yeterli zannettiler. Günümüze kadar fedakarlık ederek, samimiyetle yalnız bu hususta titizlikle yaşamaya çalıştılar, yaşadılar. Ne yazık ki, evvelki gelen semavi tevhit dinini kabul etmeme hastalığına yakalandılar. Başka semavi dinleri dışlayarak saliklerini bi-la-istisna kafir ve gavur göstermenin zevki ile yaşadılar. Bilemediler ki, Hazret-i ALLAH cümle kullarını “rahmetimden yararlansınlar” deye yaratmıştır.

Bu rahmet-i ilahiyi elçileri ile Kur’an-ı Azimü’ş-şan’da bildirmiştir. Cümlesi ALLAH’ın rahmeti hal ve zuhur hazineleridir. Rahmet-i ilahiye vesiledir. ALLAH’ın eşi, benzeri, şeriki, naziri değillerdir. Biri diğerinden vazifesi itibari ile ind-i ilahide üstün değildir. Peygamber efendilerimizin cümlesi ALLAH’ın “abdidir  ve resulüdür”. Beni Adem’in nefsinde olan üstünlük hastalığı tarih boyu devam etmiş, dini mevzularda da  varlığını korumuş, öyle bir hal almış ki, gerçekleri bildikleri halde anlatmaya cesaret edememişler. “Bırak, o da öyle inansın, samimidir” tesellisi ile yürütmüşlerdir ..

Amma bugün küllü rahmet olan muasır medeniyet, rahmet-i ilahi olan her yönü ile, ilim, kültür, teknoloji, her yönü ile, adalet, hak, hukuk, nasıl telaffuz eder isen et : İnsan hakları, hayvan hakları, komşu hakları... Ehl-i dilin nüktesi : “Komşu  hakkı, Tanrı hakkı, böyle demiş İsmail Hakkı..” Medeni milletlerin kabul edip başkalarına da zoraki kabul ettirmeye çalıştıkları laiklik ilkesinin anlamı sadece insan hakları ise o, hikmettir. “Hikmet ise mü’minin kayıp malıdır, nerede bulur ise alsın” buyuruldu. “Leküm dinüküm veliye din” (senin dinin sana, benim dinim bana ) buyurdu Hazret-i ALLAH. Tefrikaya düşme. Enaniyyete kapılma. Zira Halik-ı zü’l-celalin kulu yalnız sen değilsin. Gülünç olma.

YOK MU  ÇARESİ  DOSTLAR ?

         Yok mu çaresi dostlar ? Fe-subhanallah!. Var, elbet var. Rahmet-i ilahi her zaman mevcut. İstemeyi bil. İstekler( lisanen, kalben, halendir.) İstekte samimiyet, rahmetlerin birleşmesi ile zuhur edeceğine inan. Ferdi isteklerde aczine göre kabulü görülse de umumun müracaat ve yakarışında geçerli olan haldir. Bir kudsi hadiste : “Evliyama eza edene harp ilan ederim” buyurdu. Yanlış mı ? ALLAH’tan nasıl korkmak lazımsa öyle korkan, şeriat-ı Muhammediyi zamana göre, samimiyetle yaşamaya çalışanlar manevi bir harbin yaşantısını inkar edebilirler mi! Şahit oldum, ALLAH’ın emri üzere yaşamaya çalışan ihlaslı kullar her zaman mevcut. Amma bu azınlıkta olan evliyaullah umuma gelecek gazab-ı ilahiyi önlemeye muktedir değildir. Bu yetki peygamber efendilerimize de verilmemiş, ancak ve ancak ALLAH’ın yed-i  kudretindedir.

        Mübarek kardeşlerim !  Nefsimize, hemcinsimize, rahmet olarak yaratılan her şeyi eza gibi göstermekten  vaz geçelim. “Yaratılanı hoş görelim, yaratandan ötürü.” “Yer ehline merhamet et ki, gök ehli de sana merhamet etsin” uyarısını hatırdan çıkarma. İlm-i zahirle kifayet edip, dinin felsefesini yapmaya kalkışırsan ehl-i tasavvuf, ehl-i tarik, özet olarak ehl-i aşkı düşman görmen ilminin mahsulü gereği elbete öyle  göreceksin. Dikkat bu görüşe Hakikat ilmi ile baktığın zaman, hiç şüphen olmasın, gayretullaha dokunduğunu görürsün. ALLAH tarafından tanzim ve tertip edilen manevi teşkilatı ilminin içine almaya çalış ki, ilmin hakikatını görüp zevkini alasın. Şunu kesinlikle bilesin ki, tasavvufsuz ilim beni Adem’i maddenin esiri, materyalist, tabiri caizse putperest yapar. Rabbının sana bahşettiği akıl, fikir ve telaffuz kabiliyetini ALLAH rızası dışında sarf etmeyesin. Bu rahmet sermayeleri ne için verildi ? İyi anla. Bilmiyorsan, bilene sor. Ekmeği ekmekçiye ver, bir ekmek de üste ver. Zarar etmezsin, korkma. Safiyetli ol da sakın mana düşmanı olmayasın...

ARABÇA  BİLMEK ALLAH'I  BİLMEK İÇİN YETERLİ  OLMUYOR 

        İlmin her dalı güzeldir. Çok lisan bilmekte elbet güzeldir. Şeriat-ı Muhammedi ile yükümlü olanlar için Arapça  bilmek çok çok  güzeldir. Amma imanı muhafazada Arapça bilmek de yeterli olmuyor. Zira Ebu Cehil ve Peygamberimizin amcası Ebu Leheb, daha niceleri Arapça’yı iyi biliyorlardı. İmanı kurtarmada yalnız Arapça bilmek yetmiyor. İman yoksa Efendimizin amcası olması da bir şey ifade etmiyor.

Ey iman edenler, mallarınız ve çocuklarınız sizi ALLAH’ı zikretmekten alıkoymasın. Kim bunu yaparsa, işte onlar ziyana uğrayanlardır. ( Münafikun Suresi, 9 )         Göklerde ve yerde olanların hepsi, mülkün sahibi, eksiklikten münezzeh, aziz ve hakim olan ALLAH’ı tesbih ederler. ( Cum’a Suresi, 1 ) Göklerde ve yerde ne varsa hepsi ALLAH’ı tesbih eder. Mülk O’nundur. Hamd O’nadır. O her şeye  kadirdir. ( Teğabün Suresi, 1 ) Bu hususta kendilerini denememiz için, onlara bol su verirdik. Kim Rabbının zikrinden yüz çevirirse, onu git gide artan çetin bir azaba uğratır. ( Cin Suresi,  17 ) Rabbinin adını zikret. Bütün varlığınla O’nu yadet ! ( Müzzemmil Suresi, 8 ) Sabah akşam Rabbının ismini zikret. ( İnsan Suresi, 25 ) Gecenin bir kısmında O’na secde et. Gecenin bir uzun bölümünde de onu tesbih et. ( İnsan Suresi, 26 ) Rabbine hamdederek, onu tesbih et ve ondan mağfiret dile. Çünkü O tövbeleri çok kabul edendir. ( Nasr Suresi, 3 )

Hazret-i ALLAH’ın Kur’an-ı Kerim’deki emri ve rahmetine vesile kılıp, kullarının kulluğunu kanıtlaması, kulun Rabbını bildiğinin ve tanıdığının ifadesi, imanının neşv ü nema bulduğunun işareti olarak rahmet-i ilahiden nasipli kılınan,  zikrini, fikrini, tesbihatını ALLAH’ın emri, elçilerinin yardımları ile, evliyaullahın himmet ve ilgileri ile, evradını ve ezkarını verilen adetlere riayet ederek, Rabbının lütf u keremi ile, emredilen zamanda, cüz’i iradesini kullanarak, ibadet ve taatını da dikkatle, sonuna kadar götürmeye çalışan, son nefesinde de zikrin efdali olan “LA İLAHE İLLALLAH” der, kanun-ı ilahi ile terbiyeli, edepli, rahmet-i ilahi ile bezenmiş, ruhunu Rabbına teslim eder, can padişahı sadık kulunun canını teslim alır.

Can alma vazifesine Azrail aleyhi’s-selamı vesile kıldığı zaman : “Ya Rab, öyle bir vazife verdin ki, kulların beni lanetleyecek.”  “Ya Azrail, öyle sebepler halk ederim ki,  kimse seni itham etmez. Bazı kullarım vardır ki, sebeplerin  onları hakikatin dışına çıkarmaya gücü yetmez. Ya Azrail, onlar seni görmez, beni görür” buyurdu Hazret-i ALLAH ( c.c. ) “Biz O padişah mıyız ki, tahttan inelim de, tabuta binelim ; bizi her zaman taht üzerinde göreceksin” deyen Mevlana yanlış mı söyledi ?!. Lütfen o göze sahip ol da,  enaniyyetten kurtul!...

AZIK  TORBANA  DEPO  ETTİKLERİN İKİ ALEMDE DE  İŞE  YARASIN

Bilirsiniz, kız evladı dünyaya gelir, anası hemen sübyan kıza cehiz hazırlamaya başlar. Eline geçen her şeyi “kızımın cehizi” deye. İmkanı varsa sandığı doldurur. Kızın gelinlik günü yaklaştığında bilgili kadınlar cehiz sandığını açıp tasnife başlarlar. “Şu bugün ayıp olur” der atarlar. “Şunun modası geçti” der atarlar. Sandıkta işe yarar bir şey kalmaz. Dikkat et ! Geçmişe mazi derler, geri getiremezsin. İstikbal gelecek. Ancak ALLAH’a malum. Zaman haldir. Hal bu gündür. Geçmişten ibret al, günü yaşa.   

Başkalarını hakir görmek, kendi kendini yüceltmek hastalığından  korunduğun gibi... Hastalık saridir. Yakınlarına bulaştırma. Merhamet et. Zikir, tesbih, tesbihat, hamd ve müracaat ayetlerini yazmaya çalıştım ve yazdım. Nefsine insaf et. Dikkatlice oku. Bir daha oku. Elini vicdanına koy da, oku.  Göreceksin ki,  bilmeden ehl-i zikre, ehl-i hale, takva, vera, ihlas üzere giden Hak aşıkı dervişe “biliyorum” zannı ile, gerçekte bilmeden ne ezalar, ne cefalar, ne hakaretler ettin. Veya bu zulmü reva gören gerçek yoksunlarını tasvip edercesine tebessümle tasvip ettiğini ima yollu kabul ettin. Bu hususta bilgi dağarcığında gerçekleri tahrif etmek için ne vardı ?

Ben söyleyeyim : Gerçeği aradığı halde bulamamış, sahtekarın kucağına itilmiş, ne yaptığını ve ne yapacağını bilmeyen dervişler var torbanda. İstihzaya müsait, tarikat kaçkını, kendisine şeyh süsü verenler var torbanda. Babadan evlada miras kalan, beşik kertmesi şeyhler var torbanda. “Din-i mübine hizmet ediyorum” zannı ile gerçekleri bilmediği için hakikatlere karşı tavır takınan, çok güzel kelam eden, korkunç zeka sermayeli feylesoflar var torbanda. “Sen benim gibi inanmadın” deye kimseye hayat hakkı tanımayan cahiller var torbanda. Hep gazab-ı ilahiyi anlatan, rahmetten bahsetmeyen korkutucu ilim var torbanda. Zamanın medeniyeti ile teknolojiye karşı, güzelliklere karşı göstermeye çalıştığın -ki sen İslamiyet diyorsun- şey var torbanda. İçi bu türlü sermaye ile dopdolu, dışı “biliyorum” enaniyyeti ile süslü bir torbanın kıvancı ile yaşıyorsun.

Mübarek kardeşim ! Sen bunlar için yaratılmadın. Zor da olsa bir tavsiyem var : O torbayı at da gel. “Boşal ki, bir şey konsun, zira dolu kaba bir şey konamaz, yazılı kağıda mektup yazılmaz” dedi Mevlanalar. Demesi kolay, yapması zor. O zoru yap ki, kurtulasın. Sizin ilminizin meyvesi gizli değil. ALLAH aşkına ! Çekinmeden söyle. Bu meyveyi içine sindire sindire yiyebiliyor musun ?

Karamsar değilim. Rahmet-i ilahi her zaman mevcut. Türkiye’de din-i İslam’ın diğer islam ülkelerinden daha güzel yaşandığını görmek mümkün. Yeterli mi ? Elbette değil. Ümidim şudur ki, kurtuluşa vesile rahmet-i ilahinin  her an tecellisi mevcuttur. Kasıt İslam’ı yok etmek değilse, buna kimsenin gücü yetmez. Toplumları farkında olmadan perişan  ederler. Gene vebalini toplumlar çeker. Sebep olanların ise  iki  alemde de perişanlığı görülecektir gene derizki ALLAH af etsin !..

RÜYA

Rüya; Cesedin sıkletinden feraha eren ruhun kendinin çözemeyeceği  tertib-i ilahi olan, tertibi ve tanzimi beşerin elinde olmayan, mota mot izahı yapılamayan manevi bir alemdir. Tabiri ehline aittir. Caizdir. Vahy-i ilahinin 46 cüzde bir cüzüdür. Peygamberimiz Efendimize 23 sene vahiy geldi. Altı ayı rüya aleminde geldiği için rüyaya vahyin 46 cüzde bir cüzüdür denildi. “Yusuf’a biz rüya tabirini öğrettik. Ona hikmet verdik. Hikmet verdiklerimize çok çok rahmetimizi ihsan ederiz.”

Sadık rüya vardır, kazip rüya vardır. Ölçü ehline verilmiştir. Peygamberimiz Efendimiz sabah namazından sonra cemaate dönerler ashaba hitaben : "Bu gece manevi rüya gören var mı ?" deye sorarlardı. “Ben gördüm, ya Resulallah” deye gördüğü manayı anlatırlar, Efendimiz tabir buyururlardı. Bazen : "Ya Eba bekir, sen tabir et" buyururdu. Anladığı kadarını tabir ederler, “isabet ettim mi ? ya Resulallah” deye sorarlar idi. Cevaben : “Bir kısmına isabet ettin, bir kısmına isabet edemedin” buyururlar ve anlamını izah ederlerdi. Bazan da Ömerü’l-Faruk ( r.a ) Efendimize sorarlardı. Mutasavvıfin bu sünneti vazife olarak icra eder. Kur’an'da mevcut olduğundan inkarı küfürdür. Ehline hikmettir, rahmettir. Avam rüya ile amel edemez. İstihare de rüyadır. Rüya tabirinin kitabı yazılmaz. Yazılanlar hakikat dışıdır. Kaide budur. Bazı istisnailer kaideyi bozmazlar.

Rüyayı anlatacak ehil bulamadınsa, taşıyamıyorsan, akar suya anlat. Hazret-i Resul-i Ekrem ( s.a.v.) Efendimiz Hazret-i Aliyye’l-Murtaza ( r.a. ) Efendimize : “Ya Ali, bir sır versem taşıyabilir misin ?” buyurdu. “Taşırım, ya Resulallah” dedi, kabul etti. Resul-i Ekrem ( s.a.v. ) ashabı ile gaza dönüşünde kuyudaki suyu kan renginde görünce, Hazret-i  Ali ( r.a. )’a bakarak : “Ya Ali, sırrı taşıyamadın da kuyuya mı anlattın ?” buyurdu. “Evet, ya Resulallah. Ağırlığını kaldıramadım.”

Mevlana Celaleddin-i Rumi Mesnevi-i Şerif’inde anlatır : O sudan yetişen kamışlar ney olup, aşk nefesi verildi. O nefes avama gizli, aşk ehline aşikardır. Neyden dökülen nağmeler aşk sırrını anlatır. Herkesin kulağı nağmelerde ilahi zevki bulamaz. İncir gibi tatlı, güzel meyveleri her kuş yiyemez.

Turuk-ı aliyyede adaptır, hakikattır. Dervişin rüyasını mürşidinden gayrı ya anlatması edebe uygun değildir. Mürşidi gayrı ya anlatmasında  mahzur görmedi ise anlatır. Anlatmasına izin vermedi ise mahrem olarak kalır. Emanetullahtır. Rüya tabiri irticalen olur. Mürşide evhamla ilhamı ayırt edecek ölçü verilmiştir. Mürşit rüyanı tabir etmedi ise, “illa tabir et” deye ısrar edebe uygun değildir. O kadar.

EVRAT  VE  EZKAR

Dervişin günlük Evradı : Şeriatıyla yükümlü olduğu Peygamberine cümle Peygamberan-ı izam ve rusül-i kiram hazretlerine selatü selamla, cümle meşayih-ı izam efendilerimize, derviş kardeşlerimizin ruhlarına, ehl-i iman ve ehl-i islamın ruhlarına 3 İhlas 1 Fatiha okuyarak , ezkarına  başlar. Her gün virdinden evvel okur, bağışlar. Bu rahmet-i ilahiyi kıyamete kadar manevi kardeşler  resmi vazifelerinde evrat olarak okurlar. Turuk-ı aliyyede dervişler bütün beşere her gün bu vazifeyi yapmakla yükümlü kılınmıştır. Kafir müslüman ayırt etmeden. İşte insanlık, işte kardeşlik. İşte dervişin yaşantısının eseri. Sevecenlik ve hoşgörü.

Lafla peynir gemisi yürümez. Yaşayacaksın. Yaşamak için ALLAH’ın rahmetine muhtaçsın..                                                                                     

Rabbımın peygamber efendilerimize ve elçi varislerine, varisü’n-Nebi, nedim-i ilahilere.. Hani, Kur’an-ı Azimü’ş-şan’a “Türkçe mana veriyorum” deye evliyaya “dost” dedin. “ALLAH dostu” da dedin. Hiç bir anlam ifade etmiyor maksadın.    Manevi anlamı da yok. Onlar “ALLAH dostu” da diğer kullar ALLAHın  düşmanı mı ? Başka anlamı ve izahı varsa Lütfen izah et. Niye "evliya" diyemiyorsun ? Hazret-i ALLAH diyor da, sen niye demiyorsun? Sende bir gün gelecek diyeceksin, inşallah. “Sana vaad ettiği günler yakındır, Hakk’ın, belki bu gün, belki yarın, belki yarından da yakın.”

Arzdaki ayetleri, gökteki ayetleri, insandaki ayetleri okuduğun zaman “men araf sırrı”nın tecellisini idrak ettiğin zaman, ALLAH’ın yer yüzünü elçisiz bırakmayacağını, rahmetsiz dünyanın zulüm olacağını düşünebildiğin zaman, Rabbımızı zulümden tenzih ettiğin zaman “EVLİYA”  diyeceksin. 

DERVİŞİN  GÜNLÜK  EVRADI

Hu ya tabibel kulup ,medet ya erhamer rahimin ,medet ya ekremel ekremin ,medet ya ilahel alemin .Destur ,ya Adem safiyullah,  destur ya Nuh  şekirullah , destur ya İbrahim  halilullah , destur ya Musa kelimullah, destur ya İsa ruhullah,destur ya Muhammet Mustafa  habibullah, destur ya  cümle peygamberan-i  izam ve  Resul-i kiram hazeratı . ruhları için fatiha .                                                                     

Çar-i yar-ı ba-safa Ebu Bekir-i Sıddık, Ömerü’l-Faruk, Osman-ı Zi’n-Nureyn, Aliye’l-Murtaza, Hazret-i Hamza ve Hazret-i Abbas radıyallahu anhüm efendilerimizin, ehl-i beytin, al-i beytin, evlad-ı Resulullah’ın, ashab-ı Resulullah’ın, ashab-ı kiram, ashab-ı güzinin, sahabe-yi kiram, sahabe-yi güzinin, muhacirinin ve ansarın, tabiinin, tebeu tabiinin, müctehid-i izam efendilerimizin, ba-husus Gavsü’l-A’zam Seyyid Abdulkadir Geylani, Seyyid Ahmed er-Rufai, Seyyid Ahmed el-Bedevi, Seyyid İbrahim Dussuki, Şeyh Ebu’l-Hasan Ali Şazili, Şah-ı Nakşibent Muhammed Bahaattin, Şeyh Ahmet Yesevi, Şeyh Ahmet Kuddusi, ba-husus Şeyhimiz Üstadımız Maraşlı seyyit Ali Sezai Efendi, Hacı Mustafa Efendi, Sofu Ökkeş Efendi, Çorumlu Hacı Bekir Baba, Hacı Ali Efendi, Hacı Mustafa Anaç Efendi, Hacı Bekir Kuşçuoğlu,  Muhammed Esad Efendi, Hacı Sami Efendinin ruhları için, Şeyhimiz Üstadımız Hacı Galip Hasan Efendinin ervah-ı kudsiyelerine, turuk-ı aliyyeden ahirete irtihal etmiş cümle meşayih-ı izam efendilerimizin ve derviş kardeşlerimizin, ehl-i iman ve ehl-i İslamın, akraba-yı taallükatımızın da ruhları için Fatiha maa’s-salevat, der, 3 İhlas 1 Fatiha okur, cümlesine bağışlar.

ALLAH’IN EMRİ :  DERVİŞİN  VİRDİ

Cümle  manevi  toplumların makama müracaatları ve virtleri değişik görülse de, kasdı aynı olup rahmete vesiledir. Hazret-i ALLAH noksanı ile, kusuru ve küsuru ile dergah-ı izzetinde kabul buyursun. “Küllü tarikın vahidun” Ehli  tarikatlarda kök  birdir. Kök Hazret-i Resulullah’ta birleşir. Ehli tariklerde tarih boyu dini mevzuda utanç verici  ihtilaf görülmemiştir. Olamaz da. Çünkü derviş toplulukları iradelerini kullandıktan sonra, rıza göstermeyi bilirler. Her güzellik dindir. İnd-i ilahide makbul din İslam'dır. İslam ise meşru yönden güzellik ve adalettir. Bilmeyenler İslam’ın dışında "güzellik bulduk" zannederler. Bilmezler ki, o buldukları güzellik İslam'dır. “Her ne kılmışsa adalettir, Cenab-ı kibriya, her kazaya her belaya kıl rıza, ALLAH kerim.” Bu hikmet ehlinin ölçüsüne göre aşktır, zevktir, yaratanına ruhen teslimiyettir, hikmettir. “Hikmetse mü’minin kayıp malıdır, nerede bulur ise alsın” hitabı umumidir. İlim Çin’de ise de alınız. Çünkü ilim hikmettir. Hikmet mü’minin malıdır, güzelliktir, İslamiyyettir, formül bu. Dervişin günlük virdi yukarıda belirtildiği gibi 3 İhlas 1 Fatiha ruhlara bağışlandıktan sonra Rabbına acz ve teslimiyetle, samimiyetle :

“Niyet ettim, ya Rabbi senin rızan için günlük virdimi okumaya” der. Çünkü Amentüye noksansız iman eden kulun kulluktan başka arzusu yoktur. Virdini imkanı nisbetinde her halde, ayakta, oturarak, yatarak, evde, yolda, her yerde, 24 saatte bir defaya mahsus yapar. Efdali kıbleye karşı oturup, huzur ve huşu ile virdini okumasıdır. Bu hal  her kula nasip olmayan rahmet-i ilahidir .

KADİRİ - RUFAİ’NİN KOLU GALİBİ  VİRDİ  

  51 - adet   Bir adedi binbir sebebe Bismillahirrahmanirrahim. 

100 - adet   Ya Rabbi verdiğin nimetlere çok şükür, el-hamdü lillah.

100 - adet   Hasbünallahu ve ni’me’l-vekil ( sonunda, ni’me’l-Mevla ve ni’me’n- Nasir ğufraneke Rabbena ve ileyke’l-masir, der, ALLAH’a teslimi- yetini arz eder. )

100 - adet   Allahümme   salli   ala   seyyidina  Muhammedin  ve  ala  ali   

seyyidina Muhammed ve sahbihi ve sellim 

         100 - adet   Estağfirullah el-azim min külli zenbin ve etubü ileyh ( bildiği bilemediği günahlarına Rabbından özür diler.)

         500 - adet   La ilahe illallah (der, Kur’an’da mevcud ayetle : “Fa’lem ennehu la ilahe illallah” deye başlar. )

         500 - adet   ALLAH ( “ya” nidası ile başlar, ilkinde, durulduğunda, her yüzüncüde ve en sonuncuda "( c.c )" der ).

İlk ders bu kadar. Dervişin mizacına, samimiyetine, tahammülüne göre, huddemi alınmış, mürşidin selahiyyetine verilmiş esmalardan ilave edilebilir. Esmanın azlığı, çokluğu kemalat  ölçüsü olmayıp tavsiyem samimiyettir. Samimiyetse ALLAH’a hakikaten inanmak, ALLAH elçisini hakıykaten abdi  ve Resulü olarak kabullenebilmektir. Mürşid, ALLAH’ın, kullarını “rahmetinden mahrum olmasınlar” deye rahmetine vesile kıldığı, ALLAH’ın gücü ile kabil-i kıyası olmayan aciz, ALLAH’ın rahmetine muhtaç kuldur.

Amma rahmete vesile tertib-i ilahi olduğunu bilmek. Tasavvufi deyimle şöyle ifade edilir : Fena fi’ş-şeyh, şeyhde ifna olmak. Fena fi’r-Resul, Hazret-i Resulullah’da ifna olmak. Fena fillah, ALLAH’ta ifna olmak. İfna “yok olmak, yokluğunu idrak etmek, adem sıfatının kudret-i kuvvet-i ilahinin tecelliyatında yokluğunu bilmek." ALLAH’a mahsus sıfatları nefsine mal etmemek.

Beka billah, kurbiyyet ise ALLAH’ın zati sıfatlarının imanın manasında tecellisinin zevkine ermek. Nefis ve ruhun terbiyesi ile ki, “mekarim-i ahlak” buyuruldu. İmanın kemalatı nispetinde itminan-i  kalp olan  yaratılışın sırrının tecelli ettiği örnek insan. Bu yaşantılar Kur’ana aykırı olmayıp, Hazret-i  Resullullah ( s.a.v. ) Efendimizin manevi yaşantısını emr-i ilahiye uygun yaşamaktır. Bu yönde istisnai, ezel-i ervahla ilgili, ALLAH’ın örnek kulları vardır. Bu bahtiyarları fazla teferruatı ile anlatmaya kalkışmak manayı maddede çözmek gibi imkansız. Gavsü’l-azam Seyyit Abdulkadir’e, Kitab-ı Gavsiyye’deki  hitab-ı ilahiye kulak ver : “Ya Abdulkadir, bazı kullarımı cennet için, bazı kullarımı cehennem için, bazı kullarımı zatım için yarattım. Ya Abdulkadir, sen zatım için yaratılanlardansın.” Yorma kendini. Bu ve buna benzer hitapların beşer ölçüsü yoktur. Ehline mahsus, katıksız iman zevkidir.     

HATME-İ   RUFAİ

Pir Seyyit Ahmed er-Rüfai hazretleri kritik anlarda ihvanı ile topluca okurlar, Cenab-ı Hakka tazarru ve niyaz ederlerdi. “Samimiyetle okunduğu zaman hayra müracaatlar ret olunmaz” buyuruldu. Haftada bir defa, muayyen zamanlarda, toplu olarak, ferdi olarak da, erkek dervişler okumayı vazife edindik. Kadın ihvanlarımızdan  muktedir olanları münferit olarak okurlar, virt olarak değil.    

Şöyle tarif edeyim :

Hu, ya Tabibe’l-kulub

Medet, ya Erhame’r-rahimin

Medet, ya Ekreme’l-ekremin

Medet,  ya İlahe’l-alemin 

Destur, ya Adem safiyullah

Destur,  ya Nuh şekirullah

Destur ,ya İbrahim halilullah

Destur ,ya Musa kelimullah

Destur ,ya İsa  ruhullah

Destur ,ya Muhammet Mustafa habibullah

Destur ,ya cümle peygamberanı izam ve resuli kiram hazeratı

Destur, ya cariyarı ba safa Ebubekir-i sıddık, Ömerül faruk,Osmanı    zünnureyn , Aliyel murtaza ,radıyallahu anhüm efendilerimiz 

Destur, Ehl-i beyt-i Resulullah

         Destur, ya Evlad-ı Resulullah

Destur, ya Ashab-ı Resulullah

Destur, ya evliyaallah

Destur, Pirim Sultanım Seyyit Abdulkadir Geylani,

Ebe’l-alemeyn Seyyit Ahmed er-Rufai

Seyyit Ahmed el-Bedevi

         Seyyit İbrahim Dussuki

         Şeyh Ebu’l-Hasan Ali Şazili

         Şah-ı Nakşibent Muhammed Bahaaddin Hazretleri

Destur ya sahibe’l-meydan. Rızaen lillahi’l-Fatiha maa’s-salavat..

        

3 İhlas 1 Fatiha okunur, ruhlarına hediye edilir, hatme başlanır.

 

3- Fatiha-yı Şerif ( cemaatle beraber okunacak )

3- Ayete’l-kürsi                               //

3- İnna enzelna                                //

3- Ve’l-asri                                      //

3- İhlas-ı Şerif                                 //

3- Felak Suresi                                //

3- Nas Suresi                                  //

3- Fatiha-yı Şerif                            //

1-    Selamün  kavlen  min Rabbi’r-rahim  ( Yasin Suresi, 58 )

20-rahim olan rabdan cennet ehline selam vardır

121-Kelime-i tevhit

1-    Rabbena atina min ledünke rahmeten ve heyyi’ lena min emrina reşeda.

20-rabbimiz bize katından bir rahmet ver ve işimizde bizi başarıya  ulaştır ...      ( Kehf Suresi, 10 )

1-      Bismillahillezi la-yedurru ma-asmihi şey’ün fi’l-ardı vela-fi’s-semai ve hüve’s-semiu’l-aliym. ( Hadis-i Şerif )

20-ALLAHın ismi ile başlarımki onun ismine sığınmış kişiye ne yerdeki nede gökteki hiçbir şey zarar veremez.O işitendir ,bilendir .

121- Lafza-i celal ( ALLAH c.c. ) ( 3  adedi "ya" nidası ile okunur )

1-     Es-Salatü ve’s-selamü aleyke ya Seyyidi, ya Resulallah, ya Ahmet, kılleti  hiyleti ve ente vesileti, fe-edrikni.

20-en güzel dua ve selam sana olsun ya efendim yaresul ALLAH ya  Ahmet ben fakirim ama sadakatım var ve benim vesilem sensin bana yardım et bana yetiş.

3- ey ALLAHın kulları bize yardım edin .

3- ey cinlere ve insanlara gelen resulullahın mahbubu ,ey iki alem sahibi ya seyyit ahmedel kebir er rufa-i el medet

                             ( Bir fatiha ile hitam bulacak ve dua )

 

HATME-İ KADİRİ

Başlangıcı hatme-i rufaideki gibi olacak

15 - İstiğfar-ı şerif ( hep beraber ) : Estağfirullah  el-Azim

100 - Salevat-ı şerife ( hep beraber )

500 - Hasbünallahü ve ni’me’l-vekil ( hep beraber )

100 - Salevat-ı şerife.

( Aşır-ı şerif ve dua )                       

 Hatmeler umumiyyetle cemaatle yapılır. Bir kişi yüksek sesle okur diğerleri hafif sesle iştirak eder. Cemaatin iştirakı ile, Gavsu’l-A’zam Seyyit Abdulkadir Geylani’nin müntesipleri ile yaptığı hatme sevabı alır. Münferit de okunur. Her müracaat ve yakarışın bir anlamı, sebebi, hikmeti vardır. Hepsi de güzel ve anlamlıdır. Tasdik ve tasvip edilmiştir. Hatm-i Kur’an.. Cümle evliyaullahın, mü’min ve müslimin anlayarak ve yaşayarak imanlarının şulesi, zevklerinin zirvesidir. Manasını anlamasa da “ALLAH kelamıdır” deye hürmet ve muhabbet ederse, yapraklarını açıp kapaması, hatta sevincinden gayr-i ihtiyari göz yaşı  dökmesi.. Bu haller de iman tezahuru olup rahmettir.

Amma kasd-ı ilahi manasını anlayarak okumak, hayatını ona göre tanzim etmektir. Okumayı ve manasını bilmiyor, öğrenmeye de muktedir değil ise, ALLAH’a ve elçisine inanıyorsa bu kişiler için lutfedilmiş tertib-i tanzim-i ilahiyi  ara bul. “Mürşidim” diyor ise müntesip ol ve rehber edin. Bulamadınsa Hazret-i ALLAH’tan iste. Verildimi, “meyyitin yıkayıcıya teslim olduğu  gibi” teslim ol. Samimiyetin  imanının ölçüsüdür. İyi bil. “Ben biliyorum” hastalarının  seni bu türlü rahmetten bilmediklerinden kaçırmaya olanca güçleri ile çabaladıklarını görürsün. Sakın, na-ehle aldanma. Hele ALLAH’ın işareti ile derviş oldunsa, dünya yaşantında manevi müjdeleri az çok almış isen, sakın uzaklaşma ! İnan bu abd-i acize gerçeği söylüyorum !.. Gayretullaha dokunursun. Hazret-i ALLAH ı gücendirirsin. Buna benzer çok yerde aynı mevzuya parmak bastım. Mana birdir, kelâm  değil. Bil ki, vazifem bu, yanlış anlama !.

 

EVRAD-I  ŞERİFE-İ   KADİRİYYE

 

                                          Bismillahirrahmanirrahim 

El-hamdü lillahi Rabbi’l-alemiyn. er-Rahmani’r-Rahiym. Maliki  yevmi’d-din. İyyake na’büdü ve iyyake nesta’iyn. İhdina’s-sırata’l-müstakıym. Sırata'l-leziyne en’amte aleyhim. Gayri’l-mağdubi aleyhim vela'd-dalliyn ( Amin, Ya Mu’in )

İnnallahe ve melaiketehu yusallune ale’n-nebiy, ya eyyühe'l-leziyne amenu, sallü aleyhi ve sellimu tesliyma.

Allahümme salli ve sellim ve barik ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ecma’iyn. Sübhane Rabbike Rabbi’l-izzeti amma yesıfun ve selamün ale’l-mürseliyn ve’l-hamdü lillahi Rabbi’l-alemiyn ( burada şükür makamında iki elle yüz meshedilecektir ).

es-Salatü ve’s-selamü aleyke ya Rasulallah

es-Salatü ve’s-selamü aleyke ya Habiballah

es-Salatü ve’s-selamü aleyke ya Halilallah

es-Salatü ve’s-selamü aleyke ya Nebiyyallah

es-Salatü ve’s-selamü  aleyke ya Safiyyallah

es-Salatü ve’s-selamü  aleyke ya Hayre halkillah

es-Salatü ve’s-selamü aleyke  ya Nure arşillah

es-Salatü ve’s’selamü  aleyke ya Emine vahyillah

es-Salatü ve’s-selamü aleyke ya Men zeyyenehullah

es-Salatü ve’s-selamü  aleyke  ya Men  şerrefehullah

es-Salatü ve’s-selamü aleyke ya Men kerremehullah

es-Salatü ve’s-selamü aleyke ya Men azzemehullah

es-Salatü ve’s-selamü aleyke ya Men allemehullah

es-Salatü ve’s-selamü  aleyke ya Seyyide’l-mürseliyn

es-Salatü ve’s-selamü aleyke ya Hateme’l-müttekıyn

es-Salatü ve’s-selamü aleyke ya Hateme’n-nebiyyin

es-Salatü ve’s-selamü  aleyke ya Rahmeten li’l-alemiyn

es-Salatü ve’s-selamü  aleyke ya Şefia’l-müznibiyn

es-Salatü  ves-selamü  aleyke  ya Resule Rabbi’l-alemiyn   

Salavatullahi  ve mela’iketihi ve enbiyaihi ve rusulihi hameleti arşihi ve cemii halkıhi ala seyyidina Muhammedin ve alihi ve sahbihi ecmaiyn.              

( Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin abdike ve nebiyyike ve habibike ve Resulike’n-nebiyyi’l-ümmiyyi ve ala alihi ve sahbihi ecmain) ( 3 kerre okunacak)

( Allahümme salli ala seyyidina Muhammedini’n-Nebiyyi’l-melihi sahibi’l-makami’l- a’la ve lisani’l-fasih ) ( 3 kerre okunacak )

Allahümme’c’al efdale salavatike ebeden ve enma berekatike sermeden ve ezka tahiyyatike fadlen ve adeden ala eşrefi’l-hala’ikı’l-insaniyyeti ve mecma’i’l-hakayıkı’l-ihsaniyyeti ve turi’t-tecelliyyati’l-ihsaniyyeti ve mehbiti’l- esrari’r-rahmaniyyeti ve arusi memleketi’r-rabbaniyyeti ve vasıtatı ıkdi’n-nebiyyin ve mukaddimi  ceyşi’l-mürseliyn ve kaidi rekbi’l-enbiyai’l-mükremiyn  ve efdali’l-halki ecma’iyn hamili livai’l-izzi’l-a’la ve maliki ezimmeti’l-mecdi’l-esna şahidi esrari’l-ezel ve müşahidi envar-i sevabikı’l-üveli ve tercümanı lisani’l-kıdem ve membai’l-ilmi ve’l-hilmi ve’l-hikem mazharı sırrı’l-cüdi’l-cüz'iyyi ve’l-külliy.

Ve insani ayni’l-vücudi’l-ulviyyi ve’s-süfliyyi ruhı cesedi’l-kevneyn ( bu cümle üç kerre okunacak ve her defasında vücud mesh olunacaktır ).

Ve ayni hayati’d-dareyn ( burada iki elin baş parmaklarının tırnağı öpülerek gözler üzerine meshedilecektir ).

el-Mütehakkıkı bi-ala rütebi’l-ubudiyyeti ve’l-mütehallikı bi-ahlakı’l-makamati’l-ıstıfa diyeti’l-hali’l-izam ve’l-habibi’l-ekrem seyyidina Muhammedin bin Abdillah bin Abdilmuttalib ve ala sa’iri’l-enbiyai ve’l-mürseliyn ve ala melaiketike’l-mukarrebin ve ala ibadillahi’s-salihin min  ehli’s-semavati ve ehli’l-ardiyne küllema zekereke’z-zakirun ve gafele an zikrike’l-gafilun  ve sellim ve radiyallahu  an ashabi Resulillahi  ecmaiyn.

Kadiri dervişlerinin zikir meclislerinde zikirden önce evrad-ı Kadiriyeyi muktedir bir kişi yüksek sesle okur, diğerleri de  yavaş sesle takip ederler, evrad-ı şerif bittikten sonra zikrullaha başlanır idi. İsteyen münferit de okuyabilir idi.  Şimdi ihtiyaten yazdım. Muktedir, zaman ve zeminleri uygun ve  müsait olanlar arzu ettikleri zaman okuyabilirler. Peygamberimiz Efendimizin mübarek sözleri kulağımıza küpe olsun : “Zorlaştırmayın kolaylaştırın, daraltmayın  genişletin,  ikrah  ettirmeyin sevdirin.” Her şeyin ifratı haramdır. Hazret-i ALLAH dinde zorluk emretmemiştir.

“Habibim, biz sana Kur’an’ı eza olsun deye indirmedik.” Bu ve buna  benzer hitab-ı ilahiler izah etmeyi gerektirmez, manası açık ve sarihtir.

 

EVRAT  VE  EZKAR NASIL OKUNUR ?

24 saatte bir sefer okunur. Gün gecenin nısfından ( yarısından ) başlar. Nısfı, güneşin batışı ile doğuşu ortasından sonra yani gecenin yarısından sonra girdiği günün dersi yapılabilir ve 24 saat arasında her zaman yapabilirsin. 24 saati ders yapmadan geçirir isen kazası da mümkün değil. Sadakatında, samimiyetinde noksanlık var, demektir. “el-v’adü ke’d-deyn”  “Vadini yerine getirmeyeni sevmem” buyurdu Hazret-i ALLAH ( c.c. ). Evet manen vazifeli kulun şahsında ALLAH’a söz verdin.

Şeriatıyla yükümlü olduğun Peygamberine biat vecibesini ezel-i ervahtaki imanının ikrarını cesetli olarak da tekrar etmek nasip oldu. Ne sebepten bilemeyiz, bazı kullarının evrat ve ezkara, zikrullaha karşı düşünce ve icraatlarında sanki düşmanlık yapması için yaratıldığını müşahede edersin. Bir kısım ALLAH’ın bahtiyar kulları belli ki ezel-i ervahta tereddüt etmeden "beli" diyen murat kullar emr-i ilahiye titizlikle uymaya çaba gösterdikleri gibi, rah- met-i ilahi olan zikrullahtan, ALLAH’a söz verdiği evrad-ı ezkardan gafil olmadıkları gibi, na-ehle pirim vermezler.

Kasdımız  kullar arasında sınıf farkı ve ayrılık değil, haşa. Kıskançlığı bırak. Hazret-i ALLAH’tan iste. Rahmetini sevdirmesini iste. Murat değilsen mürit ol. Taklidi iman da imandır. Yeise kapılma.

Hazret-i ALLAH “kullarım rahmetimden istifade etsinler” diye dünyayı yarattı. Kulunu affetmek için bahaneler halk etti. Derece almasını istedi. Vesileler yarattı. Sayamayacağın kadar çok, sayısız rahmetinin her hadisede zuhurunu kulun aczine göre ihsan etti. Sebeplerin başında gelen veliliğin diploması olan zikrullahtan evrad ve ezkarı en büyük rahmetine vesile kıldı. Sadık kullarını ihya eyledi. Ey  insan olmaya namzet beni Adem, gafil olma. Mürşidini bul. Bulamadınsa ALLAH’tan samimiyetle iste. Arayan Mevla’sını bulur. Dikkat et. Her gördüğün sakallıyı deden sanma ! Mürşit kıyamete kadar vardır. Yokluğu zulümdür,  Rabbıma. “Mürşit yaratmamışsın” diye zulüm isnat etme.

Ey iman edenler, mü’minleri bırakıp da kafirleri “evliya” edinmeyin. ALLAH’a aleyhinizde apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz ? ( Nisa Suresi,  144 )

Kafirden evliya olmaz. Eğer “olur” diye kafirin küfrünü göre göre hala “hikmettir” diye inat ediyorsan, o inadınız sizin aleyhinizde gizli olmayan bir küfrün ilanıdır.

Nakşi tarikatının bir kaç kolu hafi, cümle turuk-ı aliyye celidir, cehridir,  seslidir. Toplu zikrullah seslidir. Talim üzere hareketli zikrullah fiziki ihtiyaçtır  ve masivadan o an için kurtulmanın gereği, samimiyetle zikretmenin yegane aracı, gerecidir. Dervişin avamın ölçemeyeceği bu halleri, manayı da maddede görme hastası, başka ölçeği olmayan, mana ve zikir nasipsizlerini o meclisten kaçıran manevi espridir.

Bu anlama ışık tutsun, arzusu ile şöyle anlatırlar : Mensup olduğu şeyh efendiye verilen hikmet ve meziyetleri dervişin manasına cevap veremiyorsa, derviş bu türlü hikmetin sahibi olan başka bir mürşide şeyh efendinin selam ve mektubu ile gönderilir.dervişin fikri ile değil !... Manevi toplumlarda “sen, ben” davası kesinlikle olmaz. Oluyor ise bu zafiyeti manevi vazifesinin sıhhatsizliğinde aramalı.

Katı kurallarla eğitilmiş dervişini “kemalatına katkısı olsun” diye Şam diyarında yaşayan mürşid-i kamile mektup ve selamı ile gönderdi. Uzun bir yolculuk. O günkü imkansızlıkların verdiği meşakkatle Şam şehrine yaklaşan dervişi mürşitlerinin emri ile kudüm ve mazharlarla, ilahiler söyleyerek karşıladılar. Böyle aşk-ı ilahi ve manevi havanın garibi, katı kuralların mahkumu, ilahi aşktan hiç nasip alamamış, ham ervah ilahi aşk meclisini küfür bataklığı gördü. Ülkeye hakim olan nefis feryat etti. “Şeyhim beni yanlış yere gönderdi, burada şeriat yok ki, tarikat olsun” diye o manevi toplumu küfürle itham etti. Geldiğine nadim oldu. Bu hale vakıf olan misafireten geldiği dergahın mürşidi dervişi gönderen şeyh efendiye mektup yazıp dervişi geri gönderdi. Mektupta şöyle yazıyordu şeyh efendi, gönderen şeyh efendiye : “Biz Molla Kasımı Kudüm, mazhar ve ilahilerle ürküttük, geri gönderdik”  diyordu.

Bazı taşlar vardır ki, ne kadar su döker isen dök içine tesir etmez. Herkesin kulağı nağmelerde ilahi zevki bulamaz. İncir gibi tatlı, güzel meyveyi her kuş yiyemez. Dervişin evrad ve ezkarı umumiyetle hafidir. Hafi kılınan namaz gibi normal kulağın duyacağı kadardır. Tenha ve müsait yerdesin. Kimse duymayacak. Bilerek “komşularım da duysunlar” deye bir hisse kapılırsan riya olur, gösteriş olur. Ruhani rahmet tecellisi olmaz. Yerini nefsani haz ve duygulara terk eder. Yüksek sesle Rabbını zikret. Tazarru, niyazını dahi yüksek sesle, samimiyetle arz edersen, yaratanının yakınlığını hissedersin. Kulluk zevkini alırsın. Bu yönlü aczini itiraf haddini bilmektir. Kuvvet-i kudret-i ilahi karşısında aczini bilmek, havf u reca üzre yaşamak, kulu yücelten rahmet basamaklarıdır.

Toplu yapılan zikrullah cemaatle kılınan namazın 27 katı sevaba vesile olduğu gibi, toplu yapılan talim ve terbiyeli, samimiyetle yapılan zikrullahın rahmet ölçüsü na-mütenahidir. O bakımdan Hazret-i Resulullah ( s.a.v. ) buyurmuşlardır : "Siz cennet bahçesine uğradığınız zaman oradan yeyiniz, içiniz, eklediniz." Ashab sordular : "Ya Resulallah, cennet bahçesi nedir ?" Buyurdular ki: “Zikir halakalarıdır.” Bu şereften mahrum olma, mübarek kardeşim. Falan filan  gerçeğin örneği imiş gibi na-ehli göstermeye çalışma.  Gerçeği ara, ona göre yaklaş, nasibini al. Güzel yaratılan dünyayı cifeye çevirme. Samimi ol. Bu yolda samimiyetsiz tutum şer-i şerife uygun da olsa makbul değildir. İtiraz hüsrandır. Yaşadığım, sıkletini hala üzerimden atamadığım “ben daha iyi biliyorum” edası ile şeyhim efendime güya terbiyemi bozmadan, sinsi sinsi karşı geldiğim terbiyesizliğimi ibret-i alem için anlatacağım. Hisse alınsın diye dinle.!..

MANAMA  DÜZEN  VEREN  HİKMET : KAYISI

Zuhuru ile çok rahatsız olmuştum. Netice kemalat oldu. Hep zarfını  okuyordum.  Esas mazrufunu okumanın elzem olduğunu bu hadise iyi öğretti, bu abd-i acize.  Samimiyetle okuyun, sizler de ibret alın ve gerçeği yaşayın.      

Tarihini tam kestiremiyorum. ALLAHU A'LEM, 1954 veya 1955 senelerinde idi. Kayısı olum mevsimi idi. O sene de kayısıyı bol vermişti Rabbımız. Hacıdoğan Mahallesi’ndeki atölyeme öğleden evvel efendim büyük bir sepetle geldi : “Keçiören’de kayısı ucuz imiş, oğlum bir sepet de sen al. Yerinden taze kayısı alalım. Kilosu on kuruşmuş” buyurdu. Efendimin arzusu, isteği güzeldi.

 Efendimde benim de kazanacağımın zevki vardı. Ama benim durumum Keçiören’e gidip kayısı almaya hiç müsait değildi. Dışişleri Bakanlığı’ndan aldığımız taahhütlü işimiz vardı. Günü yaklaşmıştı, işi bitirmeye çalışıyoruz. Benim için bir dakikanın anlamı vardı. Cilve-yi Rabbaniyi ne bilirdim, o andaki sadakat ve bağlılık “rahmet ayetine” kayısının vesile kılındığını ?. Efendime çok bağlı idim, hiç incinmesini istemezdim. Bu mana ve sadakat ayetleri zuhur etti. Gizlenen, maskelediğim, yeteri kadar imanımın manasının inceliklerine vakıf olamadığımın faturasını çok yüksek ödettiler.

İyi dinle, bu acizin perişanlığı sana da ibret ve ders olsun. Bu ayeti iyi oku! Efendim kesin kararlı gönderilmişti. Daha evvel benzeri bu kadar ağır olmayan, görünürde zararıma mucip gibi imtihanlar geçirmiştim. Muvaffak olmuştum ve neticesinin zarar olmayıp,  kazanca tebeddül ettiğini yaşamış ve görmüştüm. Akılcılıkla bu ve buna benzer hadiselerin, yani ayetlerin çözülemeyeceğini iyi öğretmişlerdi. Rabbım bu hususta bu abd-i acizi defalarca uyarmıştı. Zuhur eden  kayısı imtihanı  diğerlerinden farklı idi.  Efendim kilosu on kuruşa kayısı alacaktı, benim de kazanmamı istiyordu. Ve bu düşüncesinden zevk alıyordu. Efendimi, mürşidimi Hazret-i ALLAH’tan istemiş idim, Rabbım da göndermişti. O bakımdan bu abd-i acizin manevi imtihanı sıradan değildi.

 Korkma, herkese aynı ağırlıkta vermezler. Dağına göre kış verirler. Aczimi anlatıyorum. Herkes nasibine düşeni alsın, hikmettir. “Hikmetse mü’minin kayıp malıdır, nerede bulursa alsın” rahmetini gönlünden çıkarma. “Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki, onlar bu delillerden yüzlerini çevirip geçerler.” Bu ve buna benzer ayetleri herkes okur, fakat gönül ehli manasını iyi anlar. mevcud ve zuhuratı okumaya çalışır. Onlar Rabbımın lütfu kadar mana hafızlarıdır. Bu ilmin kaynağı peygamber efendilerimiz olup, semavi kitaplar, rahmet kaynaklarından fışkırmış, Cebrail aleyhi’s-selamın  rahmetin zuhuruna vesile kılındığı tertibi ilahidir  , Nur-ı Muhammedi’dir.

 Tevhit dinine mahsus kitaplar ve suhuflar ALLAH kelamıdır. Göklerde ve yer yüzünde beni Adem’de zuhur eden ayetlerin cümlesi ALLAH’ın fiili sıfatlarının tenezzülen zuhuru olup, hazret-i Kur’an bu ayetlerin beyyinatıdır. Lafı fazla uzatmadan dervişin sadakat ve bağlılık göstergesinin bu abd-i acizdeki perişanlığına vesile olan  kayısıda zuhurunu anlatmaya çalışalım. Tecelli ettiği maddenin cesameti ölçü olmayıp, esas olan manadır. Yaratılışın sırrı hikmet ve marifettullah beni Adem’in insan olması içindir. Hikmet mü’minin kayıp malıdır, nerede bulursa alsın.

 Hazret-i ALLAH Bakara Suresi 3. ayette “O müttekıyler ki, gayba inanırlar, namaz kılarlar, kendilerine verdiğimiz mallardan muhtaçlara tasadduk ederler” 4. ayette de gayba iman edenlerde başka ne gibi rahmetin zuhur edeceğini buyuruyor “Yine onlar sana indirilenlere ve senden önce indirilen kitap ve peygamberlere ve ahiret gününe iman ederler. Onlar Rablerinden bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa ermişler ancak onlardır.”

Ayet-i celilenin tefsire ihtiyacı var mı, bilmem ? Hazret-i ALLAH kesinlikle bildiriyor. “Saydığım rahmetlerimin zuhuru gayba imandan tecelli  eder. Gayba iman etmeyen kullarımda bu rahmetlerimi görsen de fer’idir, taklididir. Akıl ve madde ölçüsünü geçmez. Gayba iman eden kullarım kurtuluşa ermişlerdir. Vay gayba iman etmeyen ilim sahiplerinden gayba inananların çektikleri, vay ...”

Bu zuhurat  hiç hoşuma gitmemişti. İç alemim eşşek alıp beygir satıyordu. Nefsimin ihtilafı hakimdi manama. Bu ihtilafım dışa yansımasın, diye olanca gücümle savaşıyordum. Güya terbiyemi ve saygımı bozmuyordum ! Efendimin emri üzere ufak bir sepet edindim.  “Efendim yakınımızdaki manavda çok güzel kayısı var. Size zahmet olmasın, sepetleri manavdan doldurtturalım” dedimse de efendimi üzmekten başka bir işe yaramadı. Taksi çağırmak istedim, efendim ona da kızdı. Beni müsriflikle ayıpladı. “Sepetlerle otobüse almazlar, yasak” dedim.  “Karışma, gel” dedi.

Cidden “buyur, hacı baba” dediler, arka kapıdan otobüse girdik. Ve aheste aheste giderek, Keçiören asfalt ve şose iki yol kavşağında indik. Sağ tarafımızdaki birinci bahçeye girdik. Yere dökülmüş kayısılardan efendim aldı, üzerine üfledi  ve yedi. Bir tane daha aldı, ona da üfledi, bana uzattı “Ye, Galip Efendi” diye.

Hadiseler “manevi bağımı” kemire kemire oraya kadar geldik. Sahibi olmayan bahçeden de efendimin kayısı yemesi maddemi ve manamı perişan etti. Şer-i şerife Efendimin bu halini uyduramadım. Gayr-i ihtiyari, sert tavırla “Yemeyeceğim Efendim!..” dedim. “Niye yemiyorsun?”a cevaben : “Yemeyeceğim, rahatsızım” dedim. Efendim onu da yedi.  Bir kaç daha yedi ve bir sonraki  bahçeye girdik. 

Bahçe sahibi koşarak geldi, hürmetle, tatlı sözlerle efendimin elini öptü. Muhabbetle kucakladı. Kayısı almaya geldiğimizi anlayınca adamlarını çağırıp sepetlerimizi doldurttu. Efendimin çok ısrarına rağmen para almadı.

Tahminen 45 yaşlarında gibi görünen bir zat koşarak geldi. Gözleri dolu dolu, Efendimin elini öptü, muhabbetle kucakladı ve rica etti: “Efendim ! Mübarek ayaklarınız benim bahçeme de bassın. Bahçem de şereflensin” diye. Efendim  “Bahçen nerede ?” diye sorunca “hemen, bitişik” diye efendimin kayısı yediği yeri göstermez mi!... Efendim, manidar, gözüme baktı. Af tanımayan yobaz nefsim : “Sen işin doğrusunu yaptın, üzülme!” diyordu, bitkin  acize.

Efendim gelen zata hitaben “oğlum! Ben de seni arayacaktım. Bahçenden beş tane kayısı yedim, helal et” deyince.  Aşk-ı ilahiden  gözleri çakmak çakmak kızaran, maddenin tahakkümünden kurtulmuş kahraman edası ile, Hak aşığı gürleyen sesi ile : “Kayısı nedir!.. Emret ağaçları kökünden söküp vereyim” deyince, Efendim gene manidar bana baktı. Ben gene nefsi ölçülerimle terbiyesizliğime ayıp tozu kondurmuyordum.

Bahçe sahipleri sepetlerimizi otobüse kadar getirdiler. Otobüsün  sahanlığında geri döndük. Bizim gibi sepet ve ufak yükü olanlara da yardımcı olunuyordu. Semt otobüsü müşterisinin ekserisinin ufak yükle koltukta, büyük olursa sahanlıkta. Yalnız müsamahanın bize mahsus olmadığını anladım.

Bu hadiseden sonra manevi düşüncelerim, bu türlü zevkim, duygum, manaya yakınlığım tükenmişti !.. Taşlaşmıştım !.. Mana servetini bitirmiş, iflas etmiştim. Cennet-mekan anacığım “ALLAH adamı taş eder” derdi de, inanmazdım. Taş olmuştum. Yaratanımı düşünemiyordum.

 Merhamet, insaf, insanlık, hoşgörü hepsi batan gemiyi terk etmişlerdi. Yerinde, menfaat-ı dünya ve zulümden başka bir şey bırakmamışlardı. Tövbe istiğfar kapısı olsa da, o kapıya yaklaşacak istek ve duygum yoktu. Kadın aşkından din değiştirmiş, sünnet olmuş “Molla Kasım”ların kuklası haline gelmiş, kazazedelere dönmüştüm. Görünümde kaybettiğim bir şey yoktu. Çevrenin, ana, babanın etkisi ve baskısı ile müslüman görünümlü, aciz, zavallı, sahibini tanımayan, izahı mümkün olmayan bir şey olmuştum.

Mu’tadım üzere maneviyat ve zikir meclislerini ihmal etmiyordum. Efendime “duygusuz iltifatım” devam ediyordu. “Rabb’ımdan istedim de gönderdi” utancı olmazsa idi, belirli kişilerin tasavvufsuz dinin yaşanamayacağını anlayıp, tarikata müntesip olduktan sonra nefsani ölçülerine uygun görmediği için “ben daha iyi biliyorum” edası ile gayba imanı, manevi yolu terk eden, zikrullaha, maneviyata düşman olan kişilerin hastalığına tutulmuştum.

Eğer Rabbımla o sağlam ahdim olmasa idi, uzaklaştığım yetmediği gibi ben de ilim şemsiyesi altında mana tahribatını vazife edinirdim. Bu hastalık bir ayı geçkin devam etti. Bir gece Rabbımın sonsuz rahmeti, merhameti bu abd-i acizi ikaz ve irşadı ile gerçekler öğretildi, uyarıldım. İntisabın ne olduğunu iyi anladım. Rabbımıza ezel-i ervahta “beli” demenin arzdaki tekrarının elzem olduğunu iyi anladım. Manamda deniyordu ki : “Hani sadıktın, ALLAH için tabi olmuştun, meyyitin yıkayıcıya teslim olduğu gibi olacaktın ?. Biz vaadinde sebat etmeyenleri, mürşidine karşı samimiyetsiz tavır takınanları, ALLAH’a verdiği sözden kaytaranları, denizden sahile atılmış balık benzeri debelendiririz”  buyuruldu.

O günden sonra daha iyi anladım. Gene aczimle Rabbıma sığınıyorum. “Beni Rabbım terbiye etti, iyi terbiye etti.” Efendim dese idi ki "Galip! Oğlum, şu deveyi yut" hiç tereddüt etmez hamudu ile yutardım.” Peygamberimiz efendimiz : "Zarar gördüğü yere bir daha elini sokanda mü'min sıfatı yoktur" buyurdu.

İşte Allah’tan başka ilah edinmeyen kardeşim. Abartmadım. Oku. İbret-i alem için oku. Sindire sindire oku. Yalnız okumakla yetinme. Aynı duruma düşmeyesin diye Rabbım bu abd-i acizi yaşatmakla bu sırrı öğretti, sizleri de okumakla hissedar kıldı. Korkmayın, ALLAH’ın rahmeti sonsuz. Rahmetine vesile o kadar çok ayetler halk etmiş. Kelam-ı kadimde, göklerde ve yerde, insanda ve insan-ı kamilde nice ayetlerin zuhurunu gör ve yaşa, inancında samimi ol. Gayb hazinelerinden bir damla da olsa rahmet, terbiye ve edep ayetinin kayısı da dahi zuhuru görülebilir, dikkat et. ALLAH için teslim ol. Teslimiyetininde ALLAH için olduğu her halinde görülebilsin. Bu hakka dair ayetlerle noktalayalım. Yazılmış olsa da tekrarında  faide umuyorum :

Sizden herhangi bir ücret istemeyen, bu kimselere tabi olun, çünkü onlar  hidayete ermiş kimselerdir. ( Yasin Suresi, 21 )

Ey iman edenler, ALLAH’a, peygamberine, peygamberlerine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman ediniz. Kim ALLAH’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve kıyamet gününü inkar ederse tam manası ile sapıtmıştır. ( Nisa Suresi,  136 )

Onlar öyle sapıklar ki, kesin söz verdikten sonra sözlerinden dönerler. ALLAH’ın ziyaret edip hal ve hatırının sorulmasını istediği kimseleri ziyaretten vaz geçerler. Yer yüzünde fitne ve fesat çıkarırlar. İşte onlar gerçekten zarara uğrayanlardır. ( Bakara  Suresi, 27 )

Ve öyle Rablarının cemalini isteyerek, sabah ve akşam ona dua edenleri ve zikir edenleri yanından kovayım, deme. Sana onların hesabından bir şey yok, senin hesabından da onlara bir şey yok k,i  bi-çareleri kovup da zalimlerden olacaksın. ( En’am Suresi,  52 )

Ey iman edenler, mü’minleri bırakıp da kafirleri evliya edinmeyin.  ALLAH’a aleyhinizde apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz ?. ( Nisa Suresi,  144 )

Bundan evvel yazdığım MUHTAÇ OLDUĞUMUZ KARDEŞLİK kitabıma başlarken bir itirafta bulunmuştum : “Ben yazar değilim” diye. Gene aynı itirafı tekrar ediyorum. Madde yazarları, hele mana yazarları kusurlarımı bağışlasınlar. Hani derler ya : “Şiddetinden atıyor” diye. İşte bu abd-i aciz ilim adına na-ehilin icraat ve telkiynatı ile cihan-şumul olan dini mübiynin ne hale geldiğini, niçin horlandığını, güzelliklere karşı din maskesi altında nasıl tahrifat yapıldığını, vatanın kurtulmasında bariz emeği görülen kıymetleri küfürle itham edip, asil ve necip milleti parça parça etmelerini görmek bu abd-i acizi gerçekleri yazmaya zorladı. Seksen’üçüme  az kaldı, bilgisayarla yazıyorum. Sebeplerinden ALLAH razı olsun.

Muhterem yazar, manaya aşina ilim sahiplerine derim ki : Memleketimizde bir gerçek espri vardır.  Derler ki : “Her yufka ekmeği dürüm olmaz. Gevreğini, yani kurusunu içine dür de ye.” Bu tabir mahallidir. Amma mana yönü ile umumidir.

Okuyan ve dinleyen kardeşim! “Hazmı güç gevrekleri” “Yumuşağına dürde ye.” İmanında rahmet zuhurunu göreceksin. Mutlaka ye. Bu abd-i acizin aczi sana ışık tutsun. İtiraz etme, dayanamazsın. “KAYISIYI  YE !.” 

Gerçek bir yere müntesip oldunsa hadiseler seni fazla etkilemesin. ALLAH’a verdiğin sözü unutma. “el-Va’dü ke’d-deyn”   ( vaadinde sebat etmeyenleri sevmem ) hitabını hiç unutma. “Günah-ı kebair üzere, yılışarak günah işleyenlerde hidayet yoktur” buyuran Rabbimiz cümle kullarını af etsin. Rıza-i Bari için Rabbımın lütf u ihsanı ile kelam-ı kadimin, fiiliyatta, alemde zuhur eden ayetlerin dışına çıkmadan yazmaya çalıştığım yüceler yücesi Rabbımız tesirli ve rahmetine vesile kılsın, amin. Ve selamün ale’l-mürseliyn ve’l-hamdü lillahi Rabbi’l-alemiyn .

Hazreti kuranda manasına uygun kütübü sittede mevcud zikir hadislerinden bazılarınıda yazmakta sakınca görmedim bilinsin deye yazıyorum .hepside elzem fakat kitapcığın hacmi müsait olmadıgından birkaç adet yazmakla iktifa edeceğim.

Bazı insanlar zikrullahın anahtarıdır bunlar görülünce ALLAH hatırlanır. İbni mesuddan rivayet edilmiştir. Onlar ALLAHın zikrini ziyade severler ve çok devam ederler haklarında dedikodu yapan münafıklara aldırış etmezler işte onların zikri günahlarını döker. Cenabı hakka kıyamet gününde günahsız olarak vuslat ederler. Ebu hureyre

Cenabı HAK buyurmuşturki ey adem oğlu beni zikrettiğin müddetce muhakkak bana şukredersin zikiri yapmayarak beni unuttukca  nankörlük etmiş olursun  hadisi kudsi  ALLAHu taalâ buyuruyorki  benim kullarım içinde velilerim  ve  sevgililerim şu kimselerdir-ki ben anılınca onlarda anılırlar ve onlar zikredilincede ben anılırım  hadisi kutsi Her kim sabah namazını kıldıktan sonra oturur ve güneş doğuncaya kadar zikir ile uğraşırsa ona cennet vacip olur .   cabir r.a. ALLAHı çok zikrediniz hepsinden hayırlısı sizi temizleyici ve derecelerinizi yükseltecek olan amel budur. Hazreti ömer r.a Ey büşre her günah işlediğin zaman ALLAHı zikretki      ALLAHta seni mağfireti ile zikretsinhadisi şerif 

Her şeyin bir anahtarı vardır semavatın anahtarı ise LA İLAHE İLLALLAHTIR!.. ALLAHı sevmenin alameti onu zikretmektir.  ALLAHa buğz edişin nişanıda zikrullaha buğz  etmektir .Her kim ALLAHı zikrederse ALLAHta onu sever.

SÖZLÜK 

Ad-i  aciz                     Aciz kul

Adil-i mutlak                Kesin adalet sahibi ( Allah )

Ahlak-ı hamide Güzel Ahlak

Ahsen-i takvim En güzel kıvam, en güzel yaratılış

Akl-ı selim                   Sağlam, bozulmamış akıl

Amel                           Fiil, İş

Arz                              Yeryüzü

Arz etmek                    Sunmak

Asr-ı saadet                 Hz. Peygamber dönemi

Asr-ı tan etmek            Zamanı kötülemek

Ayne’l-yakin                Görerek bilmek

Baki                            Kalıcı, ebedi

Basiret                        Görmek

Beli                              Kabul (evet)

Beni Adem                  Ademoğlu

Beşeri                          İnsana mahsus

Beyyinat                      Açıklama

Biat                             Söz vermek, anlaşmak

Bidat                           Uydurma, sonradan çıkma                  

Buğz                            Kötülemek

Cemadat                      Cansız varlıklar

Cife                             Pislik

Cüz'i irade                   Kul iradesi

Çavuş                          Dergahtaki görev silsilesinin ilk basamağı

Çeki                            Ölçü birimi (250 kg)

Darü’l-beka                 Ebedi alem

Derviş                          İşi Allah’ı zikretmek olan kişi

Diraset                         Okumayla elde edilen ilim

Dirhem             Eski para birimi

Ecir                             Sevap, Karşılık

Edille-yi Şeri’ye           Şer’i deliller

Ef’al                            Fiiller, işler, ameller

Efdal-i mahluk              En faziletli yaratık

Ehl-i aşk                      Allah aşıkları

Ehl-i hal                       Hal sahipleri, temsil ettiği fikri yaşayan dindarlar

Ehl-i kitab                    Semavi kitaplara tabi olanlar ( Hıristiyanlar ve Yahudiler )

Ehl-i tasavvuf               Tasavvufu hayat tarzı olarak almış insanlar

Emir bi’l-maruf İyiliği emretmek

Emr-i İlahi                    Allah’ın emirleri

Enaniyet                       Benlik

Evliya                          Varisü’n-Nebi, Hazret-i Peygamberin varisi.

Evrad                          Virdler, zikirler

Ezel-i ervah                  ruhların bedenlere girmeden önceki hayatları

Fakir                           Her şeyin Allah’a ait olduğunu anlamış insan

Felekiyyat                    Gezegenler, alemler ilmi

Feraset                        Bir şeyin içyüzünü görebilme kabiliyeti

Fer’i                            Asıl olmayan, teferruat.

Fıkıh                            İslam hukuku

Galibilik                       Kadiri Rufai tarikatının Galip Kuşçuoğlu tarafından tesis edilen bir kolu

Gavs                            İnsanlara, darda kaldıklarında yardım edecek kişi

Gavsü’l-A’zam En büyük gavs, tasavvufta önemli makamlardan biri, aynı zamanda                              Abdülkadir Geylani için de özel olarak bu tabir kullanılır.

Gayb                           Görünürde olmayan

Gayretullah                  Allah’ın emri

Hakka’l-yakin              Hak ile bilmek

Halife                           Vekil, bir makamı o makamda bulunan şahıstan sonra temsil edecek kişi.

Halik-i zü'l-celal           Yüce Yaratıcı

Havf u Reca                 Korku ile ümit arasında olmak

Hikmet             Bir şeyin özü, esası

Hulul                            İç içe girme

Hurafe                         Saçma, aslı olmayan

İçtihat                          Dini yorum

İdrak                           Anlamak

İdrak-i meal                 Anlama kabiliyeti

İfrat                             Aşırıya kaçmak

İhlas                            Samimiyet, saflık

İlme’l-yakıyn                İlim ile bilmek

İlm-i İlahi                     İlahi ilim,

İlm-i zahir                    Madde ilmi, dünya hayatı ile ilgili ilimler.

İltimas                          Tolerans

Feylesof                       Felsefeci

İnd-i İlahi                     Allah katında

İrfaniyyet                     Okuma yazmaya bağlı olmayan ilim. Ariflik

İrşad                            Yol göstermek.

İrtihal                           Göçmek, Ölmek.

İstihza                          Alay etmek

Kaal                            Laf, söz

Kaal imtihanı                Sözlü imtihan

Kasd-ı İlahi                  Allah’ın maksadı

Kesafet                        Yoğunluk

Kesbi                          Kulun çalışmasına bağlı

Kevn                           Madde,

Kevni hakikat              Madde ilmi ilgili gerçekler

Kisbe                          Elbise, görüntü

Kül                              Tamamı, hepsi

Külli İrade                   Allah’ın iradesi

Kütüb-i Sitte                Hazret-i Peygamberin sözlerini toplayan en güvenilir altı kitap.

La-din                         Din dışı

Lafız                            Kelam, söz

Lahut Alemi                 Manevi alemlerden

Lutuf                            Bağış, İhsan

Mağfiret                       Affetmek

Marifet                        Allah'ı bilmek

Masiva                        Onun haricinde olan herşey

Mekarim-i ahlak          Güzel ahlak

Menasik-i hac              Hacc ibadetinin rükunleri

Mensup                       Bir yere intisap etmiş, bağlanmış

Meşrep                        İnsanın mizacına uygun olarak seçtiği yol, tarz, tarikat

Metafizik                     Fizik ötesi, maddi olmayan

Mezhep                       Yol, dini mezhepler

Muhammed İkbal         Pakistan’ın manevi kurucusu

Musahhar                    Emrine verilmiş

Mutasavvıf                   Tasavvuf ilmini bilen kişi

Mutmain                      Huzura ulaşmış.

Müdrik            İdrak eden

Müntesib                     Bir  dergaha bağlanmış

Mürşid                         Yol gösteren, aydınlatan

Mürteci                        Geçmiş zamana göre hareket eden

Mütekamil                   Gelişmiş, ileride

Müttekıy                      Takva sahibi, Allah'tan sakınan, onun emirlerini titizlikle yerine getiren.

Na-ehil                        Ehil olmayan, bilgisiz

Nafi                             Faydalı,

Naib                            Vekil, sonraki

Nasrani                        Hıristiyan

Nazargah                     Nazar edilen, bakılan yer

Nedim-i İlahi                Allah’a yakın kişi.

Nefsani                        Nefsin isteği

Nehiy ani’l-münker      Kötülüklerden alıkoyma

Neşv ü Nema              Yaşama sevinci

Nıfs                             Yarım, yarısı

Nükeba                       Tarikakatta nakiplikten sonraki görev

Ruhaniyet                     Ruh, manevi güç

Sabiler                         Sabii dini mensupları

Salah                           Kurtuluş

Salik                            Tarikata yeni girmiş

Sarih                            Apaçık, belli net

Say-i Gayret                Kişisel çaba

Settarü’l-uyub              Allahın “ayıpları örten” sıfatı

Sıklet                           Ağırlık

Silsile-yi meratip           Tarikatte Hazret-i Peygambere kadar ulaşan silsile

Suhuf                           Sayfalar, bazı peygamberlere inen ilahi sayfalar

Süfli                             Basit, aşağı dereceden

Şaki                             Asi, isyankar

Şecere                         Soy, sülale

Şedit                            Şiddetli

Şeriat                           Allahü Teala’nın peygamberler vasıtasıyla gönderdiği ilahi emirler

Şeriat-ı Garra               Aydınlık, parlak şeriat, yol

Şerik                           Ortak

Tahkiki iman                Gerçek iman

Taklidi iman                 Şekilsel iman

Takva                          Allahl’ın emirlerine titizlikle uymak

Tan etmek                   Eleştirmek, Kötülemek

Tarikat                         Allah’a götüren yollar

Tasarrufat                    Tasarruflar icraatler, manevi yardım.

Tasavvuf                      Dinin manevi, ruhi yanı

Tazarru-niyaz               Yalvarıp yakarma

Te’vil                           İzah, yorum

Teberrük                     Karşılıksız bağışlama

Tecelli                          Zuhur etme, görünme

Tefekkür                      Düşünce, düşünme

Tefrit                           Aşırı derecede kısıtlamak

Tekvin                         Yaratmak

Temaşa                        Seyretmek

Temayüz                      Öne çıkma, belirme

Tenakuz                       Çelişki

Tenasüh                       Bedenin bir bedenden bir bedene girmesi inancı

Tenezzülen zuhur          Merhametinden dolayı yapmak.

Tenzih                          Allah'ı noksanlıktan uzak görmek

Tetebbu                       Okuma, yazma, araştırma

Tevatür                        Nesilden nesile aktarılan doğru bilgi

Tevessül                      Vesile edinmek

Tevhid                         Birlik, bir olmak, Alah'ı bir bilmek ve O'nun birliğine inanmak

Vahhabi                       Tasavvuftaki ve dindeki bazı icraatlara karşı çıkan, zahire çok önem

                                   veren akım.

Varid                           Allah’tan gelen ilhamlar

Varisü'n-Nebi              Hazret-i Peygamber'in varisi, evliya

Vecibe                         Sorumluluk, görev

Vera                            Yeme, içme, giyme vesairede dini hassasiyet

Vehbi                          Allah’tan gelen, kulun çalışmasına bağlı olmayan

Yed-i Kudret               Kudret gücü

Zahir                            Görünen

Zebun                          Zayıf, güçsüz

Zehab                          Yanlış düşünce, zan

Zelle                            Ufak suç

Zeval                           Yok olmak, kaybolmak

Zikir                            Allah'ı anmak

Zuhur                           Görünmek

Zü'l-Cenaheyn             İki kanat sahibi, hem şeriatı hem tasavvufu bilen


 

**

RESİM

**

 

GALİP HASAN KUŞÇUOĞLU

 

1919 yılında, Çorum’da, dindarlıkları ile temayüz etmiş anne-babadan dünyaya geldi. Seyyid ve Şerif olup, nesebi Fatih devrinin meşhur astronomi alimi Ali Kuşçu’ya dayanır.

Fizik ve metafizik hayranlığı fıtratından gelen bir özelliği oldu. Bu sebeple ilkokul yıllarında löklanşe pillerden gece lambası yapıp kullanıyordu ki, henüz Çorum’da elektrik yoktu.

Tasavvufî bir ortamda yetişti. Annesi ve babası derviş olup, amcası Hacı Bekir Kuşcuoğlu Nakşî ve Mevlevî şeyhi idi.

19 yaşında iken, 7 tarikatten icazetli Çorumlu Hacı Mustafa Anaç Efendi’nin tek çocuğu Fatma hanımla evlendi.

7 kız ve bir erkekten oluşan ailesinin geçimini mobilya ustası ve tüccar olarak elinin emeğiyle temin etti.

İçerisindeki tasavvufî arzu ve iştiyakın tazyikine daha fazla dayanamayıp, 1950 yılında, "Maraş Fatihi" diye tanınan Ali Sezaî Kurtaran’ın halifesi, Kadirî ve Rufaî şeyhi Maraşlı Hacı Mustafa Yardımedici’ye intisap etti. 1956 yılı Berat gecesinde irşat vazifesi ( hilafet ) müjdesi verildi. Bir kaç ay sonra ise bu görev Şeyh’i tarafından kendisine tebliğ edildi.

Bu tarihten itibaren vaaz, sohbet ve zikirleriyle insanların İslam’ı anlama, yaşama ve yaşatmaları yolunda olanca gücüyle çaba harcadı. Bildiği hakikatleri etrafına, hiç çekinmeden fakat ürkütmeden, tatlılıkla anlatması ; tasavvufu siyasetten uzak tutma hususunda son derece hassas olmakla birlikte, "demokrasi" "cumhuriyet" "laiklik" ve "insan hakları"nın yanında olduğunu her fırsatta vurgulaması yine Galip Efendi’nin önemli hususiyetlerindendir.

Tasavvufî ve dinî görüşlerini elinizdeki eserinde ve daha önce yazmış olduğu "Muhtaç Olduğumuz Kardeşlik" isimli kitabında dile getirmeye çalıştı.

Onun en önemli gayelerinden birisi de, insanların İslam’ı, tasavvufu ve hayatı doğru bilerek, hurafeye, bid’ate kaçmadan, bilim, teknoloji ve sosyal gerçeklerle tenakuza düşmeden, kardeşlik içerisinde yaşamalarıdır.

Herkesi manevî vazifesinden istifade etmeye çağırmaktadır.

Allah kendisinden razı olsun.