HZ. KUR’AN’DA TESETTÜR HİCAP VE EDEP

 

İÇİNDEKİLER

 

KİTAPTAKİ LEVHALAR

 

KİTABA GİRİŞ   

 

LÂFZA - İ   CELÂL  MUHAFAZASI

 

‘ÂLLAH  VARDIR’  DİYEN MÜSLÜMANDIR   

 

HZ .  ÂLLAH’IN  KUR’AN-I KERİM’DE

 

BİLDİRİLEN  SIFATLARI

 

HZ. ÂLLAH’IN ZATÎ SIFATLARI

 

HZ. ÂLLAH’IN SÜBUTÎ SIFATLARI

 

HZ. ÂLLAH’IN FİİLÎ SIFATLARI

 

PEYGAMBER EFENDİLERİMİZİN SIFATLARI

 

MERHAMET

 

TESETTÜR VE HİCAP AYETLERİ

 

TESETTÜR VE HİCAP

 

ATATÜRK VE DİN

 

İSLAMIN BEŞ ŞARTI YOKTUR!

 

KARMA NAMAZ UYDURULARI

 

EDEB

 

SÖZLÜK

 

 

 

 

                   HZ. KUR’AN’DA

                       TESETTÜR

                   HİCAP ve EDEP

 

     

                                                H. GÂLİP HASAN KUŞÇUOĞLU

                                         Kâdirî, Rufâî, Gâlibî Meşâyihı, Mutasavvıf

 

 

                                                           http://www.galibi.com

                                                      http://www.alperenler.com.tr

                                                    e-mail:galibi@superonline.com

 

 

                                                           İRTİBAT ADRESİ:

                                              H. GALİP HASAN KUŞÇUOĞLU

                                                 EĞİTİM-BİLİM -KÜLTÜR VE

                                           YARDIM VAKFI ANTALYA ŞUBESİ

                                               KÜLTÜR MAH. 3840 SK. NO: 20

                                              TEL: 0.242. 227 85 69 ANTALYA

 

                                                        ANTALYA-2006

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

      Prof. Dr. Süleyman Ateş Hocaefendi Suudi Arabistan Riyad Merkez Üniversitesi’nde yedi sene tefsir öğreten, Türkiye Cumhûriyetinde bir buçuk yıl Diyanet İşleri Başkanlığı yapan, çağdaş alim, medar-ı iftiharımız. Birbirimizi iyi tanırız. Dua ederiz; Allâh ilmini ali kılsın.

 

 

     Bismillâhirrahmanirrahim

 

     İnanan erkeklere söyle: Bakışlarından bazılarını yumsunlar, ırzlarını korusunlar; bu onlar için daha temizdir!.

 

Şüphesiz Allâh,onların her yaptıklarını haber almaktadır.

                                     (Nur Suresi, 30)

Bismillâhirrahmanirrahim

 

   İnanan kadınlara da söyle: Bakışlarından bazılarını yumsunlar, ırzlarını korusunlar, süslerini göstermesinler, ancak kendiliğinden görünenler hariç. Baş örtülerini yırtmaçlarının üzerine koysunlar. Süslerini, kimseye göstermesinler. Yalnız kocalarına, yahut babalarına, yahut kocalarının babalarına, yahut oğullarına, yahut kocalarının oğullarına,      yahut kardeşlerine, yahut kardeşlerinin oğullarına, yahut kız kardeşlerinin oğullarına, yahut kadınlarına, yahut ellerinin altında bulunanlarına, yahut kadına ihtiyacı bulunmayan erkek tabilerine (yani  hizmetçilerine yardıma muhtaç ihtiyarlara, bunaklara ve dilencilere), henüz kadınların mahrem yerlerini anlamayan çocuklara gösterebilirler. Gizledikleri süslerinin bilinmesi için ayaklarını vurmasınlar.

Ey mü’minler! Topluca Allâh’a tövbe edin ki felâha eresiniz!..

 

 

                                                 (Nur Suresi, 31)

 

 

 

 

  Bismillâhirrahmanirrahim

 

  Evlenme çağını geçmiş kadınlar, fazla ziynet göstermeden, dış elbisesiz dışarı çıkabilirler, amma sakınmaları, ağır başlı davranmaları, daha uygundur!..

 

 

                                         (Nur Suresi, ayet 60)

 

  

     Peygamber hanımlarına, kendilerinin herhangi bir kadın gibi olmadıkları, kuşku uyandıracak davranışlardan sakınmaları, hatta yürekli kimselerin içlerinde herhangi bir şehvet arzusu uyandırmamak için söze dalmamaları, kırıtarak değil, ağır başlı konuşmaları ve güzel söz söylemeleri, Allâh’a ve elçisine itâat etmeleri, Allâh’ın ayet ve hikmetlerinin kendi evlerinde okunması nimetinin değerini bilmeleri ve ona göre davranmaları emrediliyor!... 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

      Bismillâhirrahmanirrahim

     

 

    Ey peygamber! Eşlerine, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına söyle: Cilbablarını üstlerine salsınlar; onların tanınmaları ve (incitilmemeleri) için en uygun olan budur. Allâh çok esirgeyendir.

 

 

                                        (Ahzab Suresi, 59)

 

 

 

  Yazdığım tesettür ve hicab ayeti meal olarak Suudi Arabistan 1987 Medine-i Münevvere’de yazılmıştır. Türkçeye çevirimi Ali Özek başkanlığında, Hayrettin Karaman, Ali Turgut, Mustafa Çağırıcı, İbrahim Kafi Dönmez, Sadrettin Gümüş. Medine-i Münevvere’de yeniden gözden geçirilip neşre hazırlayan Abdullah Mübeşşir           al-Terazi, Kral Abdülaziz Ünüversitesi, Edebiyat Fakültesi öğretim üyesi. Suudi Arabistan, Cidde.

 

 

 Meal olarak aynen alıyorum:

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bismillâhirrahmanirrahim

 

    Mü’min kadınlara da söyle: Gözlerini korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımları müstesna olmak üzere, ziynetlerini teşhir etmesinler. Baş örtülerini yakalarının üzerine örtsünler. Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları, ellerinin altında bulunan erkeklerden, kadına ihtiyacı kalmamış hizmetçiler, yahut henüz kadınların gizli kadınlık hususiyetlerinin farkında olmayan çocuklardan başkasına ziynetlerini göstermesinler. Gizlemekte oldukları ziynetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar.

 

 

    Ey mü’minler hep birden Allâh’a tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz!..

   

 

                                                (Nur Suresi, 31)

 

 

 

 

 

 

Bismillâhirrahmanirrahim

 

 

   Ey peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına, örtülerini üstlerine almalarını söyle. Onların tanınmaması ve (incitilmemesi) için en elverişli olan budur. Allâh çok bağışlayan çok esirgeyendir!..

 

 

                                                   (Azhab Suresi, 59)

 

 

Bismillâhirrahmanirrahim

 

 

        Evlerinizde vakarınızla oturun. İlk cahiliye devrinin açılıp saçılarak, ziynetlerini göstererek, yürüyüşü gibi yürümeyin.. Namazı kılın, zekatı verin, Allâh’a ve Resülüne itaat edin. Ey ehl-i beyt!. Allâh sizden şek ve şüpheyi gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.

                          

                                                  

                                                 (Ahzab Suresi, 33)

 

 

 

 

   Bismillâhirrahmanirrahim

 

   Bir nikâh ümidi beslemeyen, çocuktan kesilmiş yaşlı kadınların, ziynetlerini, göstermeksizin dış elbiselerini çıkarmalarında kendilerine bir vebal yoktur. Gene de iffetli olmaları kendileri için daha hayırlıdır. Allâh işitendir, bilendir.

 

                                 

                                                 (Nur Suresi, 60)

 

 

   Bismillâhirrahmanirrahim

 

    Namuslu, kötülüklerden habersiz mü’min kadınlara zina isnadında bulunanlar, dünya ve ahirette lânetlenmişlerdir. Dilleri, elleri ve ayaklarının, yapmış olduklarından dolayı aleyhlerinde şahitlik edeceği bir günde onlar için çok büyük bir azap vardır!

 

                                               (Nur Suresi, 24)

 

 

 

 

 

 

 

 

(H. Galip Hasan Kuşçuoğlu Hazretlerinin bu ve bundan evvelki kitapları

bilgisayarda bizzat kendisi tarafından yazılmıştır.)

 

 

 

“Medeniyet ve Teknolojide ilerlemiş,

Allah’a şirk koşmadan yaşayan

fert ve toplumlar

İslam’ın bu yönünü anlamış

örnek insan ve toplumlardır.”

 

 

             H. Galip Hasan Kuşçuoğlu

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Devlet ve Hükümetimizden ve Mesul Büyüklerimizden

Rica Etsek!..

 

Müşkülatla Elde Ettiğimiz Cumhuriyet ve Demokrasiye ve İnsan Haklarına

 

Halel Getirmeden Kanayan

Bu Yaraya Neşter Vurmanın Bir Yönü Bulunamaz mı?..

 

İnanıyorum Bunada

Çare Bulacak İdarecilerimiz Elbet Vardır!..

 

 

 

       H. Galip Hasan Kuşçuoğlu

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Her Devirde Üzerinde

Durulması İçin Pek önemsenmeyen Gereğinin Çözümünde

Pek Araştırılamayan!..

Yirminci ve Yirmi birinci Asra Kadar Üzerinde Durulmaya

İhtiyaç Duyulmayan,

Tesettür ve Hicap Olayı

Hanım Kızlarımızda Tedirginlik Getirdiği gibi!

Emri İlahiye Dönük Erkeklerinde; İlahi Mesuliyetlerini Hissedenlerinde; Müşkül Durumda Bıraktığı

Bariz Görülen Vakıadır!..

 

 

                        H. Galip Hasan Kuşçuoğlu

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Her Türlü Maddi Işıklar İnsanın İç

 

Alemini Aydınlatamıyorsa

 

İç Aleminde Yer Eden

 

Din ve İman Belirtileri, İnkar Nefesi ile

 

Söndürülebiliyor İse!..

 

Tatmin Olunmayan

 

Bu Hayat Huzur ve Saadeti Nereden

 

Bulacak?

 

                       H. Galip Hasan Kuşçuoğlu

 

 

 

 

Yarabbi Kullarına Şuur Ver!..

Emri İlahiyene Ters Düşmeyen

Görüş Verde Bitsin Artık

Vahşi ve Zalimane Düşünce ve İcraatlara Dönük Fitne!..

Bunlar Beynelmiler Fitneli

Nabız Yoklaması,

Dikkat Et Ya Ümmeti Muhammet!..

Dikkat Et Ya Ehli İman, Ya Ehli İslam, Ehli Kitap Peygamber Efendilerimizin Kimliğinden Habersiz Fitne Üreten Zalımların Oyununa Gelmeyiniz!..

Anlaşılsın ve Bilinsin Artık!

Ehli Kitabın, Allah Vardır Diyenin! Müslüman Olduğu,

Müslümanlarınsa Kardeş Olduğu...

 

 

              H. Galip Hasan Kuşçuoğlu

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ey Peygamber;

Hanımlarına, Kızlarına ve Müğminlerin Kadınlarına örtülerini üslerine

 almalarını Söyle!...

Onların Tanınmaması ve (İncitilmemesi) İçin en Elverişli Olan Budur,

Allah çok Bağışlayan çok Esirgeyendir!..

 

 

 

                                        Azhab-59

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Gazabı İlahiden ve Azabı İlahiden Bahis Yok.

Amma Tanzim Edilen Hayat ve Yaşantının Tertibi İlahiye Göre Olmadığında Yetişkin Kızlarımıza ve Kadınlara

Eza Olunacağından İncitileceğinden bildirisi ile İnanan Kullarını Bu Yönlü Uyarıyor Koruyor

Hz. Allah!..

 

                         H. Galip Hasan Kuşçuoğlu

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İnanan Erkeklere Söyle Bakışlarından Bazılarını Yumsunlar...

Irzlarını Korusunlar,

Bu Onlar İçin

Daha Temizdir!..

Şüphesiz Allah,

Onların Her Yaptıklarını Haber Almaktadır.

 

                              Nur-30

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                                   Ben-i Adem

Hz. Allah’ın emirlerini

yerine getirmezse

Hz. Allah’ın bahşettiği temizlik üzerinden kaldırılır.

İşte o zaman kirlenir.

İçinizden geçirdiğiniz düşüncelere de dikkat edin ki, Sırat-ı Müstakim

üzere olasınız.

 

        H. Galip Hasan Kuşçuoğlu

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İnanan Kadınlara da Söyle Bakışlarından Bazılarını Yumsunlar!..

Irzlarını Korusunlar, Süslerini Göstermesinler, Ancak Kendiliğinden Görünenler Hariç!..

Baş örtülerini Yırtmaçlarının Üzerine Koysunlar!..

 

 

            Nur-31

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Hz. Allah

“ Benim Emrim Dışında Başka Bir Dusturla Yaşarsanız Emrimle Bağladığım Erkeklerin Nefsani Bağlarını Koparırsınız Onlarda

Sizi İncitirler!... ”

buyuruyor.

 

 

          H. Galip Hasan Kuşçuoğlu

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Evlenme Çağını Geçmiş Kadınlar Fazla

Zinet Göstermeden

Dış Elbisesiz

Dışarı Çıkabilirler.

Amma Sakınmaları

Ağır Başlı Davranmaları,

Daha Uygundur!..

 

 

              Nur-60

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu Hali ile Yaratanına Samimi Olabiliyor ömrünün Nihayetine Kadar Bu Halini Devam Ettirebiliyor Bu Yönü ile Tarafı Etrafına

Eza Çektirmiyor İse

Bu Yaşantı Azda Olsa Samimiyetine Binaen Mübarek Olsun Derim Amma Toplum Nasıl Karşılar Bilinmez ki!..

 

 

                 H. Galip Hasan Kuşçuoğlu

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Evlerinizde Vakarınızla Oturun İlk Cahiliye Devrinin Açılıp Saçılarak,

Zinetlerini Göstererek, Yürüyüşü Gibi Yürümeyin... Namazı Kılın, Zekatı Verin, Allah’a Resülüne İtaat Edin, Ey Ehli Beyt!..

Allah Sizden Sadece

Şek ve Şüpheyi Gidermek ve Sizi Tertemiz

Yapmak İstiyor.

 

                        Ahzab-33

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                  Kulun Huzurlu Yaşaması,

Aile Toplumunun Yaratılışın Nedenine Uygun Olmasının Temini, İndi İlahiden

İhsan Edilen Düstur!..

Cem-i Kullarına Mesaj,

Olan Ayeti Kerimeler!.. Kulun Yaşama Tarzını, Yaratılışın Sırrına Uyumlu Yaşamanın Reçetesini

Hazreti Allah Bi Zatihi

İhsan Ediyor!..

 

 

                                 H. Galip Hasan Kuşçuoğlu

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Başı Açık veya Kapalı Kızlarımızı Sınıflandırmayalım. Hiç Olmaz ise Tedrisattan Mahrum Etmeyelim!..

Elimizi Vicdanımıza Koyup Emri İlahiye İmanımız Nisbetinde önemsiyerek

Hareket Edersek Umumu Rencide Eden Bu Yaranın Kangren Olmadan Çözüleceğine İnancım Sonsuz

Yeterki Çözülmek İstensin!

 

 

 

               H. Galip Hasan Kuşçuoğlu

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Zaman Geçtikce Na Ehlin

Elinde Mecrasından Daha Saptırılan Emri İlahi... Toplumlarda Yaşantısı Daha Zorlaşan Tesettür ve Hicap Ayetleri Emredildiği Anlamda Anlaşılamamış veya Anlatılamamış veya

Anlamak İstenmemiştir Denebilirmi Bilmem?

Olay Bu!.. Din Üleması Bu Emri İlahiyenin İzahına ve İkazında Yeterli Olamamış!..

 

     H. Galip Hasan Kuşçuoğlu

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Tesettür ve Hicabı Benimsemeyen Toplumların, Zamanın Medeniyet ve Teknolojisine Yaraşanının Lüzumlu Olduğunu İyi Anlamış olduğu Halde!..

Emri İhaliyeye ve Nizami Alemi Tanzimine Yaşantıları ile Ters Düşenlerin Tamamı ile Dünya Hayatında

Mesut ve Bahtiyar Olduklarını Kimse Söyleyemez!..

 

 

               H. Galip Hasan Kuşçuoğlu

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Tesettür Hicap Ayetlerinin Tefsire İhtiyacı Olmayan Emri İlahiyi Gazabı İlahiye Girmeden Olduğu Gibi Anlat ki Cümle Allah’ın Kulları Tarafından Bilinmesinde Her Kul

Hz. Allah’a İnancı Nisbetinde Bildirilen

Emri İlahiyi Yaşama Zevkine Ersin!..

 

 

 

                  H. Galip Hasan Kuşçuoğlu

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Dikkat:  Yaşama Hürriyetini

Kadının Elinden Almak Gibi Düşünce ve İcraata;

Katı Kurallara Kaçmadan

Tertibi İlahiye Göre Sakıncaların Kalktığı Nisbette Tanzimine

Uygun Yaşantı Yaşansa İdi!..

Asra Uyumlu Olduğu Kadar

Emri İlahiye Uyumlu Yaşamak İsteyen Yetişkin Kız Çocuklarımızı Hz. Allah’ın Buyruğuna

özen Gösterdi Diye Alkışlamıyoruz Bari Suçlamayalım!..

 

        H. Galip Hasan Kuşçuoğlu

 

 

 

 

 

Tesettür ve Hicap Hakkındaki Kulun Menfaati, Nizamı Alemin

Bu Yönlü Normal Seyrinde, Yaratılışın Nedeni,

Neslin İdamesi İçin Gerekli!..

Erkeğin Hayvani Arzularından Emri İlahi Dışında Kadına

Eza Edilmemesinin Nedeni!..

Zinnet Mahallerinin

Na-Ehle Gösterilmemesi Hususunda Cenabı Hakkın

Nisa Kullarına Koruması Muhafazası Anlamında Uyarısı!

 

 

                 H. Galip Hasan Kuşçuoğlu

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İman Eden Erkeklerin!..

İman Etmemiş Hanımlarına da

Zinet Mahallerini Na Ehle Göstermemelerini Emrediyor

Hz. Allah!..

Hanımların Şahsına Olduğu Kadar Mesullerinin İlgilerine Bırakılmış!..

Ayetle Sabit Olup İçtihadi

Hüküme Tabi Değildir!..

Ekseri Ayetler Gibi Ahirette Çekeceği Azabı Değil Dünya Hayatının Eza ve Meşakkatlı Geçeceğinin Uyarısı Var!..

 

      

 

         H. Galip Hasan Kuşçuoğlu

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İyi Dikkat Edilirse

Ferd Olarak İman Eden Hanımlara Olduğu Kadar İman Etmeyenlere

Değil Hitabı İlahi,

Yalnızca Kulunu Uyarıyor

Hz. Allah!..

 

 

 

        H. Galip Hasan Kuşçuoğlu

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Dünya Hayatı,

Ebedi Hayat İçin Tanzim Edildiğini İdrak Edip,

Bu Türlü Emri İlahiyelere Dikkat Etmekliğimizin Bilincine Muttali İsek!..

Emri İlahiyi

Umursamayan Toplumların:

Hallerini Fazla

İncelemek Gereksiz!..

 

         

 

                 H. Galip Hasan Kuşçuoğlu

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Zamana Uyumlu Medeniyeti, Teknolojiyi Kabul Edip

Emri İlahiyi Nizamı Alemi Dışlıyacak Olur İsek

Kalan Görünüm Elbette

İç Açıcı Olmayacaktır!..

Yaşadığın Asrın

Penceresinden Emri İlahiye Gözüyle Seyreyle!..

Gör ki! Ellerinde Ne Kaldı Görünen Manzara!

Aşikar Değil mi?

İzahına İhtiyaç Gerekli mi?

 

   

 

                H. Galip Hasan Kuşçuoğlu

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Tesettür ve Hicap

Mana İtibari İle Edebdir.

Bu Kainat Kubbesinin Dönüşündeki Nizan ve İntizam Edebdir!..

Din Edebdir.

Sözün Edebli Olanını Söyle

Akla İman Nedir

Diye Sordum?

O Kalb Kulağıma Dedi ki:

İman Edebdir.

 

 

 

                  H. Galip Hasan Kuşçuoğlu

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Gözünü Açda

Baştan Başa Tanrı Kelamına Bak!

Ayet Ayet Bütün Kur’an’ın Manası

Edebden İbarettir!..

Ademlikten İnsan Olma Şerefine Ermiş Kişinin Kıymeti ve Değeri

Edebi ile ölçülür!..

 

 

 

                H. Galip Hasan Kuşçuoğlu

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

“Bütün dünyanın müslümanları,

Allah’ın son Peygamberi

Hazret-i Muhammed’in (s.a.v)

gösterdiği yolu takip etmeli ve

verdiği talimatları tam olarak

tatbik etmeli.

Tüm İslamiyet’in hükümlerini

olduğu gibi yerine getirmeli.

Zira, ancak bu şekilde insanlar

kurtulabilir ve kalkınabilirler.

 

            M. Kemal Atatürk

 

 

 

 

Mustafa Kemal Atatürk, bu mesajı başbakan ve dışişleri bakanı

vasıtası ile dünyaya açıkladı.

(Prof. Dr. Hanif Fauk, Urduca Yayınları’nda Atatürk,

A.Ü. Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi Yayınları,

Ankara 1979, s. 102

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Allah’ın istisnai yaratılmış seçkin kulları

Emr-i İlahinin bekçileridir.

Onların bazıları İrşada,

bazıları ikaza,

bazıları da İslaha vazifelidirler.

Atatürk İslah vazifesi ile vazifeliydi.

Şahidim.

 

 

                H. Galip Hasan Kuşçuoğlu

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Hacı Bayram-ı Veli’ye diyor ki:

– Mustafa’ya söyle, korkmasın; sonunda zafer onların olacak!

Aynı gecede rüyalarında

Hz. Peygamber Efendimizin (s.a.v.) Hacı Bayram-ı Veli’ye bu sözleri söylerken gören bu iki muzaffer kumandanın o günkü isimleri “Mustafa Kemal” ve “Mustafa Fevzi”dir!.

 

 

Ahmet Gürtaş

Atatürk ve Din Eğitimi, s.160-161

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Şeyh Sunisi Hazretleri

Bir Gece Peygamberimizin Rüyasında Görmüş ve Koşup Elini öpmek İstemiş,

Peygamber Kendisine

Sol Elini Uzatmış...

Buna Şaşıran ve Mahsun Olan Şeyh Peygambere Hitaben

Ya Resulallah, Niçin Sağ Elinizi Vermediniz?.. Diye Sual Edince Şu Cevabı Almış...

Sağ Elimi Ankara‘da Mustafa Kemale Uzattım.

 

 

               H. Galip Hasan Kuşçuoğlu

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Atatürk

Korumasına

Gür Bir Sesle: Uhut Savaşında Hazreti Resulullah Düşmana Yalnız Gitti

Neyine Güveniyordu?

Neye Sığınıyordu?

Hazreti Allah’a Değil mi?

Bende Allah’a Sığınıyorum Rahat Bırak Beni!..

 

 

 

              H. Galip Hasan Kuşçuoğlu

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Atatürk’ü arıyorum ben.

Birlikte çok güzel şeyler

yapardık biz.

Atatürk’le birlikte kurdu,

koyunla beraber yürütürdük.

Vatanı kurtarmaya Allah tarafından vazifeli kılınan biridir,

Elini vicdanına koy öyle konuş;

Atatürk Dini Kuralların

esasına dokundu mu?

Mekanı cennet olsun.

Gerçekleri anlatmak lazım.

Böyle olursa, Atatürk’ün kıymeti bütün milletler tarafından anlaşılır.

 

   

                H. Galip Hasan Kuşçuoğlu

 

 

 

 

Kemal Atatürk Bazı Çıkarcıların Kendi Düşünce Menfaatlerine Ortak Gibi Göstermeye Çalıştıkları Gibi Haşa Dinsiz Olmadığı Gibi Asra Uyumlu Muhammedi Şeriatına Hayranlığının

İfadesi Değil mi?

Yaptığı İcraatlar

Buna Dönük Değil mi?

Teknolojiye Asra Uyumlu Medeniyetin Hayranı Allah’a İman Etmiş bir Ferde veya Topluma

Bu Saydığım Meziyetler Dışında Bir Şey Kabul Ettirebilir misiniz?

 

            H. Galip Hasan Kuşçuoğlu

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu İcraatı Yapabilmek İçin Evvela Allah’ı Bilmesi,

Tabiğ olup Kabullendiği Peygamberini, Peygamberinin Getirdiği Şeriatını Bilmesi ve Kul Olarak Şahsının Yaratılışındaki Sırrı İlahiyi Bilmesi Gerekli

Atatürk’ün Tedrisatı ve

İmanı Müsaitti

Bu İlme Yabancı

Değildi Biliyordu!..

 

 

           H. Galip Hasan Kuşçuoğlu

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Laikliği İnançsızlığına Kalkan Yaparak!..

Kimseye Zararı Dokunmayan İmanlı Kimselerin,

Na-Ehli Rahatsız

Etmeyen İnançlarını

Suç İşlemiş Gibi,

Teşhir Edilerek Horlanmalarını da

Tasvip Edemiyorum!..

 

 

 

 

             H. Galip Hasan Kuşçuoğlu

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Laiklik Dinsizlik Değil!..

Devlet Yönetimini Dini Kurallara Bağımlı Kılmamak...

Laiklik Demek Yapılan

Kanun ve İcraatlar

Hz. Allah’ın Emrine

Hiç Uymayacak

Demek Değil...

Bütün Güzellikler

Allah’ın Emri İlahisinin Zuhuru Değil mi?

 

 

            H. Galip Hasan Kuşçuoğlu

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bilgiden

Yoksun Kalmış

İnançlı Toplumlara Lüzumlu Eğitimi Vermek ve

İnançlarına

Saygılı Olmak da

Laiklik Değil mi?

 

 

 

            H. Galip Hasan Kuşçuoğlu

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Benim Gibi Niçin İnanmamış Diye,

O Hem Cinsimi Yermek, Benim İnancım ve Yaşantımla Bağdaşmıyor;

Her Hangi Bir

Şahsı Aşağılamak, Hakkı Kimseye Verilmemiştir!..

 

 

 

            H. Galip Hasan Kuşçuoğlu

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

           Seksen yedi yaşıma girdim,

namaz borcum yok zannediyorum. Rabbımın lütfu ihsanı, zamana uyumlu yaşantımla yarım asırlık irşat vazifesi ile veraset-i Nebi ile de yükümlüyüm, Rabbım layik kılsın iyi dinle!

Safımda ve yanımda veya önümde ruku ve secde eden bir kadın, velevki tesettürlü olsun, kadın olduğunu bildimse;

“Hz. Allah’ın ihsan eylediği, ahir zaman Peygamberimizin tarif buyurduğu namazı kılmam imkansızdır” diyorum, nefsi duygularım galebe çalar,

manamı rahatsız eder, kılamam!...

 

              H. Galip Hasan Kuşçuoğlu

 

 

Kastim şahsına hakaret değil. Münakaşa ettiğiniz bu mevzuların belli ki ehli değilsiniz!

Bırakın bu mevzuları,

bu yönlü mesuliyet taşıyan

ehli düşünsün!

Aklının ermediği, vazifen olmadığı emr-i ilahilere, bilgin dışı olaylara karşı çıkmaktan vazgeç,

çünkü bu bilgiler akıl ve

mantık ölçüsü dışındadır!.

Hele bu halin cahili,

sen “ben kılarım!” diyorsan,

bu masalı benim külahıma oku!..

 

             H. Galip Hasan Kuşçuoğlu

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Şirksiz Sırat-ı Müstekim Üzere Geçirilen Hayat Amaca Nail Olmuş Hayattır!..

Hemcinsine örnek Olacak Dünya ve Ahiret Hayatına Haliki Zülcelal Sıratı Müstekim Buyurdu!..

 

 

 

               H. Galip Hasan Kuşçuoğlu

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Geçici Dünya Hayatının Son Anına Kadar Yaratanına Şirk Koşmadan Verilen ömrü

Devam Ettirebildinse!..

Kuldan İstenilen İman özü, Dünyanın Yaratılış Sırrı, Hulasayı İman, Yaratılışındaki Amaç,

Sende Tahakkuk Ettirmiş Mübarek Olsun!..

 

 

 

            H. Galip Hasan Kuşçuoğlu

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Hz. Allah’ın Sonsuz Afv-u Mağfiretini İyi Anla!..

Bu Rahmeti İlahiden Habersiz Nehyi İlahi ile ömrü

Geçen İnsanlar Verilen ömrün Aydınlığından Habersiz

Yalnız Karanlık Yönünün Hayranıdırlar!

Rahmeti İlahinin

Bu Görünümünden

Başka Bir Hal

Tanımadıkları Halde

Alim Geçinenler

Hakikatın Cahilleridirler!..

 

 

 

             H. Galip Hasan Kuşçuoğlu

 

 

 

 

 

 

“Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım;

Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin.

Çünkü Allah bütün günahları bağışlar.

Şüphesiz ki, O çok bağışlayan, çok esirgeyendir.”

 

 

 

                                Zümer 53

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Tertibi Tanzimi İlahi

Olan Zuhuratların...

Salikleri Haddi Aşmadıkca

Kul Ferden ve Cemiğ Allah’ın Muhafazasındadır!..

Allah’ın Tertibini Bozma ve Kaldırma Gibi Duygu ve Hislerde O Gerçek İnsanlardan Uzak Düşünülür!..

Toplumlar Emri İlahiye Muti, Zamana Uyumlu, Yaşadıkları Müddetçe Hiç Düşünülmesin ki Rahmeti İlahi Gene İhsan

Edilmez mi Diye!..

 

 

                H. Galip Hasan Kuşçuoğlu

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İyi bilesinki !..

Dışta ve içteki,beni Adem’in din kardeşliğine dün muhtaç idik,bugün daha muhtacız !..

 

Hakikat noksanlığının getirdiği yanlış anlamlar,

Gerçekle bağdaşmayan katı kurallardan doğan cehalet,

çok milletlerin birini birine düşman kılmıştır.

 

Din adına içte ve dışta kardeşliğe giden yolları kısmen değil, geleceği

düşünmeden, tamamı ile tıkamışız.

zaman geçiyor. Geç kaldık...

 

Daha geç kalmayalım !...

Şu günlerde ve gelecekte, daha çok ehli kitab-ın kardeşliğine muhtaç

olduğumuz gibi, güvenilir dinsizlerinde yakınlıklarına muhtacız...

 

                                         H. Galip Hasan Kuşçuoğlu

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

RAHMÂN VE RAHÎM OLAN ALLÂH’IN

       ADI İLE BAŞLARIM

 

HÛ Y TABÎBE’L-KULÛB

 

MEDET Y ERHAME’R-RÂHİMÎN

 

MEDET Y EKREME’L-EKREMÎN

 

MEDET Y İLÂHE’L-ÂLEMÎN.

 

DESTÛR YÂ ÂDEM SAFİYYULLÂH

DESTÛR YÂ NÛH ŞEKÛRULLÂH

DESTÛR YÂ İBRÂHÎM HALÎLULLÂH

DESTÛR YÂ MÛSÂ KELÎMULLÂH

DESTÛR YÂ ÎSÂ RÛHULLÂH

DESTÛR YÂ MUHAMMED MUSTAFÂ   

HABÎBULLÂH.

 

DESTÛR CÜMLE PEYGAMBERAN-I İZÂM VE

RESÜL-İ KİRÂM HAZERÂTI

 

DESTÛR Y SÂHİBE’L-MEYDÂN

 

RIZÂEN LİLLÂHİ’L-FÂTİHA MAA’S-SALAVÂT.

 

 

           

 

 

 

       

              Eûzü Billâhi Mine’ş-şeytâni’r-racîm

                   Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

                     

 

 

                          KİTABA GİRİŞ

 

 

    30 Ağustos 2005, Antalya’dayım. Bugün daha nice böyle mübarek günlere erişmek, Allâh’ına olan inancından vatanına olan sevgisinden, vatanın kurtulmasına sebeb ve vesile olanların kadrini ve kıymetini bilenlerin bayramı!..

 

    

      Hubbu’l-vatan mine’l-iman (hadis-i şerif) (Vatanı olmayanın imanından hayır gelmez) bildirisini hafife alan, yaşadığı asrın icaplarından habersiz olan bugünün bazı toplumları!...

 

  İçlerinde istisnailer bulunsa da, bazılarının insanlık dışı tutumları yüzünden umumiyetle

 

toplumların ne hale geldiğinin göstergesi değil mi? “Daha iyi yapıyorum, daha faideli oluyorum” zannı ile, yersiz, nefsani hislerine kapılarak…

 

 

   Emr-i ilâhiyi tahrif etmeden,her devirde Hazreti Allâh’ın buyurduğu gibi, Ehl-i Kitab’ın din adamları dahi yersiz duygularının esiri olmadan, gerçekleri bildirildiği gibi anlatabilselerdi!..

 

  

     Daha evveller tarih boyu az da olsa, yaşanılan insanlığın iç acısı…

 

  

    İnsanca yaşamayı az çok bilenlerin, maddesini ve manasını karartan; insanlığa her devirde reva görülen iğrenç olaylar!.

  

 

    21’inci asırda daha feci müdaheleler..

 

 

    Devletler arası olduğu gibi, ferdiyete dökülen anarşist ve terör olaylar…

 

 

 

 

 

 

    Aradığı ortamı bulmuşcasına zalimane, masum insanları, kadın, erkek, çoluk çocuk demeden ve insani merhamet duygusundan uzak, hunharca işlenen suçlar!..

 

 

   Acımasızca söndürülen ocaklar; Allâh bildirisini dahi önemsemeden!...

 

   İcraatçısına ve teşvikçisine yaptırdığı zaman zafer kazanmış kumandan edası ile, tabir caiz ise, yaşayan, şimarık, emr-i ilâhiye de uyumlu icraat yaptığının zevkini alan, yersiz ve anlamsız, ilim yoksunu halk kahramanları!...

 

 

   Hazreti Allâh böylelerine Kur’an-ı Kerim’de

tefsire ihtiyaç duyulmadan her sınıf ademin anlayacağı açıklıkla:

 

 

Bana din mi öğretiyorsunuz?!

 

azarına muhatap olunanlar!.

 

 

 

Bayramın verdiği neşe, huzur ve sürurun zevki ile bu kitabı Rabbımın ihsanına sığınarak yazmaya başladım.

 

Daha fazlasını bilenlerden öğrenmeyi öğrene bile bilse idik, emr-i ilahiyi tanımakta, emr-i ilahiye uyumlu yaşamayı bile bilse idik, asra yabancı, muasır millet yaşantısına yabancı, emr-i ilahiye yabancı olur mu idik?!...

 

 

Zamanı; mirasyedi, hayırsız, iş bilmez evladın harcadığı gibi harcadık!

 

Geç kaldık, fakat geleceğin kıymetini bilebilir isek, o zaman geleceğe geç kalmış olmayız inşallâh!

 

 

   Hazreti Allâh’ın emri olan, Resül’ü ile     tebliğ eylediği ahkama samimi olabilmenin samimiyetini ibadet ve taatında, beşere olan muammelâtında, görünen samimiyetinin, imanının gerçek şahidi sayılmaz mı?!.

 

Hazreti Allâh’a başka şahid göstemeye gerek var mı? Gafil olma!..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                   

 

                   L Â F Z A - İ   C E L Â L

                      M U H A F A Z A S I

 

 

 

   

     2005 yılı Berat Gecesinden bir gece evvel manamda, Rabbımın ihsanı, bu abd-i acize iki bin Lâfza-i Celâl verildi.

 

 

   Teheccütde hayli düşündüm: Ne yapacaktım? İhvanın derslerine mi ilâve edecektim? Şahsıma mı verilmişti? Hayli düşündüm; amma düşüncem neticesizdi! Sabah namazını kıldım,yatağa uzandım:  Yaradanıma hamd-ü senalar olsun; hemen cevap verildi!..

 

  

 

      Meğer “iki bin”  Lâfza-i  Celâl’in  mana muhafazası imiş!

 

  

      Muhafazayı beşeri zaafıma uygun,

unutamıyacağım şekilde gösterdiler.

 

 

   Maddi görünümü yuvarlak topa benziyordu Lâfza-i Celâl… Verilen ihsan-ı ilâhi ise oturaklı. Lâfza-i Celâl için özenle yapılmış bir muhafaza…

 

   Lâfza-i Celâl bu muhafazaya konulmaz ise yuvarlanıp, yükseklerde iken aşağılara düşme tehlikesi kaçınılmazmış!..

 

 

   Muhafazayı köşeli kutu gibi gösterdiler. Lâfza-i Celâl’i içine koydular; “şimdiden sonra yuvarlanıp düşmez” denildi, elhamdülillah!..

 

 

  O olaydan sonra gördüm ki, iç alemime, mana yönüme öyle yerleşti ki Lâfza-i Celâl, onun yanına makam-ı kurbiyette başka bir şeye yer yoktu.

 

 

  

 

 

    Rabbım cümle muhip kullarını mahrum etmesin. Amin, ve selâmün ale’l-murselin.

 

 

    O’ndan gayrı başka bir güç düşünemiyorum. Ona benzer isteklere yer kalmadığını daha iyi anlıyorum, elhamdülillah!..

 

 

 

    Bu rahmet-i ilâhiye Yaratanına ibadet ve taatında samimi olan ehl-i zikir, mü’min kullarına, muhip dervişlere verildi Allâhu a’lem, zevki ile Rabbıma tazarru ve niyaz eylerim ki,Lâfza-i Celâl muhafazası cümle kullarına ihsan edilsin. Amin!..

 

 

İnd-i ilâhiden ehline malum, ihsan edilen bu mana abd-i acize verdiği manasını motamot yazmaya gücüm yetersiz. İlm-i Kelâm yetersiz. Yalnız zevkimi anlatmaya çalıştım. Başka gücüm yok; anla işte!...

 

 

Her gördüğün sakallıyı deden sanma!

 

 

 

 

 

     Yaratanının şahsına ihsan eylediği imanın bozulmasın istiyor isen; O’na eş, ortak tanıma! Çünkü gayrısı yarattığı beşerdir; Hazreti  Allâh’ın ne ortağı vardır, ne de şeriki!..

 

 

    Hazreti Allâh zatî ismi ile “ahad”dir; eşi, benzeri yoktur, olamaz da!..

 

 

    Muhalefetün li’l-havadis’tir, zatî sıfatı: Yarattığı hiç bir şeye benzemez.

 

 

Sakın “ilmim var!” diye benzetmeye kalkışma! Yaratıklara ilah süsü verme!.

 

 

Bu dünyada hesabı sorulmaz ise, alem-i manada mutlaka sorulur; gafil olma!..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

        ‘Â L L A H   V A R D I R ’  D İ Y E N 

                ‘M Ü S L Ü M A N ’ D I R

 

 

 

Tek din vardır: İslâmiyet…

 

 

İzah mı istiyorsun? Hazreti Allâh’ın Kur’an-ı Kerim’de bildirisi, “Allâh vardır” diyen kula iman ve bilgi ölçüsüne girmeden, bedevi dahi olsa, emr-i ilahiye uyarak “müslümandır” diyebilecek misin?!

 

Bu emr-i ilahiyi evvelâ katı telkinlerle doldurulmuş nefsine anlata biliyor musun?

 

 

 

   Şimdiden sonra bari emr-i ilahiye uygun bilgi edin de, “Allâh vardır” diyen hemcinsine “müslümansın” demenin cesaretini göster; bilmeden hemcinsine zulmetme!.

 

 

Hz. Allâh’ın ve resüllerinin bildirisine uy!..

 

 

Hele Ehl-i Kitab’a “kafir, gavur, gayr-i müslim” dedin, demeye de halâ devam ediyorsun; bu bilginin kaynağı nefsin idi, onun zevkine kapılmış idin; hatanı anladınsa, bu günahına tövbe-istiğfar edebiliyor musun?

 

Gafil olma!

 

    Kur’an-ı Hakim’de Hucurat Suresi, 14: Hazreti Allâh, Peygamberimiz Efendimize ne öğretiyor? Anlayarak oku; nefsinin hazzına uyarak değil. Manaya dönük oku! Eğer anlayamadınsa gene oku!.

 

 

Bu gerçekleri nefsimize anlatabildik ise, dünyadaki “Allâh var” diyen cümle kullarına bildirme zamanı geldi, geçiyor!.

 

 

 

     Bu bildiri sana yakışıyor ey Muhammet Ümmeti!

 

 

     Bu uyarı başka toplumdan gelmeden ey Muhammedî kardeşim!

 

   

    Hz. Allâh’ın bildirisini sen ilan et!.

 

   

    Ehl-i Kitab’ın kardeşliğini anlatmak sana yaraşıyor!

   

 

    En son gelen Şeriat-i Muhammediyye’ye bu hitab-ı ilâhiyi fer’î düşüncene halâ uygun göremiyorsan, bari gerçeklere engel olma, sus ve bekle!..

 

 

   Çünkü şeriatın adabına riayet etmeyen kimseyi Cenab-ı Hak katiyen esrarına mahrem etmez!..

 

Esrar-ı aşkı ehl-i zahire söyleme!

 

 

 

 

 

   İşin kışrında kalana bu zevkten bahsetme.. Ehl-i zahire zahirler yeter!.

 

 

   Hele ehl-i batılın yanında Haktan hiç bahsetme; yutmasını istediğin lokma onun lokması değildir!.

 

 

     İman-ı zevkîye çıkmayan ruhun safasını tatmayan mahruma derd-i aşktan bahsedilir mi?!

 

 

Bu, aşkın manasına tecavüz etmek olur!..

 

 

 

Âlem-i lâhûta pervâz eyleyen ehl-i safâ

 

Değil İskender tâcı, taht-ı Süleymân istemez!.

 

 

 

Yaratanınının varlığını akl-ı seliminle, yaratılan maddi ve manevi zuhuratlarda hissediyor, idrak ediyor isen!.

 

 

 

      

       Anlamakta, onun zevkini naçiz şahsında yıpıltı dahi olsa, hiss-i kablelvuku güncel hayatında umumiyetle ve düşünce ve icraatlarında yer edine biliyor ise!..

 

 

    Hz. Allâh’ı aciz kulun nasıl bilmesi gerekli ise, o açıdan bilgi edindin; edindiğin bilginde samimi isen, bu halini koruman için beşerî aczini hiç kaybetme!..

 

  Şunu unutma ki:

 

“Nefsini bilen Allâh’ı bilir” buyuruldu.

 

 

  Dikkat! Hz. Allâh’a şirk koşmayasın!..

 

Çünki Hazreti Allâh’ın eşi, şeriki, benzeri, yoktur…

 

 

Yarattığı beşerle şirket kurduğu da görülmemiştir!...  Görülmeyecek de; güç, kuvvet ancak ve ancak zatına mahsustur!.

 

 

 

 

 

     Hazreti Allâh’ı alışa geldiğin, beşeri gördüğün görgülerinle görmeye çaba gösterme; buna gücün yetmeyecektir, yetemiyecektir de!..

Elbette olmayacak;yaratılan Yaratana benzemez ki!

 

 

      Hz. Allâh’ın zatî sıfatı

 

    “Muhalefetün li’l-havadis”tir:

 

     Yarattığı hiç bir şeye benzemez!..

 

     

     Bu imtihan aleminde zuhuru görülen olaylar nefislerin arzu ettiği gibi olamazlar!.

 

    Nasıl bilinmesi gerektiğini Hz. Allâh’ın bilinmesini murat ettiği kadardır!..

 

 

     Aciz kulun ne kadar bilmesi, neleri bilmesi gerektiğini kitapların bazılarına yazmıştım.

 

 

Lüzumuna binaen tekrar yazmakta sakınca olmaması gerekir:

 

 

   Hz. Allâh’ın varlığını kabul eden kullarına Kur’an-ı Kerim’de belirtildiği, Cenab-ı Hakk’ın var olduğuna iman eden kullarının mutlaka bilinmesi gerektiği sıfatlarını ve Türkçede manasını:

 

 

    İmam Maturudî Hazretlerinin bildirisini sizlere aktarmaya çalışıyorum..

 

   Bu teraziyi her zaman kullan. İlmin ve bilgin bu bildirinin dışında kalmasın!..

 

   Hz. Allâh’ın zatî sıfatına hiç bir şeyi ortak etme. Zira o sıfat ancak ve ancak zatına mahsustur!.

 

 

   Bu sıfatları beşere maledemiyeceğin gibi, peygamber efendilerimize de maletmeyesin. Zira zatî sıfatları yarattığı hiç bir şeye benzemez..

 

Çünki o sıfat ancak ve ancak yaratıcının zatına mahsustur!...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

HZ ALLAH (c.c.)

 

BUYURDULAR Kİ:

 

Kulum BENİ Zikreder,

 

Kulum BANA Aşık olur.

 

Aşkla Zikretmeye devam eder,

BEN de o kuluma

 Aşık olurum !...

 

                     

                            Hadis-i Şerif

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                 H Z .  A L L A H ’ I N

    

      KUR’AN-I KERİM’DE BİLDİRİLEN

                  

                      S I F A T L A R I

 

 

 

 

          HZ. ALLAH’IN ZATÎ SIFATLARI

 

 

 

 

Vücut: Var olması

 

 

Kıdem: Evveli olmamak

 

 

Baka: Sonu olmamasıdır

 

 

Vahdaniyet: Tek olması

 

Muhalefetün li’l-havadis: Yarattıklarından hiç bir şeye benzemez

 

Kıyam bi-nefsihî: Mekâna ihtiyacı yoktur.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

         

 

 

        HZ. ALLAH’IN SÜBUTÎ SIFATLARI

 

 

 

  

     Sübutî sıfatlarından efdal-i mahluk, şerefli mahluk olan, bilcümle Benî Âdem’e bir nebze cüz’î ihsan edilmiştir.

 

 

   Cenab-ı Hakk’ın görüşünde hudut yoktur!.

 

 

   Benî Âdem’de ise, ihsan edilen subut sıfatlarından bir nebze ihsan edilmiş olup, küllî değil cüz’îdir, hudutlu ve ufukludur!...

 

 

  Hayat: Diri olması. Diriliği ebedi ve ezelidir; hiçbir kaynağa muhtaç değildir.

 

 

 

 

İlim: Her şeyi bilmesidir. Yegane alim odur, ilmin her dalı onun yedindedir.

 

Semî: Her şeyi işitmesidir. İşitmesinde sınır yoktur.

 

 

Basar: Her şeyi görmesidir. Cümle yaratılmışların görgü ufku vardır; Allâh’ın görgüsünde ufuk yoktur.

 

 

İrade: İstediğini dilemesidir. Hiçbir yarattığına sorumlu değildir.

 

 

Kudret: Her şeye gücü yetendir. Alemde görülen güç Allâh’ın taktiri kadardır.

 

 

Kelâm: Söylemesidir. Her zerrenin anlayacağı lisanla konuşur.

 

 

Tekvin: Her şeyi yaratan O’dur; başka yaratıcı aramak şirktir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

        HZ. ALLAH’IN FİİLÎ SIFATLARI

 

  

 

     Hazreti Allâh’ın fiilî sıfatları ise beşer gözünün gördüğü, göremediği, Hazreti Allâh’ın fiiliyatı olup, mecazidir, izafidir, bizatihi değildir.

 

 

    Her hangi görünen eşyaya “Allâh” diyemezsin; çok dikkat et!..

 

 

  Bu gerçeğin hilâfına nice ilim sahipleri perişan olmuştur; dikkat et! Yaratılana yaratan süsü vermeyesin!..

 

 

 

Dikkat: Yaratmak cevheri ve arazı olmadan bir şeyi meydana getirmektir!..

 

İhya: Diriltmek

 

İmate: Öldürmek

 

Tahlik: Yaratması, cevheri ve arazı olmadan bir şeyi vücude getirmesi

 

Terzîk: Rızıklandırmak

 

 

       Özet olarak; Allâh’ın isimleri bu şekilde izah edilse de, Hazreti Allâh’ın isimlerini anlatmaya beşer muktedir değildir.

 

Yarattığı yaratıkların adedinde de çoktur, denilir.

 

 

 

 

 

 

           PEYGAMBER EFENDİLERİMİZİN

                           SIFATLARI

 

 

 

 

 

Sıddık: Doğruluk

 

 

Emanet: Emin olmalarıdır

 

 

Tebliğ: Allâh’ın emirlerini kullarına duyurmasıdır

 

 

 

Fetanet: İnsanların en zekisi olmalarıdır

 

 

İsmet: Kusursuz, günahsız olmalarıdır

 

 

Peygamber efendilerimize bu sıfatlarların Hazreti Allâh’ın ihsan ettiğini, günah işlemiyecek halde yaratıldıklarını unutma!.

 

 

 

                   

                     M E R H A M E T

 

 

 

  

     Merhamet, Hakk’a vuslat için en büyük vesiledir.

 

    Merhamet, iman ağacının  en  mühim meyvesidir.

 

    Merhametsiz âdemde iman var gibi görünse de, fer’îdir; inanma!..

 

 

   Oğlum! Gelin alırken ilk bakacağın husus:

 

 

   Merhamet var mı, yok mu?

 

 

 

 

     Hazreti insanın iki cephesi vardır: Bir cephesi Hakk’a nazır, diğer cephesi halka dönüktür!..

 

 

     Ademlikten kamil sıfata bürünmüş insanın bütün mahlukatın en mümtazı olup, “aşk” denilen nurun onun manasına konmuş olduğunun farkında olmayanlar, ne enbiya mucizesinden, ne de Evliyanın kerametinden bir şey anlayamazlar!..

 

 

    Enbiyanın mucizesi, evliyaullahın kerameti, iyi bilesinki,Hakk’ın bu alemde bizatihi tasarrufatıdır!.

 

 

   Şeriat; hakikatın zahire yansıdığı zaman aldığı isimdir!.

 

 

Şeriat denilince; Hazreti Allâh’ın kullarına bahşettiği rahmeti ve mağfiret sıfatlarının Allâh’ın varlığına inanan beşerde peygamber efendilerimiz vasıtası ile kula ihsan edilen dünyadaki yaşantı düsturu, emr-i ilahi dir. Bazı çarpık düşüncelerin ve

 

 

 

 

 

fikirlerin mecrasından saptırdıkları… Hz. Allâh’ın emri dışında gazab-ı ilâhi gibi veya servet ve medeniyeti emr-i ilahinin yasaklamadığı yaşantıları, Benî Âdem’e yasakmış gibi göstermeleri, men edilen çirkinlikleri de emr-i ilahiye uyumlu imiş gibi göstermeye cüret etmek, cehlin görünümü degil mi?

 

 

Hele Şeriat-i Muhammediyye’yi Hz. Allâh’ın emrini Peygamber Efendimizin şahsî emri imiş gibi gösterme gafletine düşüyorsun, dikkat et!...

 

Mutlaka hesabı sorulur. İnan, hesabını veremezsin!..

 

 

 

Yirmibirinci asrın ilim ve irfanına uyum sağlayıp sağlıyamadığını, gene yaşadığın asrı mihenk kabul ederek bu pencereden öz yaşantına baktığında, bu gerçeğe uyum sağladığını veya sağlıyamadığını görebiliyor musun? Veya yaşadığın zamanın garibi olduğunu görebiliyor musun?

 

 

 

 

 

İcraatındaki görünen manzarayı akl-ı selim, imanlı toplumlara emr-i ilahiyi, Şeriat-i Muhammediyye’yi aslından saptırmadan anlata biliyor musun?

 

Laf aramızda; anlatamadın!...

 

Ne yazıkki bu halinle anlatamayacaksın!..

 

Kehanet değil; görünen köy kılavuz istemez!.

 

Şeriatı ve tanıyamadığın Evliyayıda tanımak istemediğin gibi,

 

Allâh’ın zikrinden, Allâh’a iman eden zikrullahın, ibadet ve taatların, aşk-ı ilâhînin giriş kapusu olduğunu ne zaman anlayacaksın?!..

 

 

Ne yazıkki hakikatlere yan baktığın şu halinle, gerçeği anlıyamadığın için, Allâh’ın kullarını, ehl-i zikri, zikrullahtan uzak tutmayı ilim ve medeniyete hizmet sandın.!

 

 

 

 

 

 

 

Din-i İslâm’ı, medeniyyet, teknoloji ve zamanın güzelliklerine karşı imiş gibi tavır takındın!.

 

 

Şeriat, ismi altında bildirdiklerin değil; hakikatın zahire yansıdığı zaman açığa çıkan isim “şeriat-i ilâhiye”dir.

 

 

Peygamber efendilerimizle gönderilen şeriat-i garrayı ki, gerçek rahmet-i ilâhiyeyi arıyoruz!..

 

“Biz peygamberlere bir şeriat bir de tarik verdik”

 

 

Hitab-ı ilâhinin zahire yansıdığı görünümünü yaşamanın zevkini biliyoruz ve aczimizi itiraf ederek havfu reca üzere Rabbım kabul buyursun yaşamaya çalışıyoruz!..

 

 

Lütfen, bu manevi zevke engel olmanın nihayeti gelmeyecek mi? Göremiyecek miyiz?!..

 

 

 

 

 

   Şöyleki şeriatın adabı ve peygamberinin ahlâkı ile ilgilenmeyen gafile aşk şarabı nasip olmadı, olmayacak da… olur, diyen gafillere inanma!..

 

 

  Rahmet-i ilâhiyeyi beşere yansıtan Hz. Allâh’ın elçileri ile ihsan eylediği emr-i ilahileri asra uyumlu, dertlerimize deva olacak mana reçetesini istiyoruz!.

 

 

  Dünyada yaşayan, Allâh’ın cümle kullarının dile getiremediği mana ihtiyaçlarını ki, “Hikmet mü’minin kayıp malıdır; nerede bulur ise alsın” rahmetini nerede bulacak? nereden alacak? onu göster!..

 

 

  Her türlü maddi ışıklar insanın iç alemini aydınlatamıyorsa, iç aleminde yer eden din ve iman belirtileri, inkâr nefesi ile söndürülebiliyor ise, tatmin olunmayan bu hayat huzur ve saadeti nereden bulacak?!

 

 

 

 

 

 

 

  Bu hikmet-i ilâhiyeyi, duymadığı ve bildirilmediği için anlatmayı bilmese de, buna rağmen gayr-i ihtiyarî arıyor beşer…

 

  Aranan mü’minin gaip (kayıp) malını biliyor isen, Allâh rızası için yardımcı ol, bilmiyor isen gölge etme!..

 

 

  Demişsin ‘görmedi beni kimse bu alem içre,

  Nedir bunca yüzden seyran olduğun cana!..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

     T E S E T T Ü R   V E   H İ C A P

                  A Y E T L E R İ

 

 

 

 

Devlet ve hükümetçe, millet ve hatta ümmetçe bir hükme varamadığımız, ne yapacağımızı bilemediğimiz için keşmekeş, iç açıcı olmayan bir manzara olduğundan öte, bu hususda kadınlarımızda görüldüğü gibi, tahsile müsait kızlarımızın, asrın icabı nimetlerden nasıl mahrum etmeden bu masum yavrularımızı Hz. Allâh’a inançlarından dolayı mükafatlandıracağımız şöyle dursun; lütfen bari cezalandırmayalım!..

 

  

 

 

 

    Katı kurallara da kaçan cehalete de fırsat vermeden, emr-i ilahinin de dışına çıkmadan, emr-i ilahiye yaraşır bir çare bulunamayacak mı?..

 

 

  Kasdimiz herhangi bir şahsı, toplumu suçlamaya dönük değil; iyi biline. Nereden nereye geldik? Bunu da hesaptan çıkarmayalım; özlenen bu değil!..

 

 

   Şu günlerde keşmekeş, içinden çıkılamaz hale gelen ve medeniyete uyumlu zannedilerek, eşitlik teraneleri ile, toplumlara emr-i ilahi dışında, daha cazip geldiği zannedilen eşitlik kelime oyunları…

 

 

  Muasır milletlerde aleni görülen, yanlış eşitlik kandırmacası menfi meyvelerini bu sahada vermeye çoktan başladı, lutfen görelim!.

 

 

  Bilinemiyor; kurulması imkansız hale gelen aile düzenleri, doğan çocukların nesep karışımı!..

 

 

 

 

 

  Ve evlenmek ihtiyacı duymayan gençler… Gençleri tükenen o yönlü medeni toplumlar… Gençleri azalan, yaşlı toplumlar; şahide gerek yok!..

 

 

  Dikkat! Yaşama hürriyetini kadının elinden almak gibi düşünce ve icraata; katı kurallara kaçmadan tertib-i ilâhiye göre sakıncaların kalktığı nisbette, tanzimine uygun yaşantı yaşansa idi!...

 

 

   Asra uyumlu olduğu kadar emr-i ilahiye de uyumlu yaşamak isteyen yetişkin kız çocuklarımızı ‘Hz. Allâh’ın buyruğuna özen gösterdi’ diye alkışlamasak da, bari suçlamayalım!.

 

 

Bu umumi yaraya çözüm bulunamaz mı?

 

 

 

Ararsa devletim, hükûmetim, iktidarı, muhalefeti ile, zamanı geçmiş de olsa, üzerinde durup zamana göre inceleyerek, bu davayı düzeltmelerini… Belirtilen hicap ve tesettür

 

 

 

 

emrinin ışığında hiç bir tarafı rencide etmeden bir çare bulunamaz mı?!.

 

 

   Bu hususta Allâh ne buyuruyor? okuyalım veya okutalım veya dinleyelim.

 

 

     Emr-i ilahiye uyulmaz ise uymayanlar için, gazab-ı ilâhiden ve azab-ı ilâhiden de bahis yok, amma tanzim edilen hayat ve yaşantının tertib-i ilâhiye göre olmadığında, yetişkin kızlarımıza ve kadınlara eza olunacağından, incitileceğinden, bildirisi ile inanan kullarını bu yönlü uyarıyor, koruyor, Hz. Allâh!..

 

   Başını kapattı diye, velevki açtı diye, masum kızlarımızı zamanın ilmi tedrisinden mahrum etmeyelim!.

 

  

   Çareler tükenmez; lutfen çare bulalım ki emr-i ilahiye samimi veya değil, biz ölçemeyiz, o ölçüyü Hz. Allâh’a bırakalım!.

 

 

 

 

 

 

   Bilerek ve düşünerek elimi vicdanıma koyarak derim ki:

 

  Cennet-mekan Atatürk hayatta olsa idi, bu yasaklar bu kadar uzamazdı, eminim!

 

 

  Yazdığım tesettür ve hicab ayeti meal olarak Suudi Arabistan 1987 Medine-i Münevvere’de yazılmıştır. Türkçeye çevirimi Ali Özek başkanlığında, Hayrettin Karaman, Ali Turgut, Mustafa Çağırıcı, İbrahim Kafi Dönmez, Sadrettin Gümüş. Medine-i Münevvere’de yeniden gözden geçirilip neşre hazırlayan Abdullah Mübeşşir           al-Terazi, Kral Abdülaziz Ünüversitesi, Edebiyat Fakültesi öğretim üyesi. Suudi Arabistan, Cidde.

 

 

 Meal olarak aynen alıyorum:

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bismillâhirrahmanirrahim

 

    Mü’min kadınlara da söyle: Gözlerini korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımları müstesna olmak üzere, ziynetlerini teşhir etmesinler. Baş örtülerini yakalarının üzerine örtsünler. Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları, ellerinin altında bulunan erkeklerden, kadına ihtiyacı kalmamış hizmetçiler, yahut henüz kadınların gizli kadınlık hususiyetlerinin farkında olmayan çocuklardan başkasına ziynetlerini göstermesinler. Gizlemekte oldukları ziynetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar.

 

 

    Ey mü’minler hep birden Allâh’a tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz!..

   

 

                                                (Nur Suresi, 31)

 

 

 

 

 

 

Bismillâhirrahmanirrahim

 

 

   Ey peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına, örtülerini üstlerine almalarını söyle. Onların tanınmaması ve (incitilmemesi) için en elverişli olan budur. Allâh çok bağışlayan çok esirgeyendir!..

 

 

                                                   (Azhab Suresi, 59)

 

 

Bismillâhirrahmanirrahim

 

 

        Evlerinizde vakarınızla oturun. İlk cahiliye devrinin açılıp saçılarak, ziynetlerini göstererek, yürüyüşü gibi yürümeyin.. Namazı kılın, zekatı verin, Allâh’a ve Resülüne itaat edin. Ey ehl-i beyt!. Allâh sizden şek ve şüpheyi gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.

                          

                                                  

                                                 (Ahzab Suresi, 33)

 

 

 

 

   Bismillâhirrahmanirrahim

 

   Bir nikâh ümidi beslemeyen, çocuktan kesilmiş yaşlı kadınların, ziynetlerini, göstermeksizin dış elbiselerini çıkarmalarında kendilerine bir vebal yoktur. Gene de iffetli olmaları kendileri için daha hayırlıdır. Allâh işitendir, bilendir.

 

                                 

                                                 (Nur Suresi, 60)

 

 

   Bismillâhirrahmanirrahim

 

    Namuslu, kötülüklerden habersiz mü’min kadınlara zina isnadında bulunanlar, dünya ve ahirette lânetlenmişlerdir. Dilleri, elleri ve ayaklarının, yapmış olduklarından dolayı aleyhlerinde şahitlik edeceği bir günde onlar için çok büyük bir azap vardır!

 

                                               (Nur Suresi, 24)

 

 

 

 

 

    Prof. Dr. Süleyman Ateş Hocaefendinin Çağdaş Tefsir’i 3’üncü ciltten alındı.

 

 

      Prof. Dr. Süleyman Ateş Hocaefendi Suudi Arabistan Riyad Merkez Üniversitesi’nde yedi sene tefsir öğreten, Türkiye Cumhûriyetinde bir buçuk yıl Diyanet İşleri Başkanlığı yapan, çağdaş alim, medar-ı iftiharımız. Birbirimizi iyi tanırız. Dua ederiz; Allâh ilmini ali kılsın.

 

 

     Bismillâhirrahmanirrahim

 

     İnanan erkeklere söyle: Bakışlarından bazılarını yumsunlar, ırzlarını korusunlar; bu onlar için daha temizdir!.

 

Şüphesiz Allâh,onların her yaptıklarını haber almaktadır.

                                     (Nur Suresi, 30)

Bismillâhirrahmanirrahim

 

   İnanan kadınlara da söyle: Bakışlarından bazılarını yumsunlar, ırzlarını korusunlar, süslerini göstermesinler, ancak kendiliğinden görünenler hariç. Baş örtülerini yırtmaçlarının üzerine koysunlar. Süslerini, kimseye göstermesinler. Yalnız kocalarına, yahut babalarına, yahut kocalarının babalarına, yahut oğullarına, yahut kocalarının oğullarına,      yahut kardeşlerine, yahut kardeşlerinin oğullarına, yahut kız kardeşlerinin oğullarına, yahut kadınlarına, yahut ellerinin altında bulunanlarına, yahut kadına ihtiyacı bulunmayan erkek tabilerine (yani  hizmetçilerine yardıma muhtaç ihtiyarlara, bunaklara ve dilencilere), henüz kadınların mahrem yerlerini anlamayan çocuklara gösterebilirler. Gizledikleri süslerinin bilinmesi için ayaklarını vurmasınlar.

Ey mü’minler! Topluca Allâh’a tövbe edin ki felâha eresiniz!..

 

 

                                                 (Nur Suresi, 31)

 

 

 

 

  Bismillâhirrahmanirrahim

 

  Evlenme çağını geçmiş kadınlar, fazla ziynet göstermeden, dış elbisesiz dışarı çıkabilirler, amma sakınmaları, ağır başlı davranmaları, daha uygundur!..

 

 

                                         (Nur Suresi, ayet 60)

 

  

     Peygamber hanımlarına, kendilerinin herhangi bir kadın gibi olmadıkları, kuşku uyandıracak davranışlardan sakınmaları, hatta yürekli kimselerin içlerinde herhangi bir şehvet arzusu uyandırmamak için söze dalmamaları, kırıtarak değil, ağır başlı konuşmaları ve güzel söz söylemeleri, Allâh’a ve elçisine itâat etmeleri, Allâh’ın ayet ve hikmetlerinin kendi evlerinde okunması nimetinin değerini bilmeleri ve ona göre davranmaları emrediliyor!... 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

      Bismillâhirrahmanirrahim

     

 

    Ey peygamber! Eşlerine, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına söyle: Cilbablarını üstlerine salsınlar; onların tanınmaları ve (incitilmemeleri) için en uygun olan budur. Allâh çok esirgeyendir.

 

 

                                        (Ahzab Suresi, 59)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                      T E S E T T Ü R

 

                                 V E

 

                             H İ C A P

 

 

      Her devirde üzerinde durulması için pek önemsenmeyen, gereğinin çözümü de pek araştırılamayan, yirminci ve yirmi birinci asra kadar üzerinde durulmaya ihtiyaç duyulmayan, tesettür ve hicap olayı…

 

 

   Hanım kızlarımızda tedirginlik getirdiği gibi, emr-i ilahiye dönük erkeklerin de ilâhi

 

 

mesuliyetlerini hissedenleri de müşkül durumda bıraktığı bariz görülen vakıadır!..

 

   Başı açık veya kapalı kızlarımızı sınıflandırmayalım.  Hiç olmazsa tedrisattan mahrum etmeyelim!..

 

 

  Elimizi vicdanımıza koyup, emr-i ilahiye imanımız nisbetinde önemsiyerek hareket edersek, umumu rencide eden bu yaranın kangren olmadan çözülüceğine inancım sonsuz. Yeter ki çözülmek istensin!

 

   Devlet ve hükümetimizden ve mesul büyüklerimizden rica etsek:

 

   Müşkülatla elde ettiğimiz cumhuriyet ve demokrasiye ve insan haklarına halel getirmeden, kanayan bu yaraya neşter vurmanın bir yönü bulunamaz mı?

 

 

 

 

 

 

İnanıyorum, buna da çare bulacak idarecilerimiz elbet vardır.

 

 

   Hürriyet Gazetesi Ankara Baskısı 28 Aralık 2005’de baş sahife, “Ata’yı arıyorum; kurdu koyunla yürütürdük” dediğimi yazmışlardı, makamı cennet olsun.

 

  Yemin ediyorum; bu milletin hayrına olan olayları, kimseden çekinmeden hallederdi, bu müşkülâtımızı da hallederdi, şüphen olmasın, inan!.

 

  

   Hoca-yı rahmetullahın şu sözünü hatırladım:

 

 

 “Allâh at verir, meydan vermez! Meydan verir, at vermez! İkiside olur, bu sefer de ben olmam!” demişti.

 

 

  

   Muasır milletler seviyesine çıkmaya çaba sarfeden,Hz.Allâh’ın emrine muhip,gerek muvafık,

 

 

gerekse karşıtı muhalif, bu milleti idare eden büyüklerim!

 

   Neşter vurun bu iltihaplanmış, yaraya!..

 

  

  Tesettür ve hicap hakkında emr-i ilahiyi, nefsani duygularının esiri erkekler,ifrat denecek derecede, kadınlara, imkanlarının gerektirdiği gibi, emr-i ilahiyi iyi anlamak istemediklerinden midir, nedir, ilimde müsait olmadıklarından mı?!... Olamaz, Çünkü emr-i ilahi açık ve sarih, anlamak isteyenlerin anlayacağı gibi ihsan edilmiş!...

 

  

   İlim ve görgüleri müsait olamayan, aile terbiyesinden başka bilgi alma imkanı bulunmayan, yalnız örf ve aile terbiyesinden öteye gidemeyen bazı kızlarımızın tesettür anlayışı emr-i ilahiye uymasa da, bilgileri, tesettürleri elbet taklididir amma emr-i ilahiye uyduğu için yerindedir!..

 

 

 

 

 

 

 

 

   Yalnız görünümüne önem sağlamaktan öteye geçemeyen, saf, temiz toplumlarda görünümündeki tedirginlik her an görülebilen bir vakıadır!..

 

  Emr-i ilahiye uyum sağlaması istenendir. Manevi kazancı ise Allâh’a kalmıştır!.

 

 

   Emr-i ilahinin anlamını bildirmeye, ilimleri kifayetsiz kalmış. Bazıları da inandıkları gerçekleri yaşadıkları topluma dahi anlatmak cesaretini gösterememişler. Ya da emr-i ilâhinin dışında kalmış, bu yönlü katılaşmak işlerine gelmiş, nefislerinin hakikat dışı isteklerinin ağır basmasından gerçeğe dönüş zor olmuş!..

 

 

   Zaman geçtikçe na-ehlin elinde mecrasından daha da saptırılan emr-i ilahi... Toplumlarda daha zorlaşan, tesettür ve hicap ayetleri emredildiği anlamda anlaşılamamış, veya anlatılamamış veya anlamak istenmemiştir, denebilir mi bilmem?!

 

 

 

 

 

 

 

 

   

  

    Olay bu!. Din uleması bu emr-i ilahinin izahına ve ikazında yeterli olamamış.

 

 

     İnanan toplumların anlamasına yeterli     olmayan uygulanmanın uygulanması yeterli yapılamadığından!..

 

 

  Tekrar ediyorum: Kıskanç, bencil erkeklerin işine geldiği için, kadına Allâh’ın verdiği hakkını vermedikleri gibi, hiç fütur etmeden emr-i ilahiyi ezaya dönüştürmüşlerdir!.

 

 

    Ayet-i kerimelere dikkat edilirse, kadının korunması ve (incitilmemesi) ve neslin normal devamı böyle ihsan edilmiştir!.

 

  

  Başka tefsirlerde  ‘ziynet mahallini gizlemezseniz,erkekler tarafından eza olunursunuz’ diye tefsir edilmiştir!..

 

    Nefsi ve hayvani zevkinin esiri olduğu gibi

 

 

 

yeteri kadar ilâhi varlığa inanamayan, veya hiç iman denen cevherle ilgisi dahi olmayan erkeğin veya kadının, hayvani zevkini her şeyin önünde tutmayı zevk edinmiş, malum insan olmaya namzet ve müsait yaratılışından habersiz, mesuliyetsiz Benî Âdem!..

 

 

  Tesettür emrini emr-i ilahi dışında görenek ve gelenekten öteye götüremedikleri için daha fazla kapanmayı takva zannedenler!...

 

 

  Tekrar ediyorum: Emr-i ilahinin de fevkinde, daha katı kurallara özenmeyi, takva, ibadet ve taat imış gibi uygulama yolunu nefsine daha cazip görmüş!.

 

 

  Tesettür ayetini yeteri kadar anlayamıyan, insan olmaya namzet Beni Âdem!.

 

 

   Bu hali ile yaratanına samimi olabiliyor, ömrünün nihayetine kadar bu halini devam

 

 

 

 

 

ettirebiliyor, bu yönü ile taraf-ı etrafına eza çektirmiyor ise, bu yaşantı az da olsa samimiyetine binaen mübarek olsun derim, amma toplum nasıl karşılar bilinmez ki!..

 

 

    Temiz hissi duygularla kadınların aşırı tesettürleri, inanmış, amma aşırı kıskanç erkekleri memnun edemediği de söylenemez!..

 

   

   Neslin idamesi için Hazreti Allâh’ın Benî Âdem’e bahşeylediği nefsani duygular,başka hayvanlara zaman tahdidi konulduğu gibi olmayıp, müstesna ve istisnai yaratılan,insan olmaya namzet Beni Âdem’in iman ve hayat porojesi,yaşam şekli ve örneği ile,Allâh’a iman eden elçisi ile tebliğ eylediği şer-i şerife uyumlu,zamanı da idrak ederek amel etmeye özen gösteren erkek ve kadınlara Hz. Allâh’ın bildirilerinin anlayarak anlatalım ki, zamanla değişmeyen erkeğe ve kadına emrolunan tesettür ve hicap ayetlerini, sayın bilge, evvelâ iyi anla ve anladığını anlat ki; bu yönlü gerçeği özenle

 

 

 

 

 

 

 

 

arıyanları tatmin edebilesin. Olur ya, anlatamıyor isen yersiz yere kimseyi suçlamayasın!..

 

 

  Bilesin ki, mutlaka hesabı sorulur. Geçici dünya hayatına ebedi alemi değişmeyesin!..

 

  Kadın-erkek eşitliğinin de garibiyiz. Lutfen, anlaşılır gibi anlatalım. Çünkü dünya hayatında biri diğerinin vazifesini kesinlikle yapamıyacağı, doğum ve ötesi olaylara dikkat et! Haddini bil!..

 

     Yaşayacağın zamana uygun töreler ve adetleri rıza-i Bârî’ye dönük cinsine, hemcinsine uyumlu ve dünya ve ahirette geçerli icraatın bu minval üzere olsun; yemin ederim, iki yönün de misal-i cennet olur!..

 

 

  Benî Âdem’e mahsus, her devirde erkek ve dişilerde kıskançlık duygusu mevcuttur; ifratından Rabbıma sığınırız!.

 

 

 

 

 

 

 

   Nefsi duygu ve arzu ekseri hayvanların, dişi ve erkeklerinde de kıskançlık olarak görünse de, bu görünüm hem cinsine göre değişir.

 

 

   Hayvanlarda Benî Âdem’deki devamlılık olmayıp, hayvanlarda belirli ve  muayyen zamanlarda görülegelmiştir. O bakımdan hayvanlara  emr-i ilahi  yoktur.  Bunun haricinde malum duyguları olmadığı, kıskanma hislerinin de ekserisinde görülmediği gibi, pek azında devam ettiği görülür!..

 

Yalnız domuzlarda kıskanma duygusunun hiç olmadığı söylenir!.

 

İnsan olma şerefinden mahrum ademlerinde de bu yönlü duygunun zafiyetinden bahsedilir!..

 

Bu virüsü taşıyan, erkekler ve kadınlar ilâ-nihaye gizli kalamazlar!..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  Çünki “Settârü’l-uyûb” (günahları örtücü) olan Hz. Allâh’ın bu sıfatından nasiplerini alamazlar. İlâ-nihaye gizli kalamazlar!..

 

  

   Emr-i ilahinin hilâfına yaşantılarını düzene koyup, bu hallerinden nedamet duymadıkları gibi, şımarıklıkları her hallerinde görülebilenlerin, emr-i ilahiye uyum sağlıyamamaları bir an gizleniyormuş gibi görülse de, er-geç açıkta kalmay mahkumdur!..

 

İsteseler de gizliyemezler!..

 

 

  Deve kuşunun başını kuma gömmekle avcıdan gizlendiğini zannettiği gibi; gülünçtür, Çünkü başı kuma gömülmüş gövde meydanda!.

 

 Nefsani duygulardan öteye geçemeyen duygu ve düşünceler, ceviz misali bahsedilir: Kabukdan içeri geçemeyen bilgi, yalnız nefsin hazzı olan yaşantısı ile özleminden soyutlanamadığı cevizin kıynağına nasıl erişecek?!..

 

 

 

 

 

 

 

 

Tasavvufi izahı, şöyle denir:

 

 

  Cevizin yeşil kabuğu şeriattir; sert kabuğu tarikattır; kıynağın üzerindeki kışrı ince zar marifettir; kıynak dedikleri beyaz kısmı ise hakikattir!.

 

 

  Normal kıskançlık duygusu bulunmayan Benî Âdem için Peygamber Efendimiz şöyle buyurdular:

 

Cennet haramdır, kokusunu da alamazlar.

 

 

  Bunları anlatmakdaki kasdim; her hangi bir toplumu veyahut bir şahsı, küçük görmek, benim gibi niçin inanmamış diye, o hemcinsimi yermek değil. Benim inancım ve yaşantımla bağdaşmıyor diye, herhangi bir şahsı aşağılamak hakkı kimseye verilmemiştir.

 

Hazreti Allâh’ın af ve mağfiretinin tecellileri her olayda görülürken, rahmet-i ilâhiyeler, yaratılışın sırrı olan insan olmaya namzet Benî Âdem’i, bu rahmetin dışında görmek mümkün değil!..

 

 

 

  Asra uyumlu, gelişmiş inancımla emr-i ilahiye ters düşürmemeye özen gösterdiğim, Yaratanımdan na-ehlin şerlerinden korunmamı istediğim yaşam zevkimle, buna rağmen hemcinsimi hakir görüp horlamak, hiç mi hiç yaşantımda bariz gördüğüm ilâhi zevkimle bağdaştırmam mümkün değildir!..

 

 

Hele bazı emr-i ilahileri manasından saptırıp nefsani duygularının hazzına kapılıp, ilâhi emre uyumlu, zamanı, medeniyyeti, teknolojiyi geçmiş zamana göre yaşamaya kıvananlar alim sıfatı taşısalar dahi hakikatın cahilleridirler!

 

 

  Manevi vazifem ve emr-i ilahiyeye yönü dönük, her haliyle itminan-i kalp olan rahmet-i ilâhiyeden ümitli yaşantım… aciz ibadet ve taatım...

 

 

 

 

Dünü, illâ bu günü tanımadan, halâ geçmiş zamanın özleminden kurtulamayanlar, ‘Hz. Allâh dünyayı gazab-ı ilâhiden yarattı’ görünümünün müdafiini, gerçek imanımla bağdaştıramadığım,

 

 

 

 

şaşkın bilge ve bu düstur üzere yetişmiş veya yetiştirilmiş dünyanın niçin yaratıldığından habersiz, Benî Âdem’in yaratılışındaki rahmet sırr-ı ilâhisinden habersiz!...

 

    Yaratılışın sırrı ehline malum…  İlm-i Kelâm’ı öğrenmiş, amma aşk-ı ilâhiden habersiz!...

 

  

   Bariz emr-i ilahi olduğu aşikâr olan zikr-i ilâhiden habersiz!..

 

 

  Özetleyecek olur isek:

 

  Emr-i ilahiye uyumlu olmayan, çarpık, kulluğundan da habersiz olduğu gibi, yaratılan değerlerden de habersiz, bu sıfatları yaşayan kişi ve toplumları tasvip ettiğim zannedilmesin!.

 

 Hazreti Allâh o kardeşlerime de, Hazreti Allâh’ın buyruğu, af ve mağfiretinin hudutsuz olduğunun idrakinin dışına çıkmadan, beş şartı olmayan İslâm’ı anlamak ve anlatmak nasip eylesin!

 

 

 

 

 

  Şerefli mahluk, efdal-i mahluk olan Benî Âdem Ehl-i Kitab’a ‘kafir, gavur, gayr-i müslim’ demek gafletinden kurtulsun!.

 

 

  Bu yanlış düşüncelerin kazazedesi olan, Allâh’a inanan toplumları da Hz. Allâh’ın bildirisi olan bildiriye uyum sağlayarak ‘Allâh vardır’ diyen kula Hz. Allâh’ın cemî kullara ihsan eylediği ‘Müslümansın’ sıfatını bildirme zamanı halâ gelmedi mi?!..

 

 

  Allâh’ı bir bilip hangi şeriata bağlı olduğunu çekinmeden söylemesi cesaretini gösteremiyecek mi Allâh’ın kulları?!..

 

 

   Muhammet Ümmeti de hiç olmaz ise, bundan sonra ‘Allâh vardır’ diyene emr-i ilahiye uyumlu yapacağı hitabı bilsin de, ‘Allâh vardır’ diyen Allâh’ın kulu kardeşine ‘sen de müslümansın’ desin!...

 

 

 

 

 

 

 

  Ehl-i Kitab’a Hazreti Kur’an’da beyan edildiği gibi ‘müslümansın’ diye hitap ettiği gibi, o Ehl-i Kitab’a şeriatını öğretmek gibi edep dışına çıkmasın ki, emr-i ilahiye uyumlu amellerle lâyık olduğu makama çıkış kapusunun açıldığını hissetsin, inşallâh!..

 

 

  Abd-i aciz, Ehl-i Kitab’ı Allâh’ın buyruğuna uyumlu anlatmaya özen gösteriyorum.

 

 

  Ehl-i Kitap ismi altında ehl-i imana, ehl-i islâma, ehl-i insana yaraşmayan melanet ve zulmü irtikap eden, yaptığı hunharca zulümlerden haz duyan zalım ve ne olduğu belirsizi tasvip ettiğimin duygusuna kapılmayasın!...

 

 

   Hangi ırkdan, hangi kavimden, hangi milletten olur ise olsun, Hz. Allâh bu gibi zalimlerın cezasını versin de, cemi masum kullar ezadan, zulmün getirdiği yersiz isyandan kurtulsun; cümle kullar felâha ve refaha ersin amin!..

 

 

 

 

 

  Yalnız Türkiye Cumhûriyetini ilgilendiren değil, bütün dünyadaki cemi Allâh’ın kullarını ilgilendiren, ayrıcalık gözetmeden,  Allâh’ın varlığına iman eden ve emr-i ilahiye uyum sağlamaya özen gösteren, kullarına Cenab-ı Hakk’ın mesajı, düsturu!...

 

 

  Sebep; kulun huzurlu yaşaması aile toplumunun yaratılışın nedenine uygun olmasının temini ind-i ilâhiden ihsan edilen düstur!...

 

 

  Cemiğ kullarına mesaj olan ayet-i kerimeler!..

 

 

  Kulun yaşama tarzımızı, yaratılışın sırrına uyumlu yaşamanın reçetesini Hazreti Allâh bi-zatihi ihsan ediyor, iman eden kadın ve erkeğin nasıl örtünmesi gerektiğini bildiren ayeti kerimeleri…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  Tefsir ve mealden aynen, nokta ve virgülüne kadar değiştirmeden yazmaya çalıştım; tesettür ve hicap hakkındaki kulun menfaati, nizam-ı alemin bu yönlü normal seyrinde, yaratılışın nedeni, neslin idamesi için gerekli!..

 

 

  Erkeğin hayvani arzularından emr-i ilahi dışında kadına eza edilmemesinin nedeni, ziynet mahallerinin na-ehle gösterilmemesi hususunda Cenab-ı Hakk’ın nisa kullarını koruması, muhafazası anlamında uyarısı!.

 

 

  Kullarının maddi ve manevi menfaatleri gereği emr-i ilahi tesettür ve hicab bildirisi...

 

 

   İman eden kullarına ilâhi emir…

 

Kullarının imanlarına ve dünya ve ahiret menfaatlerine uygun, kulun dünya icraatinın tertib-i ilâhiye uyumlu ve kulun dünya yaşantısı için elzem ve luzumlu olduğunun bildirisi ile gazab-ı ilâhi ile korkutulmayan emr-i ilahi!...

 

 

 

 

Allâh’ın varlığına iman eden, yeryüzünde yaşayan, insan olmaya namzet Benî Âdem!..

 

  Ruhlar alemindeki hitab-ı ilâhiye ‘evet’ diyen, cesetlenip, yeryüzünde icraatı ile ahde vefa sadakatine yaşantı hali ile hal cevabı veren kulların ruhaniyeti, cemi kulların ilgileneceği ezel-i ervahdaki ahit-namenin gereği ‘beli’ diyenlerin ödül töreni!...

 

 

  Tesettür ve hicap ayetlerinin dökümanı yukarıya hiç bir yorumda bulunmadan, ayetlerin yerlerini belirterek, olduğu gibi, uzun uzadıya yorum yapmadan yazmaya çalıştım; meal olsun, tefsir olsun mana açık; icraat sizin, hüküm Allâh’ındır!.

 

 

  Amentü’ye iman eden kullarını ilgilendiriyor… Ahir zaman peygamberi Muhammet Mustafa’ya (s.t.a.v.) olan hitab-ı ilâhiyi iyi oku!

 

İmanları zayıf da olsa,  toplumların medeniyette, teknolojide ilerlemiş olanlarına hayranım!

 

 

 

 

 

  Hiç bir toplumda daha henüz tamamı ile yapılamamış ve dedikleri gibi yapılması mümkün olmayan kadın ve erkek eşitliği; tesettür ve hicabı anlayış yönlerine değil… bu yönlü toplumlarda geç de olsa, hatalarını anladılar veya anlıyamadılar, anlasalar da gerçeğe dönüşleri mümkün değil!...

Anlamı her beldede hayli yaygın, görmek için gözlüğe ihtiyaç yok!..

 

 

  Yaydan ok çıktıktan sonra geriye çekmek mümkün mü?!..

 

 

  Zürriyetleri tükeniyor; evliliğin külfeti ve mesuliyetine niçin tahammül göstersin?!

 

 

  Çocuk yapma ve büyütme külfetine niçin katlansın?!

 

 

 

   Daha  ferah  bir  yaşam  için   imkânlar ferahlatılmış ve genişletilmiş olduğu halde,butür 

 

 

 

 

 

emr-i ilahi dışında toplumlarda gençlerin mevcudu azalıyor!Toplum yaşlanıyor; bu gidişle başka ülkelerden gençlerin ithal edildiğini görmek kehanet olmayacak!...

 

 

  Yaşantılarının getirdiği, emr-i ilahi dışında nefislere verilen ferahlık dururken, yirminci asrın gençlerinden sorumluluk altında kıvranmalarını istemek reva mı? İstesen de kabul ettiremezsin; “Geçti Bor’un pazarı, sür eşşeğini Niğde’ye!”

 

 

  Yanlış anlamayasın; kesinlikle din kabul eden lâikliğe karşı değilim!.

 

 

  Nasıl olurum ki, Hz. Allâh’ın Âdem aleyhisselâma verdiği üç emr-i ilahinin hiç unutulması mümkün mü?

 

 

 Tertib-i ilâhi Âdem aleyhisselâmı cennet-i âlâdan yeryüzüne indirince Hz. Allâh buyurmadı mı: “Ekiniz, biçiniz, yiyiniz.”

 

 

 

 

 

  Günah ve ayıp olmuyor mu, şerefli    mahluk, efdal-i mahluk, “Yeryüzünde halifemi yaratacağım” şerefini taşıyan, insan olmaya namzet Benî Âdem?!...

 

 

   Allâh’ın indinde yerini bilesin ki, ebedi hayatında senin için hazırlanan makamını boş bırakmayasın!..

 

 

  Laiklik dinsizlik değil; devlet yönetimini dini kurallara bağımlı kılmamak olduğu gibi.

 

 

   İnanan fert olsun, cemiyet olsun toplumların zararına kullanılmayan emr-i ilahiye ters düşmeyen…

 

 

  Yaşadığı asrın ilmine, lüzumlu tekniğine, gerekli medeniyetine uyumlu olan inançlarına, ibadet ve taatlarına karışmamak da laiklik     değil mi?

 

 

 

 

 

 

 

Bilgiden yoksun kalmış inançlı toplumlara lüzumlu eğitimi vermek ve inançlarına saygılı olmak da laiklik değil mi?

 

 

  Bu yönlü laikliğe hayranlığımı söylerken çok samimiyim, yemin ederim!.

 

 

  Laikliği inançsızlığına kalkan yaparak, kimseye zararı dokunmayan imanlı kimselerin, na-ehli rahatsız etmeyen inançlarını suç işlemiş gibi teşhir edilerek horlanmalarını da tasvip edemiyorum!.

 

 

  Yanlış anlamadımsa, lâiklik demek, yapılan kanun ve icraatlar Hz. Allâh’ın emrine hiç uymayacak demek değil. Nasıl denir? Bütün güzellikler Allâh’ın emr-i ilahisinin zuhuru değil mi?

 

  “Hikmet, mü’minin kayıp malıdır; nerede bulursa alsın”

 

  hitabı davaya ışık tutmuyor mu?

 

 

 

 

  Asrın güzelliklerine uyumludur. Emr-i ilahileri aşkla yaşarsan o güzelliğin kaynaştığı yerin menbaını görürsün!.

 

 

   O bakımdan, Allâh’ın ihsan eylediği emr-i ilahiye uyuyor diye, yaptığı icraat ayetle sabit ise bu mevzuda içtihada yer yoktur!..

 

Kesin hüküm Allâh’ındır.

 

Tefsire ihtiyaç duyulmayan Allâh kelâmıdır!.

 

 

   Bir yerde  nass varsa,  orada içtihat gereksizdir.

 

  Dikkat edelim; gayretullaha dokunmayalım. Yaratanımızı gücendirmeyelim!.

 

 

  Kimseyi yersiz itham etmeyelim. Veya ‘benim düşünceme uymuyor’ diye hiç kimseyi suçlayıp cezalandırmayalım.

 

 

 

 

 

 

 

  Hazreti Allâh inanan kadınlara emir verdiği gibi, dikkat, inanan erkeklerin inanmayan kadınlarına da söyle buyuruyor:Tesettür emrine riayet etmeleri için!

 

 

  Bu bildiride açık nass var, içtihad yapılamaz, yapılsa da anlamsız kalır!...

 

 

  Yukarıda belirttim, tekrar ediyorum: Hazreti Allâh buyuruğunun açık anlamı!

 

 

  Benim emrim dışında başka bir düsturla yaşarsanız, emrimle bağladığım erkeklerin nefsani bağlarını koparırsınız, onlar da sizi incitirler!....

 

 

  Yazmağa gücüm nisbetinde özen gösterdiğim bu kitaba Kur’an-ı Kerim’den, beyan edilen emr-i ilahiyi beşerin hayrına olan,Yaratanımızın uyarılarını, aktarılan belirli ve itimada şayan sahısların  tesettür ve hicap  hakkında  meal ve tefsirlerindeki yazıldığı gibi aynen yazdım!..

 

 

 

 

  Ehlinin ve mesuliyetini müdrik, ilgi duyan ilgilinin bu mevzuda görüş ve anlayışına hürmetkarız.

 

 

  Asrın topluma lüzumlu olan değerlerinden taviz vermiyelim!..

 

 

  Vereceğim kıssadan hisse alalım; dikkat,  kabağın sahibini bilelim!.

 

 

  Yalnız bilmek yeterli görülmeyebilir, gücendirmeyelim, kabağın sahibini!.

 

 

 

 

 

                               ***

 

 

  

   Gençler birbirleri ile şakalaşarak gidiyorlardı.

İçlerinden mukallit biri arkadaşlarını güldürüp memnun etmek kasdi ile, saçı dökülmüş, kafası açık, yerde oturan bir garip ve masumun başına:

 

 

   --Kabağa bak! diye şiddetle öyle vurdu ki!...

 

 

   Canı acıyan garibanın gözleri yaşardı, gençlerin gülme çığlıklarından şımarıklıklarından korktu, sesini çıkaramadı. Nasıl çıkarsın gariban!..

 

 

   Manevi hak hukukdan habersiz o mukallidin, mazlumun kafasına vurduğu koluna şiddetli sancı girince, ister istemez bu mevzuda günahı olmayan, yegane günahı güçsüzlüğü ve aczinden idi zavallının, özür dilemek için adama, masum bir eda ile:

 

--Ben sana şaka yaptım; bana gücendin mi? Demez mi!

 

  Başının sersemliği henüz geçmemiş zavallının:

 

--Haddim mi sana gücenmek? Ben zayıfım. Sen taraf-ı etrafınla çok güçlüsün. Bu kabak benim imiş gibi görünse de, emanettir; kabağın gerçek sahibi var, o gücenmiştir!

 

 

 

                                      ***

 

 

 

   Makamı  cennet  olsun, Mustafa Kemal Atatürk’ün vaktinde yapılan devrim ve icraatlarına hayranım!.

 

 

  Bazı yeniliklerin devamını o müstesna insan da istemiyordu. Merhum İsmet İnönü’nün bu           yönlü bildirisini sayın Bülent Ecevit gazetelerde neşrettirdi...

 

 

   Bin iki yüz kusur senedir ‘fitne oluyor’ diye içtihatsız bırakılan cümle şer’î muamelâta tabi olan ve olmayan hükümler, zamana göre şeriat-i garrayı ölçü ve hesabını, idarecilerin işlerine geldiği gibi, topluma maledilmeyi emr-i ilahiye uygunmuş gibi toplumların yaşantılarına malettirmeleri, gerçek ulemayı, mesuliyetini müdrik toplumların idarecilerini de müşkül durumda bıraktığı gerçek!,

 

 

  Hulasa edersek; Şeriat-i Muhammediyye’de dahi, evvelki şeriatler de içtihatsız bırakıldığı gibi, zamanın uyumsuzluğuna itilmiş.

 

 

 

 

 

 

  Zamanın değişimini, hesaba katmadan, bu mevzuda, cümle şer’î hükümler içtihatsız bırakılmışlar, maalesef!...

 

 

  Bu arada emr-i ilahilerde akıl ve mantık ölçüsü ile ölçülmeye başlanmış!..

 

 

  Lutfen dikkat edilsin; zamana ve emr-i ilahiye ters düşmeyen tesettür ve hicab ayetleri hakkında ayet-i kerimeler mevcut olduğundan, içtihada tabi değillerdir!.

 

 

  İyi dikkat edilirse, fert olarak iman eden hanımlara olduğu kadar, iman etmeyenlere değil hitab-ı ilâhi.

 

 

  Yalnızca kulunu uyarıyor Hz. Allâh!..

 

 

Tekrarında faide görüyorum: Ekseri ayetler gibi ahirette çekeceği azabı değil, dünya hayatının eza ve meşakkatli geçeceğinin uyarısı var!..

 

 

 

 

İman eden erkeklerin, iman etmemiş hanımlarına da ziynet mahallerini na-ehle göstermemelerini emrediyor Hz. Allâh!..

 

 

  Bu emre riayet etmelerini Peygamberimiz Efendimize bildirmesini emrediyor Hz. Allâh!..

 

  Hanımların şahsına olduğu kadar, mesullerinin ilgilerine bırakılmış!..

 

Ayetle sabit olup içtihadi hüküme tabi değildir!.

 

 

  Bu durumda katılıklardan kaçman gerektiği gibi, ‘bu bildiriden tamamı ile feragat edin’ demek kimsenin haddi değil!..

 

  Emr-i ilahi de bu türlü iddiaya yer vermez!

 

 

   Tesettür    ve    hicabı   benimsemeyen  toplumların, zamanın medeniyet ve teknolijisine yaraşanının lüzumlu olduğunu   iyi   anlamış olduğu halde, emr-i ilahiye ve nizam-ı alemi tanzimine  yaşantıları ile ters düşenlerin tamamı

 

 

 

 

ile dünya hayatında mesut ve bahtiyar olduklarını kimse söyleyemez!.

 

 

  Dünya hayatının ebedi hayat için tanzim edildiğini idrak edip, bu türlü emr-i ilahilere dikkat etmekliğimizin bilincine muttali isek, emr-i ilahiyi umursamayan toplumların hallerini fazla incelemek gereksiz!..

 

 

  Zamana uyumlu, medeniyeti, teknolojiyi kabul edip, geri emr-i ilahiyi nizam-ı alemi dışlayacak olur isek, kalan görünüm elbette iç açıcı olmayacaktır!.

 

 

Yaşadığın asrın penceresinden seyreyle: Ellerinde ne kaldı? Görünen manzara aşikar değil mi? İzahına ihtiyaç gerekli mi?...

 

 

  Çünkü örneği taklit de olsa, bizim, toplumlarda bariz görülmese de o yönlü noksanımız olmakla beraber,bizde de gayr-i meşru görünen yaşantılarına,hemen uyum sağlamamıza söz söyletmeyiz!..

 

 

 

 

  Amma yaşadığı asırda Benî Âdem’in hayrına, uygun olan dünya yaşantısını onlar kadar maalesef tanıyamadık ve anlayamadık!..

 

 

  Teknoloji kültür ve medeniyet leri de, her hallerini de devamlı küfürle itham ettiğimiz toplumların, ahir zaman ümmetine en son zamana uyumlu Şeriat-i Muhammedî ihsan edildiği halde, daima küfürle itham ettiğimiz Ehl-i Kitab’ın teknoloji ve asra uyumlu, lüzumlu medeniyetine her nedense ters baktık, gerçeklere garip kaldık!..

 

 

  Bu yanlış tutumumuzla beğenmediğimiz toplumların gerilerinde kaldık!..

 

 

  Halâ çarpık düşünce ve halimizin bilincinde değiliz neden?!

 

Asrın gerektirdiği olmaz ise, olmaz yönünü taklidi de olsa onlar gibi yaşamaya mecburuz!.

 

 

 

 

 

   İşte bunu fer’den anlayamadığımız gibi, anlatamadığımız kitleler bizde sayamıyacağın kadar çok maalesef!..

 

 

   Hz. Allâh’ın haram kıldığı belirli yaşantıılardan kaçınalım; Allâh, haram kıldığı için!...

 

  Bu minval üzere yaşandıkca bariz ve açık göreceğiz ki, cümle kulların beşer olarak bu yasaklardan kaçınmamız, iki cihanda da kul için tanzim edilmiş olup, rahmet-i ilâhiyeye nail ve malik olmamız elzemdir; iyi anla!..

 

 

 

  Prof. Dr. Süleyman Ateş Hocaefendi,  Tefsir, Enam Suresi üçüncü cilt 253’ncü sahifede şöyle belirtiyor:

 

 

  Aslını bozmadan bazı yerlerini özetlemeye özen göstereceğim:

 

 

 

 

 

 

 

 

  Hz. Allâh’ın yasak kıldığı şeyler:

 

  Allâh’a hiç bir şeyi ortak koşmayınız.

 

  Anneye babaya iyilik ediniz.

 

  Fakirlik korkusu ile çocuklarınızı öldürmeyiniz.

 

  Fuhuşların açığına da, kapalısına da yaklaşmayınız.

 

  Allâh’ın yasakladığı cana kıymayınız.

 

 

  Surenin bu ayetinde bütün şirk türlerinin haram olduğu belirtilmekte.

 

 

  Allâh’a hiç bir şeyin: ne putların, ne yıldızların, ne cinlerin, ne meleklerin, ne de Allâh’ın oğlu, kızı sanılan şeylerin Allâh’a ortak koşulmaması emrediliyor.

 

 

 

 

 

 

  Hazreti Allâh’ın sonsuz afv ve mağfiretinden bahsederek, kulun Hz. Allâh’a karşı yapacağı kulluğun özetini veriyor.

 

 

  Ebuzer Gifâri (r.a.), Allâh’ın elçisi (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu anlatır:

 

 

Cebrail bana geldi,

 

“Allâh’a ortak koşmayarak ölen kimsenin cennete gireceğini müjdeledi.”

 

 

Ebuzer diyor ki: 

 

--Zina etse, hırsızlık etse de mi?

 

--Zina etse, hırsızlık etse de! dedi.

 

--Zina etse, hırsızlık etsede mi? Dedim.

 

--Zina etse, hırsızlık etse de! dedi.

 

Merakımdan gene sorunca Peygamber (s.a.v):

 

--Ebuzer’in burnu yere sürtülse de! demiştir.

 

 

 

 Sakın Ebuzer Gifâri (r.a) Efendiyi suçlamayasın.

 

  Bilâ istisna cümlemiz ayni hissi nefsimizde taşımıyor muyuz?

 

 

  Bilmediğini ‘biliyorum’ zannederek, Cenab-ı Hakk’a karşı, olaylara itirazsız geçen gününü hatırlayabiliyor musun?!...

 

 

   Mübarek kardeşim! Hz. Allâh’ın rızasını kazanıp, kulluk vecibesini emr-i ilahiye uyumlu yerine getirmek ne kadar kolay görülüyor değil mi?

 

 

  İbadet ve taatın her şeyin özü olduğunu zannederiz! İyi dinle:

 

 

  Her yapılan emr-i ilahiye uygun ibadetler ve taatlar araçtır ve gereçtir! Amma Yaratanına şirk koşmadan, kasdi ilâhiye nail olman ve sırat-ı müstakim üzere yaşaman için…istenilen budur, amaçtır!

 

 

 

 

  Şirksiz sırat-ı müstakim üzre geçirilen hayat amaca nail olmuş hayattır!..

 

 

  Geçici dünya hayatının son anına kadar, Yaratanına şirk koşmadan verilen ömrü devam ettirebildinse…

 

 

  Kuldan istenilen imanın özü,dünyanın yaratılış sırrı, hulâsa-yı iman,yaratılışındaki amaç sende tahakkuk etmiştir!..Mübarek olsun!..

 

 

   Hemcinsine örnek olacak dünya ve ahiret hayatına Halik-ı Zülcelâl ‘sırat-ı müstakim’ buyurdu. Mübarek, örnek insan!..

 

 

Örneğin:

 

 

Beyazid-i Bitami (k.s.) vefatında Hazreti Allâh “bana ne getirdin?” diye sordu.

 

 

 

 

 

 

Beyazid-i Bistami:

 

 

--Ya Rabbi! Elim boş, yüzüm kara; huzuruna kulluğumla geldim. Dünya hayatımda Zatına şirk koşmamaya dikkat ettim ve şirk koşmadım, bununla övünürüm!.

 

 

Hz. Allâh:

--Şirk de koştun, ya Beyazid! Falanca zaman demiştin ‘süt içtim de, karnım ağrıdı’ diye!.. Sütte ne güç gördün? Sana yaşadığın geçici hayatında gücün ve kuvvetin ancak bana mahsus olup, beşerde görünen her şeyin fer’î olduğunu hakka’l-yakın göstermedim mi?!.. Sütte ne güç gördün?!.. Yarattığım sebeplerdeki fer’î zuhuratı Zatî gücümle eşdeğer mi gördün?!.. Sütte güç gösterdin, bu noksan görüşün Zatıma şirk değil mi?!..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                                        

                                  ***

 

 

  

 

   Cebrail (a.s.)’ın Peygamberimiz Efendimize sırat-ı müstakîmin özet olarak, Allâh’a şirk koşmamak olduğunu beyanı, beşere yansıyan yönünü anlatmaya çalışıyorum.

 

 

   Beyazid-i Bistami (k.s.)’ye yapılan hitabının muhatabı sen değilsin. Çünkü Beyazid’e açılan rahmet-i ilâhiye sana açılmadı, o yönlü rahmet-i ilâhiyenin garibisin. Hem de o gibi hatalardan mazursun. Buna rağmen gene dikkat et!..

 

 

   Efendimiz Hazreti Muhammet Mustafa (s.t.a.v.) buyurdular ki:

 

 

  Zorlaştırmayın, kolaylaştırın; genişletin, daraltmayın; ikrah ettirmeyin, sevdirin.

 

 

 

 

 

 

  Peygamber Efendimiz bir kısım ashabı ile pazar yerinden geçiyorlardı. Bir kadın çocuğunu kaybetmiş, perişan gözyaşları ile çocuğunu arıyordu. Nihayet buldu çocuğunu. Öyle bağrına bastırdı ki ‘yavrum!’ diye!..

 

 

  Bu olay karşısında, gözleri yaşaran Peygamberimiz Efendimiz ashabına hitaben:

 

 

--Bu kadın çocuğunu ateşe atar mı?!..

 

--Hiç atar mı ya, Resulallâh?!.. Evlâdına olan şu muhabbete bak! Deyince, Efendimiz buyurdular ki:

 

--Bu kadının çocuğuna olan sevgi ve muhabbeti, Hazreti Allâh’ın kullarına olan sevgi ve muhabbetinin  bir  zerre zuhurunun görünümü!..

 

 

Yalnız ve yalnız insan olmanın zevkini taşıyan Benî Âdem’e ihsan eylediği rahmet-i ilâhiye,

 

 

 

 

 

yarattığı hiç bir mahlukuna verilmedi; ihsan edilen rahmetin insandaki zuhuru, görülen tecelliyat-ı ilâhiyenin mevcudiyetinin zuhuru kadarı başka yaratıkta görülmemiştir!.. Görülmeyecektir de; Çünkü yaratılışın nedenidir insan olmuş Benî Âdem!...

 

 

Hazreti   Allâh   kullarını  rahmetinden  yarattı!..

 

 

   Yaratılışın nedeninin bariz görülen zuhuratın rahmet-i ilâhiye olduğunu göremeyen, yalnız ve yalnız gazab-ı ilâhiye her haliyle dönük olanlar…

 

 

  Bismillâhirrahmanirrahim

 

 

  De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allâh’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü Allâh bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki o çok bağışlayan, çok esirgeyendir!...

 

                                             (Zümer  Suresi, 53)

 

 

 

 

   Hazreti Allâh’ın sonsuz afv u mağfiretini iyi anla!

 

 

   Bu rahmet-i ilâhiyeden habersiz, nehy-i ilâhi ile ömrü geçen insanlar verilen ömrün aydınlığından habersiz, yalnız karanlık yönünün hayranıdırlar!

 

 

  Rahmet-i ilâhiyenin bu görünümünden başka bir hal tanımadıkları halde, alim geçinenler hakikatın cahilleridirler!

 

 

  Bu kişilerin umumiyetle anlatışlarından, sanırsın ki ‘Hazreti Allâh cemî kullarını cehenneme koymak için yarattı!’ anlamı çıkar izahlarından ve yaşantılarından.

 

 

   Zannedersin ki rahmet altarnatifi küfre yönelik! Öyle şeyler halketmiş ki Yaratan ‘kullarından hınç almak için!’ Yaratılmış gibi görünüm sahneleri!...

 

 

 

 

 

 

 

   Kulu, Allâh’tan uzaklaştırmalarına, cehlinden ‘yaklaştırdım’ zevki ile dört köşe olunduklarını da bu tür kişileri her sahnede aşikar görmek mümkündür!.

 

 

  Bilmezler ki başka mahlukata verilmeyen rahmet-i ilâhiye insan olmaya namzet Benî Âdem’e bahşettiğini!.

 

 

  Dünya hayatının her zuhuratında tecelliyat-ı ilâhiyenin zuhuru görüldüğü gibi değil mi?!..

 

 

   İlme’l-yakîninle, ayne’l-yakin ve hakke’l-yakin zuhurunu, ilminde yeri görülmeyen  manayı hakiykatı hocam, zahiri ilminle nasıl anlayacaksın, neyi anlatacaksın?!..

 

 

  Hurafaya ve katılığa da kaçmadan, Hz. Allâh’ın tefsire ihtiyaç duyulmayan, her yönlü ilme açık buyruğunu görmekten ve anlatmaktan niye çekiniyorsun?!..

 

 

 

 

 

  Tesettür ve hicap ayetlerinin tefsire ihtiyacı olmayan emr-i ilahiyi gazab-ı ilâhiye girmeden, olduğu gibi anlat ki, cümle Allâh’ın kulları tarafından bilinsin de, her kul Hz. Allâh’a inancı nisbetinde, bildirilen emr-i ilahiyi yaşama zevkine ersin!...

 

 

  Bu hususta hitab-ı ilâhiler o kadar açık beyan edilmiş ki!

 

 

  İzaha ve tefsire muhtaç değil! Yalnız Arapçası Türkçeye iyi tercüme edilsin. Tesettür, hicap ayetleri kulun yaşantısını felç etmek değil, haşa!

 

 

   Hz. Allâh’ın yaratmış olduğu, insan olmaya namzet Benî Âdem’in dünya hayatında nasıl yaşaması gerekir? bu düstur ve nizamı bi-zatihi ihsan ediyor!

 

 

  Bu emr-i ilahiye kimlerin uyup uymuyacağını açık, sarih bildiriyor.

 

 

 

 

 

 

  Maalesef gerçekleri anlatırken her şeyin ifratına kaçıldı; asrın icaplarını emr-i ilahinin katı kurallarla dejenere edilmesi gibi!..

 

 

Emr-i ilahiye olsun, zamana uyumlu yaşam tarzı olsun, bunlardan uzak kalmış toplumların yaşantısına özlem duymanın nedenini de anlamak mümkün değil!...

 

 

  Geçici kurallarla, amma tekrar ediyorum, geçici bir zaman için inanç, hürriyetini tamamı ile tahrip değil de zedelenerek devrimler elzemdi ve öyle oldu.

 

 

  Çünkü Şeriat-i Muhammediye’de bin iki yüz senedir içtihat kapusunu kapattılar, ‘Fitne oluyor’ diye!.

 

O zamanın uleması dört imamdan başka imam tanımadılar, Ümmet-i Muhammed’i de asra uyumsuz, zamana göre de içtihatsız, bu yönlü bilgisiz bıraktılar!..

 

 

 

 

Bilge kişi yeniliklere gözünü kapatır,

kulağını tıkarsa,zaman zaman sanat

değerini kaybeder.Alıcısı kalmaz.

Tahammülü ğüç hadiseler hayatı

çekilmez hale getirir.

 

Çünki Müşteri dünü düşünen değil ,

Yaşadığı günü idrak eden insandır.

 

Allah’ın tertip ve tanzimi böyledir.

İnsanın fiziki durumu da , hücreleri de daima değişir

Bir kararda kalan Hazret-i ALLAH’tır.

 

Geçmişi geri getiremezsin.

İstikbal yani gelecek ALLAH’a malum olup,

Hal bugündür.Günü yaşa …

 

 

                H.Gâlip Hasan Kuşçuoğlu

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                          A T A T Ü R K

 

                                  V E

 

                                  D İ N

 

 

 

   Makamı cennet olsun, büyük insan Mustafa Kemal Atatürk bu noksanlığı düzeltmeyi üstlendi ve başardı sayılır. Çünkü bu icraat her şahsın yapacağı basit bir icraat değildi!..

 

  Bu icraatı yapabilmek için evvelâ Allâh’ı bilmesi, tabi olup kabullendiği peygamberini, peygamberinin getirdiği şeriatını bilmesi ve kul

 

 

olarak şahsının yaratılışındaki sırr-ı ilâhiyi bilmesi gerekli idi. Tedrisatı ve imanı müsaitti. Bu ilme yabancı değildi, biliyordu!..

 

 

  Atatürk’ün, yaşadığı zamanın ulemasına kulak ver:

 

 

  Ataya, itifaken ‘mehdi, resul’ demişlerdi!..

Nutuk’larını da iyi oku, anlarsın!..

 

 

Zamana uyum sağlamaya çaba gösteren, vatanın gerçek evlatlarını minnet ve rahmetle anıyorum.

 

 

Çünkü o büyük insandı. Aklı ermeyenlerin dinsiz zannettikleri; çıkarlarına kullananların zannettiği gibi dinsiz hiç değildi!.

 

 

  Edindiğim intibaya göre ‘dindardı’ dersem mübalâğa etmiş sayılmam.

 

 

 

 

 

 

  

   Tekrar ediyorum; ‘zamanının mehdi resülü’ diyorlardı, dindar büyüklerim.

 

 

   Tevatüren hakkında söylenen menkıbelerin canlı şahidiyim.

 

 

  Muhafız erlerinden bir tanesi şöyle anlatıyordu:

 

 

  Sabaha kadar masa başından kalkamadılar. Alaca karanlıkda dışarı çıktı. Bataklık gibi olan Yenişehir tarafına doğru gidiyordu. Ben arkasını takip ettim, vazifem icabı. Geriye dönmeden, bana gelmememi söyledi. Ben görünmeden takibe devam ettim. Durdu bir yerde, yönünü dönmeden ‘yaklaş!’ dedi.

Biraz daha yaklaştım.

 

 

Gür bir sesle:

 

--Uhud Savaşında Hazreti Resulullah düşmana yalnız gitti; neyine güveniyordu? Neye sığınıyordu? Hazreti Allâh’a değil mi? Ben de Allâh’a sığınıyorum, rahat bırak beni!...

 

 

 

  Muhafız öyle diyordu: “Vücudum sarsıldı, ister istemez geri çekildim.”

 

 

  Medyada Fatih Çekirge’nin programında bu gerçeği anlatmak bana nasip olmuştu:

 

 

(Prof. Dr. Hanif Faruk, Urduca Yayınlarında Atatürk, An. Ün. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Yayınları, 1979, s. 102’de mevcuttur.)

 

 

  Atatürk vefatından on beş gün evvel Dolmabahçe Sarayında hasta yatarken, zamanın hariciye vekili ve başbakanına:

 

 

“İslâm alemine mesaj veriyorum, bildirin” demişti. Ne yazık ki bildirmediler!..

 

 

  Dünyaya bildirilmesini istediği gerçeği o büyük insan şöyle yazdırıyordu:

 

 

 

 

 

 

 

                                  

 

                              ***

 

 

     Bütün dünya müslümanları!

 

 

    Allâh’ın son peygamberi Hazreti Muhammet (s.t.a.v.)’in gösterdiği yolu takip etmeli ve verdiği talimatları tam olarak tatbik etmeli!

 

 

  Tüm müslümanlar Hazreti Muhammed’i örnek almalı ve kendisi gibi hareket etmeli!

 

 

  İslâmiyet’in hükümlerini olduğu gibi yerine getirmeli.

 

 

  Zira ancak bu şekilde insanlar kurtulabilir ve kalkınabilirler.

 

                                     

                                     ***

 

 

 

 

   Ayrıca Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınlarından, Atatürk ve Din Eğitimi (Ahmet Gürtaş) kitabında bütün şahitleri ile görebilirsiniz: Aynı kitapta üçüncü hatıra.

 

 

  Geçtiğimiz yıllarda yüz yaşını geçgin olarak İstanbul Merkez Efendi imam hatibi iken vefat eden, Cumhuriyetin ilânından önce İstanbul’da şeyhülmeşayıh ünvanı ile anılan Nurullah Efendi, özel doktoru Prof. Dr. Naci Bor Efendiye şu olayı bizat kendisi anlatıyor:

 

 

  Nurullah Efendi, Atatürk’ün sekreteri olan amcazadesinden kendisini Atatürk’le görüştürmesini ister. O da Nurullah Efendiyi Ankara’ya davet eder.

 

 

  O günlerde Atatürk bir vesile ile resepsiyon vermektedir.

 

 

 

 

 

 

 

   Sekreter, Nurullah Efendiyi Atatürk ile resepsiyonda karşılaştırarak görüştürmeyi pilânlar ve bu maksatla resepsiyona Nurullah Efendiyi davet eder. Arzu edilen bu görüşme gerçekleşir.

 

 

 Ve Atatürk, Nurullah Efendi ile bir köşede hayli sohbet eder.

 

 

  O günlerde türbe, tekke ve zaviyeler kapatılmış bulunmaktadır!

 

 

  Söz buna intikal edince Atatürk, Nurullah Efendiye der ki:

 

 

  --Efendi Hazretleri! Tekke, türbe ve zaviyeleri ben kapattım! Allâh bana ömür verecek mi? Bilmiyorum; ama şayet ömrüm olursa, günü gelince bunları yine ben açacağım!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  Atatürk bu hakikati gerçek şeyh efendiye ifşa etti.

 

 

  Bir benzeri olay:

 

 

 Atatürk, Mevlâna Celâleddin-i Rumi Hazretlerini ziyaret ettiğinde:

 

 

--Sen rahat uyu, ey koca şeyh! Bu icraatım sizlere değil.

 

 

 Dediğinin gerçek yüzünü bilesin!...

 

  Zira tertib ve tanzim-i ilâhi olan zuhuratların salikleri, haddi aşmadıkça kul ferden ve cemi, Allâh’ın muhafazasındadır!.

 

  Allâh’ın tertıbini bozma ve kaldırma gibi, duygu ve hislerde o gerçek insanlardan uzak düşünülür!

 

  Toplumlar emr-i ilahiye muti, zamana uyumlu yaşadıkları müddetçe, hiç düşünülmesin ki rahmet-i ilâhiye gene ihsan edilmez mi?                           

 

 

 

diye, yaptığın beşerî zaafın mahsülü hatalarından dolayı Hazreti Allâh’ı itham etmeyi bırak!...

 

 

  Yolunu şaşırmış nefsini emr-i ilahiye uyumlu kılmaya çalış. Sırat-ı müstakim üzere gitmeye alış!

 

 

   Atatürk’ün hayatında iman yönünde metafizik olaylardan internette de mevcut, manevi zevkini aldığım, yabancısı olmadığımız bildirilerin bir kaçını yazmadan geçemiyeceğim:

 

 

  Memleketin her tarafında çetin bir mücadele ve mukavemet başlamıştı. Ankara bir kurtuluş burcu ve Mustafa Kemal’in adı bir bayrak olmuştu… Antep mücadele günlerinin acı bir devresiydi. Memlekette istiklâl şuurlaşmış, topyekün bir vuzuh kazanmıştı.

 

 

   O zaman ilkokulun ihtiyat sınıfında idim. Bir sabah okula geldiğim zaman çocukların bahçede toplanmış olduğunu gördüm.

 

 

 

 

 

  Din dersleri muallimi Hafız Halil efendinin konuşacağını söylediler.

 

 

 Halk da okulun bahçesinde toplanmıştı. Az sonra Hafız Halil Efendi kürsüye çıktı, titrek fakat heyecanlı bir sesle:

--Din kardeşlerim! Sizi Şeyh Sünusi Hazretlerinin bir tebşiri için buraya topladım, Dedi ve şu vakayı anlattı:

Şeyh Sünusi Hazretleri bir gece Peygamberimiz’i rüyasında görmüş ve koşup elini öpmek istemiş. Peygamber kendisine sol elini uzatmış!

Buna şaşıran ve mahzun olan şeyh, Peygamber’e hiteben:

--Ya Resulâllah! Niçin sağ elinizi vermediniz?!.

Diye sual edince, şu cevabı almış:

--Sağ elimi Ankara’da Mustafa Kemal’e uzattım!

Bu rüyayı anlatan Hafız Halil Efendinin elleri, çenesi ve dili titriyordu! Gözleri dolu dolu oluyordu. Hitabeti kalabalığı etkilemişti. Birden gür ve imanlı bir sesle:

--Ey ahali! Mustafa Kemal muzaffer olacak! Peygamber Efendimiz’in sağ eli onun elindedir! Buna iman edin!

Diye haykırdı ve kürsüden indi.

Sonradan öğrendiğime göre merhum Hafız Halil Efendi bu rüyayı camide vaaz etmiş ve onu imanlı tefsirlerle tamamlamıştır.

Gene İstiklâl Harbi günlerinde.

Atatürk, günlük çalışmalarının büyük bir kısmını yürüttüğü ve bugün müze olarak değerlendirilen Ankara tren istasyonundaki evde, bir sabah erken kalktığı bir sırada, Çavuş Ali Metin’e “acele olarak Fevzi Paşa’yı telefonla ara, bul ve hemen buraya gelmesini söyle!” diyor.

Ali Metin, Fevzi Paşa’yı telefonla arayıp bulduğunda, Fevzi Paşa da Atatürk’ün yanına gelmek üzere hemen evden çıkmakta olduğunu söylüyor.

Fevzi Paşa, Atatürk’ün yanına gelince, Atatürk ona bir kağıt kalem uzatıp:

--Bugün gördüğün rüyayı yaz ve bana ver! diyor.

Kendisi de bir kalem kağıt alıp aynı şekilde o gün gördüğü rüyayı Fevzi Paşa’ya vermek üzere yazmaya başlıyor.

Yazma işi bittikden sonra birbirine bakıp sevinçle gülümsüyorlar!

Her ikisinin de yazdığını kendi kağıtlarından okuyan Ali Metin her iki kağıtta da şu rüyanın yazılmış olduğunu görüyor:

Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Hacı Bayrâm-ı Veli’ye diyor ki:

--Mustafa’ya söyle, korkmasın; sonunda zafer onların olacak!

Bilindiği gibi, aynı gecede rüyalarında Hz. Peygamber Efendimiz  (s.a.v.) Hacı Bayram-ı Veli’ye bu sözleri söylerken gören bu iki muzaffer kumandanın o günkü isimleri “Mustafa Kemal” ve “Mustafa Fevzi”dir!

(Ahmet Gürtaş, Atatürk ve Din Eğitimi,  s. 160-161.)

Cennet-mekân Atatürk’ün yaşantısında açık görülen manevi, dindar kesim, kültürlü halk arasında tevatüren anlatılan dini duyguların ve yaşantıların aleyhinde hiç bir zaman bulunmadığının kanıtları sayılamıyacak kadar çoktur.

Buraya ancak bir kaçını yazdım. Kanıtlamak istediğim şudur ki; Kemal Atatürk bazı çıkarcıların kendi düşünce menfaatlerine ortak gibi göstermeye çalıştıkları gibi haşa ‘dinsiz’ olmadığı gibi, asra uyumlu Muhammedi Şeriatına hayranlığının ifadesi değil mi?!.. Yaptığı icraatlar buna dönük değil mi?!...

Elini vicdanına koy, öyle konuş:

Atatürk dini kuralların esasına dokundu mu?!..

Teknolojiye, asra uyumlu, medeniyetin hayranı, Allâh’a iman etmiş bir ferde veya topluma, bu saydığım meziyetler dışında bir şey kabul ettirebilir misin?!..

Hatta onu tatmin edecek şekilde, küfre dönük bir olayı, rahmetmiş gibi anlatarak kabul ettirmen mümkün mü?! Bu gücü naçiz şahsında görebiliyor musun?!...

Ne kadar iyi niyyetle yapılır ise yapılsın, halk nazarında devrimler hiç bir zaman yüzde yüz tasvip görülmediği gibi, devrimlerin her zaman halka ters düştüğü vakıadır!

Şöyle de söylenir: Devrimler kırk seneyi geçip, hala çoğu halkın beğenisinde tasvip görmedi ise devrim geçerliliğini kaybeder!

Milletin hayrına iken, halkın kırk senede benimseyemediği devrimlerin devam etmesinin ekseri halk indinde zulme dönüştüğü kabul edile gelmiştir!

Hazreti Allâh’ın tertibi olan, sonra gelen elçilerine ve ümmetlerine her asırda takınılan, hakikat dışı cehlin görünümü, çirkin tavır ve gayrıya tarih boyu reva görülen muamele, malum tarihe maledilen acı sahifeleri her zaman görmek mümkün!..

Medeniyete doğru yürüdüğünü zanneden, yalnız teknoloji ve bazı ilerlemelerinde muvaffak oldukları inkar edilemez, emr-i ilahiye yeteri kadar uyum sağladığı da söylenemez. Zaman zaman gerçeklerden habersiz, şeriatlarından habersiz, ‘Hz. Allâh’a vardır’ diyenlerin, Allâh’ın bildirisi ‘müslüman’ olduklarından habersiz!...

‘Elçilerimi birbirinden ayrı görmeyin’

Hitab-ı ilâhisinden habersiz!...

Hiçbir peygamberin ilâh olmadığından habersiz!...

Allâh elçileri birbirinden farklı değil, hitabından habersiz!..

‘Dinde diyalog’ kelamını çok duyuyoruz, amma ondan da habersiz!...

Amma ahir zaman peygamberi ümmetine ‘haçlı seferi’ düzenlemekte mahir!..

‘O günler geride kaldı, bugün şeriatlar arası diyalog’ avutmaları devam ederken!...

Bu sefer başka taktikle ahir zaman peygamberi Hazreti Muhammet Mustafa Efendimiz’i (s.a.v.) karikatürize eden ‘haçlı seferi kalıntıları’na sorula bilse:

Ne demek istiyorsun?! Neyi kanıtlamaya çalışıyorsun?!..

Ya Rabbi! Kullarına şuur ver.

Emr-i ilahine ters düşmeyen görüş ver de, bitsin artık vahşi ve zalimane düşünce ve icraatlara dönük fitne!...

Bunlar beynelmilel fitneli nabız yoklaması.

Dikkat et, ya Ümmet-i Muhammet!..

Dikkat et, ya ehl-i iman, ya ehl-i islam, Ehl-i Kitap!

Peygamber efendilerimizin kimliğinden habersiz, fitne üreten zalımların oyununa gelmeyiniz!..

Anlaşılsın ve bilinsin artık: Ehli Kitab’ın,              ‘Allâh vardır’ diyenin “müslüman” olduğu, müslümanlarınsa kardeş olduğu…

Ahir zaman peygamberi Muhammet Ümmeti! Bu gerçeği ilân edip, ‘İslam’ın beş şartı var!’ demekten vazgeç!..

Emr-i ilahiyi ilân et!

Duyurmak sana düşüyor, vazifeni yap, zaman geçiyor!.

Birbirinizin ocağını söndürmekle emr-i ilahiye uyduğunu sakın söylemek gafletinde bulunmayasın. Bu zihniyetler tarihin karanlıklarına gömülmeye mahkumdur;       bitsin artık!...

Bu karanlığa iltifat etme, yeter!..

Bu icraatın gerçeği senden duyulsun, ey Muhammedî! Dünyaya, normali bu değil mi?...

O günleri yaşadım ve bu hallere şahidim.

1930 senesi 11 yaşıma yeni girmiştim.

Atatürk, Samsun’a geldiğinde babam Belediye’nin karşısındaki büyük hamamı işletiyordu.

Ben Bozkurt İlkokulu üçüncü sınıfında idim. Okulumuz Gazievi’ne yakındı. Arkadaşlarla Gazievi’ne olayları yerinde görmek için gittik. Çok geçmeden üstü açık arabası yanımızda durdu. Halk yetişene kadar bir hayli konuştu bizimle.

Ben hep şahsını temaşa eyledim; Ata’yı o tarihte yaşlanmış ve bitkin gördüm!..

Çok partili demokrasiye geçiş yapmıştı, Harbiye’den okul arkadaşı Fethi Okyar’a parti kurdurmuştu!.

Parti dört ay devam etti. Samsun belediye seçiminde kadınları ıssız odaya koyarak oy kullanmasını kabul edemiyen kara denizliler isyan ettiler!.

Atatürk gece Samsun’a geldi, olayı bastırdı ve partiyi kurucusu Fethi Okyar’a kapattırdı!

Atatürk’ü iyi anlasınlar diye, yanlış düşünen dindar insanları uyarmak kasdi ile, şahsıma bahşedilen manevi vazifem icabı zuhuratlarla az da olsa gerçekleri yazmaya çalıştım, inşallâh anlaşılır da, Allâh’ın rızasına uyumlu amellere nail olunur!..

Hocam, İslâm’ı Hz. Allâh’ın bildirdiği gibi anlat da, yalnız Ümmet-i Muhammed’e değil, bütün dünya Din-i İslâm’ın hiçbir kavmin tekelinde olmadığını, umuma bahşedilen tek dinin İslâm olduğunu bilsin cümle Allâh’ın kulları, insan olmaya namzet  yaratılan Benî Âdem’e her Allâh’ın kuluna ‘kafir, gavur, gayr-i müslim’ deme günahından kurtulsun!..

Hele, olmadığı halde, Din-i İslâm’a malettiğin, İslâm’ın manası ile ilgisi olmayıp, Hazreti Allâh’ın muhip, müttaki, ittika sahibi, mü’min kullarına bahşeylediği ihsanını...

‘İslâm’da beş şart var’ diye, İslâm’a malettin ve dünyaya kabul ettirdin, güya! Netice nasıl tahrifat oldu?! Cesaretin var mı, şimdi Hazreti Allâh’ın bu yönlü bildirisini, gerçeği bilen toplumlara anlatabilecek misin?!...

Halâ İslâm’ı bir zümreye maledip, kıyamete kadar tekelinde tutabilecek misin?!..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                          İ S L A M ’ I N

                      

                        B E Ş    Ş A R T I

 

                             Y O K T U R !

 

 

 

 

İSLAM’IN BEŞ ŞARTI YOKTUR

 

‘ALLAH VARDIR’ DİYEN MÜSLÜMANDIR

 

Cenab-ı Zülcelâl Hazretlerinin bildirisi:

 

‘Allâh vardır’ diyene, isterse bunu söyleyen kimsede daha imanın eseri görülmese, bedevi dahi olsa!..

 

Söyle ona ‘İslâm’a girdim’ desin, ‘müslüman oldum’ desin! Daha iman kalbine yerleşmedi. Amma ‘Allâh var’ dedi, ona ‘müslümansın’ demen gerekli; emr-i ilahi bu vecihledir.

 

 

 

 

Emr-i ilahi bu minval üzere iken, kula ‘müslüman’ denilmemesi için, beş şartı Hazreti Allâh’ın bu bildirisinin neresine uygun gördün de, cümle kulların yolunu içinden çıkılmaz hale getirdin?!..

 

   Bu yanlış düşüncen ve bildirinle, Ümmet-i Muhammed’i bütün şeriatlara düşman kıldığın gibi, cümle şeriatları da Ümmet-i Muhammed’in şeriatına düşman eyledin!..

 

   Emr-i ilahiyi kullarına tebliğ vazifeli son gelen Peygamber Efendimiz’e dünyayı düşman kıldın. Çünkü sen de onların peygamberlerini hafife aldın; Hazreti Allâh “Peygamberleri birini birinden ayırt etmeyin!” buyurduğu halde!..

 

   Bütün şeriat sahiblerine, Ehl-i Kitab’a ‘müslümansın’ diyeceğin yerde, gerçekten uzak ölçünden uzak inancına hakaret ettinde, bilâ-istisna Ehl-i Kitab’a ‘kafir, gavur, gayr-i müslim’ dedin.

 

Güçlü idin, ses çıkaramadılar!

Şimdi hatanı anlıyor musun?!

 

Deme sakın: Daha anlayamadım!..

Hiçbir şeriata tabi olmayıp ‘Allâh vardır’ diyen cümle Allâh’ın kullarına ‘müslümansın’ diyeceksin, emr-i ilahi bu değil mi?!.

 

 

 

  Olmadığı halde, “İslâm’da beş şart var!” dedin,

 

  Ümmet-i Muhammed’e İslâm’ın ölçüsünü böyle verdin, dünyada İslâm’ın anlamını böyle ters tanıttın!.

 

  Benî Âdemi bu ölçüden görmeyi ‘İslâm’a hizmet ediyorum’ zevki ile insanları birini diğerine düşman kıldın!..

 

  Kur’an-ı Kerîm’de açık olan bu emr-i ilahileri gördüğün halde, halâ sen-ben davasının zevki ile yaşayan nefsani duygularının mahsulü, elbette çarpık bilgin ve yaşantının zevki ile tatmin olabiliyor isen, bu halinden nedamet duyduğun zaman, ulema bildirisine göre gerekli sana tecdid-i iman, tecdid-i nikâh gerekli!..

 

  Zamanın verdiği ilmi ölçüye uyamadığın için İslâm’ın anlamını Hz. Allâh’ın bildirisine göre değil de, nefsinin sesine uydurdun Ehl-i Kitab’a dahi ‘müslüman değilsin’ dedin ve dedirtdin, ibadet şekillerin bizimkine benzemiyor, diye!..

 

  Bu yanlış ölçün yirmi birinci asırda halâ devam ediyor, bilinmiyor ki, daha ne kadar devam edecek?!..

 

 

  Lütfen, emr-i ilahiyi anlayarak oku!..

 

  Bu yanlış edindiğin bilgi hakikatın değil, nefsani duygularının ürünü!

 

  Ama! Gerçek dışı bu bilgiler bizi ‘Allâh vardır’ diyen Allâh kullarına nefsani duygular ürünü düşman eylediği gerçek!..

 

  Mesuliyetini müdrik, ulema efendiler, bu yönlü gerçeklerin hissini taşıyan mesuller! Allâh’ın bildirdiği gibi, Allâh rızası için düzeltin!..

 

   Bir ölçüye isnad etmeden, Ehl-i Kitab’a dahi ‘kafir, gavur, gayr-i müslim’ demenin mesuliyetini, Ümmet-i Muhammed’in de zararına yapılan tahribatı anlada, bu günahın telâfi yönünü araştır ve imkanlar tükenmeden, fırsat varken, aman ha geç kalmayalım!.

 

  Din-i İslâm’ı Hz. Allâh’ın bildirdiği gibi anlatmak istemediğin için, tahrifatın çok büyük! Cümle kullarına bencillikten öteye yol bırakmayan, dünyayı sarsan, iman yollarını tıkayan bu yanlışlığı düzeltin lutfen, huzur-ı ilâhiye gitmeden evvel!..

 

  Abd-i aciz, daha evvel yazdığım kitaplarda da bir nebze bahsetmiştim; daha henüz bir düzeltim için kıpırtı dahi göremedim!

 

 

  Bu kitapta daha geniş yer vermeğe çalışıyorum; mazur görünüz, aynı mevzuyu birkaç kere tekrar edişimi. İnşallâh anlayış gösterilir!.

 

  Amerika ve avrupa başkanlarının ve büyük devlet idarecilerinin, Muhammedi olarak Din-i İslam’ı CD ile dillerine göre yazdığımız mektublarla bildirilerimizi taltifle ve teşekkürle cevaplandırdılar; gerçeği idrak edip anlayan ferdlere ve toplumlara müteşekkirim. Allâh cümlesinden razı olsun!.

 

  Teşekkürleri ve övgü taşıyan mektupları ile asra uyumlu yaşama gayretimi ve cümle şeriatlara hürmetkarlığımı, ‘Allâh vardır’ diyen her kula ‘müslüman’ demenin zevkini alıp, bu gerçekleri yol edindiğim için!..

 

   İlim ve irfanı müsait kişilere ben de hayranım; Allâh ilimlerini ali kılsın!..

 

  Din-i İslam’ı asrın yaşantısını müdrik ilmini de yaşadığı asra uyumlu kılmış, gelecek için az da olsa tedbirini almasa da düşünebilen, tedrisatında hiç olmazsa yerini belirten Ümmet-i Muhammedî’den, idareciler ve yetkili din adamları yukarıda belirttiğim gerçeklere itiraz etmiyorlar...

 

  Amma tasdik ve kabul ettiklerine dair hiç bir tatmin edici bir şey alamadık şimdiye kadar, sabırla bekliyoruz, olur inşallâh!.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                   K A R M A   N A M A Z

                    U Y D U R U L A R I !

 

 

    CAMİLERDE KADIN-ERKEK KARIŞIK

         KARMA NAMAZ UYDURULARI!

 

 

   Hiç bir ilme istinat etmeden, zaman zaman şahsını ilgilendiren bir mevzu ve dava olmadığı halde, Hz. Allâh’a inanan toplumların, emr-i ilahiye uyumlu yaşamak isteyen toplumların bu yönlü yaşantılarının ne olduğunu bilmeden, bir ilmi gerekçeye isnat etmeden, yaşadığı nefsani duygulardan öteye yolunu bulamadığı ruhu, gıda ve zevkinden habersiz bir yaşantılarının ürettiği üzücü şeriat parazitleri…

 

  Çıktığı yerler malum olduğu kadar, görünümü gizli…

 

   Maksat aşikar ehline, gizli değil amma umuma tahrifat niyetler gizli…

 

  Bunları üreten kasdi malum toplumlar var amma yerleri gizli…

 

  Her fabrika ürettiği cihazın kullanım izahını kullanıcıya yanlışlık yapmasın, cihaz normal vazifesini yapsın diye izahını normal gördüğün halde, niçin insan olmaya namzet Benî Âdem’i, maddesi manası ile yoktan var eden Hazreti Allâh’ın efdal-i mahluk, şerefli mahluk sıfatına nail olabilmesi için Yaratanının kullarına lütuf ve ihsan eylediği plan ve projesi, gerçeği ilminden habersiz, ilmel-yakin bilgileri ile yaratılışın gerçek yönünden habersiz?!...

 

   Aynel-yakin ve Hakkal-yakinden habersiz olduğu halde!..

 

  Ehli olmadığı bir davaya ‘sahip çıktım’ edası ile, bu ucuz kahramanlıkların ayıp olduğundan belki habersiz!..

 

  Yersiz iddiasında gülünç duruma düştüğünüde mi bilemiyor?!.

 

  Zamanın farkında, Yaratanının tertip ve tanziminin nefsinde mesuliyetini idrak ederek yaşayan şahıslara karşı tutumlarında gerçekleri uygulamaya çaba gösteren sadık kullar na-ehil tarafından neden garipsenir? Neden horlanır?!..

 

  Yaratanına yönleri dönük, ibadet ve taatta   ve icraatta sadık ve muhip kullar niçin küçümsenir?!.

 

  Na-ehlin yersiz müdahelesi ile gerçeğin ne hale geldiğini gör!

 

  Olmaz ise olmaz emr-i ilahiyi yazıyorum, iyi oku veya dinle!

 

Fetva şu vecihledir:

 

  Cemaatle namaz veya münferit tek başına olsun, yanına veya önüne durdu ise kadın, kadının kadın olduğu biliniyor ise, kadının sağındaki, solundaki, arkasındaki erkeğin rükulu, secdeli namazı olmaz!

 

  Çarpık düşüncende israr ediyor isen, gerçekleri veciz kelâm ve esprileri ile anlatan Bektaşinin şu fıkrasını hatırlatırım:

 

Subaşı emir verdi:

 

--Vurun kıçına iki yüz deynek! diye

Bektaşi gülerek, subaşıya:

 

--Sen ya sayıyı bilmiyorsun, yahut kıçın yok!..

 

 

 

 

  Bu mevzuda emr-i ilahiye kendini yükümlü görmeyen, namazın emr-i ilahi olduğunun, lütfu ilâhi olduğunun bilincine eren iman ehlinin miracı olduğundan habersiz kişilerin, ileri sürdüklerini, bu mevzudaki görüşlerini, subaşının ölçüsüz atmasyon atışlarına benzetirim ve derim ki:

 

  Seksen yedi yaşıma girdim, namaz borcum yok zannediyorum. Rabbımın lütfu ihsanı, zamana uyumlu yaşantımla yarım asırlık irşat vazifesi ile veraset-i Nebi ile de yükümlüyüm, Rabbım lâyik kılsın iyi dinle!

 

  Kastim şahsına hakaret değil. Münakaşa ettiğiniz bu mevzuların belliki ehli değilsiniz!

Bırakın bu mevzuları, bu yönlü mesuliyet taşıyan ehli düşünsün!

 

  Safımda ve yanımda veya önümde ruku ve secde eden bir kadın, velevki tesettürlü olsun, kadın olduğunu bildimse; “Hz. Allâh’ın ihsan eylediği, ahir zaman Peygamberimizin tarif buyurduğu namazı kılmam imkansızdır” diyorum, nefsi duygularım galebe çalar, manamı rahatsız eder, kılamam!...

 

 

 

 

  Aklının ermediği, vazifen olmadığı emr-i ilahilere, bilgin dışı olaylara karşı çıkmaktan vazgeç, çünkü bu bilgiler akıl ve mantık ölçüsü dışındadır!.

 

  Hele bu halin cahili, sen “ben kılarım!” diyorsan, bu masalı benim külâhıma oku!..

Emr-i ilahiye uyumlu namazın gerçek ölçümü ilmel-yakin değil, aynel-yakın ötesi Hakkal-yakındır. Zira mü’minin miracıdır!..

Protokol icabı kıldığın namazları mirac gibi göstermeye kalkışma, ayıp oluyor!..

 

 Yunus’a kulak ver:

 

Eğer bir kalp yıktın ise bu kıldığın namaz değil;

Yetmiş iki millet dahi elin yüzün yumaz değil!..

 

Yetmiş iki milleti bir gözle görmeyen,

Halka müderris olsa da hakiykatte asidir!.

 

 

Esas bu davayı yürütmeye çalış!

 

 

 

 

 

 

 

Gönül

 

Kur’an baştan aşağı sevgiyi anlatır.

İnsan seviyorsa insandır.

İnsanı tanımadan Allah tanınmaz.

 

İrfan mektebi yüce insanların,

Hakikatleri tahsil üniversitesidir.

 

Kalp ne zaman sevgi ile donanırsa,

O zaman ismi gönül olur.

 

Sevgi olmazsa,

Gönül ne işe yarar ?

Gönül olmazsa,

Sevgi nereye konur ?

Gönül sevginin durağıdır.

 

 

 

H. Galip Hasan KUŞÇUOĞLU

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                               

 

 

 

 

 

 

 

 

                              E  D  E  B

 

 

  

   Tesettür ve hicab mana itibarı ile edepdir.

 

   Yakın benzerlik olduğundan edebden de bahsetmek istiyorum.

 

  Mutasavvıfîn edebin üzerinde titizlikle durmuşlar ve ibadethanelerini edeb levhaları ile süslemişler.

Edep (Arapça) üç harfden oluştuğundan mutasavvıfîn her harfin anlamını vererek:

 

E: Eline

 

D: Diline

 

B: Beline

 

  Sahip olmaktır diye özetlemişler.

 

  Eline, diline, malum beline: nefsani duygunun fiiliyatla neticelenmesidir.

 

  Adem ulvi alemdendir (yani yaratılışı yüksekdir); onu süfli ve alçak sanma!

 

  Bu kâinat kubbesinin dönüşündeki nizam ve intizam edebdir.

 

Din edebdir! demişler.

 

Ademlikten insan olma şerefine ermiş kişinin kıymeti ve değeri edebi ile ölçülür.

 

Gözünü aç da, baştan başa Tanrı kelâmına bak:

 

Ayet ayet bütün Kur’an’ın manası edebden ibarettir!

 

Akla, “iman nedir?” diye sordum.

O kalb kulağıma dedi ki: “İman edebdir!”

 

  Hal, edeb, istikamet ve ilim cihetlerinden her vechile örnek olması için “ehlullah yedinde terbiye görmesi lâzım ve gereklidir” Hz. Allâh’ın varlığini idrak eden insan olmaya namzet Benî Âdem’in.

 

 

  Evvelâ zaman ölçümünden bir nebze dahi haberdar olan hakikat alimlerinin anladığı şekilde Kitab ve Sünnet’in anlamına uyumlu itikadımızı tanzim etmektir.

 

İtikatte Kur’an Azimüş-şan’ın medarı ikidir:

 

1- İlmi tevhit: Nafi ilim, lüzumlu ilim

 

2- Ameli tevhit: Salih amel, emr-i ilahiye uygun amel

 

Sözün edebli olanını söyle.

 

Öyle bir söz söyle ki, sözünden ibret alsınlar.

 

Söz bilmez isen sükût eyle, seni bir adem sansınlar!

 

Yunus da şöyle dile getirdi:

 

Söz ola kese savaşı

Söz ola kestire başı

Söz ola avulu aşı

Bal ile yağ ide bir söz!

 

  Hz. Ali (r.a.) Basra’ya gitmişti. Bir camiye girdi. Bazı kimseler etrafına cemaati toplamış, onlara aslı ve esası olmayan hikaye ve masallar anlatarak vaaz veriyorlardı.

Onların bu halini gören Hz. Ali sinirlenerek vaaz edenleri camiden uzaklâştırdı.

 

Daha sonra aynı şehirde genç olmasına rağmen herkes tarafından bilinen ve sevilen Hasan-ı Basri (r.a.) ile karşılaştı.

 

Hasan-ı Basri’ye:

 

--Ey genç! Sana bazı sorular soracağım; doğru cevap verirsen irşadına devam edeceksin, aksi takdirde vaaz etmeni yasaklıyacağım! Kişiler gibi seni de vaaz etmekten men edeceğim, dedi.

 

Hasan-ı Basri de:

 

--Dilediğini sor! Deyince, bunun üzerine Hz. Ali:

 

--Dinden ne edindin?

 

--Takva! demekle yetindi.

 

--Din ne ile bozulur?

 

--tamah (aç gözlülük) ile, cevabını verdi.

 

İki soruya da cevabını alan Hz. Ali (r.a.):

 

--Tamam, halka işte böyle vaaz edilir! Buyurdu.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kulun Yaratılışının Nedeni Aşktır !

 

Aşkı İlahinin öğrenim dalı ve kökü Tasavvuftur!..

 

Yol İsmi ise Tariktir.

 

Cem-i Tarikattır!..

 

Talebesinin yani salikinin ismi ise Derviştir.

 

Günlük dersi, o kuluna

Hz. Allah’ın bahşettiği ihsan eylediği Aşk Rahmetidir!

 

 

H. Galip Hasan Kuşçuoğlu

 

 

 

 

Sabır İmanın Ürünüdür.

Sabırsız insan ibadet de, taat da yapamaz!..

Nefsin zararlı isteklerine karşı yegane silah Sabırdır…

Sabırda zafer vardır.

Sabırla koruk helva olur.

Kalbi Allah’a saygı ile ürperenler, emr-i ilahiye uygun hareket edenler, sabırlı kişilerdir.

Bu türlü kulların duaları umumiyetle müstecaptır,  ret edilmez!..

Sabırsız Nefis Allah’tan Kaçar,

Siz onu bir yere bağlayınız. İşte bu türlü bağlanmak da ayrıca Rahmettir.

Gerçek özgürlük budur!..

 

 

             H. Galip Hasan Kuşçuoğlu

 

 

 

 

 

 

 

SÖZLÜK

 

Abd-i âciz    : Âciz kul

Abdil-i mutlak     :      Kesin adalet sahibi (Allah)

Ahlak-ı hamide   :      Güzel Ahlak

Ahsen-i takvim    : En güzel kıvam, En güzel yaratılış

Akl-ı selim   : Sağlam bozulmamış akıl

Amel     :      Fiil, iş

Arz :      Yeryüzü

Arzetmek      :      Sunmak

Asr-ı Saadet :      Hz. Peygamber dönemi

Asr-ı tan etmek    :      Zamanı kötülemek

Ayne’l-yakin       :      Görerek bilmek

Bâki       : Ebedî, sonu olmayan

Basiret   :      Görmek

Beli :      Kabul (evet)

Ben-i Adem  :      Ademoğlu

Beşeri    :      İnsana mahsus

Beyyinat       :      Açıklama

Biat :      Söz vermek, anlaşmak

Bidat     :      Uydurma, sonradan çıkma

Buğz      :      Kötülemek

Cemadat       :      Cansız varlıklar

Cife :      Pislik

Cüz’î irâde   : İnsanın kendi irâdesi, fikri

Çavuş    :      Dergahta görev silsilesinin ilk basamağı

Çeki       :      Ölçü birimi (250 kg)

Dad-ı hak     :      Hak vergisi

Darü’l-bekâ  : Ebedî kalınacak yer, âhiret

Derviş    :      Tarikata intisab etmiş kişi

Diraset   :      Okumayla elde edilen ilim

Dirhem  :      Eski para birimi

Ecir :      Sevap, karşılık

Edille-yi Şeri’ye  :      Şerr’i deliller

Ef’al      : Fiilller

Efdal-i Mahluk    :      En faziletli yaratık

Ehl-i Aşk      :      Allah aşıkları

Ehl-i Hal      :      Hal sahipleri, temsil ettiği fikri yaşayan

              dindarlar

Ehl-i Kitab   : Kendilerine kutsal kitap veyâ sahife indirilenler, Yahudi ve Hıristiyanlar

Ehl-i Tasavvuf     :      Tasavvufu hayat tarzı olarak almış insanlar

Emir bi’l-ma’ruf  : İyiliği emretmek

Emr-i İlahi    :      Allah’ın emirleri

Enâniyet       : Kendini beğenme, bencillik

Evliyâ    : İrşad ve velâyet makâmını hâiz kişi.

Evrad     : Virdler, dervişin günlük virdi

Ezel-i ervah  : Ruhlar bedene girmeden önceki zaman

Fakir      :      Herşeyin Allah’a ait olduğunu anlamış insan

Felekiyât      : Gezegenler ilmi

Feraset   :      Bir şeyin iç yüzünü görebilme kabiliyeti

Fer’î      : Asıl olmayan, teferruatla ilgili

Fıkıh      :      İslam hukuku

Galibilik       :      Kadir-i Rufai tarikatının birleşiminden Galip Kuşçuoğlu’na verilen bir kol

Gavs      :      İnsanlara darda kaldıklarında yardım eden kişi,

              tasavvuf önderi

 

Gavsü’l-A’zam    :      En büyük yardım edici, tasavvufta en büyük makâmın sâhibi, Abdülkâdir Geylânî Haz.

Gayb     :      Görünürde olmayan

Gayretullah  : Allâh’ın emri

Hakka’l-yakîn     :      Hak ile bilmek, bir şeyi bütün teferruâtı ve özü ile bilmek,

Halife    :      Vekil, bir makamı o makamda bulunan şahıstan sonra temsil edecek kişi

Hâlik-i Zü’l-celal : Yaratıcı

Havf u recâ   : Korku ve ümit

Hikmet  : Bir şeyin içyüzü, esâsı, asıl sebebi

Hulul     :      İçiçe girme

Hurâfa   : Yanlış ve asılsız inanç

İçtihad   : Dînî yorum

İdrak      :      Anlamak

İdrak-i meal  :      Anlama kabiliyeti

İfnâ        : Fani olma, yok olma

İfrat : Aşırıya kaçmak

İhlas      : Samîmiyet

İlme’l-yakîn  : Bir şeyi hakkında bilgi edinmek sûretiyle  bilmek

İlm-i İlahi     :      İlahi ilim

İlm-i zahir    :      Madde ilmi, dünya hayatı ile ilgili ilimler

İltimas   :      Tolerans

İnta :      Son

Feylosof :      Felsefeci

İnd-i İlahi     :      Allah katında

İrfaniyet :      Okuma yazmaya bağlı olmayan ilim, Ariflik

İrşad      :      Yol göstermek

İrtihal    :      Göçmek, ölmek

İstihza    :      Alay etmek

Kaal      :      Laf, söz

Kaal imtihanı      :      Sözlü imtihan

Kasd-ı İlahi  :      Allah’ın maksadı

Kesafet  :      Yoğunluk

Kesbi     : Kulun çalışmasına bağlı

Kevn      :      Madde

Kevnî hakîkat      : Madde ilmi ile ilgili gerçekler

Kisbe     : Elbise, görüntü

Küll       : Tamamı, hepsi, bütün

Külli İrade    :      Allah’ın iradesi

Kütüb-i Sitte :      Hz. Peygamber’in sözlerini toplayan en     güvenilir altı hadîs kitabı

La-din   :      Din dışı

Lafız      :      Kelam, söz

Lahut alemi  :      Manevi alemlerden

Lutuf     :      Bağış, ihsan

Mağfiret :      Affetmek

Mârifet  : Bilgi, Allâh’ı bilme

Masiva   :      Onun haricinde olan herşey

Mekârim-i ahlak  : Güzel ahlak

Menasik-i Hac     :      Hac ibadetinin rükünleri

Mensup :      Bir yere intisab etmiş bağlanmış

Meşrep  : Mîzâca uygun yol, tarz

Meta      :      Arapçada madde nesne, latincede üst, öte

Metafizik      : Fizik kânunlarının dışında olan

Mezhep : Yol, dînî mezhepler

Muhammed İkbal       :      Pakistan’ın manevi kurucusu

Musahhar     :      Emrine verilmiş

Mutasavvıf    :      Tasavvuf ilmini bilen kişi

Mutmain      :      Huzura ulaşmış

Müdrik  : İdrak eden

Müntesib      :      Bir dergaha bağlanmış

Mürşid   :      Yol gösteren, aydınlatan

Mürteci : Geçmiş zamana göre hareket eden

Müşvik  :      Yakın

Mütekâmil    : Daha gelişmiş

Müttakî :      Allâh’ın emirlerini titizlikle yerine getiren kimse

Mütmain      :      Takva sahibi, Allah’tan sakınan onun emirlerini titizlikle yerine getiren

Nâ-ehil  : Ehil olmayan, işi bilmeyen

Nâfi : Faydalı

Nâib      : Veki, tarikatte bir görevli

Nasrani  :      Hristiyan

Nazargah      :      Nazar edilen bakılan yer

Nedîm-i İlâhî       : Allâh dostu, O’na yakın kişi

Nefsânî  : Nefse bağlı, nefsin isteği

Nehiy ani’l-münker    : Kötülükten men etmek, kötülüğe engel olmak

Neşv ü nemâ : Serpilip, gelişme

Nıfz :      Yarım, yarısı

Nükeba  :      Tarikatta nakiflikten sonraki görev

Ruhânîyet     : Ruh, mânevî güç

Sabiiler  :      Sabi dini mensupları

Sail :      Dileyen, isteyen

Salah     :      Kurtuluş

Salik      :      Tarikata yeni girmiş

Sarih      :      Apaçık belli net

Sây-i gayret  : Çalışıp, çabalama

Settari’l Uyub     :      Allah’ın ayıpları örten sıfatı

Sıklet     :      Ağırlık

Silsile-yi Mertaib :      Tarikatte Hz. Peygambere kadar uzanan silsile

Suhuf    : Sayfalar, bazı Peygamberlere inen ilahi sayfalar

Süflî      : Aşağı dereceden

Sürveyan      :      İnşaat sorumlusu teknikeri

Şakî       : Allâh’a inanmayan

Şecere   :      Soy, sülale

Şedit      :      Şiddetli

Şeriat     : Din kânunları

Şeriat-i garrâ : Aydınlık , parlak yol, Hz. Muhammed’in şeriatı

Şerik      : Ortak

Tahkiki İman       :      Gerçek iman

Taklidi İman :      Şekilsel iman

Takvâ    : Allâh’ın emirlerine titizlikle uymak

Tân etmek    : Eleştirmek, Kötülemek

Tarîkat   : Yol, Allâh’a götüren yol

Tasarrufat     :      Tasarruflar, icraatlar, manevi yardım

Tazarru Niyaz     : Yalvarma

Te’vil     :      İzah, yorum

Teberrük      :      Karşılıksız bağışlama

Tecelli   : Zuhur etme, görünme

Tefekkür       : Düşünce, düşünme

Tefrit     : Aşırı derecede kısıtlamak

Tekvin   : Yaratmak

Temâşa  : Seyretme

Temâyüz      : Öne çıkma, belirme

Tenakus :      Çelişki

Tesânüh : Bedenin bir bedenden bir bedene girmesi inancı

Tenezzülen Zuhur      :      Merhametinden dolayı yapmak

Tenzih   :      Allah’ı noksanlıktan uzak görmek

Tetebbuh      :      Okuma-yazma, araştırma

Tevatür  :      Nesilden nesile aktarılan doğru bilgi

Tevessül : Aracı edinmek, vesîle edinmek

Tevhîd   :      Birlik bir olmak

Vahhabi :      Tasavvuftaki ve dindeki bazı icraatlara karşı çıkan zahire çok önem veren akım

Varid     :      Allah’tan gelen ilhamlar

Vârisü’n-Nebî     : Hz. Peygamber’in vârisi

Vecibe   : Sorumluluk, görev

Vera      :      Yeme içme giyme vs. de dini hassasiyet

Vehbi    :      Allah’tan gelen kulun çalışmasına                      bağlı olmayan

Yed-i Kudret       : Kudret, kudret eli

Yıpıltı    :      Parıltı

Zahir     :      Görünen

Zebul     :      Zayıf, güçsüz

Zehap    :      Yanlış düşünce, zan

Zelle      :      Ufak suç

Zeval     :      Yokolmak, kaybolmak

Zikir      : Anmak, Allâh’ı ziketmek

Zuhur    : Görünmek, ortaya çıkmak

Zü’l-Cenâheyn    : İki kanat sâhibi, hem şerîati, hem de tasavvufu bilen

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mürşit

 

Tertib-i ilahi:

 

Varüsün Nebiy Nedimi ilahi evliya,

Mensub olduğu Peygamberlerinin

Şeriatını manasını tahrip etmeden

Yaşantı ve uyarısını günahı kebairler

dışında, asra uyumlu mana vazifelisi

verilmiş kişiye Mürşit denir!..

 

Bu sahih Mürşitlere biat etmek

Peygamberlerine biat etmekten

Farklı değildir. 

 

 

 

 

 

H. Galip Hasan Kuşçuoğlu

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Galibilik

 

 

 

 

Ya Hz. Ahmet Er-Rufai,

Ya Hz. Abdulkadir Geylani (k.s.)

Kutb-ul Arifin, Gavs-ul Vasılin, El-Müctehidin, El Müchidin, Aşk-ı İlahi, Haydar-ı Kerrar, Es-Seyyid, Es-Şeyh, Es-Sultan, Hadim-ül Fukara, El-Mutasavvıf, Hz. Galip Es-Seyyid, Hassan Kuşçuoğlu, Eski Dervişlerede Kadiri Rufai Galibi denilecektir.

Bu Dergahların Şeyhi Sultanı ise,

Hz. Galibi Hasan Kuşçuoğlu’dur. (k.s.) Dergahlarda Ders Alan Dervişlerede, Bundan Böyle Ahmed Rufai ve Abdulkadir Geylani Hazretlerinden Tebliği ile Galibi olmuşlardır.. (k.s.)     

 

Ketebehü-el Fakir-el Hakir Mahmutuncu 1993

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Galibilik

 

 

 

Ya Hazret-i Şeyh Hasan Galibi (k.s.)

Kutbu-l Arifin Gavsu-l Vasılin,

El Müctehidin, Aşk-ı İlahi,

Haydar-ı Kerrar, Es-Seyyid,

Es-Şeyh, Es-Sultan,

Hadimül-Fukara, Mutassavıf,

Hasan Galip Kuşçuoğlu

Bu Dergahta Ders Alanlara

Bundan Böyle Galibi Denilecektir ve Şeyhi Sultanı Hz. Galibi’dir.

Bu talebeler Bu Dergahın Şeyhi Sultanı Hasan Galibi Kuşçuoğlu’dur.

 

Ketebehü-el Fakir-el Hakir Mahmutuncu 1993