Pir-i Gâlibî H.Gâlip Hasan Kuşçuoğlu (K. S.) Belgeseli
Pir-i Gâlibî H.Gâlip Hasan Kuşçuoğlu ( K. S. )
 
 
Haberler
  • Pir'imizin Sohbetlerini (İstanbul Gâlibî Külliyesinden) Video Galeri Bölümünden izleyebilirsiniz.
  • Ne demek Galibilik. Dünyada yaşamayı da Allah'ın emri üzerine bilen, zamana göre yaşamayı bilen, teknolojiden, medeniyetten kaçmayan, zamana göre İslam'ın şer'i hükümlerine müdrik, katılığa kaçmadan yaşayan, Allah'tan korkutarak yaşayan değil, sevdirerek yaşayan insan demek. Pir-i Galibi
  • ‘‘Ey inananlar Yahudi ve Hristiyanların Evliyalarını Evliya edinmeyin. Onlar bir birlerinin evliyasıdır. İçinizde onların evliyalarını evliya edinenler onlardandır. Allah zalimler toplumu doğru yola iletmez. Maide 51
  • Allah'ın istisnai yaratılmış seçkin kulları Emr-i İlahinin bekçileridir. Onların bazıları İrşada, bazıları ikaza, bazıları da İslaha vazifelidirler. Atatürk İslah vazifesi ile vazifeliydi. Şahidim.
 
 
 
Hava Durumu
İstanbul
ISTANBUL
Ankara
ANKARA
Antalya
ANTALYA
 
 
Linkler
TIFL-İ MEANİ

TIFL-İ  MEANİ

                Mana çocuğu bahsedilmişken piyasaya, çekinmeden borç eden Şeyh Efendiyi anlatayım. Dinle de ibret al:
Son saatlerini yaşıyordu. Bu hali duyan alacağı olanlar Şeyh Efendinin yatağının kenarına tespih boncuğu gibi sıra sıra dizilmişlerdi. Edeplerinden kelam etmiyorlardı. Amma duruş ve bakışları kelamla ifadeye muhtaç değildi. Şeyh Efendi sık sık yorganı başına çekiyor, hayli zaman öyle kalıyordu. Alacaklılar beklemekten  bitkin hale gelmişler fakat Şeyh Efendi hayır ve şer bir kelama kadir olmuyordu. Bu halin görünümünün verdiği intiba Şeyh Efendinin umursamazlığını ve pişkinliğinin çekilmezliğini sergiliyordu. Zaman hayli ilerlemişti dışarıdan cılız bir çocuk sesi “helva” diye sesini duyurmaya  çalışıyordu. Şeyh Efendi hizmet eden dervişe:

                “--Oğlum, helva satan çocuğu getir” diye emir verdi.

                Çocuğun helvasını saatlerce bekleyen alacaklılara ikram etti. Bunalmış alacaklılar helvaya öyle hücum eylediler ki, bir anda tepsi boşaldı. Bu sefer çocuk bekliyordu helva hesabını.

                “--Amca paramı verin” dedi ise de kimse ilgilenmedi çocukla.

                Şeyh Efendi diğer alacaklılara yaptığı gibi yorganı başına çekiyordu.  Durumdan rahatsız olan çocuk sesinin çıktığı kadar avaz avaz bağırarak ağlıyordu.   Alacaklıların iç alemindeki “eşek alıp, beygir satan” isyanları patlamak üzere idi.

                Kapı çalındı. Şeyh Efendi dervişe:

                “--Oğlum, kapıya bak. İçeriye al” dedi.

                Dervişle bir genç girdi içeriye. Şeyh Efendinin elini öptü. Babasının selamı ile bir torba akçe bıraktı. Dervişe:

                “--Oğlum, torbayı al. Alacağı olanların hesabını kapat. Kalan parayı da çocuğun tepsisine boşalt” emrini verdi.

                Hesaplarını alan alacaklılar kötü düşüncelerinden utandılar da Şeyh Efendiye:

                “--Bu fizik üstü mana ile neticelenen rahmeti ALLAH aşkına anlat. “Yoksa bizler bu metafizik olay karşısında eridik, tükendik” dediler.

                Israr üzerine Şeyh Efendi fiziki olayın nasıl metafiziğe  dönüştüğünü şöyle izah buyurdular:

                “--Efrad-ı ailemin tek kıymetli çocuğu idim. Bana para kazanmanın yollarını öğretmediler. Manaya önem verdim. Maddi kazanç yollarım yoktu. Zoraki günlerimi geçiriyor, halimi kimseye söyleyemiyordum. Manevi vazifemi istismarı   düşünmüyor, çıkarıma kullanmıyordum.  ALLAH’tan korkum  dini istismara mani idi. Hastalandım. Yatağa düştüm. Borç alıyordum. Mecburdum. Aşk-ı ilahiden başka beni meşgul edecek zevkim yok idi. Şüphesiz inanıyordum. Hazret-i ALLAH bu fakirini kul hakkı ile huzuruna götürmeyecek. Böyle iman ediyordum. Bu türlü niyazımı bırakmıyordum. Alacağı olan sizler hesabı ödememi bütün gücünüzle istiyordunuz. Ben de yorganın içine başımı sokarak Rabb’ıma yalvarıyor, beni borçlu götürmemesi için olanca gücümle yalvarıyordum. Çünkü Peygamber Efendimiz borçlu olup da, karşılayacak malı olmayan meyyitin namazını kılmadı! Sizlerin şiddetli arzunuz, yorgan içinde benim müracaatım  ve yakarışlarım  rahmet kapısını açmaya kafi gelmedi. Daha tesirli müracaat ararken helvacı çocuğun sesini duydum. Tazarru ve niyazı dergah-ı ilahiden ret edilmeyecek günahsız çocuk göndermişti Hazret-i ALLAH. Bana düşen vazife çocuğu müracaat yoluna sokmaktı. Rabb’ım rahmet kapısını açmayı   mana çocuğunun müracatına bağlamıştı.”

                Her şahıs için ALLAH’a  gönderdiği elçisine, elçisinin getirdiği emr-i ilahiye samimiyetle bağlanan insanlarda “tıfl-ı meani” (mana çocuğu) halk eder Hazret-i ALLAH (c.c) İnsanın kemalatı mana çocuğunun neşvü nema bulması ve büyümesi ile ölçülür.    

                Tıfl-ı meaniyi yeteri kadar, zamana uygun büyütemeyen mana ehli sermayesiz tüccara benzer. Manevi zuhuratların geliş tariki tıfl-ı meanidir.

                Mana çocuğu laf ile yetişmez. Gönül ilmi ile, ihlaslı iman ile neşvü nema bulur. Kemalatın bu münval üzere ibadet ve taattaki manevi zuhurat, ihlas ile sabırdır.

                Sabırla koruk  helva olur. Mana çocuğunda zamanla  kemalata  erildi mi, koruk, beklemeden helva olur, dağıtırsın. Bu türlü rahmetin manada zuhurunun   maddeye de yansıması  ve baş gözü ile görülmesidir. Ve küllü rahmet-i ilahidir.