Pir-i Gâlibî H.Gâlip Hasan Kuşçuoğlu (K. S.) Belgeseli
Pir-i Gâlibî H.Gâlip Hasan Kuşçuoğlu ( K. S. )
 
 
Haberler
  • Pir'imizin Sohbetlerini (İstanbul Gâlibî Külliyesinden) Video Galeri Bölümünden izleyebilirsiniz.
  • Ne demek Galibilik. Dünyada yaşamayı da Allah'ın emri üzerine bilen, zamana göre yaşamayı bilen, teknolojiden, medeniyetten kaçmayan, zamana göre İslam'ın şer'i hükümlerine müdrik, katılığa kaçmadan yaşayan, Allah'tan korkutarak yaşayan değil, sevdirerek yaşayan insan demek. Pir-i Galibi
  • ‘‘Ey inananlar Yahudi ve Hristiyanların Evliyalarını Evliya edinmeyin. Onlar bir birlerinin evliyasıdır. İçinizde onların evliyalarını evliya edinenler onlardandır. Allah zalimler toplumu doğru yola iletmez. Maide 51
  • Allah'ın istisnai yaratılmış seçkin kulları Emr-i İlahinin bekçileridir. Onların bazıları İrşada, bazıları ikaza, bazıları da İslaha vazifelidirler. Atatürk İslah vazifesi ile vazifeliydi. Şahidim.
 
 
 
Hava Durumu
İstanbul
ISTANBUL
Ankara
ANKARA
Antalya
ANTALYA
 
 
Linkler
ATA 'YI ARIYORUM

ATA’YI ARIYORUM

 

Tahmini sene 1930. Gazi Evi’ne yakın Bozkurt İlkmektebi üçüncü sınıfında talebe idim. Babam Samsun Belediyesi’nin karşısındaki Şifa Hamamı’nı işletiyordu. Atatürk Fethi Okyar’a bir parti kurdurmuştu. Arzu ettiği çok partili devreye geçişte atılan ilk adımdı. Belediye seçimi vardı. Samsun’da kadınların gizli oy vermelerini yadırgayan Karadenizlilerin hayli karışıklıklar çıkardıkları söylendi. Atatürk Samsun’a gece geldi. Olayı bastırdı ve Fethi Okyar’a emri ile kurdurduğu partiyi lağvetti.

Hala etkisinden kurtulamadığım, kurtulmak da istemediğim hatıratımı anlatmadan geçemiyeceğim: Mustafa Kemal Paşa’nın gece Samsun’a gelişini Samsun Parkı’nda tesadüfi, yakınen seyretmiştik. Talebesi olduğum Bozkurt İlk Mektebi Gazi Evi’ne yakındı. Mektepte yakın arkadaşlarıma Mustafa Kemal Paşa’nın geldiğini anlatınca, yakından görmek için beş arkadaş mektebi terkedip Gazi Evi’ne geldik. Gazi Evi’nde hummalı bir faaliyet vardı. Meyilli olan giriş kapısının bulunduğu yan yola bakan, yükseldikçe daralan bodrum pencerelerinden mutfağı seyrediyorduk.

Sıra sıra dizilmiş kuzu etlerinin usta ahçılar elinde ne olacağını merakla seyrederken, birden Atatürk’ün bindiği, üstü açık arabası hemen yanımızda durdu. Henüz bizden başka kimse yok idi. İnsan seli geliyordu. Amma uzaktı. Üstü açık arabada oturan Cenab-ı Hakk’ın bu necip milletin kurtulmasına vesile kıldığı büyük insan bütün azameti ile yakınımızda duruyordu. Metafizik yaratılışlı, dindar kişilerin “Mehdi resul” sıfatını yakıştırdığı büyük kahramanı çocuk cesareti ile yakınen, seyirden ziyade tetkik ediyordum. 69 sene evveli o günkü haliyle hafızamda duruyor. O gün değil, ancak bugün Hazret-i ALLAH’ın bu necip milletin esaretten kurtulmasına vesile kıldığı o muazzam simayı daha normal düşünebiliyorum.

Arkadaşımıza sevgi ve muhabbetle sorduğu: “Mektebe gidiyor musun, evladım, kaçıncı sınıftasın? Hitabı sanki bugün duydum gibi halâ hafızamdan silinmediği gibi eksilmedi de. Henüz 48 yaşında fakat yetmişin üzerinde gibi görünen, vatan ve millet aşkının galebe çalıp, vazife ağırlığını seve seve taşımış, buna rağmen vazife mesuliyeti ve hadiselerin çökerttiği güçlü insanı yakınen dinliyor ve seyrediyordum. Arkaya taranmış, beyazı siyahından fazla, seyrelmiş saçları başının çıplaklığını kapatmaya yetmiyordu. Kan eseri kalmamış simasında din, vatan ve millet sevgisinin vazife ağırlığının o büyük insanı ne hale getirdiğinin canlı portresini içim yanarak seyrediyordum. O istisna yaratılmış insanı bugün daha iyi anlıyorum.

Bir gecede sakalı daha çok beyazlanan bitkin halde gördükleri Peygamberimiz Efendimiz’e ashab merakla bu halin nedenini sordular. “Bu gece nazil olan hud suresi beni kocattı” buyurdu. Peygamber Efendimiz’e buna benzer daha şiddetli bir ayet inzal olmamıştır: O halde, seninle beraber tevbe edenlerle birlikte emrolunduğun gibi dosdoğru ol ve aşırı gitmeyin çünkü o sizin yaptıklarınızı çok iyi görendir.” (Hud Suresi, 112)

Büyük vazifelerin kazancı çok olduğu gibi ağırlığı ve mesuliyeti de o nisbette büyüktür. Avamın kaldırmaya gücü yetemeyecek yükü taşıyan, istisnai yaratılmış şahsiyetler vardır. Değişik vazifelerde yer yüzünde bu kabiliyette ALLAH’ın rahmet sıfatının zuhuruna vesile kıldığı şahsiyetlerde değişik tecelliyatlar kıyamete kadar devam edecektir. Hiç şüphen olmasın. Bu hal adalet-i ilahinin rahmet tecellisidir. Bu rahmetin değişik mevzularda zuhuru görülür. Peygamber efendilerimizde küll olarak tecelli eden bu rahmet-i ilahiyi ALLAH’ın istisnai yaratılmış seçkin kullarında her devirde görmek mümkündür. Bu şahsiyetlerin yaratılışı istisnaidir. Buna metafizik de diyebiliriz. Bu kullardan bazıları emr-i ilahinin bekçileridir. Bazıları irşada, bazıları ikaza, bazıları da islaha vazifelidirler. Atatürk islah vazifesi ile vazifeli idi. Şahidim. Vazifeli, seçilmiş kulların cümlesi Hazret-i ALLAH’ın muhafazasında olup, ehl-i hakikatın görgü ve bilgisine göre bu istisnai yaratılan zevatın hiçbirinde menşei imansızlık olan gazab-ı ilahi görülmemiştir. Bu görüş avamın ölçüsüne göre olmayıp, yalnız ehline mahsustur. ([1])

Vatanını ve milletini muasır milletler seviyesine çıkarmak için, işgalci güçlerle yapılan anlaşmaya ters düşmeden, hayatını hiçe sayarak, Ku’ran-ı Kerim hayranı din-i İslam’ı hurafasız ve bidatsiz benimsemiş, tertemiz İslam’ı na-ehle hissettirmeden yaşamak ve yaşatmak için, zamanı ve zemini de müsait bulduğu kadarı ile, din-i İslam’ı hurafa ve bid’ata kaçırmadan, yasaklar ve cezai müeyidelerle hakikatleri gerçek mecrasına çekmek kasdi ile 1200 senedir içtihatsız yaşanan şeriat-i Muhammediyi servet, teknoloji ve medeniyetin din-i İslam’a zıt imiş gibi gösterilmesini kabul edemeyen Gazi Mustafa Kemal Paşa, işgal kuvvetlerinin de şartlarını nazara alarak, çok sevdiği vatanını, milletini, inandığı hak din olduğundan hiç şüphesi olmayan din-i İslam’ı ehil olmayan, din adamı geçinen bidat ve hurafalarla dolu, hakikat fukarası, “biliyorum” zannı ile bilmeyerek İslam’da tahrifat ve tahribat yapanları cezalandırarak, İslam’ın zahir ve batınını tertemiz yaşatmak kasdi ile islahata kalkıştılar. Bu islahatı yapmak için yeterli dini bilgi sahibi idiler.

Ne yazık ki, bu icraatı hurafa ve bidat mahkumu olmuş, inanan toplumlar bu luzumlu hareketi din dışı zannettiler. ([2])

Kendilerinin Atatürk’ün icraatlarının bekçileri olduğunu zannedenler, nerden geldiği bilinmeyen bilge ve kahraman edası ile bu çarpık zihniyetlerini zaman zaman ilan ederek vazife yaptıklarını zannedenler Mustafa Kemal Paşa’yı takdir edip, hayranlık duyan dindar insanların yalan söylediğini zannederler. Çünkü iman zafiyeti geçiren bu zümrenin ALLAH’a olan inancı imanlarından dolayı değil protokol icabıdır. Bu meyanda amentü’ye iman etmiş Mustafa Kemal Paşa’ya hayranlık duyan toplumlar da az değil. ALLAH adetlerini artırsın. ([3])

Bu bilgelerden daha farklı bilgeler de vardır ki, onların ölçüleri maddeden öte gitmez. Mana onlar için bir şey ifade etmez. Hikmet ve marifetullah -ki metafiziktir- ilgileri dışındadır. Atatürkçü geçinirler, güya aydın kesim!.. O büyük insanın makamı cennet olsun. İcraatındaki maksat ve manayı anlamayıp Atatürk’ün icraatını ve geçici yasaklarını dine karşı kasden yapdığını zannederek imansızlığına eş değer gören, öylesi işlerine gelen, kültürlü, materyalist, iman fukaraları, dünyadan sonra hayat kabul edemeyen, aydın geçinen, amentü yoksunlarının emr-i ilahiyi yeteri kadar bilemediğinden, hurafa ve bidatları din zannedip, başka ilim kabul edemeyen, safdirik, fakat samimi inanç sahiplerinin de müşterek yaptıkları tahrifatın acısını millet olarak halâ çekiyoruz. ([4])

Gerçekleri olduğu gibi anlatmanın zamanı geldi, zannediyorum. Bunları milletimize olduğu gibi yansıtırsak milletin fikir bölünmeleri düzelip, kardeşlik anlaşılıp cumhuriyet layık olduğu mecrasına oturacak. Atatürk’ün kıymeti ve değeri bütün millet tarafından bilinip, Atatürk düşmanlığı yerini dostluğa terk edip, Atatürk istismarcılarının sermayeleri bitecek. İflas edecekler. Bir kısım insanlar da vatana ve millete canını dahi feda etmekten çekinmeyen büyük insanlara teşekkürü borç bilecekler, nankör olmayacaklar. Selahiyetli, güçlü idarecilerimizden rica ediyorum: Vatan millet ve ALLAH aşkına düzeltin... Evvela Mustafa Kemal Atatürk’ün dinsiz olmadığı gerçeğini lütfen ilan edin. Yalnız Türkiye değil, dünyanın bu gerçek bildiriye ihtiyacı var....

Bu abd-i acizin manevi vazifemden dolayı, Atatürk düşüncesine, icraatına ters düştüğümü düşünmeyesin? Atatürk biraz daha yaşasa idi bu izahlara lüzum kalmazdı. Islah için lüzum görülen icraatlar çok geçmeden yerini gerçeğine bırakmak zorundadır. ([5])

Büyük vazife yapan büyük insanlar dinsiz olmuyorlar, olamıyorlar da.

Zaman bu yönlü rahmet-i ilahiyyenin zuhuruna gebe. Hakiykatin doğum sancıları asırlardır devam ediyor. Tıfl-ı meani, mana çocuğunun kemalatının muasır milletlerin yaşantılarında zuhuru bekleniyor.

Doğacak gerçek İslam’a isim koyacaksak şimdiden özelliklerini belirtelim; medeniyet ve teknolojiden uzaklaşmadan, insan haklarına saygıda kusur etmeden, demokrasi ile cumhuriyeti biri birinden ayırmadan, kavgayı, istismarı bırakarak belirtelim. Yalnız istismar dinde değil, dinsizliği de istismar edenler az değiller!. ALLAH’ın haram kıldıkları dışında güzellikleri yaşamanın ismi İslamiyet’tir!...

Vatan kurtarmaya ALLAH tarafından vazifeli kılınan cennet-mekan Mustafa Kemal Atatürk’ün maksadı, gayesi bu idi. Amma zemini, zamanı bu yönlü çok bekledi fakat bulamadı. Çok kerreler dile getiriyordu “dinsiz millet yaşamaz” diye.!...

Atatürk’ün yokluğunun izdırabını duyuyorum. Olsa idi neler yapmazdık birlikte? İslamiyet’in tek din olduğunu, Allah’ın varlığına inanan bütün insanların müslüman olduğunu, cümle güzelliklerin İslamiyet’in bir parçası olduğunu ve insanların kardeş olduğunu hemen, çekinmeden ilan eder, kurdu koyunla beraber yürütürdük. Bütün peygamber efendilerimizi ve getirdikleri cümle kitapları da, suhufları da kabul eder, saliklerini taltif eder, en son gelen Hazret-i Kur’an’ı da lutfen ihmal etmemelerini tavsiye ederdik. Biri birimizi kucaklar, iman edenlere yalnızca Allah’a imanı bizim ölçümüze de denk görür, çekinmeden bağrımıza basar, “kardeşim” diyebilirdik.([6])

Gazi Mustafa Kemal Paşa Atatürk -makamı cennet olsun- imanlı silah ve kader birliği arkadaşları ile karar verdiler. Şöyle ki: Mecrasından saptırılmış, dejenere edilmiş, Türkiye’deki tarikatlar, dergahlar, zaviyeler ve dolayısı ile şeyhlik, babalık, dedelik 15 sene için ağır ceza-i müeyyidelerle yasaklanmıştı. Müddeti kendi aralarında gizli tutuluyordu.

Merhum İsmet İnönü bu gerçeği izah etmişti sayın Bülent Ecevit ve arkadaşlarına.

İsmet İnönü alınan bu tarihi kararı ifşa ederek “düzeldi ise açabilirsiniz” demiştir.

(Radikal gazetesinin 28 şubat 2001 Pazartesi günkü neşriyatından alınmıştır.) ([7])

Atatürk zamanın müderris ve meşayihı Nurullah Efendi’ye şöyle izah ediyordu:

“--Efendi Hazretleri, tekke türbe ve zaviyeleri ben kapattım. ALLAH bana ömür verecek mi? Bilmiyorum. Ama şayet ömrüm olursa günü gelince bunları yine ben açacağım.”

Hakikatlerin özünü teşkil eden bu ifşaat bizzat Atatürk’ün ifşaatıdır. Şahitler huzurunda beyan edilmiştir. Diyanet İşleri neşriyatında görmek mümkün. Manen işin aslı bu. Başka türlü düşünmek hakikat dışı olur. ALLAH’ın bi-zatihi emri olan meseleleri tamamiyle kaldırmaya beşer muktedir olamadığı gibi, yaratılışındaki gücü de müsait değildir.

Nefsani duygularla bilgi ve görgü garibi yedinde her an tahribat gören ilahi kanunların aslına dönüştürülmesi için yasaklarla, beşeri cezalarla islah edip mecrasına otursun diye Hazret-i ALLAH bazı yarattığı ehil kullarını vazifeli kılar. İşte Atatürk’ün vazifesi bu idi. Her ne kadar beşeri ölçülere uymasa da neticeye bak. Gafil olma! Bugün Türk müslümanları diğer İslam cemaatlerinden daha kemalatlı iseler, hakikatleri daha iyi görebiliyorlarsa ilim, irfaniyet, medeniyet gibi güzellikleri yaşantı ve düşüncelerinde bulabiliyorlarsa, Din-i İslam’ı rahmet-i ilahinin dışında arama gafletinden kurtulabildiler ise bu rahmetin müsebbibini tanı ve bil. Nankör olma! Bu abd-i acizin görüşüne itimat edersen zarar etmezsin. 57 senelik manevi vazifemin verdiği, yanılmayan ilhamım, manevi yaşantım ve görgülerim, seyreylediğim umumun yaşantıları, yanlışlıklar manzumesi şahide gerek duyulmayan, hiç de iç açıcı olmayan ahval-i alem... ([8])

Pîr-i Gâlibî                 

H. Gâlip Hasan KUŞÇUOĞLU (k.s.)

( 1919 – 2013 )          



[1] Metafizik 1, s. 30-32.

[2] Metafizik 1, s. 27-28.

[3] Metafizik 1, s. 28.

[4] Metafizik 1, s. 29.

[5] Metafizik 1, s. 33-34.

[6] Metafizik 1, s. 181.

[7] Metafizik 2, s. 72.

[8] Metafizik 1, s. 51-52.