Pir-i Gâlibî H.Gâlip Hasan Kuşçuoğlu (K. S.) Belgeseli
Pir-i Gâlibî H.Gâlip Hasan Kuşçuoğlu ( K. S. )
 
 
Haberler
  • Pir'imizin Sohbetlerini (İstanbul Gâlibî Külliyesinden) Video Galeri Bölümünden izleyebilirsiniz.
  • Ne demek Galibilik. Dünyada yaşamayı da Allah'ın emri üzerine bilen, zamana göre yaşamayı bilen, teknolojiden, medeniyetten kaçmayan, zamana göre İslam'ın şer'i hükümlerine müdrik, katılığa kaçmadan yaşayan, Allah'tan korkutarak yaşayan değil, sevdirerek yaşayan insan demek. Pir-i Galibi
  • ‘‘Ey inananlar Yahudi ve Hristiyanların Evliyalarını Evliya edinmeyin. Onlar bir birlerinin evliyasıdır. İçinizde onların evliyalarını evliya edinenler onlardandır. Allah zalimler toplumu doğru yola iletmez. Maide 51
  • Allah'ın istisnai yaratılmış seçkin kulları Emr-i İlahinin bekçileridir. Onların bazıları İrşada, bazıları ikaza, bazıları da İslaha vazifelidirler. Atatürk İslah vazifesi ile vazifeliydi. Şahidim.
 
 
 
Hava Durumu
İstanbul
ISTANBUL
Ankara
ANKARA
Antalya
ANTALYA
 
 
Linkler
BİLMİYORSANIZ EHL-İ ZİKİR'DEN SORUN

BİLMİYORSANIZ EHL-İ ZİKİRDEN SORUN

Bismillahirramanirrahim.

Senden önce de kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını göndermedik. Bilmiyorsanız zikir ehline sorunuz.” (Nahl Sûresi, 43)

Bâzı müfessir efendilerimiz şöyle tefsir etmişler : “Biz melâikeden ve kadından Peygamber göndermedik. Eğer bilmiyorsanız erbâb-ı zikirden sorunuz.

Hazret-i ALLAH bu sûre-yi celîlede kullarına, herkesin ölçemeyeceği bir tertîb-i ilâhîyi gösteriyor: Bu tertîb-i ilâhîyi yeteri kadar bilemezsiniz. Siz bilmediklerinizi erbâb-ı zikirden sorunuz. Bu türlü ilmin sâhibidir onlar. “Âlimler anlar” diye meal ve tefsir olarak da manası doğru, fakat izah edilmesi lâzım. İlim ALLÂH’ı bilmektir. ALLÂH’ı en çok peygamber efendilerimiz bilir, evliyalar, veliler, mü’minler ve Salih kulların bilişleri kademe kademe ve derece derecedir.

Peygamber Efendimiz : “En çok ALLÂH’ı bileniniz benim buyurmadı mı? Belirtilen erbâb-ı zikir mürşittir; eşittir âlim. Ama nasıl âlim : Verâset yoluyla âlim. İnsan her türlü sâhada neye çalıştı, ne öğrendi ise o bildiğinin âlimidir, bilmediği çok şeylerin de câhilidir. Evliyâyı kabul etmeyen ilim sâhipleri ki, kevn den ileri gitmeyen, ilme’l-yakîn bilenler, yeterli değildir. Ayne’l-yakın, hakka’l-yakîn gerekli olup, mana ilmi ilm-i verâsettir. Diraset ilmi de ilimdir, amma mananın özüne gariptir!...

Onlar iyi bilirler ki, makâm-ı velâyet yalnız erkekler içindir. İmâmetlik de böyledir. Kadın ve melâikeden imam olmaz. Akâidde geniş îzâhı vardır.

Yeryüzünde halîfemi yaratacağım hitâbı” Âdem aleyhi’s-selam ve zürriyetinden gelecek olan erkeklere mahsustur. Vârisü’l-enbiyâ, evliyâ insanların irâdesine bağlı olmayıp, tamâmen ALLÂH’ın (c.c.) tertip ve tanzîmidir. Ezel-i ervahla ilgili olup, insanlar sây-i gayreti ile velî olur, makâm-ı velâyete çıkar. Bu hususta, Gavs-ı Âzam Seyyid Abdulkâdir Geylânî Hazretlerinin beyânı şöyle :

“Kişi ALLÂH’ın mü’min ismi aynasında kendini görür. Bu ayna zâhirî aynaya benzemez. Yapacağın hareketler bu aynada değişmez.”

Maddedeki sırlı ayna gibi değil. Makâm-ı velâyete çıkan kişinin irşatla vazîfe yetkisi yoktur. Evliyâ, makâm-ı velâyetten de nasîbini almış, ALLÂH’ın irşâda vazîfelendirdiği kişidir. İrşat, tertib ve tanzîm-i ilâhîdir. Bahşedilir. Şöyle ki: İzn-i icâzete sâhip mürşit tarafından tebliğ edilir. Başka türlü kimsenin salâhiyeti yoktur bu vazife beşerin aklı ve mantığının ölçüsüne girmez!..

Bu türlü vazifesi olanlar nefislerine zerre kadar bir şeyi mâletmezler. İnsan âcizdir. Bu gerçeği duyarak değil, yaşayarak bilirler. Geçmişi rahmetle ve hürmetle anarlar. Bilirler ki, istikbâli ALLAH’tan başka kimse bilmez. Sana gerekli olan haldir, bugündür. Şerîat-i Muhammedî’ye tâbi olup yaşayan bahtiyar, tevhîd-i zâtı yaşa, inşallah. Yaratılışın sırrı ilim ve irfânını başka türlü arama!...

Dîn-i İslâm’ın da özü tevhittir; bütün semâvî dinler tevhit dinidir. Dört kitabın ve suhufların da özü tevhittir.

 İlim yönünden de, amel yönünden de tevhittir. Kelime olarak “lâ ilâhe illallah”tır : ALLAH’tan başka ilah yoktur, illâ, ALLAH vardır. Bunun gayrısı şirktir. Ne kadar dilinle söyleyip, hâlinle yaşamak istiyorsan, nedîm-i ilâhî, vârisü’n-Nebî’ye, ehlullâhın terbiyesine muhtaçsın. Ehl-i halden şâir Emrah gerçekleri şöyle ifâde eder.

İksir-i a’zamdır, nutk-ı ehlullah,

Yek nazarda hâki kimyâ ederler.

Hakk’ın esrârından onlardır âgâh,

Velâkin sûrette ihfâ ederler.

 

Hakâretle bakma dervişanlara,

Köhne aba giyen ârifânlara.

Vârisü’l-enbiyâ denmiş anlara,

Mürde gönülleri ihyâ ederler.

 

Emrâh-ı cehdeyle, kâli hâl eyle,

Kâl ehl-i olandan infisâl eyle.

Erenleri bul da imtisâl eyle,

Seni de vâsıl-ı Mevlâ ederler.

 Muhtaç Olduğumuz Kardeşlik 177 - 179 Sayfalar.